Dayan be gönlüm!. Bîçâre değilsin Yaradan sana yâr. Kimsesiz değilsin, yanında "Kimsesizler kimsesi" var! Biliyorum! Sığmazsın hiç bir yere bu sevdayla, dünya sana dar! Ama dayan gönlüm! Dayan ki her gecenin mutlaka bir sabahı var!.

Archive for Eylül 20, 2008

KADİR GECESİ

26imrr6


   
   Yusuf Özcan 
  
Kadir Gecesinin Gizliliği
   Genel bir kabul olarak her yıl ramazan ayının 27’nci gecesi kadir gecesi olarak düşünülse de, bin aydan hayırlı bu kutlu gecenin ne zaman olduğu kesin belli değildir. Bu konuda bazı alimlerimiz 45’e ulaşan farklı görüşten söz ederler.
   Kadir gecesinin ne zaman olduğuna dair görüşlerden bir kısmı şöyledir:
   – Kadir Gecesi bütün sene içinde bir gecedir, yıldan yıla zamanı değişebilir.
   – Ramazan ayı içinde bir gecedir, fakat her yıl ramazan içinde farklı gecelere gelebilir. 
   – Ramazanın son yarısındadır. 
   – Ramazanın son onundadır. 
   – Ramazanın son yedisindedir. 
   – Ramazanın 17’nci gecesidir. 
   – Ramazanın 19’uncu gecesidir.
   – Ramazanın 21’inci gecesidir. 
   – Ramazanın 23’üncü gecesidir. 
   – Ramazanın 27’inci gecesidir.
   Bütün bu ihtimaller içinde en muteber olanı ise, kadir gecesinin ramazanın son onunda, tek gecelerde ve büyük ihtimalle 27’nci gece olmasıdır.
   Kur’an-ı Kerim’in Peygamber A.S.’a indirilişinin başlangıcı, ramazanın 17’nci gecesinde olmuştur. Demek ki o yıl kadir gecesi, 17 ramazana rastlamıştı.
   Aslında kadir gecesinin, Rasul-i Ekrem A.S. Efendimiz’e tamamen gizli kaldığı da düşünülemez. Ancak fazla açıklanmasına izinli olmadığından, kesinlik ifade etmeyen, teşvik ve ümit veren açıklamalarla yetinmiştir.
   İmam-ı Azam Rh.A. Hazretleri’nin kanaatine göre de, kadir gecesi yıl içinde farklı aylar ve gecelerde dönmektedir. Çoğunlukla ramazanın son onunda ve muhtemelen 27’inci gecesinde olsa da böyledir. Hadis-i şeriflerde ümit ve tavsiye olarak işaret edilen kadir geceleri, Rasulullah A.S.’ın yaşadığı farklı yıllara mahsus olmalıdır.
  
Kadir Gecesinin Belirtileri
   Kadir gecesinin bazı alâmetlerinden söz edilmiştir. O gecenin sabahında güneşin parıltısız olarak, yani çevresinde ışık hüzmeleri görünmeden ve gözü rahatsız etmeden dolunay gibi doğup yükselmesi, o gece havanın  nisbeten ılıman olması gibi. Ayrıca, karanlık yerlerden dahi nurlar parladığını farketmek, o gece yapılan duaların kabul olduğuna şahit olmak gibi haller de bu belirtilere dahil edilmiştir.
   Bu gecenin özel alâmetlerini farketmek, elbette herkes için mümkün değildir. Ancak ilâhi lütuf ve manevi keşifle birşeyler görülüp sezilebilir. Bununla beraber, o gece olağanüstü şeyler görüp ibadetten uzak kalmaktansa, hiçbir şey görmediği halde dua ve ibadet halinde olmak elbette daha iyidir.
   Kadir gecesini iyilik ve ibadetle ihya ederek araştırmak müstehap olduğu gibi, o geceyi zamanında farkeden kimsenin bu müşahedesini fazla açığa vurmadan gizlemesi, Allah’a şükür ve duada bulunması da müstehaptır.
   Kadir gecesini takib eden gündüz de, cuma gecesi ve gününde olduğu gibi hayır ve ihya bakımından o geceye dahil sayılır. 
  
