Dayan be gönlüm!. Bîçâre değilsin Yaradan sana yâr. Kimsesiz değilsin, yanında "Kimsesizler kimsesi" var! Biliyorum! Sığmazsın hiç bir yere bu sevdayla, dünya sana dar! Ama dayan gönlüm! Dayan ki her gecenin mutlaka bir sabahı var!.

Archive for Aralık, 2007

S.IHSAN EROL(ALLAH DOSTLARI

gul_resmi[1]

                                                             

Evliyanın kalplerini ilim ve marifet nuruyla aydınlatan yüce Allah’a hamd olsun. O’nun sayısız salavat ve selamı Hz. Muhammed (s.a.v) efendimizle o’nun şerefli ehli beyt’i ve kıymetli ashabı’nın üzerine olsun. Allah bizleri resuli Ekrem efendimizin(s.a.v) şefaatinden ve varisleri olan rabbani alimler vasıtasıyla bize ulaşan yolundan ayırmasın.

Bilinmelidir ki Görevlilerde ki maksat,dünya Görevliliği değildir, Görevlilik manevi bir rütbe bir makam da değildir. Görevlilik sadece mürşid uygun gördüğü için verilen bir görevlendirmedir. Böyle olmakla birlikte Görevlilik çok büyük bir nimettir. Çünkü Görevli olan kişi, insanların irşadına ve ümmeti Muhammed’in de hidayetine vesile olmaktadır. Resulü Ekrem Efendimiz (s.a.v) hz. Ali efendimize (r.a) hitaben şöyle buyuruyor; Ya Ali bir insanın hidayetine vesile olman kırmızı deve sürülerini sadaka olarak bağışlamandan daha hayırlıdır. Ama, vekalet görevinden hem Görevliin, hemde başkalarının faydalanabilmeleri için bazı şartların bilinmesi ve gereğinin yerine getirilmesi gerekir. Bunların en önemlileri şunlardır;

Pusulamız Kur-an ve sünnete dayanan ilim olmalıdır.
Hidayetin ancak Rabbimizden olduğunu bildikten ve niyetimizi sağlam tuttuktan sonra yapmamız gereken üçüncü vazife, insanların eline bir klavuz, bir pusula verebilmektir. O pusula da kur-an ve sünnete dayalı ilimdir. Özelliklede birer mümin olarak bizlere vazifelerimiz öğreten akaid ve fıkıh ilmidir.
Fıkıh Allah’ı
n kitabında ve Resuli Ekrem’in (s.a.v) sünnetinde bizden istenen kulluğun bilgisidir. Nelerin abdesti bozduğunu ve nelerin necis olduğu bilmedikçe ameller sağlam olmaz. Abdest sağlam olmalı ki namaz güzel olsun. Nelerin orucu bozduğu iyi bilinmeli ki boşuna açlık çekilmesin. Hz. Peygamber efendimiz(s.a.v) kadın ve erkek her Müslümana ihtiyacı miktarınca ilim öğrenmek farz dır buyuruyor. Bu farzı evvela bizim yerine getirmemiz, sonra başkalarının bu farzı yerine getirmeleri konusunda gayret sarfetmemiz gerekir.

flowers_221

Her türlü fitneden uzak durmalıyız. Son olarak büyük bir titizlik göstermemiz gereken konu; her türlü fitneden uzak durmaktır. Fitnenin en büyük kaynağı senlik benlik davasıdır. Fitne öyle büyük bir yıkım ve günahtır ki; Rabbimiz ‘fitne öldürmekten daha büyük günahtır’ buyuruyor.
Cemaat içinde ve ülke genelinde birlik ve beraberlik içinde yaşayabilmemizin tek şartı fitnelerden uzak durmak ve yüce dinimizin birleştirici ikliminde bütünleşmektedir. Hangi isim adına olursa olsun hizipçilik,ayrımcılık yapıldığı sürece ne kendi nefsimize ne de başkalarına faydamız olur. Bu tarz davranışlardan Rabbimiz de hoşnut olmayacaktır. Allah katında en üstün olanınız en muttaki olanınızdır ilahi fermanı gereğince hareket etmedikçe fert ve toplum olarak kurtuluşa ermemiz asla mümkün değildir.

Mümin rahmete yönelmiş kimsedir. Allah’ın rahmeti, sevgisi destek ve feyzi hak yolda birlik ve dirlik içinde olan kimselerin üzerinedir. En tehlikeli günah, bir mümini din ve hak yolu hakkında fitneye düşürmektir. Bir insanı hak yolda giden mürşidi ve cemaatı hakkında şüpheye düşürmek, kalbini bozmak, yolunu engellemek de ölümden kötü bir fitnedir. Şeytanın en sevdiği iş Allah için birbirini seven iki kimsenin arasını bozmaktır. Bu iki kimse bir aile olabileceği gibi, Allah yolunda giden iki müminin de olabilir. Ara bozmak münafıkların amelidir. Affetmek, hayra yormak, tevazu göstermek,kardeşinin iyiliğini istemek de samimi müminlerin sıfatıdır. Gerçek sofilik çekilen zikirle değil yaşanan ahlakla ölçülür. Çektiği zikir kalbine ilaç olan, hatme ve hizmeti kendisine fayda veren kimse, herkese rahmet olur. Çükü yğce Allah’ı çok zikreden kalp, Allah’ı tanır,sever ve ona sevilmenin derdine düşer. Yüce Allah’a sevilmenin yolu,rahmet ahlakı üzere olmaktır. Bu ahlak; hz. Resulullah’ı
n(s.a.v) bir ömür boyu insanlığa sunduğu ahlak’tır. Bütün velilerin aşkı o ahlak üzere olmaktır.

flowers_221

Hak yolunu nefsi için, dünyevi menfaatleri için insanların arasında fitne çıkarmak için kullanmak isteyenlere, bu yol müsaade etmez. Bu konuda büyükler şu uyarıda bulunmuştur. Bu tasavvuf yolu beyaz bir perde gibi tertemizdir, leke kabul etmez. Bu yolu Allah için güzel kullananları ya Allah rızasına ve cennete götürür onu. Kirletmek ve kötü emellerine kullanmak isteyenleri yol kabul etmez dışarı atar. Allah’a gitmek isteyene yol bellidir, aksine giden kimse bütün hayırlardan mahrum kalır. Allah teala hepimizin yar ve yardımcısı olsun.
Yüce Allah yolunda, mürşid tarafından görevlendirilmiş, mürşidin zahiren bulunmadığı beldelerde belli ve sınırlı vazifeleri yapmakla yükümlü bazı müridler vardır. Bu görevlilerin vazifeleri, bu yükümlülük onlara verilirken güzel bir tarzda onlara aktarılmış ve izah edilmiştir.
Ne yazık ki, zamanımızda bu görevliler yüklendikleri asıl sorumlulukları unutuyor, üzerlerine vazife olmayan işlere karışıyorlar. Müdahale etmeye yetkili ve bilgileri olmayan olaylara müdahale ediyorlar. Fakat, bu olayların bu şekilde gelişmesinde sofilerinde çok hataları olmaktadır. Sonunda maalesef sofi sofiliğini, görevlide görevini unutup, büyük yanlışlara düşüyorlar.
Sofiler kendilerinin kim olduğunu, kimi nasıl tanıyıp, nasıl davranması gerektiğini unutunca; mürşidlerine karşı edebide çiğniyorlar. Sonrada vazifelileri büyük görmeye, ve onların müstahak olmadığı niyet ve davranışlarla, vazifelilerinde doğru yoldan kaymasına sebep oluyorlar.
Vazifeliler, sofilerin böyle davranışlarını gördükçe kendilerini büyük görmeye başlıyorlar. Kendilerini ulaşmadıkları halde, bir olgunlukta sanıp şeytanın sinsi tuzaklarına yakalanıyorlar. Görevliler bu şekilde kendilerini kaybediyorlar ve kesinlikle karışmamaları gereken konulara ve işlere karışmaya başlıyorlar. Hem kendilerini, hem de sofileri yakıyorlar.

flowers_221

Bilinmelidir ki, vazifeliler, âlim(din âlimi) değildirler. Şimdi size başımdan geçen acayip bir olayı anlatmak istiyorum. Bir gün bir sofi yanıma yaklaşıp soru sormak istediğini söyledi. Bende izin verdim. Bir olaydan bahsetti ve işin halinin şöyle mi yoksa böyle mi olacağını sordu. Bende ‘öyle değil sofi’ dedim. Cevabı alınca sofi hemen itirazı bastı ve ‘ seyidim, ama görevlimiz öyle söylemedi’ dedi. Bende ona ‘ o zaman git ve görevlinize sor’ dedim.
Bakınız, sofi ile görevli arasında hiçbir fark yoktur. Kesinlikle yoktur. Bir gün başka bir sofi de bana şunu sordu; ‘seyyidim, görevlilerimizin elini öpebilirmiyiz?’ Kurban görevli olduğu için değil, büyükse öpebilirsin. Büyüklerin ellerini öpmek edeptendir. Lakin, bir insan sadece vazifelidir diye, eli asla öpülmez, sizde öpmeyin. Bu hadise vazifelilere büyük zarar veriyor. Şöyle ki kendilerinde bir hal, bir makam olduğunu zannetmeye başlıyorlar. Sonra sofilerde onları o gözle görüyorlar,böylece iki tarafta yanıyor.
Vazifelinin olmasından maksat ihtiyaç vukuu bulmasıdır. Bir şehirde vazifeli yoksa; akıllı bir adama vazife verirler, bütün olay bundan ibarettir. Başkada herhangi bir özelliği yoktur. Aslında vazifelileri maalesef sofiler yanlışa düşürüyorlar. Onlara karşı nefsin hoşuna gidecek tavırlar sergiliyorlar. Bu hareketler kesinlikle yanlıştır. Sofi, sofiye edep tutmalıdır. Ancak büyüklerin eli öpülmelidir. Güzel ahlakı herkes sever.
Hocam bir gün Almanya’da vazifeli olan bir sofiyi görüyor ve onu ikaz ederek diyor ki; ‘ sakın kendini bir şey sanma! Sen sadece bir köpeksin.’ Bu ikaz, vazifelinin son derece zoruna gidiyor. Bu durumu fark eden hocam devam ediyor; ‘ çoban büyüğümüzdür,koyunlardan da maksat sofilerdir, vazifelilerde koyunları kurtlara kaptırmamak için görevlendirilmiş vazifeli köpeklerdir.’ Fakat bu zamanda, ne yazık ki, koyunları kurtlar parçalamıyorlar, bilakis köpekler parçalayıp yiyorlar.


Vazifelinin en başta gelen görevlerinden birisi,mürşidin sevgisi ve muhabbetini sofilere vermeye çalışmasıdır. Vazifeliler ne yazık ki bu gün mürşidlerinin sevgisini işlemek yerine kendi sevgilerini ön plana çıkarıyorlar. Sofiler, sadece kendi mürşidlerinden fayda aldıklarını kesinlikle bilmek zorundadırlar. Sofilere, vazifelilerden hiçbir fayda ulaşmaz. Diğer evliyalardan da sofilere bir fayda ulaşmaz. Sofiye ancak ve ancak kendi mürşidinden fayda gelmektedir. İşte vazifeliler bu gerçeğe sürekli parmak basmak zorundadırlar. Sofi içinde, vazifeli içinde en güzel, en faydalı menfaat bu prensipte çizilidir.


flowers_221

Bilinmelidir ki görevlinin tek vazifesi, tevbe vermektir. Bunun haricinde başka bir şeye malik değildir. Sofiler, sakın kalbinizin adresi şaşmasın. Sonra dünyanız bom boş kalıverir. Bazı vazifeliler, maalesef sofilerin dünya ve ahretlerini yakıp yıkıyorlar. Bilinçsizce, cahilce, mürşidin talimatları dışına çıkarak, sofilerin derslerini artırıyorlar. Ders çok fazla artınca da kalp dayanmıyor, sonrada sofi hasta oluyor.  Hatta akıl sağlığını yitirip deli oluyor. Böylece dünya ve ahiret küle dönüyor. Dersin ilaç gibi olduğu bilinmelidir. İlaç ancak doktorun verdiği dozajda alınırsa fayda sağlanabilir. Yoksa doktorun reçetesi dışına çıkılıp ta, eksik veya fazla alınırsa fayda kesinlikle zarara döner, Fayda asla hasıl olmaz. İşte mürşidin talim ettirdiği derslerde böyledir. Mürşit ne derse vazifelilerde o yolda gitmelidirler. Eğer, hala kendi kafasına göre giderse büyük hatalar oluşur. Sofilerden çetin ahlar alınır, kim böyle yaparsa bu ahların ceremesini onlar çekerler.


