Dayan be gönlüm!. Bîçâre değilsin Yaradan sana yâr. Kimsesiz değilsin, yanında "Kimsesizler kimsesi" var! Biliyorum! Sığmazsın hiç bir yere bu sevdayla, dünya sana dar! Ama dayan gönlüm! Dayan ki her gecenin mutlaka bir sabahı var!.

İLİMSİZ NEREYE?

c3138b29f754
Nurullah Toprak
Bir Peygamber ilimsiz ve ilâhi desteksiz yol alamazsa, onun bağlıları cehalet ve
nefsiyle nereye varacaktır.İnsanlığın irşadı için gönderilen Hz. Peygamber’e (A.S.)
 verilen ilk ilâhî emir: “Yaratan Rabbinin ismiyle oku!” (Alak/1) olmuştur. Okumanın
ve okunacak şeylerin bir sonu olmadığı için, Allahu Teâlâ Rasûlüne ayrıca:
 “Rabbim ilmimi artır!” (Tâha/114) diye dua etmesini emretmiştir. Efendimiz de
 (A.S.) bu emre: “Allahım! Bana öğrettiğin şeyle beni faydalandır. Bana faydalı
olanı öğret. İlmimi artır. Her halde Allah’a hamdolsun. Cehennem ehlinin halinden
Allah’a sığınırım.” (Tirmizî, İbnu Mâce) diye niyazda bulunarak karşılık vermiştir.
Kur’an hâfızlarından ve vahiy kâtiblerinden Abdullah b. Mes’ud ise (R.A.) bu âyeti
okudukça: “Allahım! Benim ilmimi, imanımı ve yakînimi artır.” diye dua ederdi.
(Şirbînî)Bir Peygamber ilimsiz ve ilâhi desteksiz yol alamazsa, onun bağlıları cehalet
ve nefsiyle nereye varacaktır.Bütün âlem ve insanlık ilim için yaratılmıştır. Bu ilim,
mârifetullah ilmidir. Yani âlemlerin sahibi Yüce Yaratıcıyı tanıma ve sevme ilmi.
Bütün çeşit ve detayı ile ilimlerin özü ve hedefi budur. İlim esası itibariyle nurdur.
İlim Allah yolunda en güzel kılavuzdur. İlim Allah’ın bir sıfatıdır, onu insana emânet
 etmiştir. Allahu Teâlâ  ilimle bilinir, ilimle sevilir, ilimle övülür. İnsan ilimle dirilir,
kalb ilimle ihya olur, insan hakikatını ilimle bulur. Eşyanın hakikatı ilimle keşfolunur.
İlimsiz ve irfansız Cennet’e girilmez. Allahu Teâlâ Kur’an’da cehaleti ölüm, ilmi hayat
olarak tanıtıyor. O halde bu ölüler sınıfına girmemek gerekir. Kalbi olup da
düşünmeyen, gözü olup da gerçekleri görmeyen, kulağı olup da hakkı işitmeyen
kimselere Allahu Teâlâ insan demiyor. Onların hayvanlardan daha şaşkın olduğunu
belirtiyor. (A’raf/179) Böyle bir şaşkınlıktan Allah’a sığınırız.Allahu Teâlâ bir kula
hayır ulaştırmak isterse onu önce bir ilim halkasına ve edeb meclisine ulaştırır.
 Mârifetullah ve edeb olmadan kimse Allah’ın rıza ve sevgisine ulaşamaz. İlimsiz
ne mürşidlik, ne de müridlik yapılabilir. Huccetü’l-İslâm İmam Gazâli’yi (Rh.A.)
dinleyelim: “İki şey var ki, bütün
yazar, öğretici ve hikmet ehli onları tarif için eser vermiş, bütün semavi kitaplar onları
öğretmek için indirilmiş, bütün peygamberler onları tebliğ ve tatbik için gönderilmiş,
 hatta bütün kainat o iki şey için halkedilmiştir. İşte bu iki cevher, ilim ve ibadettir.
Dünya ve âhiretin yaratılmasından maksad, bu ikisidir. Bir kula, her şartta onlarla
meşgul olması, onlar için yorulması ve ancak onlara bakması gerekir. Bil ki, onların
dışındakı şeyler boştur; hiç bir hayır yoktur.” (Gazâli, Minhâcu’l-Âbidin, 67-68)
Sırf ilim ve ibadetle meşgul olmak, hiç bir dünya işine bakmadan bir kenara çekilip
devamlı ilim ve ibadetle uğraşmak ve bu halde ölüme ulaşmak değildir. Bundan
 maksad; Allah rızasını hedef alıp, uyku ve oyun dahil her işini, ilmin öğrettiği edebe
 göre yaparak ibadete çevirmektir. Bunun için, kulun yapmakta olduğu her işin ilim
 ve edebini öğrenip ölene kadar amele devam etmesi gerekir.
barra199
İlimsiz İbadet: Kuru Bir Zahmet
Huccetü’l-İslâm (Rh.A.) ne güzel söylüyor:
“Ey Hak yolcusu! Sana, emredilen şeyleri yapman ve nehyedilen şeylerden sakınman
