Dayan be gönlüm!. Bîçâre değilsin Yaradan sana yâr. Kimsesiz değilsin, yanında "Kimsesizler kimsesi" var! Biliyorum! Sığmazsın hiç bir yere bu sevdayla, dünya sana dar! Ama dayan gönlüm! Dayan ki her gecenin mutlaka bir sabahı var!.

Archive for Mayıs 2, 2008

Konuşulan konu lütfen dikkat edelim çok yuvalar yıkılıyor..tertemiz zihinler bulanıyor…

 

www-resimland-com--kugu-resmi
 
                                

Alıntı
Alanı göster

Daha fazla bilgi

 
ahmed
lütfen dikkat edelim çok yuvalar yıkılıyor..tertemiz zihinler bulanıyor.
 Müslümanların karşı cinsten yabancı bir insanla chatleşmesi caiz midir?
 
Bir müslümanın başka Müslüman kardeşleriyle ister karşılıklı isterse sanal
 ortamda olsun konuşup dertleşmesi güzel bir şeydir. Ancak bu aynı cins
olanlar içindir.Bir erkeğin bir kadınla konuşması ise bazı yönlerden dikkat
etmeyi gerektirir.Örneğin aşk, sevgi, gıybet, yalan ve şehevi hisleri
uyandıran şeylerden olursabu kesinlikle doğru değildir. Bu konuda kişinin
 evli veya bekarolması fark etmez. Evli birinin günahı ise daha fazla olur.
Fakat dini konularda Allah’ı, ölümü, ahireti ve dini duygu ve düşünceleri
hatırlatan konuşmalar olursa elbette bunlar yasak olmadığı gibi sevabı da
vardır. Ölçünüz bu olmalıdır. Bu ölçülerle hareket ettiğiniz zaman günaha
girmeyeceğinizi ve kendinizi koruyacağınızı söyleyebiliriz. Ayrıca
 yaptığınız işi bir de vicdanınıza sormanızı tavsiye ederiz. Vicdanınız
 rahat değilse o işten vazgeçiniz.
İleride evlenecek iki çiftin, sadece yanlarında akrabalarından birer kişi
bulunmak şartıyla bir yerde oturup yalnız konuşmaları caizdir, hatta
 sünnettir. Fakat flört tarzı ilişkilerde kadın ve erkeğin yanlarında akrabaları
bulunsa bile konuşmaları caiz değildir. Dinimiz zinayı yasakladığı ve haram
saydığı gibi zinaya götüren yolları da tıkamış ve haram saymıştır.
Aynı şekilde de internetten tanışılan birisi ile istediğiniz gibi havadan
sudan konuşmak ve chatleşmek caiz değildir. şayet ona islamiyeti anlatıp
sevdirmeye çalışsanız o başka meseledir. Yoksa başka tarzda konuşup
sohbet etmek insanı yanlış neticelere götüreceğinden caiz görülmemektedir.
Ayrıca Sağlam ailelerin ve aile bağlarının kurulabilmesi ve tesis edilebilmesi
için, evliliğin sağlam temellere dayandırılması gerekir. Bu nedenle, İslamiyet
görücü usulü teşvik etmekle beraber, adayların birbirleriyle görüşmesini de
esas kabul etmiştir. Buradan yola çıkarak diyebiliriz ki, birbirlerini hiç
 tanımayan ve ailece de tanışmayan iki kişinin internette birbirlerine verdikleri
 ifadelere güvenip de evlilik gibi ciddi bir işe yeltenmemeleri gerekir. Çünkü,
 bu şekilde ki bir tanışma hüsran ile sonuçlanabilir. Bizim kanaatimiz sizin
 veya herhangi bir insanın böyle bir yöntemle evliliği seçmemesidir.
Selam ve dua ile… Sorularla İslamiyet Editör
 

 

         http://ethem-15.spaces.live.com/   mutlulugunresmitelif0kghttp://ethem-15.spaces.live.com/
                                            yanıyoruz yıkılıyoruz hala uyuyoruz
 
 

   http://ethem-15.spaces.live.com/  İnternetin zararları ve korunma çareleri! http://ethem-15.spaces.live.com/
 
Günümüzde internet denilen ulaşım aracı gittikçe yaygınlaşıyor, görülmemiş
sür’atte dünya ile iletişim sağlıyor, insanlığa  en büyük  çapta faydalı
hizmetler  veriyor . Denebilir ki,çağın en büyük kolaylığını sağlayan
hizmetlerin sunucusu oluyor  internet… Ancak bu yaygın faydasına
rağmen bazı aileler de bu faydalı sistemin zararlı şekilde kullanılmasından  
şikayetçi oluyorlar. İyiliklerinden istifade edip kötülüklerinden de aile ve
çocuklarımızı korumak için ne yapmalı,nasıl tedbirler almalıyız ..diye
soruları da sıralıyorlar.?. Gerçekten de internet   Allah’ın insanlığa
lütfettiği fevkalade  faydalı ve etkili bir hizmet aracıdır. Dünya artık
bu  sistemle kendini yönlendirmekte,her türlü hizmetleri bununla
organize etmektedir. Ancak,böylesine faydalı bir sistemi 
zararlı şekilde kullananlarda olabilmektedir.  Bu sebeple yaralarından
faydalanırken zararlarından da korunmak  için çareler de aranmakta,
bazı tedbirlere de başvurulmaktadır.Bu tedbirlerden bazılarını 
 şöyle sıralamak mümkündür:
 
 
 
 http://ethem-15.spaces.live.com/   1- Artık zararlı proğramların ekrana gelmesini engelleyen sistemler de bulun
muştur.Bu sistemi kurup mahzurlu proğramların ekrana gelmesini önlemeye 
gayret etmelidir.
 
 
http://ethem-15.spaces.live.com/   2 – Mümkün oldukça makineyi umumun görebileceği geniş ve açık mekanlara
kurmalı,oralarda hizmet vermesini  sağlamalıdır.Ta ki hep faydalıda
kullanılsın,başkalarının görmesinden rahatsızlık duyulacak zararlı
görüntüleri ekrana getirme arzusu etkisini artırmasın.
 
 
 http://ethem-15.spaces.live.com/  3 –  Ayrıca kullanım saatlerine  bir sınır getirilsin,geceleri istirahat
 saatleri burada harcanarak gündüz yapacağı  işte başarının düşmesine
sebep olunmasın..
 
 
 http://ethem-15.spaces.live.com/  4 –  Herkesin istifade edeceği fevkalade faydalı  dini ve ahlaki sitelerin
de hizmet vermeye başladığı  unutulmasın. Bunları bularak verdikleri
koruyucu bilgilerden istifade etmenin de büyük faydalar sağladığının
farkına varılsın. Böylece ahlaki manada kayba değil kazanca kavuşulsun. 
  http://ethem-15.spaces.live.com/ Bunlardan: 
 ( Herkül.Org / Sorularla İslamiyet /Hayrettin Karaman.net /Cevaplar .
Org / Ahmet şahin.org../gibi  bir çok faydalı adresler  istifade edilecek
 bilgi hazineleridir. Dini soruların cevapları bunlardan emniyetle alınabilir,
ahlaki manada zayıflama yerine  bilgi birikimiyle  beslenip kuvvetlenme 
 söz konusu olabilir. Bütün bunlara  rağmen  İnterneti  müstehcende ve
yanlış iletişimde  kullanmak gerçekten de tamiri zor ahlaki çöküntülere
sebep oluyor, kabiliyet ve istidatları çürütüyor, hayalleri toparlanamaz
hale getiriyor. Sözüm Gençlere kitabındaki şu tespitler düşündürmelidir 
interneti müstehcende kullananları:
 http://ethem-15.spaces.live.com/ 
-Bütün günahlar,ahlaki bozulmalar, müstehcene bakışla başlar,bakışın
devamıyla baskısını artırır,arkasından fiili günaha dönüşür..Ayrıca gözler
baktıklarının resimlerini de çekip hayaline depo eder. Artık nereye gitse,
nereye baksa çektikleri müstehcen resimler hayal perdesinde gözlerinin
önündedir. Böylece gerileme başlar gençte. Öğrenciyse dersine kilitle
nemez, işçiyse mesleğine yönelemez ,fikir adamıysa zihnini toparla
yamaz,derken her konuda gerileme ve düşüşler söz konusu olur 
kendilerini kaptıranlarda!.    İşte bu sürçme sırasında şeytan aradığı 
fırsatı  elde etmiştir. Ümitsizlik pompalamaya başlar  vicdan azabı
 çeken bu  insanlara:
http://ethem-15.spaces.live.com/ 
 Artık senden adam olmaz!.. Hem böylesine çirkin ve günah şeyleri
seyredecek hale geleceksin,hem de kendini sağlam bir Müslüman olarak
 görecek,hizmet insanı  bileceksin, olmaz böyle dindarlık. İleride yaparsın i
badetlerini,takva titizliğini,İslam-i hizmetlerini. Zaten kurtulamazsın bu
 alışkanlığından. Allah da kabul etmez senin gibilerini bundan sonra..
Şükürler olsun ki,şeytan ve nefsin bu ümit  kırıcı  vesvesesine akıl ve 
vicdandan  da  hemen karşılık veren cevaplar gelir:
-Hayır yır derler, sen içine düştüğün  yanlıştan tövbe,istiğfarlarla kurtulur,
ibadetini  ve iyiliklerini  affına sebep olacak kadar da çoğaltabilirsin.
Rabbimiz kulunun günahı mı,sevabı mı fazla diye bakıyor. Hud suresindeki
ayet (114)ün ikazını dinle:    
 Namazlarını eksiksiz kıl,sevap getiren hizmetlerini devamlı çoğalt! 
Unutma ki,çoğalan hizmetlerin sevabı, azınlıkta kalan günahların kirlerini 
 silip yok eder.!.(114 )
   http://ethem-15.spaces.live.com/ En hayati soru şudur: http://ethem-15.spaces.live.com/ 
–  Ümitsizlik telkin eden nefis ve şeytanı dinleyerek sürçtüğümüz çukurda 
 kalmalı mı, yoksa akıl ve vicdana tabi olarak kalkıp  azalmayan azmimizle
yolumuza  devam mı etmeli ? Kurtuluş hangisinde? Rabbimiz hangisini teklif
 ediyor arz ettiğimiz ayetinde?
http://ethem-15.spaces.live.com/Ahmet ŞAHİNhttp://ethem-15.spaces.live.com/

ÇIĞIR AÇMAK KOLAY MI?

  
  
Ahmet Yatağan 

Yol, itaat ve sabırla gidilecek. Kâh mahzun olacak kalpler, kâh sevinçli coşkulu.
Ve her hal bir imtihan olacak. Hudeybiye günündeki gibi. Orada ve ondan sonra
 kalbi dosdoğru, adımları kararlı olan kimileri çığırlar açacak, kolbaşı olacak.
Nice sahabiler gibi. Hudeybiye’de toplanan bazı müslümanlar, doğup büyüdükleri
vatanları Mekke’yi bırakıp gitmişlerdi. Sadece dinlerini daha iyi yaşamak, daha
iyi kulluk edebilmek için. Hicret… Ama Mekke’ye dönecekleri günü de hasretle
bekliyorlardı. Bir tarafta Mekke’de müşriklerin elinde esir kalan çaresiz müminler,
diğer tarafta Medine’de Beytullah’a özlem duyanlar… O gün sanki bir vücut ikiye 
 ayrılmış gibiydi. Gönüller Sultanı Hz. Peygamber s.a.v. Medine’deydi. Mekke’de
 hakikat ışığına kör kalanlar:  – Muhammed hiçbir zaman Mekke’ye giremeyecek!
iyorlardı. Kainatın Efendisi s.a.v. ise Hz . Osman r.a.’ı Mekke’ye göndermiş: 
-Mekke’de iman gizli kalmaz! diyordu.
  
Bir Yürek Devleti

Gönüller mahzundu. Ve o gün… Mekkeli veya Medineli olmanın anlamı çok
büyüktü. Medineliler Gönüllerin Sultanı ile beraber, Mekkeliler ise O’ndan
ayrıydı. Bu, sahabi olanın taşıyamayacağı ağırlıkta bir yüktü. Bu yükün bir
nebze de olsa anlatımı Hz. Osman r.a.’ın ifadesiyle şöyleydi:  Sahabe-i Kiram,
içli içli o kadar çok ağlıyorlardı ki, neredeyse ağlamaktan ölüme yaklaşmışlardı. 
Rasul’ün gözleri önünde, O’nun gönlü etrafında kenetlenen müslümanların en
büyük derdi, Beytullah’ı tavaf edebilmekti. Medineli müminler şöyle diyordu: 
Ey Allah’ın Rasulü ! Osman’a ne mutlu! O Beytullah’a kavuştu, şu an Mekke’de… 
Ancak Gönüller Sultanı Efendimiz s.a.v. onlara :  Biz tavaf etmekten alıkonul
muşken, hiç sanmıyorum ki Osman, Beytullah’ı biz olmadan tavaf edebilsin,
 diyordu. Ayakların titrediği, şeytanın ve nefsin sayısız desiseler soktuğu o gün,
Hudeybiye Günü, sahabenin olaylar karşısında öylesine bir duruşu vardı ki,
aynen şuna benziyordu: “Öyle bir ekin ki, filizini çıkarmış, sonra da onu
kuvvetlendirmiş, derken kalınlaşmış da artık gövdesi üzerine doğrulmuştu.
” (Fetih, 29) İşte bu yürek devleti inananları kuvvetlendiriyordu.
  
Öpülesi Eller Kimin?

