Dayan be gönlüm!. Bîçâre değilsin Yaradan sana yâr. Kimsesiz değilsin, yanında "Kimsesizler kimsesi" var! Biliyorum! Sığmazsın hiç bir yere bu sevdayla, dünya sana dar! Ama dayan gönlüm! Dayan ki her gecenin mutlaka bir sabahı var!.

Archive for Nisan 30, 2008

İLİMSİZ NEREYE?

c3138b29f754
Nurullah Toprak
Bir Peygamber ilimsiz ve ilâhi desteksiz yol alamazsa, onun bağlıları cehalet ve
nefsiyle nereye varacaktır.İnsanlığın irşadı için gönderilen Hz. Peygamber’e (A.S.)
 verilen ilk ilâhî emir: “Yaratan Rabbinin ismiyle oku!” (Alak/1) olmuştur. Okumanın
ve okunacak şeylerin bir sonu olmadığı için, Allahu Teâlâ Rasûlüne ayrıca:
 “Rabbim ilmimi artır!” (Tâha/114) diye dua etmesini emretmiştir. Efendimiz de
 (A.S.) bu emre: “Allahım! Bana öğrettiğin şeyle beni faydalandır. Bana faydalı
olanı öğret. İlmimi artır. Her halde Allah’a hamdolsun. Cehennem ehlinin halinden
Allah’a sığınırım.” (Tirmizî, İbnu Mâce) diye niyazda bulunarak karşılık vermiştir.
Kur’an hâfızlarından ve vahiy kâtiblerinden Abdullah b. Mes’ud ise (R.A.) bu âyeti
okudukça: “Allahım! Benim ilmimi, imanımı ve yakînimi artır.” diye dua ederdi.
(Şirbînî)Bir Peygamber ilimsiz ve ilâhi desteksiz yol alamazsa, onun bağlıları cehalet
ve nefsiyle nereye varacaktır.Bütün âlem ve insanlık ilim için yaratılmıştır. Bu ilim,
mârifetullah ilmidir. Yani âlemlerin sahibi Yüce Yaratıcıyı tanıma ve sevme ilmi.
Bütün çeşit ve detayı ile ilimlerin özü ve hedefi budur. İlim esası itibariyle nurdur.
İlim Allah yolunda en güzel kılavuzdur. İlim Allah’ın bir sıfatıdır, onu insana emânet
 etmiştir. Allahu Teâlâ  ilimle bilinir, ilimle sevilir, ilimle övülür. İnsan ilimle dirilir,
kalb ilimle ihya olur, insan hakikatını ilimle bulur. Eşyanın hakikatı ilimle keşfolunur.
İlimsiz ve irfansız Cennet’e girilmez. Allahu Teâlâ Kur’an’da cehaleti ölüm, ilmi hayat
olarak tanıtıyor. O halde bu ölüler sınıfına girmemek gerekir. Kalbi olup da
düşünmeyen, gözü olup da gerçekleri görmeyen, kulağı olup da hakkı işitmeyen
kimselere Allahu Teâlâ insan demiyor. Onların hayvanlardan daha şaşkın olduğunu
belirtiyor. (A’raf/179) Böyle bir şaşkınlıktan Allah’a sığınırız.Allahu Teâlâ bir kula
hayır ulaştırmak isterse onu önce bir ilim halkasına ve edeb meclisine ulaştırır.
 Mârifetullah ve edeb olmadan kimse Allah’ın rıza ve sevgisine ulaşamaz. İlimsiz
ne mürşidlik, ne de müridlik yapılabilir. Huccetü’l-İslâm İmam Gazâli’yi (Rh.A.)
dinleyelim: “İki şey var ki, bütün
yazar, öğretici ve hikmet ehli onları tarif için eser vermiş, bütün semavi kitaplar onları
öğretmek için indirilmiş, bütün peygamberler onları tebliğ ve tatbik için gönderilmiş,
 hatta bütün kainat o iki şey için halkedilmiştir. İşte bu iki cevher, ilim ve ibadettir.
Dünya ve âhiretin yaratılmasından maksad, bu ikisidir. Bir kula, her şartta onlarla
meşgul olması, onlar için yorulması ve ancak onlara bakması gerekir. Bil ki, onların
dışındakı şeyler boştur; hiç bir hayır yoktur.” (Gazâli, Minhâcu’l-Âbidin, 67-68)
Sırf ilim ve ibadetle meşgul olmak, hiç bir dünya işine bakmadan bir kenara çekilip
devamlı ilim ve ibadetle uğraşmak ve bu halde ölüme ulaşmak değildir. Bundan
 maksad; Allah rızasını hedef alıp, uyku ve oyun dahil her işini, ilmin öğrettiği edebe
 göre yaparak ibadete çevirmektir. Bunun için, kulun yapmakta olduğu her işin ilim
 ve edebini öğrenip ölene kadar amele devam etmesi gerekir.
barra199
İlimsiz İbadet: Kuru Bir Zahmet
Huccetü’l-İslâm (Rh.A.) ne güzel söylüyor:
“Ey Hak yolcusu! Sana, emredilen şeyleri yapman ve nehyedilen şeylerden sakınman