için ilim gereklidir. Yoksa, ne olduğunu, ne için ve ne şekilde yapıldığını bilmediğin
 taatları nasıl yerine getireceksin? Yahut, günah olduğunu bilmediğin şeylerden nasıl
 sakınacaksın? Eğer gereken ilmi elde etmezsen, çoğu kez, senelerce taharetini ve
namazlarını ifsat eden bir durumda ibadet edersin de, haberin bile olmaz. Yahut, iman
ve ibadet konularında bir müşkülle karşılaşırsın, fakat onu sorup halledecek bir kimse
 aramazsın. Ayrıca, işin temeli olan kalbî ve batınî ibadetleri de bilmen gerekir. Allah’a
güvenme, işlerini O’na havale etme, rıza, sabır, tevbe, ihlas gibi kalble oluşan diğer
ahlâkların bilinmesi lazımdır. Ayrıca, bu ahlâkların zıddı olan ilâhî takdire kızma, riyâ,
 kibir, uzun emel gibi kötü ahlâklardan sakınmak için onların da bilinmesi gerekir.
Çünkü Allah Teâlâ, Kitâb-ı Hakim’inde namazı ve orucu farz kıldığı gibi, bunları da farz
kılmıştır. Bu durumda senin, sadece namaz ve oruca yönelip bu farzları terketmen
 doğru değildir.Ey irşad yolunun yolcusu! Sen, sana pek bir şey kazandırmayacak
olan nafile namaz ve nafile oruçla meşgul olup dururken, kalpte hasıl olması istenen
 bu farzları terketmekten korkmuyor musun? Çoğu zaman sen, işlenmesi haram
 kılınan ve azabı gerektiren gizli günahları işleyip dururken; bunun yanında mübah
olan yemeyi, içmeyi ve uykuyu terkederek Allah Teâlâ’ya yakınlık sağlamaya
çalışırsın. Aynı şekilde, başına gelen bir musibete feryat ve ilâhi takdire kızgınlık
içinde bulunduğun halde, yakarış ve yalvarma içinde olduğunu zannedersin. Her
 işinde riyâ üzere amel edip dururken, yaptığın işin Allah Teâlâ’ya bir hamd ve
insanları hayra davet olduğunu düşünürsün. Bir taraftan riyâ üzere yaptığın
taatlarla Allah Teâlâ’ya isyan ederken, öbür yandan cezayı gerektirecek işlerden
büyük sevap beklersin. Böylece büyük bir aldanış ve kötü bir gaflet içinde kalırsın.
Vallahi bu durum, ilimsiz ibadet edenler için büyük bir musibettir.
Hiç şüphesiz, kulluğun esası ve Allah Teâlâ’ya ibadetin temeli ilim üzere kuruludur.
İlimsiz taat olmaz. Bunun için ilme öncelik verilmesi gerekir.
” (Gazâli, Minhâcu’l-Âbidin,70-73)
barra199
Mutluluğun Kapısı: İlim
İkinci bin yılın müceddidi İmam Rabbânî (K.S.) teşhisini şöyle koyuyor:
 “Dinimiz, dünya ve ahiretin bütün mutluluğunu garanti etmiştir. Ancak, bunun
gerçekleşmesi için sahih bir imandan sonra herkese şu üç temel vazife düşmek
tedir:  * İlim, * Amel, * İhlâs.
 Bu üç şey tam olarak elde edilmeden dinin hakikati anlaşılamaz ve kul vadedilen
ilâhî lütuflara ulaşamaz. Sûfilerin özel olarak üzerinde durduğu tasavvuf ve hakikat
ilimleri, dinin hizmetçisidir ve bütün seyru sülûk, üçüncü mertebe olan “ihlâs”ın elde
 edilmesi için yapılmaktadır. İhlâs da “rızâ” makamı için gereklidir. Bunların dışındaki
bütün manevi haller, cezbe ve benzeri şeyler asıl maksat olmayıp, ihlas ve rızâ
makamının tahakkuku için bir başlangıç ve hazırlıktır.”
 “Kulu Allah Teâlâ’ya yaklaştıran ameller iki çeşittir:- Farzlar,- Nâfileler.
Esasen farz ibadetlerin yanında nafilelerin pek önemi yoktur. Öyle ki; herhangi bir
zamanda ihlasla bir farzı eda etmek, bin senelik nafile ibadetten daha faziletlidir.
 Manevi haller amellerin neticesidir. Bu ilimler, amellerin sağlam itikad ve ölçüler
içinde yapılmasıyla hasıl olur. Bu da yapacağı ameli hakkıyla bilmeyi gerektirir.
Bunlar yüce dinimizin emrettiği ilimlerdir. Her mükellefin bunları bilmesi gerekir.
” (İmam Rabbânî, Mektûbât, I, 29)
“Bilmiş ol ki, zikrin faydası ve tesiri, yüce dinimizin hükümlerini yerine getirmeye
bağlıdır. Şu hususlara çok dikkat etmek gerekir:

– Farzların ve sünnetlerin edasına,
– Haram ve şüpheli şeylerden kaçınmaya,
– Az veya çok, bütün işlerde âlimlere müracaat edip, onların verdiği fetvaya uygun
 amel etmeye.” (İmam Rabbâni, Mektûbât, I, 190)
 
barra199
Cahilden Dost Olmaz
Büyük veli es-Sülemî (K.S.), Allah’a dost olmak isteyenlere sesleniyor: “Allah
Teâlâ’nın hükümlerini, Hz. Rasûlullah’ın (A.S.) emir ve edeblerini bilmeyenler,
velî ve sûfî olamaz. Zahiri hükümleri iyi bilmeyen kimse, batınî hallerini güzelleşti
remez. Halleri ilme ters düşen birisine, sûfî ismi verilemez.” (Sülemî, Menâ-hicü’l
-Ârifin, 11)Bir başka arif ekliyor: “Biz, işlerini sözlerini ve hallerini Kitab ve Sünnet
terazisinde ölçüp ona göre hareket etmeyeni Allah dostlarından saymayız!” (Câmî,
 Nefahâtü’l-Üns, 185)Hz. Rasûlullah Efendimiz’den (A.S.) ümmetine kalan bir tek
miras var; o da zahiri ve batınıyla din ilmi. Birazcık aklı ve imanı olan kimsenin bu
mirastan azıcık payı bulunmalıdır. Kalbinde iman, halinde edeb ilmi bulunmayan
kimse henüz insanlık makamına adım atmamıştır. Çünkü insan ancak iman ve
edeblehayvanlardan ayrılır. Onlar yoksa, insanı insan yapan ne kalır?Erkek-kadın
 her müslü manın ilmi sevmesi, kitabı tanıması, ilim halkalarına ısınması, ilim için
sabırlı olması gerekir. Önümüze çıkan bütün engeller ve başımıza çöken bunca
felâketler karşısında bile ilim azmi sönmemelidir. Hatta her felâketin içinde dahi
 bir ibret ve hikmet arayarak acıları tatlı bir mârifete dönüştürebiliriz.
Cehalet öyle kötü bir şeydir ki, hiç kimse onu istemez. Bir cahile bile: “Ey cahil
adam!”diye seslenseniz, üzülür, ezilir. İçinden ah eder; “keşke cahil olmasaydım”
der.Cahil kimse kibirlidir, kendisini bilir zanneder, âlim görünce burun büker ve
ilimle uğraşmayı zillet görürse dostlarının yüz karası, düşmanlarının maskarası
olur.İlmin zahmetini çekmelidir. İlim için nefsini ezmeyen kimse, hiç bir zaman
aziz olamaz. Yeni bir günü ya âlim, ya da talebe sıfatıyla beklemeliyiz. Hiç değilse
ilim ehlini sevmeliyiz.Onlara en azından hayır dua desteği vermeliyiz. Eğer
 bunlardan hiçbiri bizde bulunmuyorsa kendimizi ölmüş kabul etmeliyiz.
Bu durumda ne diyelim: İnnâ lillah ve innâ ileyhi râciûn.

 

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online      
 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Etiket Bulutu

%d blogcu bunu beğendi: