Dayan be gönlüm!. Bîçâre değilsin Yaradan sana yâr. Kimsesiz değilsin, yanında "Kimsesizler kimsesi" var! Biliyorum! Sığmazsın hiç bir yere bu sevdayla, dünya sana dar! Ama dayan gönlüm! Dayan ki her gecenin mutlaka bir sabahı var!.

Archive for Temmuz, 2008

Konuşulan konu dünya halkları

 

Alanı göster

Daha fazla bilgi

 

http://cid-27490f898f66b818.spaces.live.com/

KARDEŞİMİZİN ALANINDAN ALINMIŞTIR

ALLAH RAZI OLSUN

 

Dünya nüfusunu, mevcut halklarin nispetlerini muhafaza ederek, 100 kisilik bir köy kadar küçültebilseydik bu köy söyle olacakti:
57 Asyali:

21 Avrupali,
14 Amerikali (Kuzey,Orta,Güney)

ve 8 Afrikali
Bunlarin 52’si kadin , 48′i erkek olacakti
30 beyaz , 70 beyaz (+ + )olmayan,
30 Hiristiyan, 70 Hiristiyan olmayan,
89 heteroseksüel
, 11 homoseksüel
6 kisi bütün servetin % 59′una sahip olacakti ve bunlarin hepsi ABD kökenli olacakti.
20 kisi iy evlerde yasayacakti,

30 kisi okuma-yazma bilecekti,
1′i ölmek üzere , 1′i de dogmak üzere olacakti.
1 kisi bilgisayar sahibi,

1 kisi de (evet, sadece 1 kisi) üniversite mezunu olacakti.
Simdi sunlari göz önünde bulundurun:
Bir harp tehlikesi
ile, iskence görmek ihtimali ile, aç kalma korkusu ile karsi karsiya degilseniz, 500 milyon insandan daha iyisiniz.
Tutuklanmaktan
, iskence görmekten yahut öldürülmekten korkmadan ibadethaneye gidebiliyorsaniz 3 milyar kisiden daha iyi bir sansa sahipsiniz.
Buzdolabinizda yiyeceginiz
, üzerinizde elbiseniz ve basinizi sokup uyuyabileceginiz bir eviniz varsa,
dünyadaki insanlarin % 75′inden daha zenginsiniz.
Bankada ve cüzdaninizda para
varsa, dünyanin en imtiyazli % 8′i arasindasiniz
Anneniz
, babaniz sag ise, siz bu dünyada nâdir kisilerden birisiniz.
Birisi sizi düsündü ve bunu gönderdi, çünkü okuma
yazma bilmeyen 2 milyar kisiden biri degilsiniz.
Paraya ihtiyacin yokmus gibi çalis .

Kimse seni üzememis gibi sev .
Kimse seni seyretmiyormus gibi danset .
Kimse seni dinlemiyormus gibi sarki söyle .
Bu mesaji dostlarina gönder .
Göndermezsen hiçbir sey olmaz.
Gönderirsen, belki bunu okuyan birisi gülümser……

Veya……
sen gene her zaman yaptigin gibi nereye oldugunu bilmeden, kan ter içinde kosmaya
ve hayattan sikayet etmeye devam et

Haremeyn: Ümmetin hastalıklarını teşhis laboratuarı (1)2)

Haremeyn, yani “iki muhterem mekan”, yani “cömert” Mekke ve “nurlu” Medine.Mekke-i Mükerreme’nin sıfatı “cömertlik”.
Kendine koşan herkesi, bağrına basacak kadar cömert. Kendine indirilen rahmeti, herkesle paylaşacak kadar cömert. Mekke ile Kur’an’ı, Allah Rasulü ile vahiy meleğini aynı sıfat (kerem) paydasında buluşturan, el-Kerîm olan Allah’ın sonsuz kerem ve cömertliği olsa gerek Mekke tedavi ederken cömert. Çünkü, istikametini şaşıranların yön duygularını geliştiriyor.
Kaybettikleri yön yeteneğini, onlara yeniden kazandırıyor. Kula kul olmaya ve kulu kul edinmeye yatkın ruh hastalarını tedavi ediyor. Onları, sadece Allah’a kul olma ortak paydasında tedavi ediyor. Evrensel koroda çatlak ses çıkarıp kainat ilahisine katılmakta zorlananları, koroya katıyor. İnsana, Allah’a ait olduğunu ve kainata mensup olduğunu hatırlatıyor.
 Vefasızlık illetine, vefa ilacıyla tedavi sunuyor. İhanet hastalığını iyileştirip sadakate tebdil ediyor.Mekke sadece tedavi etmiyor, aynı zamanda ümmetin hastalıklarını teşhis etmemizi de sağlıyor. Adeta bir laboratuar orası. Ümmetin manevi, fikri, sosyal, akidevi ve ahlaki hastalıklarını teşhis etmemizi sağlayan bir laboratuar. Malum, doğru tedavi, doğru teşhisle başlar. Nasıl ki, yanlış sebep üzerine doğru netice bina edilemezse, yanlış teşhis üzerine doğru tedavi de bina edilemez.Haremeyn’de bütün çıplaklığıyla ortaya çıkan hastalıklarımızın tümünü burada sayamayız belki. Fakat ilk elde göze batanlar şunlar:
1. Tefrika hastalığı.
2. Bedevilik/köylülük hastalığı.
3. Tefekkürsüzlük ve sığlık hastalığı.
Tefrika hastalığı, bilinen en eski hastalıklarımızdan biri. Muhammed ümmetinin birliği, dirliğinin garantisidir. Eğer bu ümmette birlik yoksa, dirlik de yoktur. Bu ümmetin Allah’ı bir, Peygamber’i bir, Kitab’ı bir, Kıblesi bir, Kâbe’si bir, Mekke’si bir. Zaten böyle olmasa insanın Kâbe’de işi ne? Oralara kadar geliyorsa, Kâbe’yi tavaf eden sele karışıyorsa, bunun anlamı “Ben de müminler okyanusunda bir damla olmaya geldim” demektir.
Kalk sen okyanusa düş, ondan sonra da okyanusun içinde “iyot” gibi kalma savaşı ver, “Ben denize karışmayacağım, damla olarak kalmakta ısrar edeceğim!” de. Hiç olur mu öyle şey?
Ama bazıları bunu becerebiliyor. Önceki ziyaretlerimde bazılarını duymuştum. Sırf Türkiye ile gün farkından dolayı, adam haccı bile, evet evet haccı bile, tek başına ya da kafadarlarıyla birlikte bir “tefrika” abidesi olarak yapabilecek kadar çılgınlaşabiliyordu. Örneklerini çokça dinledim ve bazılarına da rastladım.
Düşünebiliyor musunuz; Allah’ın davetine icabet etmiş milyonların arasına karışmıyor. Ayette, “Sonra siz de insanların seller gibi çağlayıp aktığı yerden çağlayıp akın” (summe efîdû min haysu efada’n-nas) buyuruluyor. Ama meşrebini din edinmiş olan beyimizi, bu mübarek Kur’an emri ırgalamıyor bile. Varsa yoksa “abilerinin” emri. Zaten Kur’an’ın talimatını, Peygamber’in sünnetini merak bile etmiyor. Milyonlar Arafat’ta vakfeye durmuş, beyimiz “abilerinden” emir bekliyor. Ya bir gün sonra veya bir gün önce, Arafat’ta, Müzdelife’de, Mina’da tek başına vakfeye duruyor. Bazen şeytanı tek başına taşlıyor, Kurbanı tek başına veya bir avuç kafadarıyla kesiyor.
Haccın “Kandıralısı” mübarek. Duası milyonlarca müminin duasına karışmıyor. İbadeti milyonlarca müminin ibadetine karışmıyor. Kendisi, milyonlarca müminin arasına karışmıyor. Beyimize göre, milyonlar bir tarafa, kendisi ve kafadarları bir tarafa. Herkes yanlış, bir tek o ve kafadarları doğru. Bir de bunu “cemaat” yolu olarak da bilinen “Ehl-i Sünnet” adına yapması yok mu, holiganlığa tüy dikiyor.
Bu echel-i cühela meşrepperestlerin hacdaki tavrı. Umrede de buna benzer tavır gösterenler var. Adam Kâbe’nin etrafında namaz kılcak. Fakat cemaatin içinde olduğu halde imama uymuyor. Bazısı uyar gibi görünüp “takiyye”nin en çirkinini yapıyor, ama tek başına kılıyor. Bazısı da cemaatle kılıyor. Bunu sadece Sünniciler yapmıyor, Şiiciler de yapıyor. Ehl-i Beyt taraftarı içinden bazı echel-i cühelanın da imamla birlikte namaz kıldıktan sonra, tazeleyenler varmış. Demek ki, mezhep holiganlığının Sünni’si Şii’si yok.
Bu ne nasipsizlik böyle? Allah bir adamı rahmetinden herhalde böyle mahrum eder. Milyonların duasına karışmaktan böyle tard eder. Peygamber’in müjdelediği rivayet olunan “cemaat” yolundan böyle çevirir. Ümmet okyanusuna damla olarak düşer de, “iyot” olur, karışmaz, orada öylece tek başına kalakalır. Bu yamuk duruşuyla, ümmetin dalalet üzerinde ittifak ettiğini îmâ eder.
Her namazın her rekatında okuduğumuz Fatiha’nın bir ayeti var: “Bizi dosdoğru yola ilet!” Şimdi soru şu: Bu beyler, namazda Allah’ın kendilerine söylettiğini selam verince yalanlamış olmuyorlar mı? Bir tarafta Allah’ın tarif ettiği “biz” var, öbür tarafta bu beylerin tarif ettiği bir “biz” var. Fatiha’yı yalanlanmanın bundan daha kestirme yolu olur mu?
Allah bu ümmetin birliğini bozan dış ve iç mihraklara fırsat vermesin.
 
 
Haremeyn: Ümmetin hastalıklarını teşhis laboratuarı (2)
 

Ümmetin hastalıklarını teşhis laboratuarı olan Haremeyn’de göze çarpan ilk üç hastalığı şöyle sıralamıştık:

1. Tefrika hastalığı.

2. Bedevilik/köylülük hastalığı.

3. Tefekkürsüzlük ve sığlık hastalığı.

Birincisi olan tefrika hastalığını, önceki yazıda işledik.

Bedevilik hastalığına gelince. Bu hem misafirlerde hem de ev sahiplerinde görülen bir hastalık. Ama daha çok da ev sahiplerinde görülen bir hastalık.

Misafirler içinden bedevilik yapanlara “bedevi” dersek, kelimeyi mecazen kullanmış oluruz. Ama ev sahipleri içinden bedevilik yapanlara “bedevi” dersek, kelimeyi hakiki anlamıyla kullanmış oluruz. Onların ev sahipliği mecazi, zira Haremeyn’in gerçek ev sahibi Allah ve O’nun Rasulüdür. Ama bedevilikleri hakikidir. Zira, gerçekten de bedevidirler.

Kur’an bedevileri “A’rab” olarak anar. Mesela, “Küfürde en şiddetli olanların bedeviler olduğunu” söyler. Bedevilerin “İman ettik” dediklerini, “fakat gerçekte henüz tam iman etmediklerini, zira imanın boğazlarından geçmediğini”, doğrusunu söyleyip “teslim olduk” demeleri gerektiğini söyler.

Bedevilik bir bölgede yaşayan belli bir sosyal gurubun üyelerine özgü bir tasavvur ve davranış modeli değildir. Bedevilik, dünyanın her tarafında örnekleri görülen bir tasavvur ve davranış modelidir. Bizde buna “köylülük” karşılığı verilebilir. Bedevilik ve köylülük, kişinin yaşadığı yerle bire bir alakalı değildir. Kişinin, algı tarzı, akıl yürütme biçimi ve bunlara uygun davranış stiliyle alakalıdır. Çölün ortasında yetişmiş nice medeniler olduğu gibi, metropollerin göbeğinde büyümüş nice bedeviler vardır.

Tabi ki Haremeyn’in şimdiki bedevileri Müslüman bedeviler. Onlar din kardeşlerimiz. Dünyanın en nazik, en kibar, en beyefendi, en hatırşinas insanı olan Peygamber Efendimizin yanıbaşında doğup büyüyüp de, onun nezaketinden behre nasibdar olmayanlarıyla karşılaşınca, insan önce şöyle bir irkiliyor.

Hr gidişimde bu tür insanlarla karşılaşırım. Birinde şoförüm su katılmamış bir bedevi çıktı. Beni Aziziye’den aldı, Kâbe’ye götürüyor. 5-10 dakikalık yol boyunca lafladık. Eski kabilelerden Beni Sa’d’dan imiş. Sorularıma verdiği cevaptan, halen çöle gidip belli dönemlerde orada yaşadığı, deve sürülerine sahip oldukları anlaşılıyordu. Takriben 60’ına merdiven dayamış biri olarak görünüyordu. Aklıma birden hiç Hac yapıp yapmadığın sormak geldi. Aldığım cevap karşısında küçük dilimi yutacaktım neredeyse:

Kâbe orada, bir gün yaparız!” Nasip diye herhalde buna diyorlar!..

“Mutavvi’” Haremeyn’in her tarafından önünüze çıkan görevlilere verilen ad. Arapça’da “gönüllü” anlamına gelir. Haremeyn’in organizasyonu gerçekten çok zor ve güç bir iş. Zannımca yeryüzünde, bu kadar yoğun misafir ağırlayan bir başka şehir yok. Haremeyn’de düzeni sağlamak, oradaki nizam ve intizamı korumak, dünyanın dört bir yanından gelen ve birbirinden farklı kültürler taşıyan ziyaretçilere hizmet sumak ayrı bir dert. Adam geliyor, millet tavaf ederken, tavaf yerinin tam ortasında namaza duruyor. Ölür müsün, öldürür müsün? Gerçekten sabrı zor bir durum. Makam-ı İbrahim diye bilinen iskele taşının önünde namaz kılmak için insanlar birbirini eziyor. Aynı şey Haceru’l-Esved’i öpme konusunda da yaşanıyor. Bütün bunlara müdahale edecek çok sayıda görevliye gerek var.

Fakat, bu işi bir medenice yapmak var, bir de bedevice yapmak. Maalesef, görevlilerden çoğu belki de menşelerine uygun bir davranış sergileyerek bedevice hareket ediyorlar. Ama asıl bedevilik, tarihi ve tabii dokuya karşı yapılan muamelede görülüyor. Bu nokta, bedeviliğin cinayete dönüştüğü nokta. Harem’in etrafı yeni nesil gökdelenlerle kuşatılmış. Bana Kâbe boğuluyor gibi geldi. Her biri tabii birer ayet olan ve vahye şahit olmuş bulunan o koca koca tepeler, dev iş makineleriyle birer birer yok ediliyor. Vahiy tarihinin çok önemli tanıklarından Ebu Kubeys dağı katledileli çok olmuştu. Şimdi Ecyad kalesiyle birlikte Ecyad dağı da yok edilmiş. Yerine çirkin bir beton kule dikilmiş. Onu da dünyaya devre mülk olarak pazarlıyorlar. Türkiye’deki pazarlama broşürlerinde diğer ülkelerdekine göre bir fark göze çarpıyor: Kulenin üstüne resimde kondurulmuş Ecyad Kalesi. Bu foto-montaj, diğer ülkelere gönderilen broşürlerde yok. Bedevi kafasıyla Sığır çobanlarını (kovboy) aynı gözede buluşturan aşk, sanırım pazarlama ve daha çok kazanma aşkı… Allah akıl fikir versin!..

Hendek savaşının yapıldığı yerdeki 7 mescidden altısı sizlere ömür. Oysa ki o mescidlerin her biri, üzerine yapıldığı hendeğin manga başısı olan sahabinin adıyla anılıyordu. Bedir mezarlığı gittikçe daha bir kaybediliyor. Peygamberimizin doğduğu evin yerindeki kütüphaneyi yıkmışlar. Aynı şey, Medine’deki ünlü sahabe evlerinin yerindeki küçük mescidlerin başına da gelmiş. Fakaaaat!.. Cidde’deki İngiliz casusu Lawrence’in evi müze yapılmış. Sapasağlam korunuyor. Öyle ki, ana yolun orasına denk gelen evi kaldırmaya kıyamamışlar da, ana yol orada ikiye ayrılmış. Bunu, bedevilikle de açıklayamadım.

Üçüncü hastalık, tefekkürsüzlük ve sığlık hastalığı idi. Diyeceksiniz ki, bu hastalık sadece Haremeyn’i değil, ümmet coğrafyasının tümünü sarmış bir hastalık. Siz de haklısınız, derim. O halde, isbatı için nefes tüketmeye gerek yok. Allah cümle ümmete şifalar versin.

MUSTAFA ISLAM OGLU

 

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online      

 
 

TEVBE İLE YENİDEN DOĞMAK

 
 
Muhammed Emin Gül"
 
"“Günahlarına tevbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.”
Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)
 
Kul deyince aklınıza ne gelir? Sıralıyabileceğiniz birçok özelliğin arasında, hiç şüphesiz ‘muhtaç varlık’ tanımı da vardır. Gerçekten de makamı-mevkisi, parası-pulu ne olursa olsun, kul olarak yaratılan insanoğlunun en temel vasıflarından biri, her an ihtiyaç içinde bulunmasıdır. İnsan her şeyden önce Yaratıcısı’na muhtaçtır. Ve bu ihtiyacı dünya ve ahirette hiçbir zaman bitmeyecektir.

Esas olarak, ihtiyaç içinde olmak bir kusurdur. Kusur deyince hemen günah anlaşılmasın. Hayatı bile başka birinin elinde olan bir varlık devamlı noksanlık içindedir. Noksanlık bir kusurdur. Hiç bir kusuru bulunmayan ve kimseye ihtiyacı olmayan sadece Aliahu Tealâ’dır, Onun bu sıfatta da tek olduğunu ifade için, ‘kusursuz kul yoktur’ denir.

Peygamberler dahil, bütün insanlar ihtiyaç içindedirler. Bu ihtiyaçlarını gideren Yüce Allah’a karşı teşekkür ve minnettarlık, yani şükür farzdır. Şükrün en başı da nimet sahibini tanımak ve ona saygı göstermektir. İşte buna iman denir, Yüce Allah’a şükür O’na imanla başlar, ve bir sonu yoktur. Çünkü kulun ihtiyaçları hiç bitmez, Bu ihtiyaçları gideren Yüce Allah’ın ikramlarının da bir sonu yoktur.

Peygamberler başta olmak üzere bütün insanların Yüce Allah’a karşı yapacakları en büyük amel, kul olduğunu bilmektir. Sonra acizliğini görmek gelir. Aciz kulun en faziletli işi, Yüce Rabbi’nin iyilik, ihsan ve nimetlerine karşı şükürdeki kusurlarını kabul ve itiraf etmektir. Peygamberlerin gözyaşı döktükleri kusurlar, işte bu tür kusurlardır. Onlar, Yüce Mevlâ’ya kulluk olarak ne yapsalar az görür, kusurlu bulur, bunun için göz yaşı döker, tevbe yapar, istiğfar ederler. Bu, sevenlerin korkusu ve gözyaşıdır.

Kalbin O’na Dönüşü: NASUH TEVBESİ

Tevbe dönmektir. Nasuh, samimi olmaktır. Nasuh tevbesi ise, içi ve dışıyla samimi olarak Yüce Allah’a dönmektir.

Nasuh tevbesi, kalp, gönül, dil, hal ve azalarla günah işlememeye kesin olarak karar vermektir.

Nasuh tevbesi, Yüce Allah’a dostluğu seçmektir. Bunun için O’nun razı olmadığı her şeyi sevgi ve iradesiyle terk etmektir. Sevgi olmadan yönelme olmaz. İrade olmadan kulluk yapılmaz.

Tevbenin aslı, Yüce Allah’a sevgi ve saygıya dayanır. Saygının içinde korku da vardır. Bu korku azap korkusu değil, ayrılık korkusudur. Kulun Yüce Rabbi’nin sevgi ve rahmetinden uzaklaştırılması ve cemalullah nimetinden ebediyyen mahrum olması, cehennem ateşinde daha şiddetli, daha korkunç, daha acı verici bir azaptır.

Nasuh tevbesi, Yüce Allah’ın davetini can u gönülden kabul etmektir. Samimi tövbe, sırf Allah rızası için yapılır. Kınanmaktan kurtulmak, insanlar arasındaki şerefini korumak, dünyevî bir menfaat ele geçirmek, günahın zilletinden uzak kalmak için yapılan tevbeler, samimi ve saf değildir. Hatta manevi dereceler elde etmek, ibadetle itibarlı olmak, itaat içinde tatlı bir hayat yaşamak, keşif ve kerametlere ulaşmak gibi manevî nimetler için yapılan tevbeler de arifler tarafından tenkit edilmiştir. Çünkü onlarda nefsin hoşlandığı şeylerön plana çıkmaktadır. Halbuki nasuh tevbesinde tek hedef, Yüce Allah’ın rızasına ulaşmaktır. Bu çok ince bir noktadır.

Tevbe Peygamberlerin Ahlâkıdır

Ariflerin belirttiği gibi, tevbe bizlere insanlığın babası ilk peygamber Hz. Adem A.S.‘dan miras kalmıştır, Hz, Adem A.S. dünyaya tevbe ederek gelmiştir, tevbe ederek gitmiştir. Sadece o mu? Bütün peygamberlerin ahlâkı böyledir. Yüce Rabbi’ne tevbe etmeyen, kusurlarına ağlamayan, nefsi ve ümmeti için inlemeyen hiçbir peygamber yoktur. Peygamberler böyle olunca, diğer insanlar tevbeden nasıl uzak kalabilir?

Tevbe, insanoğluna takdir edilmiş ezeli bir hükümdür. Değişmesine de imkan yoktur, Kâfir olsun mümin olsun, bütün insanlar tevbeye muhtaçtır, tevbe ile yükümlüdür. Ve bu yükümlülük ölene kadar devam etmektedir. (Gazalî, İhya)

Bütün gelmiş ve gelecek günahları affedilmiş Hz. Muhammed A.S. Efendimiz’in şu beyanları meselenin ciddiyetini anlatmaya yeterlidir:

“Ey insanlar! Allah’a tevbe ediniz. Şüphesiz ben günde yetmişten fazla, (ya da yüz defa) Allah’a tevbe ediyorum.” (Buharî, Müslim)

“Kalbimi (nurdan bir takım) perdeler kaplar ve bu sebepten dolayı Allahu Tealâ’ya günde yüz defa istiğfar ederim.” (Müslim, Ebu Davud)

Hiç kusur işlemeyen kul yoktur. ‘Kusurum yok’ demek, en büyük kusurdur. Peygamberlerin kusuru, kendi makamlarına göredir. Onlar devamlı Cenab-ı Hakk’ın huzurunda bulunmaktadırlar. Norma! şartlarda güzel ve doğru olan bazı şeyler, o huzurda kusur gibi uyarı alabilir. Tevbe, Allah’ın dostlarının en sevimli amelidir, Kur’an’da peygamberler ve ümmetleri devamlı tevbeye davet edilmiştir. Bu haliyle tevbe başlı başına bir ibadettir. Her yönüyle zikirdir, şükürdür, tefekkürdür.

Ya Şeytana Teslimiyet, Ya Allah’a

Tevbe edilecek amellerin en başında Yüce Allah’ı inkâr gelir. Sonra sırasıyla şirk, nifak, fısk denilen büyük günahlar ve küçük günahlar gelir. Büyük günahların başında dini tahrif, bid’at, sünneti inkâr, yalan söyleme, kibir, riya, kendini beğenme, insanları küçük görme, ibadetiyle övünme, haset, gıybet, aşırı dünya sevgisi, zikirden gaflet, ahireti unutma, namazı terk etmek gibi günahlar gelmektedir.

Nasuh tevbesi, gizli-açık, büyük-küçük, zahirî-batinî bütün günah çeşitlerinden kalbi ve kalıbı temiz tutmaktır. Bu, ölene kadar devam edecek bir vazifedir. Kâmil mümin, haramlara dikkat ettiği kadar, iyilik ve ibadetlerindeki kusurlara da dikkat eder. Çünkü şeytan harama götüremediği müminden elini çekmez, onun ibadetlerine musallat olur, İbadeti ile zarara sokmaya çalışır. İbadetin içindeki edepleri hafife almak, gaflete düşmek, ibadetine gösteriş katmak, ameline güvenmek, yaptığı hayırlarla sonunun kesin cennet olduğunu düşünüp tevbeyi terk etmek, kendisini insanların en takvalısı ve faziletlisi görmek gibi gizli günahlarla onu felakete sürükler, Bunun için her mümin bir kusur işlediği zaman tevbeye sarıldığı gibi, bir ibadet yaptığı zaman da peşinden tevbe ve istiğfar etmelidir. Edep budur. Emniyet, ibadete değil, Yüce Allah’a güvenmektir. Bir arifin belirttiği gibi, halk günahlarından, veliler ise yaptığı iyiliklerdeki kusurlarından Allah’a tevbe eder. (Ebu Tâlib el-Mekkî, Kûtu’l-Kulûb)

Günahlarda Saklı Hikmet

Allahu Tealâ yeryüzünde kusur işlenmesini istemeseydi, nefis ve şeytanı yaratmazdı. Tevbeleri kabul etmeseydi, “tevbe ediniz” emrini vermezdi, Allahu Tealâ’nın haram ve isyanda rızası yoktur, fakat iyilik ve kötülüğü yaratan O’dur. O’nun yarattığı her şeyde bir hikmet, ibret, ilim ve terbiye vardır. O, kullarını hayır ve şer içinde imtihan eder. Böylece onlara tek ilâhlığını, mutlak rablığını, sonsuz kudretini, ilmini, hikmetini, rahmetini, lütfunu ve kahrını gösterir. Ayrıca bu imtihan içinde kulların acziyetini ispat eder, nefislerini tanıtır, terbiyelerini gerçekleştirir. Yüce Allah’ın her işinde hayır vardır. Kul günahta ısrar eder ve tevbeye yanaşmazsa, sonuç felaket olur. Kusurunu anlayan, haline ağlayan ve el açıp Rabbi’ne yalvaran bir kul ne güzel kuldur! Rasulullah A.S. Efendimiz’in şu beyanlarındaki inceliği düşünelim:

“Bütün insanlar hata eder. Hata edenlerin en hayırlısı ise, çokça tevbe edendir.” (Tirmizî, Ahmed, Hakim)

“Canımı elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, eğer siz hiç günah işlemeseydiniz, Allah sizi yok eder, günah işlediğinde hemen istiğfar eden ve kendilerini affettiği insanlar getirirdi.” (Müslim, Tirmizî, Ahmed)

Bu hadis-i şerifte, günah işlemenin normal ve basit bir şey olduğu anlatılmıyor. Burada dikkat çekilen husus şudur:

Cenab-ı Hakk’ın “Rahman”, “Rahim”, “Gaffar”, “Settâr”, “Tevvab” gibi yüce sıfatları mevcuttur. O, bunlarla tecelli edip yüceliğini göstermeyi murat etmektedir, Bunun tezahürü için bir sebep ve mahal gerekmektedir. Bu sıfatların tecellisi için en güzel sebeplerden birisi, kusur içindeki kulun hatasını anlayıp, Yüce Rabbi’ne yalvarmasıdır, Kula düşen, kusurunu anlayıp ağlamak, Yüce Rabb’e layık olan ise bağışlamaktır. Böylece kulların acizliği, Mevlâ’nın yüceliği anlaşılmış olacaktır.

Helali bırakıp harama girmek büyük bir kusurdur. Aynı şekilde günaha dalan bir kulun onu küçümseyip, “yaptığım ne ki?” diyerek tevbeyi terk etmesi, daha büyük bir kusurdur. Bunun için Yüce Rabbimiz: “Tevbe etmeyenler, zalimdir.” (Hucurat /11) buyurmuştur,

Derman Yüce Allah’ta

Tevbe herkese lazımdır. Tevbe, kulun hasta kalbine acıması ve ilâhî rahmete koşup ilacını istemesidir. Dert kulda ise, derman Yüce Allah’tadır,

Günahların bir kısmına tevbe etmek de geçerlidir. Bir insan bazı günahları kolayca terk edebiliyor fakat bir kısmına tevbe ettiği halde koruyamıyorsa, tam tevbe ettiği günahları affedilir. Her günahın peşinden hemen tövbe etmek farzdır. Sonra tövbe ederim demek yanlıştır ve felaket sebebidir.

“Ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın.” (Bakara/195) ayet-i celilesinin tefsirinde bazı alimler derler ki:

Kendisini tehlikeye atan kimse, büyük bir günah işledikten sonra, ‘helâk oldum! Artık bana hiç bir amel fayda vermez, ben affolmam,’ deyip, tevbe ve istiğfarı terkeden kimsedir, (Taberî, Camiu’l-Beyan; lbnu Kesir, Tefsir)

Eğer Yüce Rabbimiz kullarını ilk kusurlarının peşinden yakalayıp cezalandıracak olsaydı, yeryüzünde ikinci kez günah işleyecek kimse kalmazdı. Bize verilen ilâhî emir şudur: “Ey iman edenler! Nasuh bir tövbe İle Allah’a tövbe ediniz. Bunu yaparsanız Rabbiniz günahlarınızı örter ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlerine koyar.” (Tahrim/8)

Samimi tevbenin bir diğer hediyesi de, daha önce işlenen günahların affedilmesi ve yerine iyilik yazılmasıdır. Bunu şu ayetten anlıyoruz;

“Allah, tevbe ve iman edip salih amel işleyenlerin kötülüklerini iyiliğe çevirir. Allah çok affedici ve çok acıyandır.” (Furkan/70)

Güzelliklere Omuz Omuza Yürümek

Tevbe ve istiğfar, her yerde, her zaman tek başına yapılabilir, yapılmalıdır. Bu iş, müminlerin şahitliği ve dua desteği ile cemaat halinde de yapılabilir. Tek başına tevbe yapmak ve istiğfar etmek kolaydır, fakat tevbeyi korumak zordur. Allahu Tealâ; “Ey iman edenler, topluca tevbe edin ki kurtuluşa eresiniz.” (Nur/31) ayetinde, şeytana ve günahlara karşı birlik içinde hareket etmeyi emretmiştir. “Takvada ve iyilikte birbirinize yardımcı olun.” (Maide/2) ayeti de, takvanın tek başına bulunamayacağına işaret eder. Bunun için cemaat halinde tevbe etmek ve Allah yolunda birbirini desteklemek gerekmektedir. Bu, güzel kulluk için en faydalı ve en kolay yoldur.

Tasavvufta mürşid nezaretinde yapılan tevbe, ayette emredildiği gibi topluca tevbe etmektir. Tevbe sadece Yüce Allah’a yapılır. Kâmil mürşid ve müminler bu tevbeye şahitlik yapar, tevbe edene destek verir, kusurlarını tanımada ve terk etmede yardımcı olur. Mürşide ‘beni affet’ denmez; ‘benim affım için Rabbim’e istiğfar et, tevbe etmede bana yardımcı ol’ denir. Bir müminin, anne-babası, evlatları, diğer mümin kardeşleri ve dostları için istiğfar etmesi, ağlaması, Yüce Allah’a yalvarması en faziletli amellerden birisidir. Bu, Kur’an ve Sünnet’te teşvik edilmiştir.

Tasavvufta manevi terbiyeye girerken önce Yüce Allah’a tevbe edilir, peşinden mürşide intisap yapılır. İntisap, Allah yolunda güzel kulluk yapmak için kâmil mürşide talebe olmak ve bunun hakkını yerine getireceğine dair söz vermektir. Bu iş, Allah yolunda Allah dostunu kendine rehber edinmek, şahit yapmak, yardımcı seçmek ve örnek almaktan ibarettir.

Mürşidle yapılan tevbe ve intisap, Kur’an ve Sünnet’te biat olarak zikredilir. Biat, Allah yolunda sadık olacağına ve güzel kulluk yapacağına dair Allah’ın halifesi önünde söz vermektir. Bu halife hayatta iken Hz. Peygamber A.S.’dır. Kendisinden sonra da ümmetin idare ve terbiyesini üstlenen gerçek alimlerdir.

Kâmil bir mürşid huzurunda tevbe yapmayı hırıstiyanların papaz önündeki vaftiz olayına ya da günah çıkama işine benzetmek çok büyük bir hatadır Hırıstiyanlar, yaptıkları günahları papaza bir bir anlatıp kendisinden affedilmeyi ve temizlenmeyi isterler. Papaz da onlara merhamet edip, günahlarını temizlediğini ve Allah adına affettiği söyler. Bu yanlıştır. Hiç kimsenin Allah adına günah affetme yetkisi yoktur. Günahları temizlemek de sadece Yüce Allah’a ait bir iştir.

Kâmil mürşidin işi insanların kusurlarını dinlemek, günahlarını silmek ve isyanlarını affetmek değildir. O sadece Yüce Allah’a yönelmek ve tevbe etmek isteyen bir kula, bu yönelmede yardımcı olur, tevbe etmede yol gösterir, kendisi ve talebesi için istiğfar eder, samimiyetle ilâhî huzurda boyun büker ve Allah’tan af diler, Sonra kendisine intisap eden talebesinin manevi terbiyesi ile meşgul olur. Ona kalbini gaflet, isyan, şehvet, kibir, haset, gösteriş gibi manevi kirlerden temizlemek için lazım olan zikir ve ibadetleri öğretir. Şeytan ve nefse karşı uyanık tutar, tedbir alır. İşte buna takva ve edep yolunda yardımlaşma denir.

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online      

KALPLERIMIZIN AYNASI SEVGİLERİMİZ ÖFKELERIMIZ

af97b274153d881bbb9479e64e97cc4d_rawy1pP5wuE7TQ_OajjwuFraaJDRKPnFVQS_4tjoFL_yxLB29fqYifh7VKPO6tJ2Xnp9lWmng0QMdTaloaf97b274153d881bbb9479e64e97cc4d_raw
 
   
   Dr. Dilaver Selvi
   
Hayatta asıl olan sevgi ve merhamettir. İnsanın hamuruna konulmuş en kıymetli cevherdir sevgi. Ve insana verilmiş en büyük emanet. 
Kainatın harcı sevgi ile yoğrulmuştur. Güneş o sevgi ile bize güler. Yağmur o sevgi ile iner. Meyveler o sevgi ile olgunlaşır. Yuvalar o sevgi ile kurulur. Çilelere o sevgi ile sabredilir. Anne-babalar yavrularını o sevgi ile besler, büyütür. Canlı cansız her şeyin o sevgiden bir nasibi vardır. 
Bu sevginin kaynağı Yüce Allah’tır. Kainatı saran bu sevgi, Allah’ın rahmetidir.
O rahmetin en billur haliyle tecelli ettiği yerlerden biri de müminin kalbidir. Mümin mevcudata o rahmetle bakar, sevdiğini Allah için sever. 
Kızgınlığına gelince; nefsi için değil, yine Allah için kızar. 
   
Sevmek ve kızmak, insanın gönül halini ve akıl seviyesini ortaya koyan iki özelliktir. Bir insanı tanımak için kimi sevdiğini ve neden nefret ettiğini sormalıdır. İnsanı gönlü temsil eder; gönlün içini davranışları dışa döker. 
Yüce Allah’ın sevdiği şeyleri seven gönül cennet yolundadır; meleklerin ahlâkını taşır. İlâhi nur ve nazar altındadır; bu gönül sahipleri Allah’ın dostlarıdır. 
Haram işleri seven, zulmü beğenen, zalime özenen, hak ve hayırdan nefret eden gönüller ise sevgiyi zayi etmiş, nefsin emrine girmiştir. Bu gönlün sahipleri şeytanın dostlarıdır.
  
Allah İçin Seveni,  Allah da Sever
cafbb60a8123aa525dd8931509803edb
Allah için sevenlerin hediyesi, Allah’ın sevgisi, cenneti ve cemalidir. Her şeyi sadece nefis, şehvet, şöhret, servet için sevenler, sevgi mücevherini ziyan etmişlerdir. Bunun cezası, sevdiklerinden bir fayda görememek, ebedi sevgiden ve Allah’ın cemalini seyretmekten mahrum kalmaktır. Bu ne büyük bir azap!..
  
İmanın Gerçek Ölçüsü
cafbb60a8123aa525dd8931509803edb
Gerçek bir müminin en temel özelliği, Allah için sevmek ve Allah için kızmaktır. Fakat pek çok mümin Allah için sevmenin ve kızmanın ölçüsünü bilmemektedir. Pek çoğumuz nefsin keyfi ile Allah’ın rızasını karıştırmaktadır. Din adına yapıyorum, Allah için kızıyorum diye yapılan işlerin çoğu, Allah’ın rızasına uymamaktadır. İyilik yapayım derken kötü davranılmaktadır. 
Birçok müminin de dini adına hiçbir gayreti ve hassasiyeti yoktur. Öyle ki, biraz işi bozulup kazancı azalınca derin derin düşünürken, ahlâkının bozukluğuna, ibadetlerinin aksamasına hiç aldırış etmemektedir. Malına saldırana karşı aslan kesilirken, imanına saldırana karşı korkak bir kedi gibi kenara çekilmektedir. 
Alemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Peygamber s.a.v. Efendimiz, Allah için sevmede ve kızmada, bizlere en güzel örnek olmuştur. O’nu tanımadan bu işte muvaffak olmak mümkün değildir. 
Efendimiz s.a.v., sırf Allah için sevmeyi ve Allah için kızmayı, bir müslümanın imanını gösteren, Allah ile irtibatını ortaya koyan en önemli amel ve en belirleyici sıfat olarak görmüştür. Bunu, namazın, orucun ve cihadın önüne almıştır (Ahmed b. Hanbel, Beyhakî, Heysemî). Bir kimsenin, sevdiğini Allah için sevmeden, kızdığına da Allah için kızmadan imanın tadını tadamayacağını belirtmiştir. Kâmil iman için bunu şart görmüştür. (Ebu Davud, Tirmizî, vd.)
Efendimiz s.a.v., Allah için sevmenin nasıl olacağını şöyle açıklamıştır:
“Kendin için sevdiğin ve istediğin bir şeyi, insanlar için de sevmeli ve istemelisin. Kendin için kötü gördüğün ve istemediğin şeyleri insanlar için de kötü görüp istememelisin. İşte Allah için sevgi böyle olur.” (Ahmed b. Hanbel, Heysemî)
Allah için sevmek, Onun sevdiği şeyleri sevmektir. Allah için kızmak da, Onun sevmediği, gazap ettiği ve lânetlediği fikir ve fiillerden kaçmaktır. Kalbinde bu hale ulaşan insan, geçek imanı elde etmiştir. Çünkü bu hal gerçek muhabbet ve ihlâsın meyvesidir.
  
Din, Allah İçin Sevmek, O’nun İçin Kızmaktır
cafbb60a8123aa525dd8931509803edb
   Burada bahsettiğimiz sevmek, bir şeyi akıldan geçirmek, bir anlık düşünmek, aniden göz önüne getirmek türünden bir şey değildir. Bir meyilden öte, muhabbetin ileri derecesidir. Onda kalbin tercihi, yönelmesi, kararı ve tadı vardır. İnsanın asıl ameli budur. Çünkü, zahiri amellerde gösteriş bulunabilir. Bizler, bir insanın ameline bakıp aldanabiliriz. Asıl olan kalpteki saklı durumdur.
   Bu nedenle, kalbin ameli olan sevmek ve kızmak, iman seviyesini gösteren en önemli ölçü sayılmıştır. Bu sevgide biraz kayma bile tehlikeli görülmüştür. Allahu Tealâ, her mümine sevginin hakkını vermesi için Hz. Peygamber s.a.v. Efendimiz’e uymasını emretmiştir. Şu hadis-i şerif bu konuda mühim bir uyarı içermektedir:
   “Şirk, gece karanlığında taş üzerinde yürüyen bir karıncanın ayak izinden daha gizlidir. Şirkin en basiti, bir kimsenin zulüm olan bir işe muhabbet beslemesi ve adalet olan bir şeye kızmasıdır. Dikkat edin, din Allah için sevmek ve Allah için kızmaktan başka bir şey değildir. Bunun için Allah şöyle buyurmuştur: Rasulüm de ki: Eğer siz Allah’ı seviyorsanız, bana uyun ki, Allah da sizi sevsin.” (Hakim, Ebu Nuaym, vd.)
   Sahabeden Abdullah b. Ömer r.a.’ın şu sözü de bu konuda çok dikkat çekicidir:
   “Ömrüm boyunca oruç tutsam, hiç uymadan geceyi ibadetle geçirsem, malımı parça parça Allah yolunda harcasam ve bu hal üzere ölsem; fakat gönlümde Allah’a itaat edenlere karşı bir sevgi, O’na isyan edenlere karşı da bir kızgınlık olmasa, bütün bu yaptıklarımdan bir fayda göremem.” (Gazalî, İhya)
  
Ya Sevgi Ya Edep
cafbb60a8123aa525dd8931509803edb
Allah için seven mümin, nefsinin keyfini değil, dinin ölçüsünü esas alır. Din, kimi ve neyi sevmeyi emrediyorsa, mümin de onları sever, sevmelidir. Buradaki sevgiden maksat, o şeyin sevilmesi ve hürmet edilmesi gerektiğini kabul edip, ona karşı gereken edebi korumaktır. Allah için sevmek, Allah vergisidir; onu Allah’tan istemelidir. Muhabbet müdahele istemez, zorlamakla sevgi artmaz. Fakat her halde edep ve hukuk korunmalıdır. 
Mesela, her mümini sevmemiz ve üzerimize düşen hizmetlerini görmemiz emredilmiştir. Biz bazı müminleri sıcak bir sevgi ile sevemesek, kendisiyle muhabbet edemesek bile, ona karşı edepli davranmamız gerekir. Mümin kardeşlerimizi nefsimiz kadar sevemesek de, onları kendimizden kötü görmemeliyiz. Beğenmesek de saygılı olmak zorundayız. Muhabbet olmasa da adalet bulunmalı, edep korunmalıdır. 
Bir insan hanımını ve çocuklarını Allah için sevmelidir. Diyelim ki kalbinde onlara karşı bir sevgi kalmadı. Bu durumda yapılacak iş, onlara karşı davranışlarında adaletli olmak ve haklarına dikkat etmektir. Kalbimde bir sevgi yok diye onlara soğuk tavırlarla zulüm ve haksızlık yapmak, sert davranmak, hatır yıkmak, haklarını ihmal etmek helal değildir. Böyle yaparsa zulüm yapmış olur, vebale girer. Bir hanım için de aynı şey söz konusudur. 
Bir mümin, manevi terbiyesine girdiği mürşidini Allah için çok sevmelidir. Sevilmesi gerektiğini bilmelidir. Fakat kalbinde ona karşı sıcak bir sevgi bulmazsa, bu durumda vesveseye düşmeye gerek yoktur. Hak yolcusu zahirî edebini korur ve ameline sarılırsa, terbiyesi devam eder, feyzi kesilmez. 
Kâmil mürşidler muhabbetin Allah vergisi olduğunu bilirler. Onlar zoraki muhabbet beklemezler. Zahirî edeplere dikkat edilmesini yeterli bulurlar. Edebe dikkat edene feyz ve terbiye vermeye devam ederler. Çünkü doktor hastasından kendisini sevmesini değil, tavsiye ve talimatlarına uymasını ister. Talimata uyan şifa bulur. Ancak insan kusuru kendinde arar, tevazu gösterir, boynunu büker ve Allah’tan yardım isterse, Allahu Tealâ ona dostlarını sevdirir.
  
Sertlik İçine Gizlenen Sevgi
cafbb60a8123aa525dd8931509803edb
Allah’ı sevenlerin kızgınlığı da farklıdır. Nefsanî öfkeye asla benzemez. Onlar nefislerinin keyfi için kızmazlar. Zira kızmanın edebini de Efendimiz s.a.v.’den öğrenmişlerdir. Allah için kızmak bir ibadet çeşididir. Onu da Yüce Allah’ın öğrettiği gibi yapmalıdır. Yoksa ibadet bozulur, kızmak bir ihanete dönüşür.
Mümin, kötülüğe bulanmış, nefsin esiri olmuş bir kula acımalı, onun günahla kirlenen kalbine üzülmelidir. Aynı zamanda ona bu kötülüğü süslü gösteren şeytana kızmalı ve işlediği kötülükten nefret etmelidir. Bu nefretini de o kötü işleri tamamen terk ederek, onları kalbinden ve hayatından söküp atarak göstermelidir. İnsanın başkasında görünce kızdığı işleri kendisinin yapması ve nefsine hiç kızmaması, münafıklık alametidir.
Kâmil insanlar, şahıslarına karşı yapılan kötülükleri, haksızlıkları sakince karşılarlar, yapanı mazur görür, bağışlar, intikam derdine düşmez, onun ıslahı için hayır dua ederler. Fakat, dine ait bir hakaret yapıldığı, yüksek değerler incitildiği, başkasına zulüm ve haksızlık yapıldığı zaman, gayrete gelir, kızar, sertlik gösterir, bir şekilde müdahele ederler. Bu konuda Allah Rasulü s.a.v.’i örnek alırlar. O, kendisini taş yağmuruna tutanlar için: “Allahım bunları affet, onlar bilmiyorlar” diye hayır dua ederken; başkasının malını çalan birisinin cezasının hafifletilmesi için aracı olanlara: “Bu suçu kızım Fatıma da yapsa affetmem, cezasını veririm” diyerek kızmış ve adaleti çiğnetmemiştir. 
Bir mümin, kendisine karşı kusur işleyen kardeşine kızarken, “niçin canımı yaktın, malımı zarara uğrattın” diye nefsi adına değil; neden bu günahla kalp cevherini kirlettin, edebini bozdun, şeytana esir oldun, değerini düşürdün diye iman ve insanlık adına kızmalıdır. Bunda ona karşı gizli bir sevgi vardır.
Nefs terbiyesi ile meşgul olan kâmil mürşidler, sorumlu oldukları kimselere karşı bazen sert davranırlar. Fakat bu sertlik içinde gizli bir sevgi ve merhamet vardır. Kamil mürşidlerin halleri çok değişiktir. Bazı velilerde ilâhi bir heybet, ciddiyet ve vakar hali hakimdir. Onları görenler, kendilerini sert zannederler. Kendileriyle muhabbet kurmanın zor olduğunu düşünürler. Şeytan vesvese verip, bu edep ve feyz hazinesinden gönlü soğutmak ister.
Fakat durum hiç de göründüğü gibi değildir. Ariflerin gönlü, sevgi ummanıdır. Kâmil veliler bütün müminleri ve özellikle terbiyesine girenleri Allah için çok severler, onları Yüce Allah’ın bir emaneti görürler. Kendileri için istedikleri bütün hayırları onlar için de isterler. Onlara anne babalarından ve kendi nefislerinden daha yakın, daha şefkatli, daha sıcak, daha hayırlı ve daha faydalıdırlar. Ama terbiye ve maslahat gereği bazen zahirde ciddi dururlar. Bunu bilmeyenler üzülür, kırılır, tavır alır, zarar görür. Şu örneği iyi düşünelim:
cafbb60a8123aa525dd8931509803edb
Hz. Ömer r.a. heybet ve ciddiyeti ile tanınırdı. Halife olunca insanlar kendisinden daha fazla çekinmeye başladılar. Bir ara kendisine Abdurrahman b. Avf r.a.’ı gönderdiler. Kendisini sevdiklerini, fakat ondan korktuklarını, biraz yumuşak olmasını istediler. Abdurrahman b. Avf, Hz. Ömer’e durumu açınca, şu cevabı aldı:
“Ben onların iyiliği için bundan daha iyi bir davranış bulamıyorum. Eğer onlar benim kendilerini ne kadar sevdiğimi, içimdeki şefkat ve merhameti bilselerdi, değil benden çekinmek, üzerime saldırır, omuzumdaki elbiseyi çekip alırlardı.” (Kandehlevî, Hayatu’s-Sahabe) 
şte Allah için seven insan böyle olur. Onun sertliği de yumuşaklığı da insanlara ilaçtır. Çünkü onun gönlü, Allah sevgisi ile ilacını bulmuştur. Artık Allah’ın kullarına bu ilaçtan başka vereceği bir şeyi yoktur. Doktor, hastanın keyfine göre değil, tedavinin gereğine göre davranır. Sonuçta, hem hasta hem doktor kazanır.
  
Kızgınlıklarımız ve Ölçüler
cafbb60a8123aa525dd8931509803edb
Aşırı kızgınlık sahibini yakar. Haddi aşan herkes hak yer, zulüm yapar. Sevmek de kızmak da ayarını kaybettiği zaman ihanete dönüşür. Mümin kime, niçin, ne kadar kızılacağını bilmelidir. Çünkü Allahu Tealâ çok adaletlidir. Haddini aşıp zalime bile haksızlık edern, kendisi de zalim olur. 
Adamın biri, tarihte zulmü ile meşhur Haccac-ı Zalim’e beddua ediyor, hakkında kötü konuşuyor ve kendisine lanet okuyup duruyordu. Bunu gören bir alim, adamı şöyle uyardı:
“Arkadaş dikkat et, haddini aşma. Allahu Tealâ öyle adalet sahibidir ki, Haccac’a, halka yaptığı bütün zulümlerin hesabını sorduğu gibi; Haccac’ın hak etmediği hakaretleri yapanlardan da onun hesabını sorar.”
Allah için kızılacak bir işe nefsimizin intikam duygularını karıştırırsak, buna Allah için kızma denmez. Allah için başlanan bir işe nefsin hesapları karışsa bu, bütün ameli bozar.
Kötülüğe kızılır, fakat kötülüğe düşmüş mümine acınır. Açıkça kötülük işleyenler uyarılır. Burada bir ölçüyü hatırlamakta fayda var. Yanlışı cezalandırmak devletin ve yetkililerin işidir. Bizim vazifemiz en uygun yollarla uyarmaktır. Sonuç alamıyor ve böyle insanlarla aynı çevreyi paylaşmak zorunda kalıyorsak, yaptıklarına rıza göstermemeli, sözlerimiz ve halimizle kötü işlerine yardımcı olmamalıyız.
İnsanın kime nasıl düşmanlık edeceğini Üstad Bediüzzaman rh.a. şöyle tarif eder:
  
Düşmanlık Etmek İstersen…
cafbb60a8123aa525dd8931509803edb
“Düşmanlık etmek istersen, kalbindeki düşmanlık duygusuna düşman ol. Onu içinden defetmeye çalış. Sana en fazla zarar veren, senin devamlı kötülüğü emreden nefsin ve kötü arzularındır. Sen onların ıslahına yönel. Bu zararlı nefsin hatırı için müminlere düşmanlık etme. Eğer düşmanlık etmek istersen kâfirler, zındıklar çoktur, onlara düşman ol. Evet, nasıl ki muhabbet sıfatı sevilmeye layık ise, düşmanlık sıfatı da nefret edilmeye layıktır. 
Eğer hasmını mağlup etmek istersen, fenalığa karşı iyilikle karşılık ver. Çünkü eğer kötülüğe kötülükle karşılık verirsen, aradaki düşmanlık artar. Karşı tarafı zahiren mağlup etmiş olsan bile, kalbinde sana kin bağlar, düşmanlığı devam ettirir. Eğer sana kötülük yapan kimseye iyilikle karşılık verirsen, yaptığı kötülüğe pişmanlık duyar, sana dost olur.
Müminin aslî hali kerim, yani cömert olmaktır. Senin ona yapacağın ikramlar onu sana bağlar. Sana kötülük yapan bir müminin aslını düşün. Bil ki o mümin iman yönünden büyük bir şerefe sahiptir. Fakat şu yaptığı kötü iş yüzünden kınanacak bir hale düşmüştür. Öyle ise: 
‘İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel olan şeyle (af ve iyilikle) sav. O zaman bir de bakarsın ki seninle arasında düşmanlık olan kimse, sanki sıcak bir dost oluvermiştir.’  (Fussilet 34.) ayeti ve Kur’an-ı Hakim’in benzeri mübarek düsturlarına kulak ver. Saadet ve selamet ondadır.” (Mektubat)
Bütün mevzuyu özetleyen son söz Hz. Ömer r.a.’a ait: 
“Ben yeri gelince Allah için kaymaktan daha yumuşak olurum. Yeri gelince de Allah için demirden daha daha sert olurum.”
  
Allah İçin mi, Kendisi İçin mi?
cafbb60a8123aa525dd8931509803edb
Bir vakit, Hz. Ali r.a. bir müşrikle savaşıyordu. Adamı yakalayıp bastırmış, kılıcını boynuna dayamıştı. Tam bu esnada adam Hz. Ali r.a.’ın yüzüne tükürdü. Hz. Ali r.a. hemen adamı bıraktı, geri çekildi. Müşrik hayretle:
– Neden beni öldürmedin? deyince, Hz. Ali: 
– Seninle Allah için dövüşüyordum. Fakat bana tükürdün hiddetlendim. İşime nefsim karıştığı için ihlâsım zedelendi. Onun için öldürmedim, dedi. Adam: 
– Yüzüne tükürmem, seni kızdırıp beni çabuk öldürmen içindi. Mademki dininiz bu derece safi ve halistir, o din haktır, dedi ve müslüman oldu.
  
Engellemeye Çalışıyoruz Ama…
cafbb60a8123aa525dd8931509803edb
İmam Gazalî k.s. İhya’da şu hadiseyi nakleder: 
Velilerden Abdullah b. Muhammed k.s., bir akşam mescidden çıkmış evine gidiyordu. Yolda Kureyşli bir genci gördü. Genç sarhoş olmuş, yolda bir kadının üzerine düşmüştü. Kadının elbisesi sıyrılınca etraftan yardım istemiş, insanlar gelip genci dövmeye başlamışlardı. Hazret genci tanıdı. Dedi ki: “Bunu bana bırakın, bu benim yeğenimdir.” Sonra gence dönerek “yanıma gel” diye seslendi. Delikanlı utanarak geldi. Hazret kolunu omuzuna attı ve kendisiyle eve gelmesini söyledi. Eve varınca, çocuklarından birisine: “Bu genci gece bekle, kendine gelip ayıkınca yanıma getir. Beni görmeden gitmesin.” dedi. Oğlu, genç ayıkınca durumu anlattı. Genç utandı ve ağlamaya başladı. Sonra Hazret’in yanına gittiler. Buyurdu ki: “Bu hale düşmekten, kendin ve şerefin için utanmıyor musun? Allah’tan kork, bu işten elini çek!” Genç boyunu büktü: “Söz veriyorum, bir daha hiçbir içki içmeyeceğim, tevbe ettim.” dedi. Hazret genci alnından öptü. Bu genç daha sonra bu alimin talebesi oldu, yanından hiç ayrılmadı, kendisinden hadis ilmi aldı. Bu, onun sevgi ve yumuşaklığının bereketine olmuştu. Bu zat şöyle demiştir:
“İnsanlar iyiliği emrediyorlar, kötülükten alıkoymaya çalışıyorlar. Fakat bu işi Allah için edebine uygun yapmadıklarından iyilikleri kötülük gibi oluyor, fayda vermiyor. Siz bütün işlerinizde yumuşak davranın; bu sayede istediğinize ulaşırsınız.” (Gazalî, İhya)
 

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online      

Konuşulan konu Ailemiz&hane-i saadetimiz

 

Ailemiz&hane-i saadetimiz

Ailemiz&hane-i saadetimiz

Tarih ve saat:

31 Temmuz 2008 Perşembe saat 22:00

Bu olayı Windows Live’da göster
5380565305-63615956
"Bazıları sevdikleri adamla evlenmek için
 dua eder, benim duam biraz farklı.Ben Allah’a,
evleneceğim adamı sevmek için
 dua ediyorum." (Rose Pastor Stokes)
Bu bakış açısını mutlaka kazanmanız
gerekir.Çünkü, âşıksınızdır,
ama evlenemeyebilirsiniz.
Evlenirsiniz, anlaşamamanız mümkündür.
Ama evlendiğiniz kişiyi severseniz,
muhteşem bir mutluluk yaşayabilirsiniz.
Siz isterseniz, mutlaka verilir.
Ama bedelini ödemek şartıyla..°•.Simuzer .•°imzanizhazrke9

Dış görünüşe aldanıp da yanlış karar vermekten sakınmalıdır. Çünkü evlilik hayatına başladıktan sonra, geri dönmek zordur ve kötü huylu kimsenin, bundan sonra düzeltilmesi de kolay değildir.

Evlenmek, yuva kurmak, insanın hayatını değiştiren, ömrün dönüm noktasını meydana getiren bir olaydır. Yanlış bir tercih, insanın dünyasını karartır. Hattâ insanın âhıretine de te’sîr ederek, sonsuz azâba sebep olabilir.

Dış görünüşe aldanıp da yanlış karar vermekten sakınmalıdır. Çünkü evlilik hayatına başladıktan sonra, geri dönmek zordur ve kötü huylu kimsenin, bundan sonra düzeltilmesi de kolay değildir.

İyi bir başlangıç olur

Aradığımız ana vasıflar ile birlikte diğer vasıfların çoğu karşı tarafta var ise, karar vermek için yeterli sayılabilir. Lüzûmundan fazla ince eleyip sık dokuyan, kendine bir türlü aday beğenemiyen, kolay kolay evlenemez.

Müstakbel eşler birbirinde aradıkları vasıfları bulurlarsa, bu, sonraki devreler için iyi bir başlangıç teşkil eder. Bulunması zarûrî lâzım olan vasıflar yoksa, “Ben seviyorum” diyen gençlerin, bu yolda şuursuzca hareketlerle anne ve babalarını üzmeleri çok yanlıştır. Ana-babalar da, aranılan vasıflar var ise, sebepsiz yere, meselâ maddî menfaatler yüzünden gençlerin evlenmesine mâni olmamalıdır.

Dört dörtlük bir eş bulmak zor, hattâ imkânsızdır. Unutmamalı ki, kusûrsuz dost arayan dostsuz kalır; noksansız eş arayan da eşsiz kalır. Dört dörtlük eşler ancak filmlerde olur.

Eşlerin birbirlerini tanımalarının birçok yolu vardır. Bugün çok kimse flört yolunu tercih etmektedir. Flört; kız ve erkeğin arkadaşlık kurmasıdır. Gerçekte evlenecek gençlerin böyle bir arkadaşlığa aslâ ihtiyaçları yoktur. Dînen de câiz olmayan bu arkadaşlığın, üstelik birçok mahzûrları da vardır.

Flörtte bir tuzak vardır. Bu arkadaşlıkta, çok defa kız, erkek tarafından kandırıldıktan sonra terkedilir. Bu arkadaşlık, gençlerde gâfilce tecrübelere yol açar. Bu tecrübelerin çoğu, kötü bir mâcerayla sonuçlanır. Ateşe atılanın yanacağını bilmesi başka, tecrübe için kendini ateşe atması başkadır.

Flört, akıl-mantık hislerini altüst eder. Bu işin en mühim özelliği de, sık sık arkadaş değiştirmektir. Kızı kandırıp terkeden erkek hâin, kandırılan kız da maskara durumuna düşer.

Bu işte çok defa, iffet elden gider. Nâmûslu Müslüman bir kız için bundan büyük felâket olamaz. Flörtle meydana gelen tahrîk, gençleri huzursuz, rahatsız ve saldırgan hâle getirir.

Flört, birçok gençleri serseri, müsrif ve perişan hâle sokar. Gençler arasında aşağılık kompleksi, kıskançlık, kin, nefret, karamsarlık, düşmanlık, anarşi ve çeşitli rûhî bunalımlar doğurur. Hattâ intihârlara sebep olur.

Flört, zamanla tenhâda buluşmaya sevkeder. Sonunda, birçok gencin başı belâya girer. Önce kızı zorlar, arzûsuna kavuşunca da kızı ayıplar, düşük karakterli diye ona hakâret eder. Genelde bu hissî eğlencelerden sonra hep soğukluk olur. Genç erkek, kokladığı çiçekten hemen doyar, sonra başka renkte bir çiçek arar. Artık gördüğü bu sahne onu avutmaz. Çünkü ondaki esrar, onu çeken câzibe, bağ ve düğümler çözülmüştür. O artık başka bir câzibe, daha esrarlı bir düğüm ister, başka eğlenceleri kovalar. Bu durum evlendikten sonra da devam eder.

Sevgi kör eder

Bekârken çok kimseyle görüşen, çok kimseyle eğlenen erkek ve kızda, evlendikten sonra da çok kimseyle görüşme arzûsu devam eder. Bir kişiye bağlı kalmak, zamanla onu sıkmaya başlar, değişiklik arayışına girer. Bunun sonucu olarak, her gün gazetelerde boy boy resimlerini gördüğümüz cinâyetler meydana gelir. Bugün yüzlerce âile bu yüzden perişan olmaktadır. Bir kısmı hapishanede, bir kısmı da kendini mezarda bulmaktadır. Bir anlık gaflet, değişiklik arzûsu, kişilerin hem dünyasını, hem de âhıretlerini karartmaktadır.

Çok gence belki bunlar ma’nâsız gelir. Çünkü birisine gönlünü kaptıran gence verilecek nasîhat, deli saçması kabûl edilir. Onun için Peygamber efendimiz, (Sevgi insanı sağır ve kör eder) buyurmuştur. Sağıra ne anlatsanız duymaz. Görmeyen bir kimseye ne bâriz olayları gösterseniz görmez. Bu bakımdan ileri görüşlü, tecrübeli sâlih ana-babanın tavsiyelerine de mutlaka uymalıdır! Ana-baba, oğlunun veya kızının evleneceği kişiye, evlâtlarının gözü ile bakmaz. Acı tecrübelerin verdiği firâsetle bakar. Ana-baba sadece görünüşe değil, perdenin arkasına da bakar. Perde gerçeği görmeye mâni olur. İnsanı yanıltır.

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online      

HAVALARIN ISINDIGI ŞU GÜNLERDE SİZLERE BİRKAÇ SAĞLIK SIRRI

 

rode20roosmg0

Dr. Sencer TEPE
Sağlık Bakanlığı Daire Başkanı

 Güne 1 bardak su içerek başlayıp, o gün 2-2,5 litre su tüketmeye çalışın!
Mevsiminde sebze ve meyveyi en az birkaç defa tüketin!
Çocuğa sütü, büyüğe yoğurdu sofradan eksik etmeyin!
Hasta olmadan, şifalı bitkilerle direncinizi kuvvetlendirin!
Evde; nane, ıhlamur, adaçayı, kekik, kuşburnu, fesleğen, zencefil, çörekotu, günlük, yeşil çay, soğan ve sarım-sağı her zaman bulundurun!
Soğan, tere, maydanoz, nane, dereotu, roka, fesleğen gibi yeşillikleri fazla tüketin!
Salatanızı mümkün olduğu kadar çok çeşitten yapın!
Hazır çorbalar yerine kendi çorbanızı tercih edin!
Evde yapılan domates salçasını tercih edin!
Katkı maddeleri ile yapılan gıdaları, mevsim dışı sebze ve meyveleri fazla tüketmeyin!
Günlük 3-4 adet badem, ceviz veya fındık alın!
Haftada en az 2 defa bakliyat ve balık yemeye çalışın!
Sıcak yemek için toprak, çelik ve cam kapları tercih edin!
Kışın portakal, limon, greyfurt, mandalina ve kuşburnu tüketimini artırın!
Kışın güne pekmez içerek başlayın!
Zihinle çalışıyorsanız biraz kuru üzüm yiyin!
Kepekli ekmeği tercih edin!
Sabahları 20 dakika derin nefes alıp vermeye çalışın!
Sabahları oda veya iş yerinizi 5 dakika havalandırın!
Günlük 30 dakika tempolu olarak yürüyün!
Sigara ve alkolden uzak olun!
Gece ortamının karanlık olması, yorgunlukta öğleyin kısa bir uyku iyi gelir!
Fırsat buldukça toprağa çıplak ayakla basın!
Vücudunuzu çok üşütmemeye çalışın!
Kahvaltı masanızda balı her daim bulundurun!
Yağ tercihinizi zeytinyağından yana kullanın!
Kahvaltın tam, öğlen orta, akşamın hafif yemek olsun!
Tuz ve şekeri ölçülü alın!
Margarini fazla kullanmamak; cilde, kalbe ve damara verdiğiniz en büyük ödüldür!
Günde bir elma, bir havuç vücutta harikalar yapar!
Güne 1 bardak su içerek başlayıp, o gün 2-2,5 litre su tüketmeye çalışın!
Mevsiminde sebze ve meyveyi en az birkaç defa tüketin!
Çocuğa sütü, büyüğe yoğurdu sofradan eksik etmeyin!
Hasta olmadan, şifalı bitkilerle direncinizi kuvvetlendirin!
Evde; nane, ıhlamur, adaçayı, kekik, kuşburnu, fesleğen, zencefil, çörekotu, günlük, yeşil çay, soğan ve sarım-sağı her zaman bulundurun!
Soğan, tere, maydanoz, nane, dereotu, roka, fesleğen gibi yeşillikleri fazla tüketin!
Salatanızı mümkün olduğu kadar çok çeşitten yapın!
Hazır çorbalar yerine kendi çorbanızı tercih edin!
Evde yapılan domates salçasını tercih edin!
Katkı maddeleri ile yapılan gıdaları, mevsim dışı sebze ve meyveleri fazla tüketmeyin!
Günlük 3-4 adet badem, ceviz veya fındık alın!
Haftada en az 2 defa bakliyat ve balık yemeye çalışın!
Sıcak yemek için toprak, çelik ve cam kapları tercih edin!
Kışın portakal, limon, greyfurt, mandalina ve kuşburnu tüketimini artırın!
Kışın güne pekmez içerek başlayın!
Zihinle çalışıyorsanız biraz kuru üzüm yiyin!
Kepekli ekmeği tercih edin!
Sabahları 20 dakika derin nefes alıp vermeye çalışın!
Sabahları oda veya iş yerinizi 5 dakika havalandırın!
Günlük 30 dakika tempolu olarak yürüyün!
Sigara ve alkolden uzak olun!
Gece ortamının karanlık olması, yorgunlukta öğleyin kısa bir uyku iyi gelir!
Fırsat buldukça toprağa çıplak ayakla basın!
Vücudunuzu çok üşütmemeye çalışın!
Kahvaltı masanızda balı her daim bulundurun!
Yağ tercihinizi zeytinyağından yana kullanın!
Kahvaltın tam, öğlen orta, akşamın hafif yemek olsun!
Tuz ve şekeri ölçülü alın!
Margarini fazla kullanmamak; cilde, kalbe ve damara verdiğiniz en büyük ödüldür!
Günde bir elma, bir havuç vücutta harikalar yapar!
4f22822f90ffc910c7632a1c9ecc5586KAKAO İLÂÇ GİBİ 
 Kakao içmenin, kalp rahatsızlığı, felç, kanser ve diyabet gibi hastalık risklerini yüzde 10 azaltabileceği belirlendi.

ABD’nin Harvard Tıp Fakültesi tarafından Panama’da yaşayan ve her biri haftada 40 fincan kakao içen Kuna kabilesi üzerinde yapılan araştırmada, kakaonun içinde bulunan etken maddelerden "epi-catechin"in büyük bir hastalık riskini önemli ölçüde azalttığı tespit edildi.
Diğer Panama halkından daha uzun yaşayan ve ileriki yaşlarda bunama hastalığına da yakalanmayan Kuna kabilesinin çoğu bireyleri için kakao, doğumdan ölüme kadar tek içtikleri şeydir.
Araştırmacılar; kakaonun içindeki etken madde epicatechin’in Batı’nın en kötü beş hastalığından dördünü ortadan kaldırma potansiyeli bulunduğunu söylüyorlar. 
 
 
4f22822f90ffc910c7632a1c9ecc5586SAĞLIKLI HAYAT İÇİN 
 Merkezi ABD’de bulunan "Partnership for Prevention" adlı sağlık araştırma kuruluşu, daha önce yapılmış 8 000 araştırmayı inceleyerek, sağlıklı bir hayat için anahtar niteliğindeki maddeleri derledi. Bunlardan bazıları şöyledir:
Günde bir aspirin alınmalı. (50 yaş üstünde kalp krizi ve felç riskini azaltıyor.)
Çocuklara aşılarını zamanında yaptırmalı.
Sigarayı bırakmalı.
Tansiyon sık sık kontrol edilmeli.
Her yıl grip aşısı olmalı.
Alkol almaktan kaçınmalı.
65’in üstünde zatürree aşısı olunmalı.
65 yaş üzerinde, göz doktoruna görünmeli.
Çocukları 5 yaş altında göz doktoruna göstermeli.
40 yaş üzerinde kolesterole sık sık baktırmalı.
Yetişkinler, kalsiyum takviyesine başvurmalı.
25 yaş altında frengiye karşı tarama yaptırmalı.
Her yaşta yiyeceklere dikkat edilmeli.
Depresyona karşı mutlu olunmalı.
65 yaş üzerinde kulakları doktora göstermeli.
65 yaş üzerinde kadınlar, kemik erimesine dikkat etmeli.
Kalp krizine karşı ara sıra test yaptırmalı.
Kolesterol ve tansiyonu olanlar şeker hastalığına dikkat etmeli.
Yetişkinler 10 yılda bir tetanos aşısı yaptırmalı.
 
 
4f22822f90ffc910c7632a1c9ecc5586YAŞA GÖRE BESLENME 
 Vücudun her yaşta farklı besinlere ihtiyaç duyduğunu belirten uzmanlar, sağlıklı beslen-mek isteyen kişilere, yaşlarına uygun yiyecekleri belirlemelerini ve menülerini bu doğrultuda hazırlamalarını tavsi-ye ediyorlar. Hangi yaş dönemlerinde hangi besinlerin alınacağını şöyle sıralıyorlar:
 
4f22822f90ffc910c7632a1c9ecc5586GENÇLİK YILLARINDA: Sadece tartıda görülen rakamların önemli olduğu bu dönemde, sağlıklı bir vücut için güzel yemeklere paydos demenize gerek yok. Akılcı ve yağ dengesi düşük gıdalar yiyerek formda kalmanız mümkün. Kilo alıp vermenin en kolay olduğu bu yıllarda vücut daha çok kalori yakabilir. Sevdiğiniz yiyeceklerden uzak kalmak yerine, yediklerinizin en az % 80’inin besin değerinin yüksek olmasına dik-kat edin.
 
4f22822f90ffc910c7632a1c9ecc5586ORTA YAŞLARDA: Kalsiyum, meyve, sebze ve lifli gıdaların tüketiminin üzerin-de durulmalıdır. Özellikle kadınlarda kalsiyum eksikliği menopozdan sonra kemik erimesine yol açmaktadır. Fast-food gıdalardan, bol sostan, asitli içeceklerden, alkol ve sigaradan kaçınılmalıdır. Bu arada sebze ve meyve tüketi-mini mümkün olduğu kadar artırmalıdır.
 
4f22822f90ffc910c7632a1c9ecc5586OLGUNLUK YILLARINDA: Bu yaşlarda kişi bir anlamda kendi kendinin doktoru olmak zorundadır. Vücudun en çok bu dönemde vitamin, kalsiyum ve sodyuma ihtiyacı vardır. Yağ oranları, kalp ve damar hastalıklarının başladığı bu yaşlarda, önemini bir kat daha arttırır. Riskli hastalıklar baş göstermişse, eski ye-me alışkanlıklarından kurtulmak gerekir. Tabii gıdalara tam dönüş yapmalı, bol bol sebze ve meyve yemelidir.
 
 4f22822f90ffc910c7632a1c9ecc5586SARMISAĞIN FAYDALARI
Sarımsak ve Limon Mucizesi
2 Litre limon suyu, 40 diş soyulmuş ve ezilmiş sarımsak, ağzı sıkı kapanan koyu renkli veya üzeri kağıtla kapatılmış bir kavanoz lazım. Limonların suyunu iyice sıkıp kavanoza doldurunuz, soyulmuş 40 diş orta boy sarımsağı yıkamadan ve ezerek limonun içine atıp kavanozun kapağını kapatıyoruz, 25 gün boyunca normal ılık bir yerde saklanıp her gün çalkanacak, (sarımsaklar iyice erimiş olacak) 25 gün sonra kavanozu açıp her sabah aç karnına yarım veya içebiliyorsa bir çay bardağı içiyoruz kavanoz bitene kadar içilecek, kapağı hep kapalı olacak, kavanoza asla su, şeker v.b. karıştırılmayacak ancak çay bardağına aldığınız kısmını dilersek sulandırarak içebiliyoruz bunu içtikten sonra en az yarım saat bir şey yiyip içilmeyecek, yarım saat geçtikten sonra kahvalt ı yapılacak mümkünse her sabah aynı saatte içilecek.