için ilim gereklidir. Yoksa, ne olduğunu, ne için ve ne şekilde yapıldığını bilmediğin
 taatları nasıl yerine getireceksin? Yahut, günah olduğunu bilmediğin şeylerden nasıl
 sakınacaksın? Eğer gereken ilmi elde etmezsen, çoğu kez, senelerce taharetini ve
namazlarını ifsat eden bir durumda ibadet edersin de, haberin bile olmaz. Yahut, iman
ve ibadet konularında bir müşkülle karşılaşırsın, fakat onu sorup halledecek bir kimse
 aramazsın. Ayrıca, işin temeli olan kalbî ve batınî ibadetleri de bilmen gerekir. Allah’a
güvenme, işlerini O’na havale etme, rıza, sabır, tevbe, ihlas gibi kalble oluşan diğer
ahlâkların bilinmesi lazımdır. Ayrıca, bu ahlâkların zıddı olan ilâhî takdire kızma, riyâ,
 kibir, uzun emel gibi kötü ahlâklardan sakınmak için onların da bilinmesi gerekir.
Çünkü Allah Teâlâ, Kitâb-ı Hakim’inde namazı ve orucu farz kıldığı gibi, bunları da farz
kılmıştır. Bu durumda senin, sadece namaz ve oruca yönelip bu farzları terketmen
 doğru değildir.Ey irşad yolunun yolcusu! Sen, sana pek bir şey kazandırmayacak
olan nafile namaz ve nafile oruçla meşgul olup dururken, kalpte hasıl olması istenen
 bu farzları terketmekten korkmuyor musun? Çoğu zaman sen, işlenmesi haram
 kılınan ve azabı gerektiren gizli günahları işleyip dururken; bunun yanında mübah
olan yemeyi, içmeyi ve uykuyu terkederek Allah Teâlâ’ya yakınlık sağlamaya
çalışırsın. Aynı şekilde, başına gelen bir musibete feryat ve ilâhi takdire kızgınlık
içinde bulunduğun halde, yakarış ve yalvarma içinde olduğunu zannedersin. Her
 işinde riyâ üzere amel edip dururken, yaptığın işin Allah Teâlâ’ya bir hamd ve
insanları hayra davet olduğunu düşünürsün. Bir taraftan riyâ üzere yaptığın
taatlarla Allah Teâlâ’ya isyan ederken, öbür yandan cezayı gerektirecek işlerden
büyük sevap beklersin. Böylece büyük bir aldanış ve kötü bir gaflet içinde kalırsın.
Vallahi bu durum, ilimsiz ibadet edenler için büyük bir musibettir.
Hiç şüphesiz, kulluğun esası ve Allah Teâlâ’ya ibadetin temeli ilim üzere kuruludur.
İlimsiz taat olmaz. Bunun için ilme öncelik verilmesi gerekir.
” (Gazâli, Minhâcu’l-Âbidin,70-73)
barra199
Mutluluğun Kapısı: İlim
İkinci bin yılın müceddidi İmam Rabbânî (K.S.) teşhisini şöyle koyuyor:
 “Dinimiz, dünya ve ahiretin bütün mutluluğunu garanti etmiştir. Ancak, bunun
gerçekleşmesi için sahih bir imandan sonra herkese şu üç temel vazife düşmek
tedir:  * İlim, * Amel, * İhlâs.
 Bu üç şey tam olarak elde edilmeden dinin hakikati anlaşılamaz ve kul vadedilen
ilâhî lütuflara ulaşamaz. Sûfilerin özel olarak üzerinde durduğu tasavvuf ve hakikat
ilimleri, dinin hizmetçisidir ve bütün seyru sülûk, üçüncü mertebe olan “ihlâs”ın elde
 edilmesi için yapılmaktadır. İhlâs da “rızâ” makamı için gereklidir. Bunların dışındaki
bütün manevi haller, cezbe ve benzeri şeyler asıl maksat olmayıp, ihlas ve rızâ
makamının tahakkuku için bir başlangıç ve hazırlıktır.”
 “Kulu Allah Teâlâ’ya yaklaştıran ameller iki çeşittir:- Farzlar,- Nâfileler.
Esasen farz ibadetlerin yanında nafilelerin pek önemi yoktur. Öyle ki; herhangi bir
zamanda ihlasla bir farzı eda etmek, bin senelik nafile ibadetten daha faziletlidir.
 Manevi haller amellerin neticesidir. Bu ilimler, amellerin sağlam itikad ve ölçüler
içinde yapılmasıyla hasıl olur. Bu da yapacağı ameli hakkıyla bilmeyi gerektirir.
Bunlar yüce dinimizin emrettiği ilimlerdir. Her mükellefin bunları bilmesi gerekir.
” (İmam Rabbânî, Mektûbât, I, 29)
“Bilmiş ol ki, zikrin faydası ve tesiri, yüce dinimizin hükümlerini yerine getirmeye
bağlıdır. Şu hususlara çok dikkat etmek gerekir:

– Farzların ve sünnetlerin edasına,
– Haram ve şüpheli şeylerden kaçınmaya,
– Az veya çok, bütün işlerde âlimlere müracaat edip, onların verdiği fetvaya uygun
 amel etmeye.” (İmam Rabbâni, Mektûbât, I, 190)
 
barra199
Cahilden Dost Olmaz
Büyük veli es-Sülemî (K.S.), Allah’a dost olmak isteyenlere sesleniyor: “Allah
Teâlâ’nın hükümlerini, Hz. Rasûlullah’ın (A.S.) emir ve edeblerini bilmeyenler,
velî ve sûfî olamaz. Zahiri hükümleri iyi bilmeyen kimse, batınî hallerini güzelleşti
remez. Halleri ilme ters düşen birisine, sûfî ismi verilemez.” (Sülemî, Menâ-hicü’l
-Ârifin, 11)Bir başka arif ekliyor: “Biz, işlerini sözlerini ve hallerini Kitab ve Sünnet
terazisinde ölçüp ona göre hareket etmeyeni Allah dostlarından saymayız!” (Câmî,
 Nefahâtü’l-Üns, 185)Hz. Rasûlullah Efendimiz’den (A.S.) ümmetine kalan bir tek
miras var; o da zahiri ve batınıyla din ilmi. Birazcık aklı ve imanı olan kimsenin bu
mirastan azıcık payı bulunmalıdır. Kalbinde iman, halinde edeb ilmi bulunmayan
kimse henüz insanlık makamına adım atmamıştır. Çünkü insan ancak iman ve
edeblehayvanlardan ayrılır. Onlar yoksa, insanı insan yapan ne kalır?Erkek-kadın
 her müslü manın ilmi sevmesi, kitabı tanıması, ilim halkalarına ısınması, ilim için
sabırlı olması gerekir. Önümüze çıkan bütün engeller ve başımıza çöken bunca
felâketler karşısında bile ilim azmi sönmemelidir. Hatta her felâketin içinde dahi
 bir ibret ve hikmet arayarak acıları tatlı bir mârifete dönüştürebiliriz.
Cehalet öyle kötü bir şeydir ki, hiç kimse onu istemez. Bir cahile bile: “Ey cahil
adam!”diye seslenseniz, üzülür, ezilir. İçinden ah eder; “keşke cahil olmasaydım”
der.Cahil kimse kibirlidir, kendisini bilir zanneder, âlim görünce burun büker ve
ilimle uğraşmayı zillet görürse dostlarının yüz karası, düşmanlarının maskarası
olur.İlmin zahmetini çekmelidir. İlim için nefsini ezmeyen kimse, hiç bir zaman
aziz olamaz. Yeni bir günü ya âlim, ya da talebe sıfatıyla beklemeliyiz. Hiç değilse
ilim ehlini sevmeliyiz.Onlara en azından hayır dua desteği vermeliyiz. Eğer
 bunlardan hiçbiri bizde bulunmuyorsa kendimizi ölmüş kabul etmeliyiz.
Bu durumda ne diyelim: İnnâ lillah ve innâ ileyhi râciûn.

 

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online      
 

KUR’AN’A MUHTACIZ

 
  

10rb

 
Mehmed Saki Erol   
   
Yüce Rabbimiz, insanoğlunu yaratılmışların en şereflisi kılmıştır.
Akıl, düşünme, konuşma, faydayı zararlıdan ayırabilme gibi kabili
yetler vermiş, her biri cihandeğer nimetlerle bedeni ve ruhi varlığımızı
donatmıştır. Dünyayı insana beşik kılmış, uçsuz bucaksız kainatı ve
içindekileri insanın emrine, hizmetine sunmuştur. Yeryüzü ve içindeki
 bütün varlıklar insanoğluna itaat ediyor, Toprak, su, hava, hayvanlar,
 bitkiler, ay, güneş, yıldızlar, gece ve gündüz… Her şey Cenab-ı Rabbü’l
-Alemin’in yarattığı gaye istikametinde insanlara hizmet veriyor.
 Rabbimiz nimetlerini bunlarla da bitirmemiş, hayatın karanlık yollarında
yürürken önümüzü aydınlatmak için uyacağımız iman, ibadet ve ahlak
kurallarını da bildirmiştir. Bunca nimetleri bizlere bahşeden Yüce
Mevlamıza nasıl kulluk edeceğimizi, niçin yaratıldığımızı, nerede
ve ne diye bulunduğumuzu, yolculuğumuzun nereye doğru sürüp
gittiğini, bu dünya ötesinde nelerle karşılaşacağımızı, gönderdiği
peygamberleri ve bu peygamberleri aracılığı ile bizlere ulaştırdığı
kitapları vasıtasıyla bildirmiş, öğretmiştir. 
W10bbn314
Bildiğimiz ve iman ettiğimiz gibi, yüce Allah insanlara ilk vahyini,
 ilk peygamber ve ilk insan olan Hz. Adem (A.S.) vasıtasıyla ulaştırmış,
 ilahi vahyin son ve en mükemmel halkasını teşkil eden Kur’an-ı Kerim’i
 alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz Hz. Muhammed
Mustafa (A.S.) aracılığı ile bizlere iletmiştir.Rabbimizin insanlığa son
mesajı Kur’an-ı Kerim, O’nunla kulları arasındaki kopmaz ilahi bir bağdır.
 Fahr-i Cihan (A.S.) Efendimizin aramızda yaşayan en büyük mucizesidir.
 O hem lafzı ve hem de manası ile bir mucizedir. Rabbimiz onun bu özelliğini
İsra Suresi 88. ayette şöyle bildiriyor: “De ki insanlar ve cinler biribirlerine
yardımcı olarak bu Kur’an’ın bir benzerini ortaya koymak için bir araya
gelseler, andolsun ki yine de benzerini ortaya koyamazlar” İnsanlığın
idrakine sunulmuş nice ilahi kaynaklı ve insan eseri kitaplar var ki,
 hemen hepsi tarihin karanlık sayfaları arasında ya kaybolmuş veya
tahrif edilmiştir. Oysa yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim, Rabbimizin
Hicr Suresi 9. ayetteki “O zikri (Kur’an’ı) biz indirdik ve biz onu
koruyacağız.” fermanınca bozulmaktan, kaybolmaktan bizzat İzzet-i
Celali tarafından korunmuştur. Bu sebepledir ki, 1400 küsür yıldan
beri binbir türlü haksızlıklarla Kur’an’ın irşadının önüne geçil meye
çalışılmış, fakat başarılamamıştır. Bu ilahi himaye hiç bir kitaba nasib
 olmamıştır. Ondört asrı aşkın bir süredir Mukaddes kitabımız K. Kerim
zamanın, tarihin ve çağların zirvesinde bir güneş gibi parlamış, gerçek
 Allah kelamı olduğunu ispatlamış, milyarlarca insanın gönlünü ve
ruhunu aydınlatagelmiştir. Yeryüzünde hiç bir kitap onun sunduğu
hizmeti sunmamıştır. İslam dininin bütün insanlığa sunduğu uhrevi ve
dünyevi değerlerin kaynağı odur. Bu ahkam-ı mübinin insanlar üzerindeki
 ilahi tesirini hiç kimse inkar edememiştir. Onu kabul etmeyenler bile bu
W10bbn314
 gerçeği kabul etmek zorunda kalmışlardır. Habib-i Kibriya (A.S.) Efendimiz
 tek başına İslam’ın tebliğiyle görevlendirildiğinde, hiç bir maddi kuvvete
dayanmıyor, elinde Kur’an-ı Kerim’den başka dayanağı bulunmuyordu.
 O’nun 23 yıl gibi insan hayatında çok kısa sayılan bir süre içindeki göz
kamaştırıcı başarısının sebebini araştıran tarihçiler, bu üstün başarının sırrını
iki sebeple açıklıyor ve diyorlar ki: “Hz. Muhammed (A.S.) önce Kur’an-ı
Kerim gibi bir mucize ile desteklenmişti. Ayrıca O (A.S.) başkalarına
söylediğini, emrettiğini bizzat kendi nefsinde fazlasıyla uygulamış ve yaşamış
 dürüst ve samimi bir kişi idi.” Peygamberini örnek alan müminler de, her
zaman Kur’an’la haşır-neşir oldular, okudular, ezberlediler, manasını
anlamaya çalıştılar. O’nunla ibadet ettiler, onun emir ve yasakları
doğrultusunda hayatlarını düzenleyip, öylece yaşamaya gayret gösterdiler.
İşte Allah’ın Kelamı, bu canlılığı ile insanların kafalarına ve gönüllerine
güçlü bir şekilde yerleşmiş, biribirlerine düşman milletlerden, ırklardan
ve kültürlerden ahenkli bir toplum meydana getirmiştir. O’nun gelişi ile
çöl insanından medeni bir toplum ortaya çıkmış ve tarihin akışı değişmiştir. 
Yine tarih şahittir ki, felsefecilerin nazariyeleri, ahlakçıların asırlardır
süregelen ilmi ve felsefi tecrübeleri küçücük bir insan topluluğunu bile
ahenkli bir toplum haline getirememiş, bir amaç etrafında toplayamamıştır.
W10bbn314
Ve en önemlisi, insanlığa adalet, mutluluk ve huzur adına bir şey verememiştir.
 Yeryüzünün ilahi vahiyle beslenmeyen hiç bir kesimi, güçler dengesiyle
 sağlanan sahte barşın dışında asla huzur da bulamamıştır. Oysa. asırlardır
milyarlarca insan Kur’an’ın cazibe ve aydınlığı ile yollarını bulmuşlar,
O’nun sayesinde ortak gaye etrafında birbirlerine ve Allah’ın bütün
yarattıklarına sevgi ve saygı duymayı öğrenmişlerdir. Müslümanlar,
 Kur’an’ın aydınlığından güç kazandıkça kuvvetli olmuşlar ve neredeyse
dünyanın yarısına hakim olmuşlardır. Bugün, Allah’ın insanlığa bu son
mesajının dikkate alınmadığı günümüz dünyasının karşı karşıya kaldığı
yıkımlar ve vahşet, aklı başında herkesi dehşete düşürmekte, sağlanan
başdöndürücü teknolojik gelişmelerin ve yüksek refah düzeyinin insanlığa
 huzur getiremediği kabul ve itiraf edilmektedir. Yaradılış gayesini
anlayamamış, yeryüzüne ve içindekilere yaratıcısından dolayı sevgi
duymayı öğrenememiş ruhi tatminsizlik içindeki insanlığın elinde zenginlik
ve teknolojinin, nasıl öldürücü bir silaha dönüştüğü her gün yaşanan örneklerle
dehşetle izlenmektedir. Bu durumda biz ahir zaman müslümanları, belki her
 zamankinden daha çok Allah’ın Kitabı’na sarılmalı ve oradaki huzur reçetelerini
yaşayışımızla örneklemeliyiz. Hiç bir olumsuz propagandaya kulak vermeden
Yüce Kur’an’ı daha çok okumalı, ehil müfessirlerin açıklamalarından faydala
narak anlamaya çalışmalıyız. Ve en önemlisi, Peygamber varisi rabbani alimler
etrafında kenetlenerek, birlik-beraberlik içinde hem kendi kurtuluşumuz adına,
 hem de insanlığa canlı örnek olma adına Kur’an ahlakını yaşamalıyız.
   Allah’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun 
    

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online      

 
 

GAVS-I SANI HZ. BUYURDUKI

 
 GAVS-I SANI.HZ. (ksa)
Yüce Allah’in rahmeti çok genistir. O, bu rahmetini kullarina vermek istiyor,
 bunun için ufak bir bahane ariyor. Siz bu rahmete ermek için
bir bahane bulun. Küçük-büyük demeden Allah rizasi için önünüze gelen
hayirli isleri yapin. Önceki büyükler zamaninda söyle bir hadise anlatilir:
Ibn-i Asfur diye birisi vardi.Bu zatin hayirli ameli azdi. Bu zat birgün

bir kusu yakalayip onunla oynayan bir çocuk gördü.Çocuk kusla oynuyor,
oynarken de kusa eziyet ediyordu. Bu zat, Allah rizasi için su kuşu çocu-
ğun elinden kurtarayim diye niyet etti. Biraz para çikardi,çocuga verdi.
Çocuk parayi görünce kusu ona verdi. Ibn-i Asfur da kusu salip azat etti.
Bu zat bir zaman sonra vefat etti. Bunun Allah dostlarindan bir komsusu
vardi. Bu veli bir gün onun kabrine gitti. Ona dua ve istigfar etti.
Sonra gözlerini yumdu, murakebeye girdi. Yüce Allah’tan onun kabirdeki
halinigöstermesini istedi. Yüce Allah onun kabir halini bu veliye gösterdi.
 
Adam evliyalar gibi güzel bir haldeydi. Ona, ” bu halin ne güzel,bu hali
nasil elde ettin,sana ne muamele edildi?” diye sordu.Adam: ” Bu ise ben
 de sasirdim fakat çok memnunum. Bana, sen bizimrizamiz için gücün yetti
 bir kusu azat ettin; biz de seni günahlarindan azatedecegiz, bizim de buna
gücümüz yeter. Sen bizim rizamiz için o çocuguve kusu sevindirdigin gibi,
 biz de seni sevindirecegiz, dendi ve iste bu güzel nimetler bana verildi.” dedi
Sen niyetini Allah için yap, gerisi güzel gelir.Allah kuluna kafidir.”
” Benim Allah’in rizasindan baska bir derdim ve Rasulullah ( a.s)
in sünnetini ihyadan baska bir isim yoktur.”
“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve sadiklarla beraber olun.”
ayetini okuyarak basladigi bir sohbetinde buyurdu ki : “Sadiklarla
beraber olan kimse,onlarla birlikte hasretilir. Baksaniza,Ashab-i
Kehf’in köpegi necisül ayn oldugu halde onlarla birlikte bulunmasi
bereketiyle cennete girecektir. Insan ne olursa olsun sadik kullarla
kamil mürsitlerle birlikte bulunmalidir.Zahiren beraber olamayan
kimseler manen (kalb ve hayali ile) onlarla birlikte olmaya çalismalidir.
Gavs hz. leri buyurdu ki : “iki gün hirsizla gezersen üçüncü gün sen de
hirsiz olursun.” Bunun için Rasulullah(a.s) : ” Kisi arkadasinin dini ( hal
ve gidisati) üzeredir.” buyurmustur.
” Baskalarina hizmet etmek isteyenler, kendilerini islah etsin yeter.
Çünkü nefsini islah eden kimse baskalarina fayda verebilir ve güzel
seyleri temsil edebilir.Sadat-i Kiram,nefislerini islah edip güzel ahlaki
elde ettikleri için Allah yolunda insanlara büyük fayda vermislerdir.
En büyük hizmet,güzel ahlakli ve edepli bir insan olmaktir.”
 