Hudeybiye’de Sahabe-i Kiram hurma ağaçlarının altında hasret bağının güllerini
devrişiyorlardı. O vakit çıkarılan şayia yürekleri parçaladı: “Mekke’ye gönderilen
Osman öldürüldü!..” Vücudun bir organı koparsa ne olurdu? Hem de Osman
kendileri adına Mekke’ye gönderilmişken, bir de onu Alemlerin Sultanı elçi
yapmışken?!. Etle tırnağı beraber yaratan Allah, Rasulü’ne insanı insan yapan
sanatı öğretmişti. Şimdi o sanat icra edilecekti. Sanatkâr ise Sevgililer Sevgilisi
idi. Tüm gönüller O’nun etrafında toplanıverdi. Kimi ağaç dallarıyla Efendimiz
s.a.v.’i gölgeliyor, kimi de -Hz. Ömer r.a. gibi- Kainatın Biriciği’nin elini kendi
 eliyle tutup destek veriyor, müminler biat ederken O’nu incitmesinler diye
hassasiyet gösteriyorlardı. Mekke müşrikleri ise Peygamberimiz’le bir an önce
anlaşmayı hedefliyorlardı. Mekkeli müşriklere göre müslümanlar artık
kaybetmek üzereydi. Belki de onlar Sahabe-i Kiram’ın toparlanmaması için bir
ilm-i siyaset izliyorlardı. Oysa din Allah’ındı. O, şöyle buyuruyordu: 
“Sen dışarıdan onları (müşrikleri) birlik içinde sanırsın. Halbuki onların kalpleri
darmadağınıktır.” (Haşr, 14) İşte madde ve mananın karşı karşıya geldiği o an,
Süheyl adında bir Mekkeli,Peygamberimiz’le anlaşmak üzere Medine’ye geldi.
Müslümanların duruşu açık ve netti. Anlaşmak isteyenler ise Mekkeli müşriklerdi.
 Hedeflerini ise şöyle belirlemişlerdi: Medineli müminler Mekke’ye gelsinler.
Orada üç gün kalsınlar. Ancak Kâbe’yi tavaf etmesinler!… Böylece “Onlar bir
oyun kurdular. Allah da onlara oyun kurdu. Allah, bütün hilekârlıkları hakkıyla
bilendir.” (Âl-i İmran, 54) Ve… perdenin arkasını nübüvvet sırlarıyla gören
Efendimiz s.a.v. şöyle buyurdu: Müşrikler barış yapmak istediklerinde hep bu
adamı göndermişlerdir!… Böylece Süheyl’in gelişinin aslında bir fetih başlangıcı
olduğuna işaret ediyordu.
  
İmtihan ve Sabır

Ve Hudeybiye anlaşması yapıldı. Anlaşma maddeleri, görünüşte müslümanların
aleyhine işleyecek gibiydi. Bu nedenle Sahabe-i Kiram çok mahzun oldu.
Boyunlarını büktüler. Ümitleri neydi, ne olmuştu? İnandıkları Rasul nelere imza
atmıştı?!. “Müminlere katılmak üzere, Mekke’den kim gelirse gelsin geriye
 iade edilecek, ancak müslümanlardan Mekkelilere katılan olursa, asla geriye
verilmeyecek…”  Hz . Ömer r.a. dayanamamıştı: Ey Allah’ın Rasulü ! Bu
maddeyi de mi kabul edeceksin? demişti. Sevgili Peygamberimiz s.a.v. ise
tebessüm etmiş ve şöyle buyurmuştu: Evet, ama Allah bize bir yol açacaktır!.. 
O an zaman durmuş, gönüller yıpranmıştı belkide . Ama insan bu, su misali…
Sular kendisine nasıl yol bulup gidiyorsa, kalpler de bir yol bulup gidecekti
elbette. Ama gidilen yol önemliydi. O yol bazen ovayı, sarp geçitleri, bazen
yaylaları, bazen meltem esintilerini ve bazen de fırtınaları andırır. İşte
insanın gönlü bir yol bulup giderken kalp ak pak olsun diye “Allah, insana
takvayı ve fitneyi ilham etmişti.”(Şems, 8). Demek ki Allah, kendisine
gönülden bağlananları olaylarla ayırdediyordu . İnsanoğlu olayların içinde takva
ve fitnenin ne demek olduğu daha iyi kavrayabilecekti. Bu böyleydi. Ama kolay
değildi.İlâhi kader!.. O gün, baba ve oğul sebepler dünyasında bakın nasıl yol
bulmuştu?.. Anlaşmanın imzalandığı sırada, Mekke’de esir kalan Ebu Cendel
çıkageldi.Ayaklarına prangalar vurulmuştu, zincirlerini sürüklüyordu. Gönüller
Sultanı s.av.’in huzuruna geldi. Babası Süheyl:  Onun burada ne işi var? diyordu. 
Hışımla oğlu Ebu Cendel’in boynundan tuttu. Yüzüne gözüne sopayla vurmaya
başladı ve şöyle dedi:  İşte Ey Muhammed! Yaptığımız anlaşma gereği bana
vereceğin ilk kişi budur! O an… belki de kalpler durdu, bakışlar donakaldı. Hiç
kuşkusuz bu bir tesadüf değildi. Ebu Cendel :  Ey Allah’ın Rasulü ! Ey müminler
topluluğu! Sizler, bana işkence yapsınlar, beni dinimden döndürsünler diye mi
beni müşriklere teslim ediyorsunuz? Uğradığım işkenceleri görmüyor musunuz?
Ben müslüman olarak aranıza katılmadım mı?diyordu. Uzanan elleri, medet
uman gözleri adeta yürekleri parçalıyordu. Feryatlarının ağlatmadığı tek sahabi
kalmamıştı o gün, o an Hudeybiye’de… Ama Gönüller Sultanı s.a.v. ona şöyle
diyordu: Ebu Cendel, sabret. Bizler verdiğimiz söze vefasızlık edemeyiz. Zira
barış anlaşması yapmış bulunuyoruz. Kalpler takvaya ulaşmazsa fitne, isyana
giden bir yol bulurdu elbette. O günün takva sahipleri, ihtimal, Allah’a uzanan
yolun zemininde bu tür olaylarla yetişiyordu.Hem Ebu Cendel’deki o iman, nice
insanların gönüllerine doğan bir güneş olacaktı.Zaman bunu gösterecekti zira…
  
Ateş Çakmağı


Bu olaydan tam bir ay sonraydı… İkindi namazının sonunda Mescid-i Nebi’de
Efendimiz s.a.v. ve Sahabe-i Kiram oturuyordu. Mescide koşarak biri girdi.
 Mekkeli müşriklerden Kevser’di bu gelen. Ve:  Ey Muhammed! Adamın Ebu
Bâsir, Mekke’den kaçtı. Arkadaşımı öldürdü. Ben onun elinden zor kurtuldum.
Yakalasaydı beni de öldürecekti, diyordu soluk soluğa.Daha sözünü bitirmemişti
ki Ebu Bâsir, mescidin önünde devesini çökertmiş,Rasulullah’ın huzuruna
girivermişti. Şöyle diyordu : Ey Allah’ın Rasulü! Sen üzerine düşeni yaptın.
Verdiğin sözü Hudeybiye’de tuttun.Beni onlara teslim ettin. Ben ise dinimden
dönmedim ve onlara direndim. Ama Allah bugün beni onlardan kurtardı! Gönül
derdi dışa vuranın hali, insanlara tesir ediyordu anlaşılan. Ebu Bâsir de Ebu
Cendel gibi iman dertlisiydi. Ebu Bâsir’deki bu iman güzelliği, o an sahabilere
cesaret vermişti. Zira Efendimiz s.a.v. Ebu Bâsir’e : Ne müthiş adam! Adeta
ateş çakmağı!.. Bir de yanında arkadaşları olsa yapamayacağı şey yok!
buyurmuştu. Böyle bir imandan o gün memnun olmayan tek kişi, olsa olsa
Mekkeli müşrik Kevser olabilirdi.
  
Cemaatin İmamı Olabilmek
 Aslında o an, Ebu Bâsir’in en zor zamanıydı. Zira onun yurdu ne Mekke ne de
Medine’ydi artık. En çok sevdiği insandan müşriklerle yapılan anlaşma gereğince
ayrı kalacaktı. Ona yine yol (hicret) görünmüştü. Bu yüzden Kızıldeniz kenarında
“ Iss ” denilen yere gitti. Burası Mekkeli müşriklerin ticaret kervanlarının geçtiği
 bir yerdi. Ebu Bâsir, müslümanları ikiye bölen Mekke müşriklerinin plânlarını
burada yok etmeye ahdetti..Bu arada Ebu Cendel’in de gelişmelerden haberi
olmuştu. Kıpır kıpır atan yüreği belki de bu günleri bekliyordu. Hemen bir yolunu
buldu, o da Mekke’den kaçtı. Ebu Bâsir’in yanına geldi. Ebu Bâsir bir çığır açmıştı,
kendine bir yol tutmuştu. Esaret altında Mekke’de yaşayan müslümanlar onun
yanında bir araya gelmeye başladılar.Kısa sürede üçyüz kişi oldular. Rasulullah
s.a.v.’in vaktiyle söylediği, artık gerçek olmuştu. Artık sahabi Ebu Bâsir’in yanında
arkadaşları da vardı. Ve bir plân yaptı. Bu bölgede Mekkeli müşrikleri çökertecek
bir kuvvet olacaklardı. Hem Allah’ın Rasulü de onu övmüştü.Bu övgü aslında ona
bir dua niteliği taşıyordu. Hasılı o, yaşadığı halin, meşrebininimamıydı artık…
  
Sevgilinin Mektubu

Ebu Bâsir ve arkadaşlarının bu birliktelikleri,Mekke müşriklerini iyice tedirgin etti.
Ve aralarında yine Süheyl’in bulunduğu bir grup, Efendimiz s.a.v.’in yanına geldi: 
Aramızdaki akrabalık aşkına!.. Ebu Bâsir ve arkadaşlarına haber sal, bundan
böyle onlardan kim Mekke’ye gelirse güven içinde kalacaktır. Bunun anlamı,
 ihtimal, şu ayet mealinde gizlenmişti: “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın,
parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetlerini hatırlayın. Hani siz birbirinize
düşman kişilerdiniz de, O gönüllerinizi birleştirmiş ve O’nun nimeti sayesinde
kardeş kimseler olmuştunuz.” (Âl-i İmran, 103) Evet, Ebu Bâsir ve arkadaşları
kendi başlarına ayrı bir hizip değildi. Rehber aynıydı:Rasulullah s.a.v… O’nun
isteği her şeye değerdi. Efendimiz s.a.v., Ebu Bâsir’e artık memleketlerine,
ailelerinin yanına dönebileceklerini bildiren bir mektup gönderdi. Ne var ki Ebu 
Bâsir ağır hastaydı. Gelen mektubu eline aldı. Sanki Mekke ve Medine,Mescid-i
Nebi, Hane-i Saadet gözlerinin önünde canlanıvermişti. Uğruna yıllarını verdiği
Sevgili Peygamber, can dostu, biriciği artık onu davet ediyordu. Bir mektuba
baktı, bir de etrafındakilere…En sevdiği insanın muhabbeti yüreğinde, mektubu
ise ellerinde kalakaldı..Efendimiz s.a.v.’in, kendisini Mekke’ye, Medine’ye davet
eden satırları gönlünde düğümlendi, düğümlendi… Ve ruhunu Allah’a teslim
ediverdi..Ebu Cendel ve arkadaşları cenaze namazını kıldılar ve oracığa
defnettiler. Medine’ye dönenlerin sayısı ise sadece yetmiş kişiydi. Açılan yollar
İslâm’da, gönüller ise Rasulullah’ta bir kez daha buluşmuştu. Zira Sahabe-i
Kiram her yerde, görüşlerin ve meşreplerin hidayet rehberleriydi. Sahabe-i
Kiramı görenler, Ebu Hanife, Ahmed b. Hanbeller; İmam Şafiî, İmam Malik,
Maturidî ve İmam Eş’arîler; Bayezid-i Bistamî, Şah-ı Geylânî, İmam-ı
Rabbanîler; İmamı Gazalî, Ahmed Yesevî, Mevlâna Celâleddin-i Rumîler;
Şah-ı Nakşibend, Mevlâna Halid Bağdadîler; Şah-ı Hazne, Gavs-ı Kasrevîler,
tüm veliler, alimler ve mürşid-i kâmiller… Onlar, Asr-ı Saadet’ten günümüze
gelen hayatı anlatan imamlardı. Onlar, ilâhi nurla yıkanmış bir kültürün
muhkem kaleleriydi. Onlar, iman dolu gönüllerin sarsılmaz direkleriydi. 
Ama onlar, yollarında, meşreplerinde asla tek başlarına değillerdi.

semerkand dergısı eylül 2003

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online      

AİLE TOPLUMUN DİREĞİDİR

   
   M.Saki Erol
   
Her şeyi çift olarak yaratan (Zariyat/49), bir ve benzersiz Allahu Tealâ,
 Hz.Adem’i (A.S.) ve Hz. Havva validemizi yaratarak, insan çiftini kadın
ve erkekten meydana getirdi. (Nisa/1) İnsan nesli, ilk aileyi oluşturan bu
mübarek çiftten çoğalarak günümüze kadar geldi.Bugün de toplumların
varlığı, neslin çoğalarak devam etmesi aileye bağlı. Kadın, erkek ve
bunların çocuklarından oluşan aile, milletlerin üzerine kurulu olduğu temel
 yapıyı meydana getiriyor.Aile kurumu, kadın ve erkeğin meşru kurallar
çerçevesinde, yani nikah akdiyle bir araya gelmeleriyle oluşur. Rasulullah
(A.S.) Efendimiz de: “Evlenin, çoğalın. Kıyamet günü ümmetimin çokluğuyla
iftihar ederim.” (Beyhaki) buyurarak ümmetini evlenmeye, aile kurmaya
teşvik ediyor. İslam, evlilik ve aile kurumuna öncelikle, kadın ve erkeğin
haram yollara sapmasını önlemek, toplumu şekillendiren temel sosyal
üniteyi oluşturmak ve birçok peygamberin “soyumdan inanan ve hayırlı
işler yapan bir nesil ver” duasında olduğu gibi hayırlı nesiller yetiştirme
 hedeflerini yükler.Allahu Tealâ, müminlerin müminlerle evlenmesini
buyurarak, (Bakara/221) bizlere ailenin oluşumunda temel kuralı bildiriyor.
 Yani müslüman aile, müslüman erkek ve kadından meydana gelir.
Özellikle müslüman bir hanımın gayri müslim bir erkekle evliliğini dinimiz
kesinlikle yasaklamıştır. Çünkü çocukların soyu babaya nispet edilir.
Müslüman bir kadın, gayri müslim bir erkekle İslam’ı kabul edip müslüman
olması şartıyla evlenebilir.Mukaddes bir yuva kurulurken İslami kaidelere
riayet edilmesi en önemli şarttır. Aile saadeti, her iki tarafın İslam’ın belirttiği
hak ve vecibelere itaat etmesine bağlıdır. Eşlerin, İslam’ın emir ve yasaklarını
hayatlarında tatbik etmeleri ile ancak mutlu ve geleceğin sağlam temellerinin
atıldığı bir yuva kurulabilir.Bir yuva kurduktan sonra onu korumak, öncelikle
Allah Tealâ’nın: “Mümin erkek ve kadınlara söyle. Gözlerini haramdan
sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar.” (Nur/30-31) emrine uymakla mümkündür.
Bu, hem aile hem de toplum hayatının huzuru, güveni ve geleceği için temel
şarttır. Sonra eşler, birbirlerine karşı görevlerini yerine getirmeye çalışmalı,
 sorumlulukları Allah ve Rasulü’nün (A.S.) bildirdiği gibi paylaşmalıdır.


Aile ortamındaki davranışlarımızın şekli, dinimizin toplum içerisinde bizden
 beklediklerinden farklı değil. Prensipleri Kur’an ve Sünnet’te belirlenen
İslam ahlakı yaşandıktan sonra, aile hayatında mutluluğu elde etmemek
için hiçbir sebep yoktur.Gerçi günümüzde İslam’ı yaşamak, elde ateş koru
 tutmak kadar zorlaştı. Gayri İslami kültürlerin, özellikle Batı dünyasının
hayat tarzıyla aşılanan kültürümüz maalesef ciddi tehdit altında. Artık aile
 kavramına verilen değerin ve duyulan saygının yerini, batılılarda olduğu gibi
ailesiz, anne babasız bir hayat anlayışı alıyor. Kadın-erkek birlikteliğinin
yalnızca cismani tatmin aracı olduğu düşüncesi yaygınlık kazandırılmaya
çalışılıyor. Oysa yakın zamanlara kadar bu birlikteliğe ne çok boyut, ne
derin anlamlar kazandırmıştık biz… Bugünün maddeci dünyasının resmi
siparişle yaptırdığı aile filmlerindeki anlamlardan çok daha   fazlasını
 kazandırmıştık. Yaygınlaştırılmaya çalışılan yeni anlayışta evlenip aile
kurmak, sorumluluk almak, gelecek temiz nesillerin devamına katkıda
bulunmak gereksiz bir yük olarak kabul ediliyor. Nikahsız beraberliklerden
çocuk sahibi olmak adeta özendiriliyor. Aile külfetine girmeksizin çocuk
 edinmenin sonuçları ile, o çok özendiğmiz Batı’nın başı ciddi şekilde
dertteyken, bizim magazin dünyamız bunu çözüm olarak sunuyor. 
Neticede kültürel bozulma ve çözülme o düzeye vardı ki, tamamen Batı hayat
tarzının bir ürünü olan flört, İslam’ı hayatının merkezine koyduğunu sözleriyle,
 kılık-kıyafetiyle ilan eden müslüman gençler arasında da görülüyor.
Pak Ehl-i Sünnet yolunun kesinlikle reddettiği geçici nikahla da bu durum
meşrulaştırılmaya çalışılıyor. Oysa bizim inancımız, hayat tarzımız, kültürümüz,
geleneğimiz, ne nikahsız beraberliği kabul ediyor, ne de geçici nikaha izin
veriyor.Gerekçesi her ne olursa olsun, hiç bir nikahsız beraberliğin  ya da
geçici nikah adıyla zinanın onaylanması asla mümkün değildir.
Uzunca bir zamandır müslümanların çok dikkatli olmaları gereken bir
dönemi yaşıyoruz. Savaş meydanlarında mağlup olanlar, huzur ve mutluluk
 vaatleriyle bugün aramızda kuzu postunda dolaşıyor. Teknolojinin bütün
 imkanlarını kullanarak kültürümüzün can damarlarını, bizi biz yapan her
şeyi tahrip etmeye çalışıyorlar.Bilmeliyiz ki, müslüman aile müslüman
toplumun temel direğidir. Bu direk yıkılırsa -ki İslam düşmanlarının ilk
 hedefi budur- toplumumuzun ayakta kalması mümkün değildir.
Televizyonuyla, sinemasıyla, müziğiyle, edebiyatıyla, içimize sızıp bizi
yoketmeye çalışanlara karşı bütün gayretimizle bu nezih kurumu korumak
 ve yaşatmak zorundayız. Bu yolda Peygamber varisi rabbani alimler
rehberliğinde birbirimize destek vermek zorundayız. Asla yıkılmadan,
dimdik ayakta kalarak, insanlığın huzur ve mutluluk ümitlerini kendi
huzur ve mutluluğumuzla yeşertmek zorundayız.Çare, her durumda
olduğu gibi Kur’an ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak.
Bugün ateşten bir kor olsa da çare bu. Başka yol yok!..
   Allah’ın selamı üzerinize olsun. 

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online      

BÜYÜKLERIMIZDEN İNCİLER

 

 

 

 

"Kapımıza gelen her kim ki nefsini şeytandan ve firavundan aşağı  bilmezse bizden birşey alamaz"

 Şah-ı Nakşibend Hz.leri (K.S.A)

"Bir mürşid sofisinin gece yatağında sağdan sola kaç defa

döndüğünü bilmiyorsa gitsin dağda eşkiyalık yapsın"
S.Muhammed Raşid Hz.leri (K.S.A)

 

;nice insanlar vardır ki devamlı evliyanın yanında bulunur;fakat nıyetı ALLAH c.c.degıldır o kımse evlıyadan çok uzaktır.bazı insanlar ise bedenı ıle evliyadan çok uzakta bulunur. fakat kalbı allah cc rizasına aşiktr,ihlas üzere

yaşar.veliler okimseyi tanır ve severler halbukı okımse evliyayı hiç görmemiştir.

 Gavs-i Sani (k.s.)

"Bir mürşidin dört ayrı yönde dört ayrı müridi aynı anda can

verse ve mürşid bunların imanını kurtaramasa gitsin eşkiya olsun" S.Muhammed Raşid Hz.leri (K.S.A)

"Hızmet, Nimettir" Gavs-i Sani (k.s.)

 

Hatme,rabıta ve vird bizim yolumuzun esaslarıdır.Bunlardan birini yapan kapımızın önündedir,ikisini yapanın eli elimizdedir,  üçünü yapanın eli cebimizdedir ne isterse alsın: 

Gavs-i Sani (k.s.)

 

 peygamberlerin ve evliyaların gücü ;allahu zülcelali çok zıkretmelerinden gelmektedir. yanıhepsi hepsi allahu zülcelalin  kuvvet vede kudretindendir .                 

: (seyda muhammed konyevi (k.s)

Cahil kalmayin;cahil olan hic bir sey bilmez,bilgisizlik de insanin sonu olur.Nasil ki araba kullanmasini bilmeyen arabayi devirirse
ayni sekilde dini bilmeyenler de ibadetlerinde cesitli sıkıntilara
ducar olurlar.

 Gavs Abdülhakim Bilvanisi (k s )

"Siz niyetinizi Allah için güzel yapın.Her işiniz güzel olur…Kulun güzel niyetini Allah bilsin yeter…

" Gavs-ı Sani (k.s)

insanlarahizmet ve iyilik etmek isteyen kimse kendi nefsini ıslah etsin yeter nefsini ıslah etmeyen kimse insanlara gercek faydayı  veremez Sadatlar nefislerini ıslah edip istikamet üzere gittiklerinden insanların hidayetine ve ebedi saadetine vesile olmaktadırlar Gavs-ı Sani (k.s)

çok büyük bir kıyamet gününün, en dehşetli, en zahmetli, en tehlikeli zamanındayız, çalışmak şarttır, gündüz gece çalışacağız sonra çalışmayı Allahu teala çok sever, Sadatlarda çok sever onun için dünya değilde

ahiret için çalışacağız… Gavs-ı Sani (k.s)

 

 “Biz, Ümmet-i Muhammed’in imanını kurtarmak için elimizden geleni yapıyoruz. Bizim yanımıza gelenlerin bir kısmının ihlâsları bozuk, niyetleri kötü oluyor. Biz onlara şefkat ve merhametle davranıyoruz; ayaklarının  altına sabun olup, iyi tarafa kaymalarına, hak yoluna gelmelerine çalışıyoruz. Hak etmedikleri halde kendilerine gülüyor, yakınlık gösteriyoruz. Ancak, bazı kimselere ne yapsak fayda vermiyor. Buna üzülüyoruz. Sadatlar kimsenin zararına ve helâkine çalışmazlar. Onlardan uzaklaşanlar,
 kendi kendilerini zarara sokup helâk ediyorlar.
Gavs-ı Sani (k.s)

 bizim tarikatımız ,ürvetül-vüska;dır.hz.resulullah (sav)etegine yapışmak ve sahabei kiramın (r.a)ın eserlerine ıktıda etmektir.bu tarıkatta az amelle çok fetihler olur.amma sünnete rıayet gerekmektedir

 şahı nakşibend(K.S.A.)

insanin fayda  gorebılmesı için nakşibendi adabına göre tareket etmelidir insanda muhalefet olmadıktan sonra  ve nakşibedi olduk sonra nisbet devam eder kesilmez.

Gavs Abdülhakim Bilvanisi (k s )

okunan her fatıha ya,her hatmenın sevabına oda ortak olur  yeterkı kişi nakşibendi
olmaya çalisın her okudugunda ,vırte ,hatmede ,sadatı kiramin  ervahı orada hazır
 bulunur  hedıye karşiliksiz bırakılmaz .sevgisiz kalmaz .bu durumda insan ,sadat-ı kıramın tarafından da tanın miş olur .onlar insanı tanıyınca dar zamanında yardımına yetişir
allahın iznıyle.Gavs Abdülhakim Bilvanisi (k s )

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online    

 

B

Etiket Bulutu