4f22822f90ffc910c7632a1c9ecc5586% 100 KANITLANMIŞ YARARLARI
1-Tüm damar iltihapları (vaskülir) tedavi ediyor, tıkanan damarları açıyor, damar sertliklerini ve hipertansiyonu önlüyor
2-Kollestrol ve lipidi düşürüyor zararlı yağların yakılmasını sağlıyor, kilo verdiriyor (bazal metabolizmayı hızlandırıp yağların yakılmasını sağladığı için iştahı açıyor bu dönemde diyete dikkat etmek gerekiyor) şekeri düşürüyor, pankreasın yenilemesini sağlıyor.
3-Böbrek ve safra taşlarını eritiyor idrar söktürüyor vücuttaki şişkinlik ve tüm dokulardan ödemi kaldırıyor.
4-Helycobeacter pylori adlı ülser mikrobunu öldürerek mide ve on iki parmak bağırsağı ülserinin kesin tedavisini yapıyor.
5-Tüm romotizmal iltihabı önleyip, her tür romotizmal ağrıları dindiriyor, kireçlenmeyi önlüyor, eklem düzeylerinin yenilenmesini sağlıyor her türlü ağrıyı kesiyor.
6-Beyin hücreleri ve tüm sinir sistemlerinin yenilenmesini sağlıyor sinirdeki aksiyon potansiyelini d üzenleyip ileri-refleks hızını artırıyor, felçlere ve VERTİGO’da fayda veriyor.
7-Vücudun bağışıklık sistemini son derece kuvvetlendiriyor ve her türlü alerjiyi özellikle damarsal kökenli ve strese bağlı cilt alerjilerini kökünden kesiyor, kansere karış tüm vücudu koruyor.
4f22822f90ffc910c7632a1c9ecc5586N O T:
İlacı hazırlayanın babasının koroner by-pass ile üç damar ı değişecekken bu ilaç sayesinde %100 tıkalı damarları açılmış
ilaç hazırlandıktan sonra sarımsaklar erir, koku etrafa yayılmaz. Kullanan üç kişi ile görüştüm hep son derece memnun olduklarını adeta gençlik iksiri olduğunu söylüyorlar. Bunu ilk defa Rus doktorlar bulmuş ve uygulamışlar şimdi ABD’de uygulanmaya başlamış, tıp de devrim yaratacağı söyleniyor ve sarımsak limon karışımından oluşan maddelerin kimyasal yapısı çözülmeye çalışılıyor.
 

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online      

Kuran’ı Kerimden Peygamber Duaları…..

  aback225qgy1pUQ70_pkSuFGRfS-6aN52IHflBb3U_wiYvio1xqt8f1XQzALEUyOG3KwLWZ9mUfZPrdC-YfWQkfEaback225qg

 

 

aback225qgHz. Adem (A.S) Ve Hz. Havva’nın Duası (ARAF-23)aback225qg
Ey bizim Rabbimiz,kendimize yazık ettik.Şayet sen kusurumuzu örtüp,bize merhamet buyurmazsan,en büyük kayba uğrayanlardan oluruz.
 
aback225qgHz. Yunus (A.S)’ın Duası (ENBİYA-87)aback225qg
Ya Rabbi sensin ilah,senden başka yoktur ilah.Sübhansın,bütün noksanlardan münezzehsin.Yücesin.Doğrusu kendime zulmettim,yazık ettim.Affını bekliyorum Rabbim.
 
aback225qgHz. Musa (A.S)’ın Duası (ARAF-143)aback225qg
Sübhansın Ya Rabbi,tevbe ettim.Her noksanlıktan münezzeh olduğun gibi,dünyada seni görmemizden de münezzehsin.Ben iman edenlerin ilkiyim.
 
aback225qgHz. Musa (A.S)’ın Duası (ARAF-151)aback225qg
Ya Rabbi beni ve kardeşimi affet.Rahmetine bizi de dahil et çünkü merhamet edenlerin en merhametlisi sensin.
 
aback225qgHz. Musa (A.S)’ın Duası (ARAF-155)aback225qg
Sensin bizim mevlamız,affet bizi,merhamet eyle.Sen mağrifet edenlerin en hayırlısısın.
 
aback225qgHz. Musa (A.S)’ın Duası (ARAF-156)aback225qg
Bize bu dünyada da,ahirettede iyilik nasip et.Biz sana yöneldik,senin yolunu tuttuk.
 
aback225qgHz. Musa (A.S)’ın Duası (TAHA-25-27)aback225qg
Ya Rabbi,göğsümü genişlet,işimi kolaylaştır,dilimin bağını çöz.Ta ki sözümü anlasınlar.
 
aback225qgHz. Musa (A.S)’ın Duası (KASAS-16)aback225qg
Ya Rabbi ben kendime yazık ettim.Affeyle beni.
 
aback225qgHz. Musa (A.S)’ın Duası (MÜ’MİN-27)aback225qg
Ben,ahirete,hesap gününe inanmayan her kibirli ve zorbadan benim de Rabbim sizin de Rabbiniz olan Allah’a sığınırım.
 
aback225qgHz. Süleyman (A.S)’ın Duası (NEML-19)aback225qg
Ya Rabbi,beni nefsime öyle hakim kıl ki gerek bana gerek ebeveynime ihsan ettiğin nimetlere şükredeyim.Seni razı edecek güzel ve makbul işler yapabileyim.Bir de lutfedip beni salih kulların arasına dahil eyle.
 
aback225qgHz. Süleyman (A.S)’ın Duası (SAD-35)aback225qg
Ya Rabbi affet beni ve bana,benden sonra hiç kimseye nasip olmayacak bir hakimiyet lutfet.Çünkü sen lütufları son derece bol olan Vehhabsın.
 
aback225qgHz. Zekeriya (A.S)’ın Duası (AL-İ İMRAN-38)aback225qg
Ya Rabbi,bana senin tarafından tertemiz,hayırlı zürriyet ihsan eyle.Şüphesiz ki sen duaları işitip icabet edensin.
 
aback225qgHz. Muhammed (S.A.V.)’ın Duası (İSRA-80)aback225qg
Ya Rabbi,gireceğim yere dürüst olarak girmemi,çıkacağım yerden de dürüst olarak çıkmamı nasip et ve kendi katından beni destekleyecek kuvvetli bir delil ver bana.
 

aback225qgHz. Muhammed (S.A.V.)’ın Duası (TEVBE-129)aback225qg
Allah bana yeter.Ondan başka tanrı yoktur.Ben yalnız ona dayanırım.Çünkü O,büyük Arşın,muazzam hükümranlığın sahibidir.
 
aback225qgHz. Muhammed (S.A.V.)’ın Duası (ZÜMER-46)aback225qg
Allah’ım,ey yerleri ve gökleri yaratan!Ey görünen görünmeyen ne varsa bilen.Hakkında ihtilaf ettikleri her meselede kulların arasında sen elbette hükmedeceksin.Ben bu güven içinde bekliyor ve sabrediyorum.
 
aback225qgHz. Muhammed (S.A.V.)’ın Duası (ENBİYA-112)aback225qg
Ya Rabbi adaletle hükmünü ver.Rabbimiz rahmandır.Sizin bunca isnat ve ifratlarınıza karşı Müsteandır.(Yardım istenilecek olan yine O’dur.)
 
aback225qgMeleklerin Mü’minlere Duası(MÜ’MİN-7)aback225qg
Ey Ulu Rabbimiz,senin rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır!O halde tevbe edenleri ve senin yoluna tabi olanları mağrifet eyle ve onları o cehennem azabından koru.
 
aback225qgHz. Nuh (A.S)’ın Duası (NUH-28)aback225qg
Ya Rabbi,beni,anamı,babamı ve evime mü’min olarak girenleri,erkek ve kadın olarak bütün mü’minleri affeyle.
 
aback225qgHz. Nuh (A.S)’ın Duası (HUD-47)aback225qg
Hakkında kesin bilgim olmayan şeyi istemekten sana sığınırım.Eğer beni affetmez,bana merhamet etmezsen,her şeyi kaybendenlerden olurum.
 
aback225qgHz. Nuh (A.S)’ın Duası (KAMER-10)aback225qg
Ya Rabbi ben mağlubum.Artık sen bana yardım eyle.
 
aback225qgHz. İbrahim (A.S)’ın Duası (İBRAHİM-40)aback225qg
Ya Rabbi,neslimden çoğunu namazı devamlı olarak gereğince kılan kullarından eyle.Duamı lütfen kabul buyur Ya Rabbi.
 
aback225qgHz. İbrahim (A.S)’ın Duası (İBRAHİM-41)aback225qg
Ey Rabbimiz,beni,anamı,babamı ve bütün mü’minleri kıyamet günü affeyle.
 
aback225qgHz. İbrahim (A.S)’ın Duası (ŞUARA-83)aback225qg
Ya Rabbi bana hikmet ver ve beni salihler arasına dahil eyle.
 
aback225qgHz. İbrahim (A.S)’ın Duası (SAFFAT-100)aback225qg
Ya Rabbi salih evlatlar lütfet bana.
 
aback225qgHz. İbrahim (A.S)’ın Duası (MÜMTEHINE-4)aback225qg
Ey Yüce Rabbimiz,yalnız sana güvenip dayandık,sana yöneldik ve sonunda da senin huzuruna varacağız.
 
aback225qgHz. İbrahim (A.S)’ın Duası (MÜMTEHINE-5)aback225qg
Ey Yüce Rabbimiz,bizi kafirlere deneme konusu kılma,affet bizi.Çünkü sen Aziz ve Hakimsin;mutlak galib,tam hüküm ve hikmet sahibisin.
 
aback225qgHz. Lut (A.S)’ın Duası (ANKEBUT-30)aback225qg
Ya Rabbi,bu müfsitler,bu bozguncular güruhuna karşı bana sen yardım eyle.
 
aback225qgHz. İbrahim (A.S) Ve Hz. İsmail (A.S)’ın Duası (BAKARA-127)aback225qg
EY bizim Kerim Rabbimiz!Yaptığımız bu işi kabul buyur bizden.Hakkıyla işiten ve bilen ancak sensin.
 
aback225qgHz. İbrahim (A.S) Ve Hz. İsmail (A.S)’ın Duası (BAKARA-128)aback225qg
Ey bizim yüce Rabbimiz,bizi,yalnız sana boyun eğen müslüman kıl.Soyumuzdan da yalnız sana teslimiyet gösteren bir müslüman ümmet yetiştir.Ve bize ibadetimizin yollarını göster.Tevbelerimizi kabul buyur.Muhakkak ki tevbeleri en güzel şekilde kabul eden,çok merhametli olan ancak sensin.
 
aback225qgHz. Yakub (A.S)’ın Duası (YUSUF-86)aback225qg
Sıkıntımı,keder ve hüznümü sadece Allah’a arz ediyorum.
 
aback225qgHz. Yusuf (A.S)’ın Duası (YUSUF-101)aback225qg
Ey gökleri ve yerleri yaratan.Dünyada da,ahirettede Mevlam,yardımcım sensin.Müslüman olarak canımı al ve beni salihler (iyi insanlar) zümresine dahil eyle.
 
aback225qgHz. Eyüb (A.S)’ın Duası (EBBİYA-83)aback225qg
Ya Rabbi bu dert bana iyice dokundu.Sen merhametlilerin en merhametli olanısın.
 
bunlar kısa meallerdır

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online      

 

Etiket Bulutu