Kadir Gecesinin İhyası
   Bu geceyi ihya etmekten maksat, bir saat dahi olsa gecenin bir kısmının ibadetle, canlı ve uyanık geçirilmesidir. Kur’an ve hadis okuma, dua ve tevbe, tesbihat ve salâvat, dini sohbetler, gece namazı ve kaza namazları başta olmak üzere, Allah rızası için daha başka iyilik ve güzelliklerle, bu mübarek geceden mümkün mertebe faydalanmaya çalışmalıdır. Bu gece, duaların pek makbul oduğu bir gecedir.
   Kadir gecesi ümidi ve niyetiyle geceyi ihya eden, o geceye denk gelmese bile elbette bol sevaba kavuşur.
   Bu geceye mahsus, özel bir namaz ve ibadet şekli yoktur. Kadir gecesi namazı olarak, yatsıdan sonra bir nafile namaz kılınması öteden beri hoş görülmüş bir adet ise de, güvenilir kaynaklarada bu konuda bilgi mevcut değildir. Öyleyse herkes istediği gibi nafile namaz kılabilir. Kaza namazı borcu olanın ise, bolca kaza namazı kılması daha uygundur. Ramazanın son on gecesi, kadir gecesine rastlama ümidiyle ayrı bir öneme sahiptir ve ibadetlerle ihyası müstehaptır.
   Kadir gecesi, akşam ve yatsı namazlarını cemaatle kılmakla veya yatsı ve teravihin kılınmasıyla kısmen ihya edilmiş olur. Yatsı ve sabah namazının cemaatle kılınması da böyledir. Tabii ki gecenin çoğunu veya tamamını ibadetle ihya etmek çok daha güzeldir.
   Hanımların namazları vaktinde kılıp, gecenin diğer amel ve adabını kollamakla; namaz kılma imkanı olmayan mazeretli kimselerin de ibadet niyetiyle dini eserler okuma, dinleme, tefekkür, dua, zikir ve tevbe gibi hallerle gecenin hakkını verip, hissedar olmaları mümkündür.
   Kadir gecesindeki sevaplar, bu gece açıktan bilinmese de bin aylık sevaba denktir. Ancak açıkça bilinseydi, bu gecenin günahları da bin aylık olurdu. Şu halde bundaki gizlilik büyük bir nimettir.

http://gavsisanim.spaces.live.com/

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN 

          who's online      

BİRAZ AÇLIK, DAHA ÇOK TAKVA: ORUÇ

   Mustafa Necm
  
   İslam’ın emrettiği bütün ibadetlerin sebep ve gayesi “takva”yı kazanmaktır. Oruç da bunlardan biridir. Oruç kavramından “takva” unsuru çıkarıldığında, elde kalan yalnızca bir aylık açlıktır. Geleneksel bir davranış olarak, ya da bir takım kişisel gerekçelerle katlanılan bir açlık.
   
   Orucun farz kılınışını bildiren ayet şöyledir:“Ey iman edenler! Sizden önceki (ümmet)lere farz kılındığı gibi oruç, -korunasınız/takvayı elde edersiniz diye- size de farz kılındı.” (Bakara/183) Ayetin “takvayı elde edesiniz diye” şeklinde biten son kısmı, orucun gayesini bildirmektedir.
   Takva, Allah’a ve O’nun buyruklarına karşı kalpteki derin hassasiyettir.
   Takva sahibi olmak, Kur’an’ın hidayetinden faydalanabilmenin de şartıdır. Allah, Bakara Suresi ikinci ayette, “içinde hiç bir şüphenin bulunmadığı bu kitap, takva sahiplerini hidayete ulaştırır” buyuruyor. Anlaşılıyor ki İlahi Kitabın hidayet nurlarından faydalanmak isteyen herkes, takvayı elde etmek zorundadır. O hassasiyeti kalbinde hissedebilmenin yoluna girmekle mükelleftir.
   Ve işte büyük fırsat! Ramazan ayı geldi ve Allah’ın insanda en çok sevdiği özellik olan takvaya ulaşabilmenin yollarından biri önümüze konuldu. Bu nedenle Ramazan ayına yetişebilen müminler olarak hepi-miz, büyük bir ikramla karşı karşıya olduğumuzu bilmeliyiz. Devamlı Allah’a yakarıp, gözyaşlarıyla O’nun merhametine sığınmalı, oruç görevini hakkıyla yerine getirerek takvaya ulaşmayı O’ndan istemeliyiz. Çünkü biz her şeyimizle O’na aitiz ve O’na gidiyoruz.

