Dayan be gönlüm!. Bîçâre değilsin Yaradan sana yâr. Kimsesiz değilsin, yanında "Kimsesizler kimsesi" var! Biliyorum! Sığmazsın hiç bir yere bu sevdayla, dünya sana dar! Ama dayan gönlüm! Dayan ki her gecenin mutlaka bir sabahı var!.

YOKSULLUK İÇİMİZDE

20071022123607_5032
semerkand dergisi ekım 2001
Cavit Altınsaç 
 
   
      
Ekmeğin yarısını bölüşmezsek, bütün ekmeğimiz ağu olacak… Kapımızı açmazsak, gökler kapanacak… Rahmet dinecek, mahrum eller göklere kalkamayacak.
  
   Yoksulluk giderek artıyor.
   Eskiden tek tük insanın beklediği ucuz ekmek satan yerlerin önlerinde, şimdi sabahın erken saatlerinde başlayan uzun kuyruklar oluşuyor.
   Ucuz diye bakkallardan ucuz ekmek alanların sayısı hiç az değil.
   Yardım dağıtan dernekler ve vakıflara yardım istemeye gelenlerin sayısı çığ gibi arttı.
   Geçen günlerde karşılaştığım bir polis, krizden sonra fuhşa yönelenlerin sayısının, sadece benim  
yaşadığım şehirde her ay bin kişi arttığını söylüyor.
   Çöplerden satabileceği karton, teneke toplayan adamların yanında, şimdi bir çırak gibi küçücük yavruları dolaşıyor.
   Pazarlara akşam vakti gidip, dökülmek için yerlere atılan öteberiyi toplayan binlerce insan var…
   Bir cuma namazından sonra tanıştığım genç bir garson, aldığı parayla sadece karnını doyurabildiğini anlatıyor.
   Televizyonda görüyoruz: Sabahın erken vaktinde bir hastane bahçesinde bankların üzerinde uyuyan insanlar var. Küstah bir haberci uyandırıyor onları.
   Soruyor: “Burada ne işiniz var? Eviniz yok mu?” Uyandırılmaktan, hele kamera ışıklarını görmekten şaşkınlaşmış zavallıların suratına sırıtıyor bunları sorarken. Adamlar cevap veriyorlar: “Karın tokluğuna sabahtan geceye kadar bir lokantada çalışıyoruz. Paramız olmadığı için de buraya gelip, bankların üzerinde uyuyoruz.”
   Başka bir şehirde, marketten elinde alışveriş poşetleriyle çıkan birisini, elinde bıçak tutan bir genç durduruyor: “Utanmıyor musun?” diyor. “Biz aç gezerken sen böyle ellerin dolu dolu nereye gidiyorsun? Ver bana o poşetlerden birini!” diyor. Adam yıkılıyor adeta. Ama bıçak korkusundan değil, yüreğine kılıç gibi saplanan sözlerden. “Evladım” diyor; poşeti bırak, derdini söyle. Nasıl yardım istiyorsan, edeyim.”
   Genç, ağlamaya başlıyor, işsiz olduğunu, çocuklarının evde bir-iki gündür aç beklediklerini söylüyor. Adam merhametli, genç adamın evine gidiyor. Vaziyeti gözleriyle görünce daha da yıkılıyor. Cebinden çıkarıp 50 milyon uzatıyor. Genç adama her ay yardım etmeye söz veriyor.
   Fakirlere yardım etmek için kurulan bir vakfın toplantısı var. Nasıl daha çok bağış alabiliriz? Yardımları nasıl artırabiliriz diye çareler, yollar düşünecek insanlar. Toplantıya katılacağına söz vermesine rağmen bir arkadaşları ortada görünmüyor. Kızıyor diğerleri. “Bu nasıl söz verme? Nerede kaldı? İnsan bir arayıp haber vermez mi?” diyorlar. Arkadaşlarını evinden arıyorlar. “Neredesin yahu? Seni bekliyoruz, toplantı olduğunu unuttun mu yoksa?” diye soruyorlar.
   “Hayır” diyor telefondaki arkadaşları. Sıkılıyor, duraklıyor.
“Şey, dolmuş param yoktu da, ondan gelemedim… Yoksa…” Ve sessizlik…
   barrinhadouradacomflorcentraleborbo
   Çare Uzaklarda Değil
   Çare niye başkalarında olsun?
   Çare niye tabelaların arkasında saklanan binalarda olsun?
   Çare neden makam arabalarının içine kapananlarda olsun?
   Onlarda yoksa, bizde de kalmadı mı?
   Çare bizde, çare biziz.
   Bir zamanlar okuduğum okulda, yurtta beraber kaldığımız bir arkadaş vardı. Adı Mustafa’ydı. Gariptir, bu arkadaş burs alır almaz hemen o gün parasını bitirirdi.
   Harcamayı seven birisiydi, ama bir gün içinde bütün parasını nereye harcadığı, onu tanıyanların merak konusuydu.
   Bir kış akşamı bir arkadaşımız, Mustafa’yı civardaki fakir gecekondu mahallesinde bir bakkaldan çıkarken görüyor. Tam da burs aldığı günün akşamı. Arkadaş, Mustafa’nın hemen ardından içeri girdiğinde, bakkal arkadaşımıza dönüp, “dünyada ne insanlar var yahu!” diye şaşkın şaşkın söyleniyor. Arkadaşımızın “ne oldu?” sorusunu cevaplamak yerine, bakkal ona soruyor:
   – Şu çıkan genç var ya, sizin gibi talebeye benziyor. Tanır mısın onu?
   – Elbette, adı Mustafa. Beraber kalıyoruz. Niye, yoksa bir yanlışını mı gördün?
   Bakkal “ne yanlışı diyor ve olanları anlatıyor
   Meğer bizim Mustafa, her ay burs aldıktan sonra bu bakkala gelip, borç defterinde en kabarık borcu olan müşteriyi sorar ve borcunu kapatırmış. Sonra gelip hiç borcu kalmadığını görüp şaşıran gariban, bakkala kimin ödediğini sorarmış. Ama bakkal da kim olduğunu bilmezmiş ki. İşte o yüzden bizim Mustafa bursunu bir günde bitiriyormuş.
   barrinhadouradacomflorcentraleborbo
Şikayetle Yetinmek ya da Birşeyler Yapmak
   Evet, çare bizde. Çarenin yolu çok.
   Kentlerden birinde bir grup genç bunu düşünmüşler. Yoksulları görüp sadece acımaktansa, onlara el uzatalım demişler.
   Bir arkadaşları, “böyle durmanın anlamı yok” demiş; “ondan-bundan bir şey beklemeyelim. Kendi çapımızda bir şeyler yapmamız lazım.”
   Arkadaşları eskiden ne kadar cömert insanların, vakıfların, devletlerin olduğundan bahsetmeye başlayınca, genç onların sözünü kesmiş: “Kusura bakmayın, onların zamanı geçti. Onlar üzerlerine düşenleri yapmış, gitmişler. Asıl bizim bir şeyler yapmamız lazım. Kendimize bakalım, biz fakirlere karşı sorumluluğumuzu yerine getirebiliyor muyuz?”
   Susmuş, hak vermiş arkadaşları. Başka bir genç, birden atılmış: “Ekmeğimizi bölüşmeye ne dersiniz?”
   Diğerleri “nasıl olacak bu?” diye sorunca da izah etmiş:
   “Hepimiz evimizdeki yiyeceklerden bir kısmını ayıralım. Poşetlere koyalım. Götürüp fakirlere verelim. Para hepimizde her an olmayabilir. Hem para vermek, para istemek bazılarına ağır gelebilir. Ama yiyecek vermek öyle değil. Hepimizin mutfağında, kilerinde bir değil, iki-üç makarna paketi yok mu? Unumuz, şekerimiz, bozulmayacak diğer yiyeceklerimiz hep hazır durmuyor mu? Hanımlarımızın elleri altında her zaman ihtiyacımızdan fazla kuru yiyecek yok mu? İşte onları bölüşelim. Hepsini çeşit çeşit ayıralım. Bir araya gelip, götürüp fakirlere dağıtalım. Bunu da düzenli hale getirelim. Mesela her ayın ilk haftası yapalım.”
   Diğer gençler de bu fikri heyecanla karşılayıp, “oldu bu iş!” demişler. Hepsinin kalbini tarifsiz bir ferahlık sarmış.
   Hemen ertesi gün, evlerinden getirdikleri yiyecekleri içlerinden birinin evine yığmışlar. Evlerinde o an yiyecek bulunmayanlar, imkanları nisbetinde bakkaldan birşeyler alıp getirmişler. Poşetlerin içlerinde makarna paketleri, bir torbanın içine konulmuş pirinç, bulgur, un, şeker, yağ şişeleri… Bakmışlar ki, umduklarından daha çok gıda maddesi toplanmış. Bunu duyan komşular, arkadaşlar da birer birer yardım getirmeye başlamışlar. Bir hafta içinde bir oda dolmuş. Bir akşam yiyecekleri türlerine göre ayırıp poşetlere doldurmuşlar.
   Sıra işin zor kısmına gelmiş: Bunlar nasıl ve kime dağıtılacak? Gençlerden birinin, yardım amaçlı bir vakıfta çalışan bir arkadaşı varmış. Onu aramış. Arkadaşı bu girişimi duyunca çok heyecanlanmış. Hemen yanlarına koşmuş. “Dağıtım işini hiç merak etmeyin. Bizim sürekli yardım ettiğimiz aileler var. Onlara bu yiyecekleri dağıtırız. Allah razı olsun.” demiş. O hafta sonu, arabası olanlar vakfın gösterdiği adreslere yardım dağıtmaya gitmişler. Gönülden yükselen binlerce dualar alarak…
   O gün bugün, ne gazetelerde, ne tabelalarda, ne de banka hesaplarında gözükmeyen bu yardım devam ediyor. Yayılıyor da… Gençler, eşleri ve arkadaşları alışverişe gittiklerinde satın aldıkları şeker, tuz, un, pirinç paketinin, yağın, reçelin yanına, bir paket de fakirler için eklemeyi alışkanlık haline getirmişler.
   O kentteki birçok insan, artık vaziyetten şikayet etmek, yardım konulu menkıbeler anlatıp dinlemekten çok, insanlara gerçekten faydası dokunan bu işle uğraşıyorlar artık.
   barrinhadouradacomflorcentraleborbo
Kapımızı Açmazsak Gökler de Kapanacak
   İşten çıkarılan, ekmeği elinden alınan, çoluk çocuğuna ekmek götüremeyen herkes, neredeyse cinnetin eşiğinde. Bilmediği, ummadığı, haberdar olmadığı birilerinin yardıma koşmasını bekliyor. Bazen umutla, ama çoğunlukla umutsuzca bekliyor.
   Şimdi evlerdeki, mahallelerdeki yoksulluk felaket sınırlarına geldi dayandı.
   Eğer biz vermezsek, gönüllerdeki yoksulluk da çoğalıp, kıtlık olacak.
   Kıtlık, yokluk, çaresizlik…
   Eğer biz çare olmazsak, o kıtlık bizleri de alıp götürecek.
   Gönüllerimiz yok olacak… Gözenekleri hırsla dolacak, insanlığımız bizden kaçacak…
   Gözlerimiz yok olacak… Vermemek için görmeyecek…
   Ekmeğin yarısını bölüşmezsek, bütün ekmeğimiz ağu olacak…
   Kapımızı açmazsak, gökler kapanacak… Rahmet dinecek, mahrum eller göklere kalkamayacak.
   Kıralım kilitlerini kilitli dolaplarımızın…
   Açalım korunaklı sofralarımızı Allah’ın emaneti fakirlere.
   Elimizi yumruk yapıp sıkmayalım. Açalım avuçlarımızı…
   Avucumuzda sakladığımız bir şey olmasa bile, ellerini tutacak bir el arayanların ellerini tutalım.
   
 barrinhadouradacomflorcentraleborbo
Bir Salkım Üzüm
   Abdullah b. Ömer R.A. hastalanmıştı. Canı üzüm istedi. Bir dirhem ödeyerek bir salkım üzüm alıp getirdiler. Tam yemek üzereyken, fakir bir adam gelip üzümü kendisine vermesini istedi. O da hiç dokunmadan üzümü verdi. Adam oradan henüz ayrılmıştı ki, birisi gelip, bir dirhem karşılığında üzümü kendisine satmasını istedi. O da sattı. Üzümü satın alan adam Abdullah b. Ömer R.A.’a verdi. Fakat o fakir yine gelip üzüm istedi. O da üzümü tekrar ona verdi. Bu durum üç kere tekrar etti. Sonunda orada bulunanlar fakir adama müdahale ettiler ve tekrar gelmesine mani oldular.
   Bu olayı nakleden kişi diyor ki: “Eğer İbn-i Ömer üzümün başına gelen bu olaydan haberdar olsaydı, yine de onu yemez, o fakir adama yedirirdi.
barrinhadouradacomflorcentraleborbo
   İbn-i Abbas R.A. Anlatıyor:
   Mescid-i Nebevî’de itikâfa girmiştim. Bir adam geldi, selam vererek yanıma oturdu.
   – Ne oldu? Seni üzgün ve solgun görüyorum, dedim.
   – Evet, üzgünüm ey Allah Rasulü’nün amcasının oğlu! Birisinin bende alacağı var. Fakat şu kabrin sahibi (Hz. Peygamber A.S.) hakkı için onu ödeyecek durumda değilim, dedi.
   – Senin için alacaklınla konuşayım mı? dedim. Adam:
   – İstersen, diye cevap verdi.
   Bunun üzerine ayakkabılarımı giyip mescitten çıktım. Adam:
   – İtikâfta olduğunu unuttun mu yoksa? dedi.
   – Hayır. Fakat aramızdan ayrılalı çok olmayan bu kabirde yatandan (Hz. Peygamber A.S.’dan) şöyle bir söz duymuştum, dedim ve gözlerim yaşararak naklettim:
   “Müslüman bir kimsenin yardımına koşup, onun ihtiyacını karşılamak, on sene itikâfta kalmaktan daha hayırlıdır. İtikâf ise öyle bir ibadettir ki, kim Allah’ın rızasını kazanmak için itikâfa girerse, Allah o kimse ile cehennem arasında üç hendek koyar. Bu hendeklerin herbirinin diğerine uzaklığı doğu ile batı arası kadardır.”

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

  who's online    

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Etiket Bulutu

%d blogcu bunu beğendi: