Dayan be gönlüm!. Bîçâre değilsin Yaradan sana yâr. Kimsesiz değilsin, yanında "Kimsesizler kimsesi" var! Biliyorum! Sığmazsın hiç bir yere bu sevdayla, dünya sana dar! Ama dayan gönlüm! Dayan ki her gecenin mutlaka bir sabahı var!.

En güzel yastığın nedir?” diye sorsalardı bana, hiç tereddütsüz “yarın” derdim.

Yastık…Başımı usulca bırakıp kendimi unuttuğum yer. Yastık… Gözlerimi
kapatıp gövdemi sessizce, dertsizce yarına taşıdığım dem. Yarın…
Bugünün telaşlarını savurup fırlattığım loş uçurum. Yarın.. Bugünün
ellerinden ellerimi çekip hayatla bağlarımı koparmama bahane eylediğim boşluk. 
 
“Nasılsa yarın var!” deyip de an’ın üzerimizdeki keskin hükmünü törpülüyor
değil miyiz? “Yarın yaparım!” deyip de günün içinden duygularımızı, aklımızı,
yeteneklerimizi, hasılı varlığımızı çekiyor değil miyiz? Kapatmıyor muyuz
gözlerimizi bugünün güneşine, nasılsa yarın güneş yeniden doğacak diye?
Kapatmıyor muyuz gönlümüzü bugünün aşkına, önümde çok uzun yıllar var
diye? Sevdiklerimizi küstürüyoruz, sevenlerimizi kırıyoruz, umarsız bir maske
takıyoruz bugün. Nasılsa yarın telafi ederim diye. Çekmiyor muyuz ellerimizi
en ciddi işlerin eteğinden daha zamanı gelmedi diye? Alıp gölgemizi her
akşamın hüsranına yatırmıyor muyuz? Sanki hiç yokmuşuz gibi, hiç var
olmamışız gibi geçmiyor muyuz günün içinden? Hasretlerimizi, hayallerimizi,
ümitlerimizi, beklentilerimizi, özlemlerimizi zamanın kanına katmadan,
elimizde meyvesiz kuru tohumlarla kala kalmıyor muyuz? 
 
Yastığımızdır yarın. Alıp başımızı gittiğimiz isimsiz, sınırsız, kuralsız, tanımsız
ülkemiz. Aklımızı başımızdan alıp götüren uykumuz. Bugünden kaçışın saydam,
sessiz, itirazsız suç ortağı, sırdaşı. Gözümüzü bağlayıp bize habire sayılar
saydıran saklambaç arkadaşımız. Sürekli bizi körebe eder yarın. Bizi topal bırakır.
Bizi sığlaştırır. Bizi yok sayar. Kendi kıyılarımızdan çeker yüreğimizin inci
mercanını. Kentin kuytularında nefesimizi boğuyor, sözümüzü kekeme ediyor. 
 
Yo, yo, suç yarının değil. Yarının ayağımıza gelir gelmez adını “bugün”
diye değiştirdiğini unutan bizlerin suç. Yarınlara güvenip de bugünü
eğretileştirirken, yarınların birinde kendisine geniş zamanlar düşeceğini
hayallerken, “dün”lerde “yarın” diye idealleştirdiği bir “yarın”ı daha elinin
tersiyle ittiğini fark etmeyende suç… Bizde! 
 
Şairin dediği gibi “yarın artık bugündür.” Yarın diye beleyip beslediğimiz,
hayallerimizle emzirdiğimiz o gelecek günler, o bitmez zamanlar, o geniş
zamanlar gelir gelmez, kendimizi içinde sıradanlaştırdığımız bir “bugün”
oluveriyor. Yarına ideal yükleyenler, gelen yarının adı “bugün” olduğunda,
bütün idealleriyle o günün sabahında var kılmaları gerekir kendilerini.
Hayallerini yarınlara güvenerek erteleyenler, yarınlar sıra sıra gelip “bugün”
olarak ellerine ayaklarına vardığında, her şeyi bir kenara bırakıp el üstünde
tutmaları gerekir bugünü. Sanki son günleriymiş gibi, sanki başkaca ve bir
daha yarın gelmeyecekmiş gibi, ruhlarını damıtıp bugünün imbiğinde
damıtmaları gerekir yarın sevdalılarının. 
 
Sahi, bugüne kadar kim “yarın” gerçekleştirmiş başarısını? “Yarın” ödev
yapan öğrenci oldu mu acaba? Yazısını “yarın” yazmayı başaran bir yazar
olmuş mudur? Hayır, hayır, içimizden hiç kimse “yarın”ı yaşamadı,
yaşamıyor, yaşamayacak. Yarınların hepsi bugün oldu, oluyor, olacak…
Bugün’e kendini yakıştıramayan, yarınların hiçbirinde gününü gün edemeyecek.  
İmrendiğimiz o başarı öykülerinin hepsi kahramanlarının “bugün”ünde
 
gerçek oldu. Bir ömre rengini, istikametini veren kritik kırılmaların hepsi
sıradan bildiğimiz herhangi bir saatin içinde olup bitti. “Yarın”a,“az sonra”ya,
“hele dur, zamanı değil!”lere yaslananlar, “bugün”lerin içinde siliniverdi,
“şimdi”nin kalbine can olamadı, “an”ın göğsünden çekildi. Hiç dokunmadan
geçtiler zamanın içinden. Hiç yaşamamış gibi sürüklendiler bugünden yarına.. 
 
İspat etmemi ister misin? Ben de bu kısa yazıyı sürekli “yarın”lara erteledim.
 Ama sonunda oturdum ve yazdım. Ellerimi bilgisayarımın tuşlarına bağladım,
koltuğumda hapsettim gövdemi, kalbimi bu satırların karasına mahkûm ettim.
Yazıyı, “bugün” yazdım, “şimdi” bitirdim. Sen de “yarın” okuyamayacaksın
bu yazıyı. Eminim “bugün” okuyor olacaksın… Bugünü uyanık geçirmek
istersen, “yarın” yastığını başının altından çek, sevgili zamane!

İyi uykusuzluklar!
Senai Demirci

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

    

who's online 

   

Comments on: "YAZDIGIMI YARIN OKUYAMIYACAKSIN!…" (1)

  1. Kays anlamıştı,dünyanın bir gam yurdu olduğunu. Anlamıştı daha ilk günden,buraya dert ve üzüntü çekmeye gelindiğini. Anlamıştı insanlara “gönül”verildiğini ve ezelde aşkın yaratıldığını. Anlamıştı güzeli ve güzelliği.Anlamıştı ilahi sırrı,insanın bir ayna olduğunu ve Yaradan’ın onda kendisini temaşa ettiğini. Eksikliğini anlamıştı. Aynaya aksetmeyen görüntüyü arıyordu. Öteki yarısı yok gibiydi. Kendisini tamamlayacak güzeli arıyordu ve öteki yarısını aramanın niceliğini anlamıştı. O alalade bir çocuk değildi. O bir sevda çekirdeğiydi. Onda kainatın en büyük aşklarından biri yüklüydü. Anladığı da oydu zaten. Bu sebeple ağlıyordu. Onun için ağlıyordu!O’nun için ağlıyordu!!O’nu arayıp bulmaya vasıta olacak öteki yarısı için ağlıyordu. Doğmuştu öteki yarısı ,aynı gecede .Kimseler bilmiyordu bunu ,bilemiyordu..Bilemezdi de. Amiroğulları’nın bi başka beyi Mehdi b.sa’d’ın çadırında doğmuştu Leyla.. Leyla “geceye dair,gece gözlü ,gece saçlı “demekti.Sonradan gece bahtlı da olacaktı. Kays’ın çığlıkları ,işte bu gece renkli güzel için idi. “Güzel” ne kelime !…Kays’ın ruhu ve canı .Güzelsiz ,güzelliksiz Kays olur mu?Misk ,kokmazlık yapabilir mi  Kays ,sevmezlik edebilir mi?Evet ,Kays dadılarını sevmedi,sevemedi ,bir türlü. Tesadüf,bir hilal kaşlı peri–peyker,onu kucağına almıştı. Kesiliverdi çığlıklar,ağlayışlar ,göz yaşları.İlk defa gözlerini açıp uzun uzun baktı bu güzelliğe Kays. Güldü,gülümsedi o mah- cemale. Ah güzellik!..Allah’ın bitmez tükenmez ;sonsuz eksiksiz kudretinin eseri!..İmanın delili ,adem olmanın idraki.O’ndan bir zerre.Zat’ından bir nişane!Aşkın yegane vasıtası!.. Elinde oldukça güldü o güzelin;elinden indikçe ağladı Kays.Artık başkaca ne mürebbi,ne daye!… Bir yandan Amiri “Evlat cevherine bedeldir;evlat bırakan ad bırakır. Emel sandığıma inci doldu,niyet mumum parladı” diye sevinirken öte yanda Kays ‘ın gönlünde şu münacat vardı: -Biliyorum Rabbim!Gam tuzağıdır varlık .Hür olmaz yoklukladır. Ey cefacı dünya!Bildim sendeki kederin çokluğunu. Keder çekmeye arkadaş isterim.Ey felek! Her nerede gam varsa ,gönder benim kederli gönlüme ve sonra bütün alemi gamdan azad et.Bu yolda azaltma nasibimi!Bana aşk ver.Ne geldiğimi bileyim,cihana ;ne de zamanın nice olduğunu! Güzel daye Kays’ı canıyla besler ,süt yerine ciğer kanını sunardı.Bu güzel,ona sevgi emzirir;aşk içirirdi.Kays bir ay parçası,güzel daye halesi.Her geçen gün ona bir kadeh aşk şarabı verirdi,aşk tuzağı ayağını tam bağlasın diye. Zaman!..Ah zaman!..Hem dost ,hem düşman. Hem mazlum,hem zalim.Aktıkça köpüren bir nehir.Yiğide ayak bağı ,namerde at meydanı. Sevdaya tuzak,nefrete dost. Aktıkça ,iyi ile kötünün ;iyilik ile kötülüğün yolunu ayırıcı. Rahmette zahmet;zahmette rahmet madeni… Hayırda şer;şerde hayır gizleyen sır. Gel zaman;git zaman!..
                           (Leyla ile Mecnun–İskender Pala)
    SELAM VE DUA İLE ABLAM

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Etiket Bulutu

%d blogcu bunu beğendi: