Dayan be gönlüm!. Bîçâre değilsin Yaradan sana yâr. Kimsesiz değilsin, yanında "Kimsesizler kimsesi" var! Biliyorum! Sığmazsın hiç bir yere bu sevdayla, dünya sana dar! Ama dayan gönlüm! Dayan ki her gecenin mutlaka bir sabahı var!.

Archive for Nisan 1, 2008

BERABER OLUNANDAN ETKİLENME HAKKINDA;

 
gül_7
 
Gavs-ı Azam S. Abdülhakim k.s. bir sohbetinde buyurdular ki; 
Nuh a.s. Ulul azam bir peygamberdir. Onun oğlu, kötü kimselerle arkadaşlık ettiği için
tufan kopacağı zaman babası, onu gemiye binmek için çağırdığı zaman arkadaşlarından
ayrılıp gelemedi. Onların arkadaşlıkları kalbinde onlara bağlayan bir bağ oldu.
 Onlardan kopup ayrılamadı. Tufan koptu. Gemiye binmedi ve boğuldu.
 İmansız gitti. Bir peygamber evladı olduğu halde, kötü arkadaşa kalbini bağladığı
için ve onlardan ayrılamadığından imansız gitti. Kötü arkadaş,
bir peygamber evladının imansız gitmesine sebep oldu.
Öte yandan, Eshab-ı Kefh’in köpeği kıtmir, onlarla beraber olduğu için onlardan
ayrılmak istememesinden, onlar gibi cennetlik oldu.
Köpek necis bir hayvan olduğu halde iyilerle arkadaşlık ettiği için Allah’ ü
Teala onu iyiler gibi yaptı. Cennetlik oldu. Demek ki, iyilerin arkadaşlığı insanı
 iyiler sınıfına sokar. Kötülerin arkadaşlığı da insanı kötüler sınıfına sokar.
 Bunun için Resul-i Ekrem s.a.v. buyurmuştur ki; “ Kişi, dostunun dini üzeredir.
 O halde, herkes kiminle arkadaşlık ettiğine baksın.” Diye sohbet etti.

DERVİŞLE OTURMANIN KIYMETİ;

Pir-i Şebuy; ( Muhammed bin Ömer) ( Ebu Ali Dekkak hz. Arkadaşı Buhariyi
ezbere bilirdi, zamanının büyürlerinden) Bir zamanlar yaz günlerinden gayet sıcak
bir gün idi. Alami toz kaplamış idi. Pir- in gitmek üzere olduğunu gördüler.
“ Ey Şeyh” nereye gidiyorsun? Dediler. Pir, “ Falan dergah’ a (hankap) gidiyorum
ki orada dervişler vardır. Ben orada oturayım.
 Orada dervişlerin üzerine bir günde yirmi defa rahmet yağar.
 Bilhassa kaylüle (öğle uykusu) zamanı gidiyorum ki, gidip orada kaylule edeyim.
 (Kaylule uykusu sünnettir.) belki o rahmetten benim de üzerime yağar.”
Dedi. Ulular demişlerdir ki:
 Sen. Onların içinde geçin kendini onlardan ve onların dostlarından göster.
 Her ne kadar, ne şekilde onlardan olmadığını bilirsen de;
Aşıklar ile otur ve aşkı eyle ihtiyar.
Her kim ki aşka kul değil, olma onunla yar!

İbrahim Ethem k.s. buyurdu; 
“ Bir gece rüyamda şöyle gördüm. Bir melek elinde bir defter tomarı tutarak
 bir şeyler yazıyordu. “ Ne yazıyorsun? Dedim.
“ Onun dostlarının adını yazıyorum” dedi. “ benim adımı da yazdın mı? Diye sordum.
“ Yok” dedi. “ Ben onlardan değilim. Onun dostu da değilim. Ama dostlarının dostuyum.” Dedim. Ben bunları söylerken bir melek daha geldi. “ Tomara tekrar başından başla” dedi.
“Bunun adını tomarın başına yaz ki, benim dostlarımın dostudur.” Dedi.

Ebu Abbas Ata buyurdu; 
“ Ona yapışmaya kadir değil isen, dostlarına yapış. Her ne kadar mertebede onlara yetişemezsen de, onlar sana şefaatçi olurlar.”
Hadis-i Şerif; “ Müşriklerle bir çatı altında oturmayınız ve onlarla bir arada
oturmayınız ve onlarla bir arada durmayınız. Kim onlarla oturur ve beraber bulunursa,
 o onlardandır bizden değildir.” ( Tirmizi, Siyar 42)
Bursevi ( Ruh’ ul Beyan, 7 – 80,81 ) bu hadis-i şerifi şöyle açıklıyor.
 Yani müşriklerle bir yerde oturmayınız. Aynı mecliste toplanmayınız ki
beraberlikten dolayı onların kötü ahlakı size sirayet etmesin ve
 çirkin halleri size bulaşmasın.

Beraberliğin tesiri hakkında menkıbeler; 

Leon isimli hristiyan dergahta kalınca Müslüman olması.
Leon isimli hrıstiyan askeri, İznik’teki konsülünün emriyle Selahaddin
 Eyyübi veUrfa valisi Zengi Ata’ yı katletmek için yola çıktı.
Leon bu suikastı başarırsa İznik konsülü kendisine on bin altın verecek.
 Leon Arslan isminde bir Türk kılığına girdi
,ve Harran ovasında Hayat Bin Kays hazretlerinin tekkesine misafir oldu.
 O misafirlik esnasında iman etti. Ne varki Selahattin Eyyübi ile Zengi Ata’ yı
 öldüreceği zehirli hançer kaza ile kendisine battığı için şehit oldu.
Bunun üzerine Hayat Bin Kays ks. Şöyle buyurdu. 
”Kim Salihlerle oturur kalkarsa, ne kadar kötü niyetli olursa olsun o Salihlerin
 hürmetine Allah ona hayırlar nasip eder. Bu gün çok üzgünüm, çünkü bu zat iman etti de aramızda uzun zaman kalamadı, çok sevinçliyim. Çünkü Selahattin Eyyubi gibi yüksek bir mücahid ve kumandanı katletmek üzere gelen bir hristiyan suikastta bulunacağı zehirli hançerin kaza ile kendisine batması ile ve oradaki kemal sıfatları görmekle
 iman ile müşerref olduktan sonra şehit olarak vefat etti.
Ebu Abbas Nihavendi k.s. ( Nakledilir ki; 
Rum diyarındaki bir hristiyan “ Müslümanlar arasında çok miktarda firaset sahipleri var”
 diye işitmiş imtihan maksadıyla oradan kalkıp Bağdat’ a gelmiş, sırtına bir hırka
geçirmiş kendini sofiler kılığına sokmuş, eline bir asa almış ve Ebu Abbas Kassab ın
hankahına gelmiş, hankaha ayak basınca, sert bir kişi olan şeyhin gözüne çarpmış.
 Ebu Abbas Nihavendi nen hankahına yönelmiş ve orada konaklamış. Görevliler, şeyhi durumdan haberdar etmişler ama şeyh ses çıkarmamış. Hristiyan, onun huyu hoşuna gittiğinden orada dört ay kalmış hankahtakilerle dost olup, namaz kılmış dört ay sonra
gitmek üzere ayakkabılarını ayağına giymiş ve o vakit şeyh yavaşça kulağına! 
– Gelip dervişlerle ekmek yedin, su içtin, onlarla arkadaş oldun,
 sonrada geldiğin gibi gidiyorsun,yani, bigane olarak geldin,
 bigane olarak gidiyorsun (Aşina olman gerekmezmiydi?) civanmertlik bu değildir
, diye fısıldadı. Bunun üzerine hristiyan hemen Müslüman olup oraya yerleşti.
 İşe mertçe girdi. nihayet işi o hale ulaştı ki, şeyh vefat edince müridler
ittifakla kendisini şeyhin yerine getirdilerhttp://www.menzil.net

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online      

 

“şeyh” ve “mürid

 
 
alialas-kayanyildiz4cf3518balialas-kayanyildiz
Tasavvufa göre “şeyh” ve “mürid” kavramlarına
 açıklık getirir misiniz?

Şeyh, yol gösteren arif kişi,mürid ise, şeyhe bağlı kimse
anlamındadır.
Şeyh (mürşid), insanları halktan Hakka ulaştırmada
 bir rehber, bir kılavuzdur.
Okulda hoca ne ise, dergâhta mürşit de odur. Hoca,
 daha çok akla hitap eder.
Mürşit ise, ruhla meşgul olur. Mürşidin yüzü nuranî,
 sözü Rabbanîdir. 
Mürşide, şu zâviyeden bakmak isabetli olacaktır:
“Üstad ve mürşid,
014km3
 masdar ve menba telakki edilmemek gerektir.
Belki mazhar ve ma’kes olduklarını bilmek lazımdır.
Mesela, hararet ve ziya, sana bir ayine vasıtasıyla gelir.
Sende, güneşe karşı minnettar olmaya bedel, ayineyi
masdar telakki edip,güneşi unutup, ona minnettar olmak
divaneliktir.Evet, ayine muhafaza edilmeli, çünkü mazhardır.
 İşte, mürşidin ruhu ve kalbi bir ayinedir.
Cenab-ı Haktan gelen feyze ma’kes olur.
Müridine aksedilmesine de vesile olur.
 Vesilelikten fazla feyiz noktasında makam verilmemek lazımdır.”
“Vesile” kelimesi üzerinde kısaca durmakta yarar görüyoruz.
“Allah’a bir vesile arayın” (Maide Sûresi, 35) ayeti vesileyi emreder.
Vesile, Allah’a kurbiyete (yakınlığa) sebep olacak şeylerdir.
 Mesela, İlâhi emirleri yapmak, günahları terk etmek gibi…
Keza, salavat Resulullah’a ulaşmaya bir vesile, Resulullah ise,
 Rahman’ın rahmetine bir vesiledir.
014km3 
Doktor, nasıl şifaya vesiledir, fakat şifa Allah’tandır.
Onun gibi, mürşid dahi İlâhi feyiz ve hidayete bir vesiledir.
 Hidayet Allah’tandır.  Müridin şeyhine kalbini bağlaması,
 onda fâni olması, tasavvufî ifadesiyle fena fiş-şeyh;
 fena fir-resul ve fena-fillaha vasıta olmalıdır. Yani mürid,
şeyhinde fani olmak halinden Resulullah’ta fani olmaya yükselmeli,
 o makamdan da Allah’ta fani olma derecesine çıkmalıdır.
İlim ehli insanlardan istifade, irfan sahibi mürşitlerden ise,
istifaza edilir, feyz alınır. Kâmil mürşitlerin huzurunda duyulan
 huzur,bir feyz tecellisinden ibarettir.
“Onların nefesi, gayb âleminin baharındandır.
Onun tesiriyle, gönülde ve canda yeşillik ve tazelik husule gelir.”
Bir üstada merbutiyet, bir şeyhe bağlılık güzel olmakla beraber, bu bağlılık insanı, “şeyhim beni kurtarır” şeklinde bir tembelliğe sevk etmemelidir. Nitekim, peygamber hanımı olmak Hz. Nuh ve Hz. Lut’un
 hanımlarına yetmemiş (Tahrim Sûresi, 10), peygamber oğlu olmak Nuh’un oğullarından birisi için fayda sağlamamıştır. (Hud Sûresi, 45-46). Cenab-ı Hak, Nuh’un oğlu için “O senin ehlinden değil.” demektedir. Şüphesiz bu, neseb itibariyle değil,inanç yönündendir.
014km3
Hz. Peygamberin, kızı Fatıma’ya “Ey Fatıma!
Amelinle kendini ateşten kurtar. Yoksa ben de seni kurtaramam!”
 şeklindeki hatırlatması, cidden anlamlıdır.
Beyazid-i Bistami, “Kürkünüzden bir parça verseniz de, teberrüken
 üzerimde taşısam” diyen müridine şöyle der: “Evladım, sen adam olmazsan,değil Bayezid’in kürkü, belki derisini yüzüp de içerisine girsen, yine fayda etmez.” Verilen bu örnekler, şefaati reddetmek anlamında değildir. Peygamberlerin, kâmil mürşitlerin elbette şefaati olacaktır.Fakat buna layık olabilmek için, belli bir amel ve ihlas seviyesini yakalamak lazımdır.

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online      

 

Etiket Bulutu