Dayan be gönlüm!. Bîçâre değilsin Yaradan sana yâr. Kimsesiz değilsin, yanında "Kimsesizler kimsesi" var! Biliyorum! Sığmazsın hiç bir yere bu sevdayla, dünya sana dar! Ama dayan gönlüm! Dayan ki her gecenin mutlaka bir sabahı var!.

Archive for Eylül 19, 2008

ALLAH’A ADANAN ZAMAN: İTİKÂF

 
 
 
55foxs 
   
   Mehmet Gayretli
 1245na  
   Geçen seneden bu yana hasretle beklediğimiz, katılaşan kalplerimizin yumuşaması için fırsat bildiğimiz, gözümüzün nuru Ramazan ayı nihayet geldi. Öyle zannediyorum ki sadece müminler değil cümle kainat; melekleriyle, ins ve cinniyle, hayvanlarıyla, bitkileriyle canlı cansız bütün varlık alemi, hatta Rabbü’l-Alemin dahi bu rahmet ayını beklemektedir.
   Böylesine ilahi rahmet ve mağfiretin her tarafı kuşattığı, adeta cennet atmosferinin oluştuğu sonsuz fırsatlarla dolu bir zaman dilimi nasıl olur da gafletle geçirilir?
   Mümin bir kimsenin önünde, Rabbinin rızasını kazandıracak gerçekten çok geniş imkanlar, sayısız fırsatlar mevcuttur. Bunlardan birisi de itikaftır.
  
   İki cihan serveri Peygamber Efendimizin niçin bu amele ısrarla devam ettiğini anlamak hiç zor değil: Kur’an-ı Kerim’de, bin aydan daha hayırlı olduğu açıkça ilan edilmiş bulunan kadir gecesi ramazan ayındadır. Bu geceyi ne yapıp edip ihya etmenin yollarını arayan Efendimiz, “Kadir gecesinin Ramazan’ın son on gecesinde aranması gerektiğini” ifade ederek,  Ramazan’ın son on gününde muhakkak itikafa girmiş ve hiç terk etmemiştir.
   Ümmetinin de bu mübarek amelden mahrum kalmaması için şöyle teşvik ediyor Allah Rasulü: “Ramazan’da on gün itikafa giren kimse, iki hac ve iki umre yapmış gibi sevap kazanır.” Ahir zamanda, unutulup terkedilmiş bir sünneti ihya etmeye yüz şehit sevabına denk mükafat verileceği müjdesi de dikkate alınacak olursa, itikaf gibi bir müekked sünneti ihya etmenin feyiz ve bereketini varın siz düşünün.
   1245na
İtikaf Ne Zaman Yapılır?
   Peygamber Efendimizin Şevval ayında da itikafa girdiği dikkate alınırsa, bu amelin Ramazan ayının dışında da yapılabileceğini söylemek mümkündür. Buna göre, mescide her girişimizde itikafa niyet edersek böylesine önemli bir amelden mahrum kalmaz, Rabbimizin rızasını ve hissemize düşen mükafatı elde etmiş oluruz.
 1245na 
İtikafın Hikmet ve Faydaları
1245na
   Sevgili Peygamberimizin uyguladığı şekliyle şekliyle itikafın kul için önemli bir amel olması, taşıdığı büyük hikmetler sebebiyledir. En başta, kulun bütünüyle kendisini Allah’a ait hissetmesi, yemekten, içmekten, çoluk-çocuktan, kendisine helal kılınan her şeyden belli bir süre sarfı nazar edip sadece Allah ile meşgul olması, hiçbir ibadette bulunmayan niteliklerdir. Öyle ki İmam Ahmed b. Hanbel, itikaf halindeki kişinin insanların arasıra karışmasını, ibadet olduğu halde ilim öğretmesini, Kur’an okutmasını mekruh görmekte, sadece nefsiyle başbaşa kalıp zikir, dua vb. ferdi amellerle meşgul olmasını gerekli görmektedir. Bir başka açıdan değerlendirecek olursak oruç, sadece yeme-içme ve cinsel ilişkiyi yasaklarken, itikafta buna ek olarak başka birtakım şeyler de yasaktır. Bu durumda nefsin ıslahını temin eden, kişiyi Allah’a yaklaştıran büyük amellerden biri de itikaf olmaktadır. Bu amelin hem zahirî hem de batınî kazançları anlatılamayacak kadar çoktur.
   Kur’an’da anlatıldığı üzere Hz. Meryem annemiz kendisini Allah’a adamış, bu amaçla  uzun bir itikafa girmişti. Bu amelinin sonunda Allah Tealâ ona öylesine büyük kerametler ihsan etmişti ki, Zekeriyya (A.S.) Beyt-i Makdis’deki odasına her girişinde hayretler içinde kalırdı. Çünkü Hz. Meryem hiç dışarı çıkmadığı halde yanında meyveler görür, bunların nereden ve nasıl geldiğini sorardı. Hz. Meryem validemiz de bunların Allah’ın bir ikramı olduğunu söylerdi. İşte Allah’a adanmışlığın, dünyadan yüz çevirip Rabbü’l-Alemin’e yönelmenin, dünyevi lezzetlerden vazgeçmenin mükafatı. Bu örnekte itikafla kemal mertebelerine erişmiş kula nelerin ikram edildiğini çok güzel anlatmış oluyor.
   Mürşid-i kamil velilerin birçoğu, müridin nefsini terbiye ve kalbini tasfiye için Hz. Meryem validemiz gibi riyazet usulünü benimsemişler ve asırlardır uygulaya gelmişlerdir. Kimi meşrepler buna çile demiş, kimisi erbain demiş, kimisi de halvet demiştir. Adı ne olursa olsun aslı birdir ve hayatı itikaf halet-i ruhiyesi içinde yaşamayı temin içindir.
 1245na 
Hayatı İtikafla Yaşamak
1245na
   Nakşî tasavvuf ekolünün büyüklerinin dile getirdiği “halvet der encümen” yani halk içinde hak ile beraber olmak, işte bu psikolojinin veciz bir ifadesidir. Büyük veli Davud Tâî (K.S.), kendisinden nasihat isteyen bir adama şunları der: “Allah’tan kork. Anne-babana iyi davran, yoksa yazık olur. Dünyaya karşı oruçlu ol. Ölüm iftarın olsun. Cemaati terketmeksizin insanlardan uzak kal.”
   İtikafın hakikatini anlamış ve bütünüyle bu doğrultuda yaşayan birinin hali, Allah ile ünsiyettir. Ariflerden biri evinden hiç çıkmaz, devamlı Rabbine kulluk ile meşgul olurdu. Ona, “niçin yalnızlığı tercih ediyorsun?” diye sorulunca “Allah, ben beni anan kişiyle beraberim diyorken nasıl olur da benim yalnız kaldığımı düşünebilirsiniz?” cevabını verir. İşte yeryüzünü mescid bilen, her yerde her zaman itikaf haliyle yaşayan büyüklerin hayatı.
   Rabbimiz ile başbaşa olmak, dünyada cenneti soluklamak için itikaf, oruç gibi amellerden daha iyi bir fırsat yoktur herhalde.