Takva için oruca hazırlanmak
   Bütün hayırlı neticelerin başı niyettir.Bir ameli yaparken Allah’ın rızasından başka bir düşünceyi kalbine koymamalıdır. Allah’ın rızasını kazanmak, kalbin takvâ ile süslenmesine bağlıdır. Bundan dolayı müslüman kalbinden şöyle niyetlenmeli ve Allah’a yalvarmalıdır:“Ya Rabbi! Ben, Senin razı olduğun gibi bir kul olmak istiyorum. Bunun için ise takvâ sahibi olmam gerektiğini ferman ediyorsun. Takvâyı kazanmanın yollarından birisi olarak da oruç ibadetine sarılmamızı emrediyorsun. Ya Rabbî! Sen verirsen her şey olur.Ben ise acizliğimi huzurunda itiraf ediyorum.Beni ulaştırdığın bu Ramazan ayında, orucumu, namazlarımı, geceleri ihya edebilmemi ve diğer ibadet- lerimi razı olduğun şekilde yapmamı bana nasip eyle! Oruç ibadeti ile ikrâm ettiğin takvâya beni de ulaştır! Beni, nefsimle başbaşa bırakma!”
   Mümin Ramazan öncesinde mümkünse Receb ve Şa’ban aylarında namazlarını cemaatle kılmaya azamî gayret ederek, nafile olan namaz, oruç, sadaka, zikir ve diğer ibadetleri gücü yettiğince yerine getirerek Ramazan orucuna bir nevi hazırlık yapar.
   Namazlarını cemaatle kılmaya son derece gayret eder. Resûlullah (A.S.) Efendimizin ağır hastalık gibi çok önemli bir mazeret dışında hiç terk etmediği, tarih boyunca ve günümüzde de hiçbir ârifin bırakmadığı cemaatle namazın önemi, biz müslümanlar tarafından pek anlaşılamamıştır.Halbuki namazları cema-atle mescitte edâ etmenin en azından müekked bir sünnet olduğunda bütün İslâm âlimleri ittifak etmiş, hatta bazı âlimler vacib, bazıları da farz olduğunu savunmuşlardır.
   Gerçekten bir çok hikmeti olan namazların cemaatle camide kılınması, bir müslümanın günlük hayatındaki en önemli vazifesidir. Çünkü Resûlullah (A.S.) Efendimizin yakınında bulunan sahabîlerden birisi olan Abdulah b. Mesud (R.A.) şu uyarıları yapmıştır: “Kim yarın müslüman olarak Rabbine kavuşmak isterse, (ezan okunup) namaza çağrıldığında beş vakit namaza devam etsin. Çünkü Allah-u Teâlâ, Resûlüne hidâyet yollarını göstermiştir. Beş vakit namaz da bu hidâyet yollarındandır. Ben her birinizin, evinde namaz kılabileceği bir yeri olduğunu biliyorum. Eğer namazı evlerinizde kılar da camilerinizi terkederseniz, Peygamberinizin sünnetini terketmiş olursunuz. Peygamberinizin sünnetini terk edince de sapıtırsınız.”
   Güzelce abdest alıp da namaza giden bir mü’minin attığı her adım için Allah-u Teâlâ bir ecir verir veya onu bir derece yükseltir yahut da bir günahını siler. Ben (Efendimiz (A.S.) zamanında) namaza giderken (daha fazla sevaba ve dereceye ulaşabilme niyetiyle) adımlarımızı sıklaştırdığımızı hatırlarım. Ayrıca açıkça münafık olanların dışında hiç kimsenin namazı terketmediğini de hatırlarım. İki kişinin yardımıyla gelip safa dahil olan adamı da hatırlarım.” (Nesâi)

Gerçek bir oruçlu ne yapar?
   Orucun faziletlerine ulaşmak isteyen kişi: Kavgadan ve kaba davranmaktan uzak durur. Hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur: “Oruç kalkandır. (Oruçlu kimse) kötü söz söylemesin, kaba davranmasın. Eğer bir kimse onunla kavga yapmaya kalkışır veya ona hakaret ederse ‘ben oruçluyum’ desin…” (Buharî)
   Bütün organlarıyla oruç tutmaya gayret eder. Gün boyunca yemekten, içmekten ve cinsî münasebetten uzak durarak iki organını koruyup gözettiği gibi diğer organları ile de Allah’ın razı olmadığı şeyleri işlemekten uzak durmaya çalışır. Gözünü haramdan, dilini kabalıktan, elini zarar vermekten, kalbini haset ve buğz gibi kötü hasletlerden uzaklaştırır.Böylece bütün organlarına ibadet yaptırmış olur. (Buhari)
   Her türlü hayrını imkân nisbetinde çoğaltır. Resûlullah (A.S.) Efendimiz, bütün hayır işlerinde insanların en cömerti idi.Ramazan ayı gelip de Cebrâil (A.S.) ile buluşunca bu cömertliği rüzgarı andıracak şekilde çoğalırdı. Oruçlu olanlara iftar yemeği ikrâm etmeyi tavsiye eder, büyük bir sevaba sebep olduğunu bildirirdi. (Buharî)
   Gücü nisbetinde her gün Kur’an kıraatine devam eder. Ramazanda bir hatim yapmaya gayret edilmelidir. Çünkü Ramazan ayı, Kur’an’ın indirildiği ve Resûlullah (A.S.) Efendimizin Kur’ân’ı Cebrâil (A.S.) ile mukabele şeklinde baştan sona okuduğu aydır.
   Teravih namazlarını her akşam edâ etmeye gayret eder. Ramazan boyunca teravih namazlarını kaçırmayan bir müslüman, kesinlikle bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesinde de teravih namazını kılmış olacaktır.Böylece seksen seneden daha fazla, her gece, yirmi rekat namaz kılmış sevabını kazanacaktır.Buna mukabil teravih namazının ihmal edilmesi ise bu büyük mükâfattan mahrum kalma sonucunu doğuracaktır.
   Teheccüd namazını iki rekât bile olsa kılmaya özen gösterir. Eğer sahura kalktığında biraz erken davranırsa abdestini alıp teheccüd namazının tamamını da kılabilir. Efendimiz (A.S.), “gecenin tam ortasında namaz kılmak, salihlerin âdetidir” buyurarak teheccüd namazını ümmetine tavsiye etmiştir. İmsak vaktine kadar bir müslüman, teheccüd namazını, Ramazan boyunca her gece kalkıp kılmaya gayret ederse mutlaka Kadir gecesinde de aynı amelleri yapacak ve bereketine ulaşacaktır.
   Her gün yapmış olduğu virdlerini ve diğer amellerini düzenli olarak devam ettirir. Amellerin en faziletlisi, az da olsa devamlı olanıdır. Kişi, üzerine aldığı virdini, tesbihini ve diğer amellerini aksatmamalıdır.Hele hele zikir çok önemlidir. Tasavvuf büyüklerimizin ifadesiyle “Zikir, kalb ile Allah arasındaki irtibatı kurar. Nasıl ki bir yarayı iyileştirmek için merhem kullanılır,aynı şekilde kalbin ilacı da zikirdir. Zikrinizi sakın aksatmayın.” Allah-u Teâlâ’nın, Kur’an-ı Kerîm’de en çok emrettiği amellerin başında zikir gelmektedir. Bu sebeple Allah’ın en çok sevdiği zikir ameline, bu mübarek ayda çok daha fazla sarılmak gerekir.
