Dayan be gönlüm!. Bîçâre değilsin Yaradan sana yâr. Kimsesiz değilsin, yanında "Kimsesizler kimsesi" var! Biliyorum! Sığmazsın hiç bir yere bu sevdayla, dünya sana dar! Ama dayan gönlüm! Dayan ki her gecenin mutlaka bir sabahı var!.

Archive for Mayıs 4, 2008

ELEST BEZMİ:RABBİMİZLE YAPTIĞIMIZ SÖZLEŞME

 
http://www.muziksarki.com/player.swf?file=http://vi7.mynet.com/video/87/18/367718/367718.flv&autostart=true 

   
   Nurullah Toprak
   
Halk arasında çocuklara: “ne zamandan beri müslümansın?” diye sorulur,

 çocuk da öğretildiği şekilde: “Kâlu belâdan beri müslümanım” diye
cevap verir.Kâlu belâ, insanların, Yüce Allah’ın birliğini ikrar, Rablığını
tasdik ettikleri vakittir. Elest bezmi, bu anlaşmanın yapıldığı toplantıdır.
 Allahu Tealâ, kıyamete kadar gelecek bütün insanların ruhları ve baba
sulbündeki zerreleriyle bir anlaşma yapmıştır. Bu anlaşma, Kur’an-ı
Hakim’de şöyle anlatılır:
                                                                                                   
“Ey Rasulüm! Onlara o vakti hatırlat, hani Rabbin,
Ademoğullarından, bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendi nefislerine
şahit tutarak: Ben sizin Rabbiniz değil miyim? dedi. Onlar da: Evet, sen bizim
Rabbimizsin dediler. (Onlarla birlikte Biz ve meleklerimiz buna) şahitlik ettik
ki, kıyamet günü: Biz bundan gafildik, haberimiz yoktu demeyesiniz. Yahut,
bizden önce babalarımız Allah’a ortak koştu, biz de onlardan sonra gelen bir
nesildik; onların izinden gittik. Batıla dalanların yüzünden bizi helak mi
edeceksin? şeklinde küfrünüze mazeret ileri sürmeyesiniz diye böyle yaptık.
(A’raf/172-173)
                                                                                      
Allahu Tealâ’nın kulları ile yaptığı bu misakı (ilahi sözleşmeyi)
şimdilik hatırlamıyor olsak bile, Yüce Rabbimizin hatırlatmasıyla, bizim
O’nunla böyle bir sözleşme yaptığımızı kesin olarak kabul ederiz. Biz unuturuz,
fakat Rabbimiz unutmaz, biz yanılırız, ancak O yanılmaz. Biz zamana bağlıyız,
O ise zamanı yoktan var edendir, zaman ve mekan onu bağlamaz.İnsanoğlunun
varlık alemine ilk adımı, ruhuyla oldu. İlahi ilimde bilinen ve ezelde takdir
edilen insan vücudunun, yokluktan varlığa geçişi ruhuyla gerçekleşti. Ruh,
dünya aleminde kendisini taşıyacak vücutla ana rahminde buluştu. İnsanın ilk
zerreleri, ilahi kudretle belli bir kıvam ve şekil aldıktan sonra, ruhla ayrı bir
güzellik ve özellik kazandı; böylece insanın madde alemindeki hayatı başladı.
                                                                                      
Ruhla bütünleşen bu et ve kemikten meydana gelen vücutta, insani özellikler
ve kabiliyetler oluştu. İnsanın bünyesine, hayvanlardan ayrı olarak, kalp, akıl,
düşünce, hafıza, şuur, sevgi gibi insanı insan yapan özellikler yerleştirildi.
Bütün bu özellikler ona Rabbini tanıması için verildi.
Her insan, Yüce Yaratıcısını tanıyacak özellik ve kabiliyette yaratıldı. Yani
Allahu Tealâ, ana rahminde şekil verdiği insanla ikinci anlaşmayı yaptı. Ona,
benliğini verirken, bir benlik şuuru da verdi. Ayrıca onu, varlığının sahibini
tanıyacak, onu hissedecek ve sevecek bir özellikle donattı. Böylece Allah,
kulu ile yeni bir anlaşma yapmış oldu. Sanki insana “sana bunları verdim,
onların gereği şunları isterim” dedi. İnsanın bu şekilde iman ve İslam fıtratı
üzere yaratılması, insani özelliklerle donatılması, kendisinden iman ve İslam’ın
gereklerinin beklenmesi için bir sebep oluşturdu.
                                                                                      
Bu sıfat ve özelliklerle dünyaya gelen insana, Allah, onun zerreleriyle ve
fıtratıyla yaptığı anlaşmaları hatırlatacak ve gereğini öğretecek peygamberler
gönderdi. Peygamberlerin gelmesiyle üçüncü bir sözleşme gerçekleşti. Bu
tebliğ, uyarı ve fiili anlaşma buluğ çağında yapıldı. Yani buluğ çağına gelen
her insana Allah’ın daveti ulaştırıldığında, artık ruhuyla verdiği sözü tutması
istendi ve vicdanına yerleştirilen Allah inancına uygun hareket etmesi. Allah’
ın davetine uyması ve fıtratındaki gerçekle zıtlaşmaması gerektiği hatırlatıldı.
Aksi durumda insan mesul olacak, hesap verecek ve ceza çekecektir.
Buluğa ermeden ölenler, birinci ve ikinci sözleşmenin gereğini yapmakla
mükellef olmadıkları için, hesaba çekilmezler. Çünkü sözleşmenin yerine
getirilmesi, akıl ve buluğ şartına bağlı olarak istenmektedir.
                                                                                      
Hz. Peygamberin (A.S.) başında bulunduğu İslam daveti kendisine ulaşan
buluğa ermiş her akıllı insan, ilk iki sözleşmenin gereği olarak bu davetten
sorumludur.Akıllı olup buluğa erdiği halde, Rabbiyle yaptığı sözleşmelerin
hiç birisine sahip çıkmayan, fıtratını bozan, insanlık değerlerini kaybeden
ve Rabbini unutup eşyaya tapan insanlık, dünyada ve ahirette mutlu
olamayacaktır. Çünkü imansızlık ve şirk, insan kalbi ve fıtratı için en
büyük kötülüktür. Tevbe edilmezse bunun cezası da büyük olacaktır.
Arifler demişlerdir ki: Kalp, iman, ibadet, zikir, fikir ve sevgiyle uyanır,
asli safiyetine kavuşursa, Allahu Tealâ’ya ruhu ve bütün zerreleriyle
verdiği sözü hatırlar, fıtratına konmuş Allah sevgisini tadar, her şeyin
O’na şahitlik yaptığını görür, kainatla birlikte zikre geçer.Her şey O’nun
varlığına, birliğine ve sonsuz rahmetine şahitlik ederken, insanın kendi
varlığını bile ihmal etmesi ve küfre girmesi ne kadar acıdır. Allahu Tealâ’
dan kalp safiyeti ve iman selameti dileriz.
 
 

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online      

Etiket Bulutu