YAKARIŞIM SANADIR EY…
   
   A. Refik
  
   Gecelerden sabahlara, karanlıklardan güneşlere doğru açılan yüreklerimizin perde aralıklarından süzülen nur katreleriyle geldim kapına…
   Biliyorum, güllerden geçer sana giden yollar… Yakarışlarla, dualarla, tahiyyatlarla bezenir.
   Ey rahmetiyle kalpleri evirip çeviren, sana kalbimi getirdim.
   Ey kalpleri nuruyla sarıp okşayan! Onulmaz yaralarla kan-revan kalbim avuçlarımda, kapına geldim.
   “Selâm olsun ömür seccadesini gönül dergâhına serenlere” diyebilmeyi ne çok isterdim, ama biliyorum ne yüzüm var ne de hakkım…
   Öğrendim ki dua, aşığın maşuğuna bir haber salmasıdır; gözyaşlarıyla yazılmış bir mektubu. Ve bir bekleyiştir, iştiyakla, korkuyla, ümitle bekleyiş…
   İşte, zaman her saniyesini balyozlamaktayken ömrün, verilmemiş hesapların korkusuyla, titreyen yüreklerimize bir lahza umut adına geldik kapına… Ahh… gelebildik mi, bir haber var mı affa dair?
   Acziyetimi alarak koynuma, bir derviş hırkasıyla, sevgili Eyyub’unun sabrını yüklenerek  gelebilmek isterdim kapına…
   Meryem örtülerimi örtünebilseydim… Tur Dağı’ndaki o ses bir yankı bulabilseydi ruhumda insanlığım adına. Önünde bütün ruhumla secde edebilseydim…
   Yeri göğü bağrına basan ey!
   Ey gökyüzünü kudretiyle sürmeleyen!
   Rahmetini serp taşlaşan gönüllere ey!..
   Sanadır münacatım, yalnız sana olsun aşkım, lûtfeyle…
   Bir avuç ateşböceği uçuruver ne olur zifiri yüreklerimize. Kararan günlerimize, gecelerimize… Ve “ne olursan ol gel!” diyen aşıkların hürmetine, ne olur affeyle…
   Seni aradım durdum gönüllerin yalnızlığında çöllerinin, menzilsiz yollarında ve bir katre rahmetine muhtaç toprağımda. Ah perde, ah şahdamarım… Şefkatinin gölgesine sığınıyorum Ya Rab! Hiçliğin zerresinde kavrulmaya can attığım demdir. Vedûdsun… İltifatına muhtacız Ya Rab. Tenezzül buyur kulunun münacatına.
   Dua dua açılırmış sana giden kapılar. Hüzünlü bir sonbahar günü kapında yalvarmaya geldim. Senden korkum nâr değil, kaybetme korkusudur. Dostu, en sevgiliyi, sıla-i rahimi, cânânı, canda kaybetme korkusu… Umudumsa rızan: “İlahi ente maksudi…”
   Yüreklerimiz ezik Ya Rab. Yüzümüz yerde. Kaldırıp başımızı sonsuzluğa bakmaya yüzümüz yok… Layık olamadık. Pişmanlığın dehlizlerinde boğuluyorken ağlayamadık, derinden sessizce…
   Zayıf iradelerimizle, alacakaranlık yüreklerimizle bir damla gözyaşı getirebilseydik yürekten, ihlas adına. Biliyorum pişmanlıklara delil kabul ederdin…
   Yüreğin zayıf noktalarında mahkum olduk nefsimize. Ya Rab çıkar kelepçelerini o aleyhillânenin… Çıkar ne olur, dostlarının hatırına.
   Azad et Ya Rab şüphelerin oyuncağı olmuş aklın nezarethanesinden. Kutlu sevdanın gül kokusundan doya doya içir sinelerimize. Diri meyyitler gibi değil, sırat-ı müstakim üzerinde günahlardan nurunla yıkanmış olarak yürümeyi nasib eyle.
   Şehirler, evler mezar oldu Ya Rab. Her evden ceset kokuları yükseliyor semaya. Bedenler değil, ruhlar ölü. Bize nurunla dirilmeyi nasib eyle.
   Biz sanemler inşa ettik yüreklerimizde gökdelenler boyu. Biz yeryüzü tanrılarının eteğini öptük. Dizboyu battık çirkefine alemin. Sahte dostları, riyakar aşkları çarparak yüzüne insanlığın, sana koşmayı nasib eyle.
   Tevbe kapılarının ardına değin açıldığı ve meleklerin kanatlarıyla yeryüzüne kapandığı günlerin rahmetinde yüzmekteyken, ebed aşkını gönüllerimize nakşet.
   İşte can pazarında canımızı satmaktayız, bir iltifatın uğruna…
   Gülistanında renksiz, kokusuz bir yaprak olmayı çok görme.
   Yüce kapında kıtmir olanlardan eyle.
   Elimizden, yüreklerimizden katran rengi günahlar dökülüyor.
   Duaları semadan çevrilmeyenler adına, geceleri nurlarıyla sabahlara çevirenler adına, samimiyeti nakış nakış ömür gergefine işleyenler adına, tevbe ediyor, af diliyoruz dualarımızla…
   “Ya Rabbi… Ben pişmanım… Ben pişmanım… Keşke…” 

semerkand dergısı 1999 aralık

http://gavsisanim.spaces.live.com/

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN 

             who's online   

Etiket Bulutu