Dayan be gönlüm!. Bîçâre değilsin Yaradan sana yâr. Kimsesiz değilsin, yanında "Kimsesizler kimsesi" var! Biliyorum! Sığmazsın hiç bir yere bu sevdayla, dünya sana dar! Ama dayan gönlüm! Dayan ki her gecenin mutlaka bir sabahı var!.

y1pTi8pbAY94AOLO-wM1Fc35922ORpfsgXdIRrrjA0zO2vNTlfPT_7R1Q
 

… Çünkü:

891763fjtznznhfj

Cennet, tavanı ‘Arş-ı A’la’ olan yerdir. Yüzde yüz rahmet diyarıdır. Dertlerden, sıkıntılardan, endişelerden arındırılmış, sadece keyif ve lezzet için yaratılmış ödül diyarıdır. Ebedidir. Ölümün giremediği yegâne yerdir.

Sınırsız ve sorunsuz nimetlerle doldurulmuştur. Her şeyin en mükemmeli ve en güzelinin bulunduğu vatandır.

Orada gözler, sadece güzeli ve görmekten hoşlandığını görecek. Kulaklar sadece duymak istediğini ve en güzel sesleri duyacak. Duyulan ses ya bir hûri sesidir ya da bir melek sesi. Ve seslerin en güzeli, en tatlısı, en ebedisi olan Allah’ın sesidir.

‘Selam’ orada yerini bulacak. ‘Kullarım!’ diye başlayan sesin güzelliğine cennet bile eriyecek.

Gam yok, keder yok! Dünün hesabı, yarının tasası yok. Orada dün de yok yarın da! Sayılı günler, gelip geçen haftalar, uzayıp giden yıllar, asırlar gitti, ebedilik geldi.

Bir güzellik ki sonu yok! Bir mutluluk ki, bedeli önceden ödenmiş, posası çıkmıyor, hesabı sorulmuyor. Arkadaşlar, komşular sıradan kimseler değil. İlk insandan son insana kadar seçilmiş, elenmiş kimselerden oluşan bir ortam. Kimi Peygamber, kimi şehid, kimi zahid, abid, salih… Ama hepsi veli! Tam bir ‘evliya’ diyarı! Onları Allah seçmiş ve kendisine dost edinmiş, lütfedip Cennet’ine koymuş. Baba Âdem orada, Nûh orada, İbrahim orada, Musa orada, İsa orada. Onların ve herkesin Efendi’si orada. Ebu Bekir’li, Ömer’li, Osman’lı, Ali’li yer. 

Kimi ihtiyar kimi genç değil. Herkes otuz üç yaşında. Âdem aleyhisselamın ilk yaratıldığı şekilde. Yüzler ay gibi parlak. Dişi dökük yok. Başı ağrıyan yok.

Su derdi yok. Gözün nereyi görüyorsa orada bir ırmak akar. Ya berrak sudur. Ya baldır. Ya süttür. Ya da şaraptır.

Eşler var. Kimi oralı, kimi dünyadan beri eş olup gelmiş. Eşlerle nikâhlar binlerce sene önce bir teheccüdde, bir iftar vaktinde, bir mushafın önünde Kur’an okurken kıyılmış. Bıkmaz bıktırmaz eşler. Gülücüğü cenneti yansıtan eşler. Hastalanmaz, hamile kalmaz, ağlamaz, ağlatmaz eşler. Yaşlanmaz, buruşmaz güzeller.

Kimse kimseden şikâyetçi olmaz. İsteğin gecikmez. Yediğin sancı üretmez.

Terlemek yok. Tükürmek, sümkürmek yok. İdrar yok. Esnemek yok.

Yorulmak yok. Uyku yok. Orada, ırmaklar var. Havz-ı Kevser var.

Orada en büyük nimet Allah’ın rızası var.  Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem

buyurdular ki:“Korkan geceleri değerlendirir. Geceleri değerlendiren hedefine ulaşır.