   İmkân varsa Ramazanın son on gününün tamamında veya bir kısmında i’tikaf sünnetini ihya eder. İ’tikaf, ibadet niyetiyle namazların edâ edildiği bir mescitte bulunmaktan ibarettir. Hanımların ise evlerinde namaz kılmak için ayırdıkları odalarda veya bölümlerde aynı niyet ile bulunmaları yeterli olur.Resûlullah (A.S.), Ramazan ayının son on gününü i’tikafa niyet ederek mescidinde geçirirdi. İ’tikafa giren kimse için şöyle buyurmuştur: “İ’tikafa giren kimse, günahlardan uzaklaşmıştır. Bütün iyilikleri yapmış gibi ona iyilik yazılır.” “Sırf Allah rızası için bir gün i’tikaf’a giren kimse için Allah-u Teâlâ, cehennem ile arasına üç hendek koyar. Her bir hendeğin uzunluğu doğu ile batı arasındaki mesafe kadardır.” “Ramazanda on gün i’tikafa giren kimse, sanki iki hacc ve iki umre yapmış gibi olur.”
   Kadir gecesini, Ramazan gecelerinin hepsinde arar. Allah-u Teâlâ Kadir gecesi hakkında müstakil bir sure indirmiştir. Orada Kadir gecesinin önemini bildirmiş ve bin aydan daha hayırlı olduğunu ferman ederek şöyle buyurmuştur:
   “Biz onu (Kur’an’ı) Kadir gecesinde indirdik. Bilir misin nedir Kadir Gecesi? Kadir Gecesi, bin aydan daha hayırlıdır. O gece melekler ve rûh (Cebrâil A.S.) her iş için iner dururlar. O gece esenlik doludur; tâ fecrin doğuşuna kadar.” (Kadr, 1-5)
   Fıtır sadakasını, kendi hayat seviyesini dikkate alarak fakire ulaştırır. Fıtır sadakası, bir insanı sabah akşam doyurabilecek şekilde çeşitli yiyecekler esas alınarak tesbit edilir. Bir insan, sabah bir ekmek, akşam da bir ekmek yiyerek doyabilir. Fakat fıtır sadakasının en güzel şekli şudur: Bir müslüman sabah-akşam yediği yemeğe, genellikle ne kadar masraf ettiğini -imkânı varsa fazla fazla- hesaplayarak fakire ulaştırır. Bunun, Allah’ın rızasına daha uygun olduğu aşikârdır.
   Evet bu kadar kıymetli olan Ramazan ayından ve Kadir gecesinden faydalanabilmenin tek şartı vardır: Acizliğimizi hissede hissede otuz gece Allah-u Teâlâ’nın kapısına yapışmak. Nelere dikkat etmemiz gerektiğini yukarıda özetlemiş olduk. Hepsine uymamızı Rabbimiz nasip eylesin.

Ve bayram
   Allah-u Teâlâ, müslümanlara bir yıl içerisinde Ramazan ve Hacc ibadetinden sonra iki bayram ikrâm etmiştir. Ramazan boyunca orucunu tutarak, gecelerini kalkarak, elinden geldiğince hayır yollarında koşarak ve devamlı nefsinin zulmünden Allah’a sığınıp, O’nun ikramlarına gönlünü açarak ibadetini tamamlayan mü’minlere, inşallah Rabbimiz takvâ nimetini bağışlayacaktır. Bütün bu ameller ve sonunda ikrâm edilenler, bayram etmeyi gerektirecek nimetlerdir. Bize de bu nimetleri ikrâm etmesini Allah-u Teâlâ’dan niyaz ederiz.

 

http://gavsisanim.spaces.live.com/

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN 

          who's online      

Etiket Bulutu