Bir de vazifeliler çok rüya yorumu yapıyorlar. Kesinlikle olmaz, sofilerinde dikkatli olması gerekir. Vazifeliler sizin gibidirler, onları asla büyük görmeyin. Rüyalar çok önemli olabilir. Vazifelilerde genelde yanlış rüya yorumları yapabiliyorlar. Ben hayatta hiçbir vazifeliye rüyamı anlatmam. Hem de anlatılmamalıdır. Sofilere çok yazık oluyor, çünkü; rüya kuşun dili gibi dir, bir kere ağızdan düştü mü, daha yakalamanın, telafi etmenin mümkünü olmaz. Bir gün bir sahabe efendimiz rüyasında evinin yandığını görüyor. Camiye giderken rastladığı bir arkadaşına rüyasını anlatıyor. O sahabe efendimiz de kendisine göre rüyada bir yorum yapar ve ; evinin yandığını söyler. Onun yanından ayrıldıktan sonra camiye varan sahabe efendimiz rüyasını orada da Peygamber(s.a.v) efendimize aktarır. Peygamber (s.a.v) efendimiz ona rüyasını herhangi birine anlatıp anlatmadığını sorar. O da yolda gelirken bir sahabeye anlattığını haber verir efendimize. Efendimiz (s.a.v) sorulanın rüyaya nasıl bir yorum getirdiğini anlatmasını ister. Sahabe efendimiz de arkadaşının rüyasını evin geröekten yandığına yorduğunu söyler.  Bu cevap karşısında Peygamber (s.a.v) efendimiz o sahabeye; evine git, evin yanmaktadır’ diye karşılık verir.
Bu hadis-i şerifte görüldüğü üzere, rüya yorumlamak insan hayatını gerçekten çok fazla etkilemektedir. Rüya ile ilgili, herhangi bir ehil olamayan şahsın bile, ağzından çıkan ilk yorum çok çok önemlidir. Yani rüya ile ilgili ilk yorum neyse genelde o çıkmaktadır. Onun için rüyalarımızı gerçekten ehil, alim ve veli insanlara anlatmamız gerekmektedir. Bu sahabe efendimiz rüyasını ilşk önce Peygamber(s.a.v) efendimize anlatsaydı, efendimiz (s.a.v) o kişinin hayrına bir yorum yapacaktı. Mesela ev dünyaya alamettir. Dünyayı arzulayan ise senin nefsindir. Nefsin ölmüştür, yanmıştır diye bir yorum yapılabilirdi. Rüya neye yorumlanırsa o çıkmaktadır.

flowers_221

Şimdi bir rüyamı sizinle paylaşmak isterim; rüyamda Peygamber efendimiz(s.a.v), sahabeler ve Allah dostları bir arada oturuyorlardı. Meclislerine bir zat geldi. O gelince Peygamber(s.a.v) de dahil hepsi ayağa kalktılar. Bu gördüğüm hale rüyamda bile inanamıyordum. Peygamber(s.a.v) nasıl olurda o zat için ayağa kalkardı. Kalktığımda hala bu rüyanın etkisindeydim ve olanlara akıl erdiremiyordum. Peygamber(s.a.v) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurdu; ‘Benim şeklime rüyada, şeytan dahil hiç kimse giremez’. Rüyamı gidipte bir cahile anlatmadım. Gittim gavsımıza anlattım. ‘İ

nşallah hayırdır’ buyurdular. Biraz rahatlamıştım. Ama hikmetini anlamak istiyordum. Rüyamı hocama anlattım, hocam ‘ çok güzel rüya görmüşsün’ dedi. ‘Anladım hocam ama hikmetini öğrenmek istiyorum’ dedim. Hocam; ‘ kitapta gördüm, peygamberimiz(s.a.v) birisi için ayağa kalktımı, dünyada herkes o gavs için ayağa kalkacak demektir’ ve şu anda da öyledir, çünkü peygamber(s.a.v) den daha büyük bir zat yoktur. Görevlilerin karıştığı, karıştırdıkları bir başka önemli mesele daha var. O da evliliktir. Bu işe niçin karışıyorlar bir türlü anlamıyorum. Kendilerini ne sanıyorlar, büyüğümüz bile bu işe karışmıyor ki. Bu gerçekten çok yanlış bir olaydır. Pek çok yanlışlıklara, sıkıntılara ve şerlere sebep olabilmektedir. Bakınız, sakın sofilerin evliliğine karışmayınız. Bu işin çok hayrı olduğu gibi, pek çok şeride vardır. Bu iş Mekke gibidir, gitmesinin çok sevabı olduğu gibi, kalmasının pek çok zorlukları ve büyük günahlara açılan bir çok imtihanları vardır. Ve çok takva sahibi Müslümanlar, korkularından Mekke’yi çok sevdikleri halde bırakıp kaçtılar. İşte bizde vebal altına girmemek için, kendi hayrımız için evlendirme işinden uzak duralım.