İyi bilin ki: Allah’ın malı değerlidir. Allah’ın malı cennettir.” Tirmizi    

<Sevmek, hayal etmek yetmez; cennet için çalışmak lazım!>

891763fjtznznhfj

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz bizi uyarmış ve şöyle buyurmuştur:

“Cennet zorluklarla çevrilmiştir. Cehennem de şehvetlerle çevrilmiştir.”

Zorlanmadan, eziyet çekmeden, bedel ödemeden cennete girmeyi hayal etmek tam bir aldanıştır. Allah’ın sevip razı olduğunu bize bildirdiği kullarından kim, her zevkini yaşadığı halde iyi kul olarak ölebilmiştir. Allah’ın sevdiğini bildiğimiz kullarından Nûh aleyhisselam kaç yıl uğraştı. Nelere katlandı? İbrahim aleyhisselam neler çekti? Nasıl ateşte yanmaya razı oldu? Hangi kulu Allah’ın, kulluktan taviz verdi de Kur’an bize o kulu örnek gösterdi? Bize gösterdiği örneği Peygamberidir. Onu da bir meşakkattan öbürüne koşarken görüyoruz. Yusuf’u kuyuda bulduk. Yunus’u balığın karnında bulduk. Cennet asla ucuz değil. Bedeli, iman ve imanın gereğini yapmaktır. Bilaller, Habbablar, Sümeyyeler, Ammarlar neyin peşinde idiler? Hanzala radıyallahu anh eşiyle yattıktan sonra gusül abdesti almaya bile vakit ayırmadan nereye koşmuştu?Bedelsiz ne var ki cennet bedelsiz olsun? Neyin bedelini müşteri belirliyor ki, cennetin bedelini kul belirlesin?

İşte Allah’ın sözü:

891763fjtznznhfj

“İnsanlar sırf ‘inandık’ demekle; hiçbir sınavdan geçirilmeksizin bırakılıvereceklerini mi sanıyorlar? Biz onlardan önceki kuşakları sınavdan geçirdik. Bu sınav sonucunda Allah, doğru sözlüler ile yalancıları kesinlikle belirleyecektir.” Ankebût, 2-3

Dünyada yaşamanın getirdiği zorluklar önünde ezilip büzülmeden, ibadetleri eda etmede nefsin çıkardığı engellere takılmadan, haramların çekiciliği karşısında tuzağa düşmeden ve Allah yolunda hangi türü gerekiyorsa o türden cihadı yapmak şarttır.

Cihad zor olmaya zordur; fakat cennetin bedelidir.

891763fjtznznhfj

 Cennet kılıçların gölgesi altındadır. Ömür boyu ve sürekli devam eden namaz zordur; ama bu zorluk cennetin etrafını çevrelemiş bir zorluktur. Oruç zordur. Alın teri ile kazanılmış maldan zekât ve sadaka çıkarmak zordur. Allah’ın razı olacağı bir kul ölçüsünde evlat yetiştirmek zordur. Cemaat içinde olup insanların sıkıntılarına tahammül etmek zordur. Ama bu zorluklar cennetin önündeki geçilmesi gereken engellerdir. Herkes imanına göre bu engellerle karşılaşmıştır. En büyük imanın sahibi peygamberler en büyük engellerle karşılaştılar. Onlardan sonra da herkes ‘imanı kadar’ zorluk gördü, sıkıntı çekti. Allah önceki kullarını denediği gibi bizleri de deneyecektir. Cennet asla ucuz değil.

891763fjtznznhfj

Cennetin   bedeli asla bizim belirlediğimiz kadar değildir.

Cennetin bedelini Bilal ödedi. Ammar ödedi.

“Yoksa siz, Allah içinizdeki cihad edenleri ayırt etmeden ve sabırlıları belirlemeden Cennet’e girebileceğinizi mi sandınız?” A.İmran,142

“Acaba sizden öncekilerin başlarına gelenlerin benzeri, sizin de başınıza gelmeksizin, kolayca Cennet’e gireceğinizi mi sandınız? Onlar öylesine ağır sıkıntılara ve zorluklara uğradılar, öylesine sarsıldılar ki, peygamberleri ile çevresindeki müminler; ‘Allah’ın yardımı ne zaman gelecek?’ dediler. İyi bilin ki, Allah’ın yardımı yakındır.” Bakara,214

İslam’ın dili, eli olmak, hakkın hâkimiyeti için çalışmak, zor zamanda konuşmak, kimsenin bulunmadığı yerde ‘kimse’ olmak zordur. Emellerin tükendiği zamanlarda emel olmak, umut dağıtmak pek zordur. Ama bu zorluk cennetin etrafındaki zorluklardandır.

Cennetin zorluğu değeri ile orantılıdır.

891763fjtznznhfj

Cennet hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı, hiçbir beşerin hayal edemediği nimetlerle dolu yerin adıdır. Onun kıymetini bilenler, gecelerini ibadetle gündüzlerini oruçla geçirdiler. Geceyi seccadede, gündüzü at sırtında yaşadılar. Mallarını infak ettiler. Yardan diyardan fedakârlık ettiler. Dillerini zikirle ihya ettiler. Kur’an’la oturup Kur’an’la kalktılar. Yaptıkları işlerin ancak ihlasla kıymetli olacağını anlayınca ihlası birinci hedef yaptılar. Allah’ın rızası ebeveynin rızasındadır, diye ana babalarına köle oldular. Ellerinde bir tas sütle sabaha kadar babasının başı ucunda bekleyip durdular da nazlanmadılar. Ahlakın zirvesinde durdular. Zamanın kıymetini bildiler. Bir saatleri boşa geçse helak olacaklarına inandılar. Ne suyu ne zamanı israf ettiler.

Yemeye içmeye esir olmadılar.

891763fjtznznhfj

İbadet etmek, cihadın hakkını vermek için yediler. Beğendikleri için değil, yemek gerektiği için yediler. Değil haramlardan, şüphelilerden bile uzak durdular. Bildiler ki cennet ucuz değil. Ebedi nimetler için geçici zevklerden uzak durmakta sakınca görmediler. Kimilerine o çektikleri, zevk bile verdi. ‘Dertlerini sevdiler.’ Alır gibi verdiler. Bir işi muhakkak becerdiler. Kimi ilimde ilerledi kimi infakta. Kimi zikir yaptı kimi fikir üretti.

Dünya bir gülüp bir ağlanılan yerdir. Cennette bir gülüp ebedi ağlanmayacak. Nimetler o kadar ebedidir ki, nimetlerden bir an ayrı kalmasınlar diye cennetlikler hiç uyumayacaklardır. Çünkü zevk için uyunan bir uyku bile o nimetlerden ayrı kalmaktır. Peygamber aleyhisselama ‘Cennet ehli uyurlar mı?’ diye sorulduğunda şu cevabı vermiştir: “Uyku ölümün kardeşidir.

891763fjtznznhfj

Cennettekiler uyumazlar.” Taberani-Bezzar Yedikleri içtikleri bir nefesle çıkıp gidecektir. Ne isterlerse o onların olacak. Bu muhteşem cennet için ne terk edilmez, nelere katlanılmaz! Cennet söz konusu olunca zorun adı zor değildir. Hiç uyunmayacak yer için uyku terk edilir, namaza kalkılır. Onun adı zorluk olmaz. Ağacının etrafı yüz yılda bir dönülemeyen yer için neler verilmez neler?

Cennet akıl işi değil iman işidir!

 891763fjtznznhfj

Ne ağacı ne meyvesi dünya nimetleri ile aynı değildir. Benzeşen sadece isimleridir. Cennet, ancak cennettir.

Cennete kadın olarak girmek bile farklıdır. Allah’ın Kur’an’da övdüğü huriler cennete giren mümin kadınlardan daha üstün olmayacaklar. Cihad eden, ibadet eden sabırlı mümin kadınlar cennette farklı olacaklardır. Eşleriyle bir araya geldikten sonra tekrar bekâretlerine kavuşacaklar ve her defasında bu böyle olacaktır. (Taberani’nin rivayet ettiği hadis şöyledir: “Cennet ehli kadın, eşiyle cima ettikten sonra yeniden bekâretine dönecektir.”)

Peygamber aleyhisselama cennette, dünyadan gelen kadınlar mı daha üstün olacak orada yaratılan huriler mi, diye sorulduğunda şu cevabı vermiştir: “Dünyadan gelen kadınlar hurilerden üstün olacaklar.” Nasıl olacak bu, diye sorulunca da: “Namazlarıyla, oruçlarıyla, ibadetleriyle.” buyurmuştur. (Taberani)

Cennet Allah Teala’nın Cemalinin Görüleceği Yerdir:

 891763fjtznznhfj

Peygamber aleyhisselam efendimiz buyurdular ki: “Gökyüzünde ayı gördüğünüz gibi, pürüzsüz bir şekilde Rabbinizi göreceksiniz.” Buhari-Müslim                                    

Suhayb radıyallahu anh rivayet ediyor: Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdular: “Cennet ehli cennete girdikten sonra Allah Teala şöyle buyurur: ‘Size artırmamı istediğiniz bir şey var mı?’ Derler ki:‘Bizim yüzümüzü ak etmedin mi? Bizi cehennemden kurtarıp cennete koymadın mı?’ Ve perde kalkar. O zaman Rablerine bakmak kadar sevgili bir iş olmaz onlar için.”

 

13gd5

Cennetin Bedelini Seve Seve Ödeyenlerdenuhdüd müminleri 

Allah’a iman etmiş olmaktan başka hiçbir suçu bulunmayan binlerce insan, uzunlamasına kazılmış ve içine odun doldurulup tutuşturulmuş olan çukurlara atılıp yakıldı. İslam tarihi kaynaklarında, bu insanların yirmi bin kişi oldukları bildirilmektedir. Sadece imanlarından vaz geçmeleri istenmiş kendilerinden. İmanlarında sabit kalıp o imanın bedeli olarak diri diri ateşe girmekle, esneyip taviz göstererek ateşten kurtulmak arasında tercihe zorlanmışlar. Müminler tercihlerini yaptılar. İmanlarından tavizi kabul etmediler. Bir bir ateşe atıldılar. Yanıp kül oldular. Kucağında bebeği ile kadınlar ateşe atıldı. Yaşlılar atıldı. Gençler atıldı. Dönmediler. Kur’an onları kıyamete kadar anılacak şekilde tescil etti ve cennete bedel ödemek gerektiğinde düşünülecek bir örnek olarak önümüze koydu:

“Burçlara sahip gökyüzüne, geleceği bildirilmiş olan güne, (o günde) tanıklık edene ve edilene andolsun ki, ateşle dolu hendeğe atılanlar öldürüldü. Yakanlar da başlarına oturmuşlar, müminlere yapmakta oldukları işkenceyi seyrediyorlardı. Onlardan, sırf, göklerin ve yerin mülkü kendisine ait olan, Azîz ve Hamîd olan Allah’a iman ettikleri için intikam aldılar. Oysaki Allah her şeyi görür. Şüphesiz mümin erkeklerle mümin kadınlara işkence edip sonra tevbe de etmeyenlere cehennem azabı ve yanma cezası vardır. İman edip sâlih ameller işleyenlere ise, zemininden ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük kurtuluş budur.” Burûc suresi,1-11         

    Her Şeye Rağmen Zindanlaşan Evlerimizden Cennete Bir Tünel Açabiliriz..

üÖnce şunu bilmeliyiz:

2125

Evlerimiz hiçbir zaman olmadığı kadar kuşatılmıştır. Cinlerden ve insanlardan şeytanlar, kapıdan bacadan evlerimize girmeye çalışmaktadırlar. Muhakkak bir koruma ciddiyeti göstermeliyiz. Melekler mi şeytanlar mı, tercihinde meleklerin tercih edeceği evler inşa etmeliyiz.

En azından biz, becerebildiğimiz kadarını yaparsak geri kalan kısımda da

Allah bize yardım eder. Bu ciddiyet ve şuuru kesinlikle gündemimize almak zorundayız. Evlerimiz bizim nihai sığınağımızdır. Musa aleyhisselam, Firavun’un caddeye sokağa hâkimiyeti karşısında çaresizliğini Rabbine arz edince Allah Teala ona, evlerini mabetleştirmelerini emretmiştir. Evlerimiz naçar kaldığımız zamanlarda son çaredir. Evlerimizin kıymetini bilmemiz şart! Evimizdekilerin de kıymetini bilmek zorundayız. Derilerinin rengi, enleri-boyları, mizaçları, sıhhatleri her şeyiyle Allah bize onları uygun görmüştür. İmtihanımızı onlarla kazanmaya bakmalıyız. Başkalarının ev halkına bakarak kendimizle kıyaslama yapmamız hata olur. İmtihanımızı beğenmemek olur. Sabredip, onlarla yol alacak tüneli onlarla açacağız ki akıbetimiz hayrolsun. Şeytan onların şu bu eksiklikleri ile bizi uğraştırıp asıl hedefimizden saptırabilir.

üTaklidin bir hastalığa dönüştüğünü,

2125

 küçük taklitlerin büyük afetler getirdiğini bilmeliyiz. ‘Biz’ şuurunu yitirdiğimizde namazın eriyebileceğini, orucun dönüşüme uğrayabileceğini bilmeliyiz.
Önceliğimiz Allah’ın haramları ile savaşmak olacak. Evimize adı haram olan bir şey girmeyecek.
Haramları şüpheliler izlemelidir.  Haramla beslenen vücudu ancak ateş paklamaktadır. Yediğimiz içtiğimiz gıdamız, giydiğimiz kıyafetlerimiz dini hassasiyetlerimizi yansıtmalıdır. Bir nesnenin yaygın olması, ‘herkeste olması’ ölçü değildir. Ölçü Allah’ın ve Nebi’sinin sözüdür Kişilere göre hak değil hakka göre kişi belirleriz.

üSonra farzları en iyi derecede uygulamaya çalışacağız.

2125

 Her farzı vaktinde ve farzları birbirine ezdirmeden eda edecek bir anlayış işimizi kolaylaştırır. Namaz başka, oruç başkadır. Kur’an öğrenmek başka fıkıh bilmek başkadır.

üFarzlardan sonraki hedefimiz Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin sünnetlerinde yarışmaktır. Ne kadar sünnet işlersek o kadar Allah’a yakın olacağımızı bilip, vaktimizi ve enerjimizi ona göre kullanacağız.

üİlimsiz yol kat edilmeyeceğini bileceğiz.

2125

 Diplomayı putlaştırmadan ilim yollarını aşındıracağız. Kur’an ve ona ait ilimlerin hem ilim hem ibadet ve cihad olduğunu özellikle idrak etmiş olmamız gerekmektedir.

üNamazı evimizde direk, başımızda göz gibi görmeliyiz. Hayatımız namaza göre ayarlanmalıdır. Günü yirmi dört saate değil, adeta beş vakte bölmüş gibi kullanacağız. Çocuklarımızın namaz ehli olmalarının hafız olmalarından zor olduğunu bileceğiz. Namaz kıldırmada Rabbimizin tavsiyesi sabırdır. Sabır, sabır, sabır…

üEvlerimiz camiden uzak mesafede olmamalıdır.

2125

 İlla camiye gideceğiz. Caminin içindeki rahatsızlığımızı gömmek durumundayız. Mescid-i Nebi gibi camiler aramak bir aldanış türüdür. Evlerimizde de cemaatle namaz kıldığımız zamanlar olmalıdır.

üRamazan orucunu ve Ramazan zamanını

2125

Bedir, Uhud ve Hendek mantığıyla değerlendirmeliyiz.

Diğer vakitlerde de nafile oruçlar tutulmalıdır. Sadaka faaliyetlerimize aile fertleri topluca katılmalıdır.

üKur’an ruhumuz, özümüzdür.

2125

 Mushaf için tahsis edilmiş özel dolabına varıncaya kadar, söz konusu Kur’an olunca akan suların durduğunu bizi izleyen meleklere göstermek zorundayız.

Huzurumuz ve bereketimizin yegâne kaynağı odur. Allah’ın yardımı ve rahmeti onunla tecelli edecektir.