 Kalbin gidasi zikirdir.Günahlar ise, seytanin gidasidir.Kalbini diriltmek
ve beslemek isteyen kimse Yüce Allah’in zikrini çok yapmalidir.Günah
 işleyenler,kalplerini zayiflatip seytani kuvvetlendirmis olurlar.Seytani
kuvvetli olanin dini zayif olur.Onun için haramlardan uzak durmalidir.
 Bu dünya bir han gibidir; ahiret yolcusu bütün hazirligini bu handa
yapmalidir.Yolda tedarik görülmez. Zira kervan yola çikmistir. Ölümle
baslayan bir yolculugun geri dönüsü yoktur. Yola çikan kimsenin,hedefine
 ulasmasi için belli bir yol ve usul takip etmesi gerekir.Basi bos ve hedefsiz
yol giden kimsenin hedefine varmasi mümkün degildir. Onun nereye
varacagi da belli olmaz. Allah yolu da böyledir. O yol da Hz. Rasulullah
 (s.a.v) in izinden baska Allah’a giden bir yol ve kapi yoktur. Hz. Rasulullah’
in (s.a.v) hayatini yasamak için de ulu Sadatlara uymak gerekir.
Hz. Peygamber’e (s.a.v) hakkiyla uymanin en güzel yolu,sünnet üzere yasayan
sadatlari takip etmektir. Sadatlar, sünnet-i seniyyeyi kal olarak degil,hal olarak
yasar ve yayarlar. Onlara uymakla iman selameti ile ölmek nasib olur.
 Böylece ebedi ahiret yolculugu iman ile baslamis olur. En büyük saadet te budur.”

Gavs-i Sani Hz. :Insanin kalbi yumruk kadardir.Bunun içinde muhabbetullah

 olmasi lazimdir…Sonra orda yanan isigi göstererek;Su anda isik yaniyor,
etraf aydinlik.Bu isik sönerse etraf karanlik olacak.Ayni anda hem isik hem
 karanlik olmaz.Isik yanarsa aydinlik olur;sönerse karanlik olur.Kalbin durumu
da böyledir.Onun içinde muhabbetullah/Allah sevgisi olmasi lazimdir.
Muhabbetullah yoksa baska seyler vardir.Baska seyler olunca kalbe Allah
 muhabbeti girmez.Allah muhabbetini elde etmek için su dört seye sofi devam
 etmesi gerekir;Mürsidi ziyaret,Mürsid sohbeti,Rabita,Vird…
”Bir insan sabah kalkinca,güzelce abdestini alsa,evinden isine giderken:
”Ya Rabbi!sen Rezzaki Mutlaksin/bütün yarattiklarinin rizkini verirsin.
Biz çalissak da çalismasak da sen bizim rizkimizi verirsin.Lakin rizik için
 çalismayi bize sen emrettin.Biz senin emrine uyup rizkimizi aramaya
 gidiyoruz”diyerek niyet etse ve bu niyetle işe başlasa bütün gün boyunca
 başini secdeden kaldirmayip nafile namaz kilan kimse gibi sevap kaznir.
Insan için bunu yapmak çok kolaydir.Bu sevabi kazanmak için güzel niyet
 etmesi yeterlidir.”
 
”Yüce Allah’i zikre devam ediniz.Zikir çekerken uyanik olunuz.Allah zikrini
 kalbinizin içine yerlestiriniz. Zikir kalbe yerlesince siz istemesenizde kalp
Yüce Allah’i zikreder.Midenizi düsünün;o,siz istemesiniz de kendi isini görür.
Siz uyurken bile işine devam eder.Içine zikir yerleşen kalp de böyledir.”
Ne anne, ne baba, ne arkadaş insana fayda vermesi mümkün değildir. Insana
ancak SADATLARDAN fayda vardir..

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online      

Etiket Bulutu