flowers_221

Büyüğümüz her zaman şöyle buyurmaktadır; ‘ erkek ve bayan birbirinden razı ise inşallah dua ederiz’. O zaman bu görevliler bu hakkı nereden buluyorlar da, sofilerin evlenme işlerine burunlarını sokuyorlar. Bu cesaretin kaynağı nedir, diye hiç düşündünüz mü acaba? Şu görevli bana şu kişi için çok iyi dedi, öyle öneride bulundu. Başlangıçta çok güzel gözükmekte ama çok çok yanlıştır. Çünkü; belli bir zaman aradan geçince, rızasızlık baş gösteriyor, ve işte tam o anda felaket ortaya çıkıveriyor. ‘Falan görevlinin önerisiyle evlendim, nasıl olurda böyle birini biz tavsiye edebiliyor? Diye feeyat etmeler baş göstermeye başlıyor.
Böyle şeyler, her yerde,her zaman olabilir. Eğer görevliyse, görevlinin vazifesi, evlendirmek, rüya tabir etmek değildir. Bu kesinlikle bilinmelidir. Görevlinin vazifesi, mürşidi tanıtmak, kurttan korumak için gayret sarf etmektir. Arıca, mürşidine ulaşamayan sofilere de yardımcı olmaktır. İşte görevlilerin hataya düşmeleri, bu anlattığımız sorumluluk sınırlarının dışına taştıkları zaman başlar. Ayrıca cehalet, ve Allah korkusunun yokluğu veyahut azlığı yanlışlara sebebiyet vermektedir. Sofilerin cehaletlide bu korkunç yanlışlığın en önemli kaynaklarındandır. Bu anlattıklarımızın dikkate alınması önemle rica olunmaktadır. Mürşid nedir, sevgi kime aittir,edep kime tutulur,kimden fayda alınır? Sorularının cevaplarını bu küçük sohbetimizde anlatmaya gayret ettik. Artık geminin kaptanını iyi bilmek lazımdır. Bu anlatılanlar hem erkekler için hem de kadınlar için tamamıyla geçerlidir.
S.Ihsan Erol
Kaynak Belirtmeden Yayınlamak Yasaktır.

Kaynak Nedir ?: Her hakkı saklıdır © www.kasriarifan.com

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN
          who's online      

S.YAKUP EROL (TEMIZLIK)

gül gül gül gül

Bizi yaratan Allah’ a hamd, rasulüne salat ve selam olsun.
Ümmeti Muhammedi bu çileli dünyanin pis ve kötü kokularindan arindirip Rahman ve rahim olan Allah’a
gülkokulu yollardan götüren Gavsi Sani Hazretlerinden(k.s)’ den Allah razi olsun.
Bu ayki konumuz temizlik.
Temizlik her müslümanin uymasi gereken, islamin 5 sartindan biri olmasada, yasam hayatimizda çok önemli
yere sahip olan mühim bir konudur..
Yüce dinimiz islam, temizlige çok büyük önem vermekte ve "Temizlik Imandandir" sözü ile tasdik etmektedir.
Müslümanlik, temizlige büyük bir önem vermistir. Taharet olarak din kitaplarina yerlesmis olan bu önemli fiil
maddi ve manevi kirlerden arinmak demektir.
gülgülgülgül
Toplumda alisageldik ve güncel bir konu olmasada dinimizde çok önemli paya sahiptir. Ki bir kisim ibadetlerin
sartidir misal; abdest alirken, tövbe alirken…
Temizlik adeta islamin çok küçük ama çok önemli bir anahtaridir
Bir hadisi serifte peygamber efendimiz " Namazin anahtari, Temizliktir.." buyurarak temizligin önemini vurgulamistir
Temizlik bulunmadikça bu ibadetler yerine getirilemez.Ibadetleri yerine getiremeyincede kul Yüce Allah’in
manevî huzuruna giremez. Hal böyle olunca kisi mutlu olamaz ve hayattan zevk ahirette ise huzuru bulamaz.
Kur’an-i Kerim’de: "Orada tertemiz olmak isteyen kimseler vardir. Allah da tertemiz olanlari sever" hükmü beyan buyurulmustur.
Yine Kur’an-i Kerimin Fatir Suresinin 5.Ayetinde "Ey insanlar! Allah’in vâdi gerçektir, sakin dünya hayati sizi aldatmasin
ve o aldatici (seytan) da Allah hakkinda sizi kandirmasin!" buyuran yüce rabbimiz. Insanoglunun en büyük düsmani olan
seytanin aldatmacalarina karsi daha dikkatli olmamizi emretmistir.
Temizlik haktan, pislik seytandandir.
gülgülgülgül
1400 sene evvelden Peygamberimiz (sav) bizlere Taharet almamizi, abdest almamizi, gusul etmemizi,
Misvak ile dislerimizi temizlememizi, güzel kokular sürmemizi bizlere emretmistir.
Gayri müslim ülkeler ise daha henüz yeni yeni temizlige alisiyorlar.
Daha bundan 100 sene önce Avrupada evlerin içerisinde tuvalet ve banyo bulunmuyordu. Ancak sabahlari ellerini ve
yüzlerini yikiyorlardi, aydan aya vucutlarini bir islak bez ile siliyorlardi.
Paris’de zenginler kendi vucut kokularini bastirmak için Parfüm kullaniyorlardi.
Bizler sansliyiz neden sansliyiz çünkü kendi öz kültürümüz pis kalmamiza müsade etmiyordu.
Allahu teala kullarina o kadar rahmetli ki kullarini kendi yagdirdigi su ile yikiyor.

gülgülgülgül
"Allah, üzerinize gökten yagmur indiriyor; onunla sizi pisliklerden temizlesin, diye…" (el-Enfâl, 11).
Bir müslüman eger gerçekten ben müslümanim ve müslüman olarak yasayacagim diyorsa. Abdestli ve temiz gezmelidir.
Dinin diregi olan namaz temizlik olmadan olmaz, zaten namaz kalan asla pis olmaz. Düsünün namaz kilan
günde en az 4 kez abdest alsa zaten temizlenir. Hem zahiri hem batini.
Islamda temizlik hayatimizda o kadar çok önemli bir yere sahiptir ki. Allahu tealanin emirleri bizzat temizlige
isarettir.
Misal gusül alirken bedeni tamamen yikamak zorundayiz. Abdest alirken yüzümüzü, kollarimizi, ayaklarimizi, basimizi,
ayagimizi yikamak zorundayiz bunlardan biri eksik olsa aldigimiz abdest sahih olmaz böylelikle ibadetlerimiz olmaz.
Ibadetsiz gönülde ne kadar temiz olsa allah katinda zerre-i miskal temiz dereceye sahip olmaz.

gülgülgülgül
Temizlik hadis-i seriflerde, ayetlerde defalarca zikredilmis ve bu konu üstüne yüzlerce eser yazilmis olmasina ragmen
toplum olarak gerçek amaça yönelik yapilmiyor. Insan ne kadar temiz olursa olsun eger bir insan abdest almiyorsa
eger bir insan namaz kilmiyorsa, eger bir insan allah için oturup sure okumuyorsa o insanin temizligi kime fayda verir.
Temiz olalim ki, manevi koku zahiri kokuyu sarsin. Insanlar dis kokuya önem verir hale geldi.
Oysaki her güzel kokan temiz degildir. Çünkü o günümüzde o kadar çok temiz niyetle pis kokular süren var ki
zehiri gül ile süsleyip kullaniyorlar. Zahiri temiz olalim derken maneviyatlarini kirletiyorlar.
Rasullah efendimizin hadislerde isaret ettigi güzel kokulardan maksat has kokulardir, gerçek kokulardir.
Içine alkol vb. haram maddeleri karistirarak süslü zehirler degildir.
gülgülgülgül
Temiz olun, ümmette pis kokmayin. Eger bir insana islami bir mevzuyu anlatmak istiyorsaniz ilk önce maneviyatinizin
temiz olmasi lazim. Çünkü insanlar manevi kokuya gelir.
Insan disini temizlemekle yetinmemeli yukardada bahsettigim gibi içinide temiz tutmali.
Çünkü "TEMIZLIK IMANDANDIR".
Müslüman, kalbini kötü duygu ve düsüncelerden, bedenini ve çevresini de temiz olmayan seylerden arindiran kisidir.
Yüce Allah (c.c.) buyuruyor ki:
"Süphesiz ki Allah, çokca tevbe edenleri ve iyice temizlenenleri sever."
Ve unutmayalim ki Rasulallah (s.a.v) efendimiz bir hadis-i serifinde söyle buyurmustur :
"Müslümanlik temizdir, kirsizdir. Siz de temiz olun, temizlenin, Zira cennete temizler girer."

Allah sizden razi olsun. Gelecek ayki sohbetimizde görüsmek üzere.
S.Yakup Erol
Kaynak Belirtmeden Yayınlamak Yasaktır.kaynak kasrı arıfan 

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN
          who's online      

Etiket Bulutu