Nasıl cennettekilere: ‘Şimdi yüksel yükselebildiğin kadar. Varacağın yer okuduğun son ayettir.

denecekse, bu mantığı biz de evlerimizde oturtmalıyız. Yorulunca, biraz okuyup dinleneyim.

Bunaldım Kur’an okuyayım, diyebilsek tüneli delip geçeriz. Usandırıp bıktırmadan çocuklarımızı

Kur’an sevdalısı yapmanın yollarını araştıralım.

Biz ‘ikra’ ümmetiyiz. Okuruz. Düşünürüz. Okuruz, amel ederiz. Okuruz, ağlarız.

 Okuruz, umut dolarız. Okuruz, enerji dolarız.

üEvlerimiz meleklerin girip çıkacağı standartlarda temiz olmalıdır. Melekler için temizlik ölçüsü abdest ve namazdaki temizlik ölçüsüdür. Kiri örtmek gibi bir hileye tevessül etmeyiz. Temizliği çocuklarımıza eziyet konusuna dönüştürmek, gösterişe malzeme yapmak da bizim işimiz değildir.

üAhlak ölçülerimizin erozyona uğramaması için,

2125

 iki yılda bir Riyazussalihin’i bitirecek şekilde bir hadis dersi muhakkak yaparız. Oradan öğrendiklerimizi de tatbik ederiz.

Gıybet ve dedikodu gibi Allah’ın haram ettiği şeyleri hırsız, gaspçı sayar evlerimize sokmayız.

Bu tip haramların ve diğer kul haklarının ahiret birikimimiz olan amellerimizin başkalarına verilmesine ve bizim biçare kalmamıza neden olacağını biliriz.

üEvlerimizi özel zindanımız haline asla getirmeyiz.
2125
 Evimizdeki takva ölçülerine uyan ailelerle girer çıkar, mümin kardeşlerimizin sosyal faaliyetlerine muhakkak katılırız.
Düğüne muhakkak gideriz; ama erkek kadın karışımı olan düğünü terk ederiz. Menhiyatla savaşırız.
Cenazeye gideriz; ama bidate katılmayız. Davete icabet ederiz; ama vakit israf etmeyiz.
Elektronik canavarları evimize sokmamayı becerebilir ve doğan boşluğu doldurabilirsek en iyisini yapmış oluruz.
Çaresiz olup, evimize onlardan birini sokmak zorunda kalırsak o zaman evde kullandığımız haşere ilacı gibi kullanırız onu. Nasıl zehir içerdiği halde evimize haşere ilacı alıyor; ama kullanmasına dikkat ediyorsak öyle bir programla onları da kullanabiliriz.
Sıla-i rahimin evimizin ve ömrümüzün bereket kaynağı olduğunu biliriz.

üÇocuklarımız açısından iki hususu önemli tutarız:

 2125

Birincisi:

Eğlenmek ve oynamak çocukların hakkıdır. Bir boyutuyla büyüklerin de hakkıdır. Yasak olan ölçüsüz ve sınırsız eğlenmektir. Eğlenirken şeytanın eğlencesi olmak yasaktır. Allah bize gülmeyi yasaklamadı, gülünç olmayı yasakladı. Dünyayı kullanmak yasak değildir. Dünyaya esir olmak akılsızlıktır.

İkincisi:

Çocukların hiçbir yaşı öbür yaş gibi değildir. Onların yaşı ilerledikçe, ilerlemeyen anne baba çocuğunu kaybeder. Sıhhatini kaybeder. Umudunu tüketir. Huzurunu yitirir. Zamanın şartlarını, coğrafyanın farkını bilmek gerekir.

Çocuk ve eğitimi konusunda birbirimizle istişare etmek durumundayız. Piyasadaki ‘çocuk eğitimi kitap ve serilerinin’ masa başında ve umumiyetle Batılı çalışmalardan esinlenerek hazırlandığını, hâlbuki her çocuğun bir âlem, bizim çocuklarımızın bir başka olduğunu unutmamalıyız.

üRobot çocuk yetiştirerek ümmetimizin sorunlarını derinleştirdiğimizi bilmeliyiz:

2125

On yaşında dahi banyo yapmak için annesinin yardımına muhtaç çocuklar, önündeki sürahiden bardağına su koymasını ablasından isteyen kardeşler, sabun kullanmayı bilmeyen, bir düğme dikemeyen, elma soyamayan, ocak yakamayan, yıllardır ısındığı evin kombisinin nasıl çalıştığını bilmeyen, elektrik süpürgesi kullanamayan büyük bebekler yetiştirmek ümmete dert ilave etmektir.

Çocuklarımız düştüklerinde kalkmayı, döktüklerinde toplamayı bilmelidirler. Yük olmamaya alışmalıdırlar. Annesini tabii hamal olarak görmekten hayâ etmelidirler. Bu anlamda bizim onlara acımamız sunidir, lüzumsuzdur.

Elektriğimizin kesildiği, suyumuzun akmadığı günlerde, dolabımızın boş kaldığı anlarda bizim umudumuz hiç tükenmemelidir. Umutsuzluk kâfirlerin işidir.

Biz umut doluyuz.Tünelin ucunu biliyor ve görüyoruz

sosyal doku net pazar derslerı nurettın yıldız

http://gavsisanim.spaces.live.com/

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN 

          who's online      

 

Comments on: "Elbette ‘Cennet Ucuz Değil!’" (1)

  1.  

    Hz. Yusufun Duaları   

            Hz. Yusuf kıssası, dua konusunda müminler için güzel örneklerle doludur. Hz. Yusuf, karşılaştığı her türlü sıkıntıya karşı tevekküllü ve teslimiyetli davranmasıyla ve Allaha olan sadakatiyle, sağlam bir imanın tüm alametlerini göstermiştir.        Hz. Yusufa ve babası Hz. Yakupa isabet eden sıkıntılar, küçük yaştaki Hz. Yusufun kıskanç kardeşleri tarafından kuyuya atılıp bir kurt tarafından yenmiş gibi gösterilmesiyle başlamıştır. Ancak Hz. Yusuf, Allahın izniyle, yoldan geçen bir kervan tarafından bulunmuş ve onlar tarafından para karşılığında Mısırlı birine satılmıştır. Ergenlik çağına geldiğinde kendisine ilim ve hikmet (Yusuf Suresi, 22) verilen Hz. Yusufun, onu satın alan Mısırlının karısı kendisinden murad almak isteyince şöyle dua ettiği bildirilmiştir:

        (Yusuf) Dedi ki: Rabbim, zindan, bunların beni kendisine çağırdıkları şeyden bana daha sevimlidir. Kurdukları düzeni benden uzaklaştırmazsan, onlara (korkarım) eğilim gösterir, (böylece) cahillerden olurum. (Yusuf Suresi, 33)
        Ayette bildirildiği üzere Hz. Yusuf, duasında içinde bulunduğu durumu samimi olarak itiraf etmiştir. Bunun ardından hapse atılan Hz. Yusuf, yıllar boyu orada kaldıktan sonra, Mısırlının karısının da Hz. Yusufun masum olduğunu söylemesi üzerine zindandan çıkarılmıştır. (Yusuf Suresi, 51-54) Tüm bu sıkıntıların ardından Hz. Yusufun duası kabul edilmiş ve kuyuya atılma ile başlayan olaylar, ülkenin iktidarında söz sahibi olmasıyla devam etmiştir. (Yusuf Suresi, 56)
    Böylece iktidar sahibi olan Hz. Yusuf, kendisini zindandan çıkararak hazinenin başına geçiren Allaha şükretmiştir. Hz. Yusufun dünyada Müslüman olarak ölmek ve ahirette de salihlerle birlikte olmak için şöyle dua ettiği bildirilmiştir:   
        Rabbim, Sen bana mülkten (bir pay ve onu yönetme imkanını) verdin, sözlerin yorumundan (bir bilgi) öğrettin. Göklerin ve yerin Yaratıcısı, dünyada ve ahirette benim velim Sensin. Müslüman olarak benim hayatıma son ver ve beni salihlerin arasına kat. (Yusuf Suresi, 101)
     
    selam ve dua ile ablacığım

     

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Etiket Bulutu