Dayan be gönlüm!. Bîçâre değilsin Yaradan sana yâr. Kimsesiz değilsin, yanında "Kimsesizler kimsesi" var! Biliyorum! Sığmazsın hiç bir yere bu sevdayla, dünya sana dar! Ama dayan gönlüm! Dayan ki her gecenin mutlaka bir sabahı var!.

Archive for Eylül 6, 2008

Terâvîh namazı kılmanın fazîleti

click to comment

 

Terâvîh namazı kılmanın fazîletini, emîrülmü’minîn Hz. Aliden sordular. Cevabında buyurdu ki, (Her kim Ramazan-ı şerifin birinci gecesinde terâvîh namazı kılsa, Hak teâlâ, o kimsenin bütün [tevbelerini kabûl ederek], günahlarını bağışlar,

ikinci gecesini kılan kimsenin ana babasının günahları affolunur.

Üçüncü gece kılsa, melekler, o kula derler ki: “Sana müjdeler olsun, Hak teâlâ hazretleri senin ibâdetini kabûl buyurdu, istediğin şerefe kavuştun, günahlarını affetti.”

Dördüncü gece terâvîh namazını kılınca, Kur’an-ı kerimi hatmetmiş gibi sevap kendisine ihsân edilir. Beşinci gece kılınca, Mescid-i aksâda, Mekkede ve Medînede kılmış gibi, Hak teâlâ hazretleri sevap ihsân eder.

Altıncı gecesi kılsa, Beyt-ül mamûru tavâf etmiş gibi,

yedinci gecesi kılsa, Fir’avn ile yapılan gazâda bulunmuş gibi,

sekizinci gece kılsa, Bedr muhârebesinde Resûlullah ile bulunmuş gibi,

dokuzuncu gecesi için Hz. Dâvüd aleyhisselâm ile berâber ibâdet etmiş gibi,

onuncu gecesi için, dünya selâmet ve saadeti ihsân edilir.)

1.TERAVİH

    NAMAZI

Anasından doğmuş gibi günahı affedilir.

2. TERAVİH

     NAMAZI

Allah kendisinin ana ve babasının günahını affeder.

3. TERAVİH

    NAMAZI

Arş altından bir melek seslenir;amelini Allah rızası için yap gösteriş için yapma,Allah geçmişteki günahlarını affetti.

4. TERAVİH

    NAMAZI

Allah-u Teala, Tevrat-ı, İncil-i, Zebur-u, kuran-ı Kerim’i okumuş gibi sevap yazar.

5. TERAVİH

   NAMAZI

Allah-u Teala Mescid-i Haram’da, Mescid-i Nebevi’de ve mescid-i Aksa’da namaz kılmış gibi sevap verir.

6. TERAVİH

    NAMAZI

Allah-u Teala Beytül Ma’mur’ı ziyaret etmiş gibi sevap verir. Bütün taş ve toprak kesekleri onun için Allah dan mağfiret olmasını isterler.

7. TERAVİH

    NAMAZI

Sanki Musa  (a.s) devrine yetişmiş, Firavun ve Haman’a galip gelmek için Musa (a.s)’a yardım ettiği gibi Allah da ona yardım eder.

8. TERAVİH

    NAMAZI

Allah-u Teala Hz. İbrahim (a.s)’a verdiği sevap gibi ona sevap verir.

9.TERAVİH

    NAMAZI

Sanki Hz. Peygamber (s.a.v)’in ibadeti gibi Allah’a ibadet etmiştir.

10. TERAVİH

   NAMAZI

Allah dünya ve ahiret hayır ve sevabıyla sevaplandırır.

11.TERAVİH 

   NAMAZI                  

Dünyadan anasından doğmuş gibi günahsız olarak çıkar.

 

12. TERAVİH

   NAMAZI

Kıyamet gününde Allah’ın(c.c) huzuruna yüzü ayın on dördü gibi ak gider.

13. TERAVİH

   NAMAZI

Kıyamet gününde Allah’ın huzuruna günahlardan arınmış olarak gelir.

14. TERAVİH

   NAMAZI     

Melekler gelir onun için şahitlik yaparlar, şüpesiz bu kimse teravih namazını kılmıştır, derler de Allah’da (c.c) onu kıyamet gününde hesaba çekmez.

15. TERAVİH

   NAMAZI

Bütün arş ve kürs melekleri onun af olunması için dua ederler.

16. TERAVİH

    NAMAZI

Allah-u Teala eline iki beraat verir, biri cehennemden kurtuluş diğeri cennete giriştir.

17. TERAVİH

   NAMAZI

Allah-u Teala Peygamberlerin sevabı gibi sevap verir.

18. TERAVİH

   NAMAZI

Bir melek seslenir. Ey Allah’ın kulu! Allah (c.c) senden ve senin ana babandan da razı oldu.

19. TERAVİH

    NAMAZI

Allah-u Teala Firdevs Cennetinde derecesini yükseltir.

20. TERAVİH  

    NAMAZI

Allah-u Teala şehitlerin ve iyi kulların sevabı kadar ona sevap verir.

21. TERAVİH

    NAMAZI

Allah (c.c) cennette ona nurdan bir köşk yapar.

22. TERAVİH

    NAMAZI

Kıyamette Allah (c.c)’nin huzuruna gamsız ve kedersiz olarak çıkar.

23. TERAVİH

    NAMAZI

Allah (c.c.) onun için cennette bir şehir yapar.

24. TERAVİH

   NAMAZI

Onun için 24 tane kabul edilmiş dua vardır.

25. TERAVİH

   NAMAZI

Allah-u Teala ondan kabir azabını kaldırır.

26. TERAVİH

    NAMAZI

Allah (c.c) 40 senelik ibadet sevabını ona yazar.

27. TERAVİH

   NAMAZI

Kıyamet gününde sıratı korkusuz yıldırım gibi geçer.

28. TERAVİH

   NAMAZI

Allah (c.c) cennette onun kıymetini bin dereceye kadar yükseltir.

29. TERAVİH

   NAMAZI

Allah (c.c) ona kabul olunmuş bin hac sevabı yazar.

30. TERAVİH

   NAMAZI

Allah (c.c) ona: Ey kulum Cennet meyvelerinden ye.selsebil suyundan yıkan. Kevser den de iç, ben senin Rabbin’im sen de benim kulumsun buyurur.

Ramazan-ı şerifin sonuna kadar olan bütün gecelerin böylece ayrı ayrı birer fazîleti ve yüksek derece ve sevapları vardır. Böylece âdâb ve erkânına riâyet ederek, orucu tam olarak, bütün âzaları ile tutup, terâvîh namazlarını kılarak ve haramlardan sakınarak otuzuncu gecesini ikmâl edince, Hak teâlâ hazretlerinin emri ile, Arş-ı âlânın altından bir sözcü hitâb ederek der ki: Her gece terâvîh kılan kullar Cehennemden kurtulmuş kullardır. Korktukları Cehennemden kurtulup arzu ettikleri nîmete, Cennet ve cemâl-i ilâhîye nâil oldular. Hak teâlâ hazretleri, azamet-i şâniyle buyurur ki, izzim ve celâlim hakkı için, bu kullarıma affile muâmele eyledim. Bundan sonra, Hak teâlâ hazretleri emreder, o kullara birer berât yazılır. Bütün kadın ve erkeklerden, bu şartlar dahilinde ibâdetini ifâ ederek, cenâb-ı Hakkın bu lutfuna muhâtab olanlara, Cehennem azâbından kurtulup, sırâtı kolaylıkla geçmek için, ellerine birer berât verilir.

Öyle ise, hulûs ve îtikat üzre Ramazan-ı şerif orucunu tutup, kaza namazlarını ve sonra terâvîhleri edâ ederek ve haramlardan kaçınarak, cenâb-ı Hakkın rahmetine kavuşalım.

73 – Kadr gecesinde gâfil olma! Zîrâ Kadr gecesinin hurmeti, bin ay ibâdet etmekten hayrlıdır. Hâlbuki, bu bin ay ibâdet de, geceleri nâfile ibâdet ile, gündüzleri ise, nâfile orucla geçmiştir.

74 – Ramazan-ı şerifin orucunu tâzîm ve vakar ile tut. Her kim Ramazan-ı şerifi Allahü teâlâ emrettiği için ve güzelce tutsa, haramlardan sakınsa, kaza namazlarını kılsa, Hak teâlâ hazretleri her gün için, bin gün nâfile oruç tutmuş gibi sevap ihsân eyler ve o kimse ile Cehennem arasına birçok perdeler konur. [Namaz kılmayanlar da, oruç tutmalıdır. Bunlar, oruç tutmamanın günahından kurtulur. Bu günah, pek büyüktür.]

75 – Zilhicce ayının da fazîleti çok büyüktür. Rivayet edildiğine göre, Hz. Âdemin tevbesi Muharrem veya Zilhicce ayında kabûl buyurulmuştur. İbni Abbâsın rivayet ettiği bir hadise göre Zilhiccenin sonuna kadar olan günler de, Ramazan-ı şerifin günleri gibi ayrı ayrı fazîlet ve kıymetleriyle tavsif edilmiş ve onuncu gün için de şöyle beyan buyurulmuştur: (Zilhiccenin onuncu günü Kurban bayramı günüdür. Her kim, o gün bayram namazından gelip kurbanını boğazlayıncaya kadar birşey yimeyip, kurbanının böbrekleri ile iftâr edip, iki rekât namaz kılsa, o kimsenin kurbanının kanı yere düşmeden, kendi günahı ve ana-babasının günahları, ehl-ü ıyâl, evlat ve akrabâlarının günahları sevaba çevrilir.)

Kurban, Zilhicce ayının onuncu günü bayram namazından sonra başlayıp, onikinci günü güneş batıncaya kadar devam eden üç gün ve aralarındaki iki gecede kesilen koyun veya keçidir. Bir deveyi veya sığırı yedi kişiye kadar birkaç kimse ortaklaşa kesebilir. Kadın da, kendi kurbanını ve vekîl olarak başkasının kurbanını kesebilir. Yukarıda bildirilen üç günden önce veya sonra kesilen hayvan kurban olmaz. Kurbanı bayramdan önce satın almak câizdir. Satın alırken, (Bayram için veya yaptığım adak için kurban satın almaya) niyet etmesi lâzımdır. Bu iki niyetten hangisini niyet ederse, o kurban kesilmiş olur. Satın alınan kurbanı diri olarak veya satın almayıp, parasını fakirlere, yardım kurumlarına vermek câiz değildir. Böyle veren kurban kesmiş olmaz. Sadaka vermiş olur. Bu sadakanın sevabı, onu kurban kesmemek azâbından kurtaramaz.

Her kim kurbanından, havâyıc-i asliyyeden ma’adâ nisap miktârı malı olmayan ve namazlarını kılan fukaraya verirse, kıyâmet günü verdiğinin çok fazlasiyle ikrâm ve ihsân edilecektir. Kırkbirinci sayfaya bakınız!

Her kim Zilhicce-i şerifin son günü ve Muharremin birinci günü oruç tutarsa, o senenin tamamını oruç tutmuş gibi fazîlete mazhar olur. Her kim, Zilhiccenin on günü içinde fukaraya yardım etse, Peygamberlere tâzîm etmiş olur. Bu on gün içinde, her kim bir hasta ziyâret eylese, Hak teâlâ hazretlerinin dostları olan kulların hâtırını sormuş ve ziyâret eylemiş gibi olur. Bu on gün içinde yapılan her ibâdet, sâir günlerde edâ edilen ibâdetlerden çok daha üstün ve pek fazla sevaba vesîle olur.

Bu on gün içinde din ilmi meclisinde bulunan kimse, Peygamberler toplantısında bulunmuş gibi olur. [Din ilmini öğrenmek kadın, erkek herkese farzdır. Çocuklarına öğretmek, birinci vazîfedir.]

76 – Diğer aylarda da oruç tutmağı kendine âdet edin! Resûlullah buyurdular ki, (Her kim her ayın Perşembe ve Pazartesi günleri oruç tutsa, Hak teâlâ hazretleri, o kula, yediyüz sene oruç tutmuş gibi sevap ita buyurur.)

77 – Eyyâm-ı beyd günlerinde kudretin kâfî gelirse oruç tut. Eshâb-ı kirâm her ayda tutarlardı. Hz. Ali rivayet buyurdu ki, birgün Resûlullahın yanına gittim, buyurdular ki: (Yâ Ali! Cebrâîl aleyhisselâm gelip bana dedi ki, yâ Resûlallah ! Her ayda oruç tut! Ben dedim ki, yâ Cebrâîl kardeşim, hangi günlerde tutayım?

Cebrâîl aleyhisselâm cevaben buyurdular ki: Her kim beyd günü oruç tutarsa, Hak teâlâ hazretleri, o tuttuğu orucun birinci gününe on yıl, ikinci gününe otuz yıl, üçüncü gününe yüz yıl oruç tutmuş gibi sevap lutfeder.) [Saymakta olduğumuz ibâdetlere mukâbil vaadedilen bu sayısız ecrler, bu ibâdetlerin kudsiyyetlerine ve şereflerine inanarak, tâzîm ve îtikatla yapanlara verilecektir. Gayet basît görünen bu ibâdetler hadd-ı zâtında cenâb-ı Hakkın emirlerini ifâ ve bu vesîle ile cenâb-ı Hakka yaklaşmak ve Ona hakîkî kul olmak şerefine müstenid olduklarından büyük bir kıymet taşırlar. İnsanların bir ibâdetine mukabil, bire on, bire yediyüz, bire sonsuz ecr verileceği Kur’an-ı kerimde sâbittir.]

Hz. Ali sordu, yâ Resûlallah ! Bu günlere niçin Eyyâm-ı beyd dediler? Cevaben buyurdular ki: (Hz. Âdem Cennetten çıktıkları zaman, vücûdü birdenbire karardı. Hz. Cebrâîl gelerek, Âdem aleyhisselâma dedi ki, yâ Âdem! Vücûdünün eskisi gibi beyaz olmasını istersen, her ayın 13, 14 ve 15 inci günlerinde oruç tut. Hz. Âdem, bu tavsiyeyi yerine getirmekle vücûdü tâm olarak, eskisi gibi beyaz olmuştur.)

78 – Gücün, kuvvetin yerinde iken oruç tut! Zîrâ kıyâmet gününde oruç, bir güzel sûret alarak, Hak teâlânın hitâbına mazhar olacak ve Hak teâlâ hazretleri, oruca diyecek ki, yâ oruç, sen memnûn olduğun şahsları alarak Cennete gir! Daha sonra, Hak teâlâ soracak, yâ oruç, benden başka ne arzun varsa iste. Oruç ise, râzı olduğu kimseler için muhtelif şeref ve meziyyetleri Hak teâlâdan isteyip almaya da muvaffak olacak ve böylece oruç tutanlar, kıyâmet gününde yüksek bir şerefe nâil olacaklardır. Bu meyanda, oruç tutanlar birçok Cehennem ehline şefaat edebilme imkânına da kavuşacaklardır. Bütün bunların mâ-fevkinde olarak, oruç tutanlar Peygamberimize komşu ve cenâb-ı Hakkın cemâlini görmeye de nâil olacaklardır.

79 – Aşûre günlerinde de oruç tut! Muharremin dokuzuncu, onuncu ve onbirinci günleri oruç tutmak da çok fazîletlidir. Muharremin onuncu günü, yalnız olarak oruç tutulmaz. Zîrâ, yalnız bugün oruç tutulmasını, Resûlullah nehy eylemiştir. Çünkü yahudiler, o güne hurmet ederler. Yahudilere benzememek için, yalnız onuncu günü tutmayıp, dokuzuncu ve onuncu ve onbirinci günlerini berâber tutmak lâzımdır.

Tenbîh: Görülüyor ki, ibâdetleri yahudilerin ve hıristiyanların ibâdetlerine benzetmemek lâzımdır. O hâlde, ibâdetlerimizi, câmilerimizi ve ezanımızı, Peygamber efendimizden ve hâlis ve temiz müslüman olan ecdadımızdan gördüğümüz ve bulduğumuz gibi muhâfaza etmeye çalışmalıyız ve bunlarda ufak bir değişikliğe ve din düşmanlarının, yenileştirme, kolaylaştırma ve güzelleştirme ismleri takarak yapacakları bozgunculuğa ve dinde reform yapmaya aslâ göz yummamalı ve aldanmamalıyız. Dostu, düşmanı tanımalıyız!

Her kim bu gibi kıymetli günlere hurmeten bir yetîmin başını okşasa, Hak teâlâ hazretleri, o yetîmin başındaki kıl sayısınca, o kimseye nîmet lutf eder. O günlerde, bir fakir kimseye yemek verse, bütün müslümanlara yemek vermiş gibi ihsân ve sevaba mazhar olur. Bir adam ölünce veya zevcesini boşayınca, oğlu yedi yaşına, kızı dokuz yaşına kadar, bunları (Hidâne) yâni terbiye hakkı, analarına âid olur. Anaları ölürse veya evlenirse, kadın akrabâlarına âid olur. Nafakaları, dâimâ babalarının üzerine olur. (Feyziyye), Şeyhul-islâm Feyzullah efendinin fetvâlarıdır. 1115 de Edirnede şehit edildi.

Tenbîh: Aşûre günü, onuncu gün demektir. Bugün ibâdet olarak yalnız meşhûr aşûre tatlısını pişirmek ve dağıtmak bid’attır, günahtır. O gün, mâtem tutmak da günahtır.

80 – Birkaç şey orucu bozar. Resûl-i ekrem efendimiz buyurdu ki: (Gıybet etmek, nemîme, yâni söz gezdirmek, yalan yere yemin etmek, nâ mahremlere şehvetle bakmak gibi şeyler orucu bozarlar.) Gıybet, hem Allahü teâlânın ve hem de insanların hakkı olması bakımından çok büyük mes’ûliyyeti mûcib bir hatâ ve büyük bir günahtır. Gıybet edenlerin dili, kıyâmet günü feci bir manzara arz ederek bütün mahlûkat arasında mahcûb ve rezil olacaktır. Gıybet, Kur’an-ı kerimde sarâhaten men edilmekte ve ölmüş kardeşinin etini yimek gibidir, denilmektedir.

Tenbîh: İmâm-ı Gazâlî (Kimyâ-i saadet) kitabında, oruç bahsinde buyuruyor ki: Üç türlü oruç vardır: Birincisi avâmın, yâni ictihâd makamına yükselmiyenlerin orucudur. Zamanımızdaki bütün hocaların, imamların, hâfızların, müftîlerin, vâizlerin orucları bu birinci derecededir. Bunların orucları, vücûda bir şey girmekle, yâni gıda veya devâ sokmakla ve cinsî mübâşeretle bozulur. İğne ile ilâc şırınga edince, hanefîde de, şâfi’îde de bozulur. Câhillerin fetvâlarına aldanmamalıdır.

İkinci derece, havâsın yâni müctehidlerin orucudur. Bunların orucu, herhangi bir azanın günah işlemesiyle bozulur. Meselâ, gıybet, yalan, söz taşımak, nâ mahreme bakmak ile bozulur. Bazı âlimler, bunların avâm orucunu da bozacağını bildirmiş ise de, Hanefî mezhebinde, bunlar avâm için yalnız mekruhtur. İmâm-ı a’zam Ebû Hanîfe [80 senesinde tevellüd ve 150 de vefât etti. Bağdâddadır.] yukarıdaki hadis-i şerifi, (Orucun sevabını bozar) mânasına almıştır. Yâni bunlar, orucun sıhhatini değil, kemâlini giderir. Üçüncü derece de, Ehassülhavâs orucudur ki, bunların orucu, Allahü teâlâdan başka bir şeyin kalbe girmesi ile bozulur.

81 – Mâlûmun olsun ki, Hak teâlâ her şeyden evvel aklı yaratmıştır. Ve ona ilim, zekâ, hulûs, doğruluk, cömerdlik, tevekkül, korku, Ümit hasletleri vermiştir. İşte, bu akılla müşerref olan kimseler bütün yaradılışındaki gayeyi, yâni cenâb-ı Hakkın ülûhiyyet ve vahdâniyyetini tasdik ederek, Onun rızasına kavuşurlar. En-Nâzi’at sûresi kırkıncı âyet-i kerimesinde meâlen, (Cenâb-ı Hakkın huzurundan korkup, nefsini [gayrı meşru’] nefsânî arzulardan men eden kimselerin varacakları yer muhakkak Cennettir) buyuruldu.

Cenâb-ı Hak akıldan sonra, nefsi yaratmıştır. Buna, cehl, şehvet, tama’kârlık, yalan, harîslik, gadap, zulüm, murdarlık, fesatlık ve şirk gibi aşağı duygular vermiştir.

Bundan evvelki iki âyet-i kerimede meâlen, (Her kim benim emrimi tutmayıp nefsine uyarsa, varacağı mahal Cehennemdir) ve (Zulmedip, yalnız dünya hayatını seçen kimsenin varacağı yer, Cehennemdir) buyurulmuştur. Şu hâle göre herkesin, aklına danışıp iş yapması Îcap eder. Şâyed aklına danışmadan iş yaparsa, nefsine uymuş olur ve nihâyet varacağı ebedî mevki’, Cehennem olmuş olur. Aklı elden bırakmayıp, nefis ve şehveti terk etmek Îcap eder. Çünkü, nefis ve şehvet, insanlar için en büyük düşmandır. Akılları erip tâm olarak düşünenler, Allahü teâlâya îman eder. Akıl ile hareket etmeyip, nefsine uyanlar, her zaman dalâlettedirler ve cenâb-ı Hakka varan yolu hiçbir zaman bulamazlar.

Aklı olup düşünmeyen ve gözü olup Hakkı görmiyenler ve kulağı olup hakîkati işitmiyenler için cenâb-ı Hak Kur’an-ı kerimin A’râf sûresi, yüzyetmişdokuzuncu âyetinde meâlen, (Onlar ancak dört ayaklı hayvanlar gibidir, belki de hayvanlardan daha fenadır) buyurmaktadır. Müslüman evladı olup da, dâimâ nefsinin arzusuna koşanlar da böyledir. Bunların yalnız ismi müslümandır.

 

http://gavsisanim.spaces.live.com/

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online      

Etiket Bulutu