Dayan be gönlüm!. Bîçâre değilsin Yaradan sana yâr. Kimsesiz değilsin, yanında "Kimsesizler kimsesi" var! Biliyorum! Sığmazsın hiç bir yere bu sevdayla, dünya sana dar! Ama dayan gönlüm! Dayan ki her gecenin mutlaka bir sabahı var!.

Archive for Ocak, 2009

İNFAK’A DAİR


   
   Ebubekir Sifil
  
   İnfak, müslümanın elindeki imkanlardan darda kalan kardeşlerini faydalandırmasıdır ve kesinlikle bir “fedakârlık” değildir. Aksine, yoksul müslümanların, zengin müslümanların elinde emanet olarak bulunan haklarının yerine iade edilmesinden ibarettir. Bir başka deyişle, zengin müslüman, yoksul kardeşlerine karşı cimrilik ederek onların hakkını gasbetmiş olmaktadır.
  
   Can yakıcı bir konu infak. Onun bu özelliği, hem “vermek”, hem de “almak” durumunda olanlar için de geçerli.
   Yüzümüzü ahiret istikametinden çevirip dünya hayatı na kilitlendiğimiz dönemlerden beridir, bizi ayakta tutan değerlerimiz söylene söylene aşınmaya yüz tutsa da durumumuzda bir değişiklik hasıl etmiyor. Hatta gün geçtikçe daha fazla yıpranıyor, kopuyor, savruluyoruz.
  
Gerektiği Gibi Yapılmadığında
   Hz.Peygamber s.a.v.’in benzetmesiyle tasadduk, suyun ateşi söndürdüğü gibi ilâhi gazabı söndürdüğü halde (Tirmizî, İbn Mâce), infak nasıl “yakıcı” olur?
   İnfak’ın, “vermek” durumunda olanlar için “can yakıcı” bir konu olması, onların çok yönlü bir imtihanın muhatabı olmasından ileri geliyor. Vermek durumunda olup da, bin türlü bahaneye sığınarak köşe-bucak kaçıp yoksulları kendi nefislerinin asla rıza gösteremeyeceği sıkıntılara itenler; görevlerini yerine getirirken nazlananlar; verdiklerine tepeden bakmaya yeltenenler; karşılarındakini bakışlarıyla dahi olsa mahcup ve rencide duruma düşürmekten kaçınmayanlar için infak elbette “yakıcı”dır; hakkıyla yerine getirilmediği için ilâhi gazabı celbeder.
   İnfak’ın, onu “almak” durumunda olanlar için can yakıcı olması ise, terkedildikleri bin türlü sıkıntı içinde sabredemeyip kalbî ve ruhi hayatlarını ihmal etmeleri; müslüman kardeşlerine karşı hüsnü zannın aşınması ve nihayet maddi yetersizlik dolayısıyla değer yargıları değişmiş toplum içinde saygınlıklarının ve onurlarının zedelenmesi tehlikesini işaret ediyor.
   Yani infak müessesesi hakkıyla işlemediği zaman, mahrum tarafın göreceği maddi ve manevi zararlar da onlar için yakıcıdır.
  
Veren El, Alan El
   Efendimiz s.a.v.’in, “Veren el, alan elden üstündür” (Buharî,Müslim) şeklindeki mübarek sözünü herkes bilir. Ama bu sözü, sadece daha çok kazanmaya kilitlenmiş olanları ve kapısına gelenlere “lütfen” yardımcı olmanın verdiği sahte tatmin ve hazla görevini yaptığını düşünenleri, “dilenenler”e karşı övdüğü şeklinde anlamanın, dehşetli bir yanlış olduğu muhakkak.
   Bu hadiste diğerinden üstün olduğu belirtilen “veren el”, verme görevini yerine getirirken nazlanmayan ve verdiği zaman da “ben sadece emaneti yerine teslim ettim” diye düşünen, verdiğini başa kakmayan ve büyüklenmeyen kişiyi anlatır. Bunu teyit eden en güzel örnek şu olaydır:
   Bir gün Sahabe’nin (Allah hepsinden razı olsun) yoksulları, Efendimiz s.a.v.’e gelerek şöyle dediler:
   -Ey Allah’ın Rasulü! Malca zengin olanlar (cennetteki) yüksek dereceleri ve kalıcı nimetleri alıp gittiler. Onlar da bizim gibi namaz kılıyor, bizim gibi oruç tutuyor. Ama onlar tasaddukta bulunuyor, biz bulunamıyoruz. Onlar köleleri özgürlüğüne kavuşturuyor, biz bunu da yapamıyoruz.
   Efendimiz s.a.v. şöyle buyurdu:
   -Size, yaptığınız takdirde sizi geçenleri yakalayacağınız, sizden sonra kimsenin sizi yakalayamayacağı ve sizi onları yapanlar dışında kalanların en hayırlısı kılacak bir ameli haber vereyim mi? Her namazın ardından otuzüçer kere Sübhanallah, Elhamdülillah ve Allahu Ekber deyin.
   Bir süre sonra aynı sahabiler Efendimiz s.a.v.’e tekrar gelerek dediler ki:
   -Ey Allah’ın Rasulü! Varlıklı kardeşlerimiz bizim yaptığımız bu ameli duydular ve onlar da yapmaya başladılar. (Böylece bizler yine geride kaldık).
   Bunun üzerine Efendimiz s.a.v. şöyle buyurdu:
   -(Onların size olan) bu (üstünlüğü), Allah’ın fazl-u keremidir ki, dilediğine verir. (Buharî,Müslim)
   İşte önceki hadiste “alan el” den üstün olduğu ifade buyurulan “veren el” in sahibi, bu hadiste özellikleri zikredilen kişidir. O, servetini, faydası sadece kendi sine ait olan hacca gitmek ve umre yapmak gibi ibadetlere sarf ettiği için Allah’ın fazlına nail olmuş değildir. Diğer insanları da ilgilendiren mali görevlerini de hakkıyla yerine getirdiği için “alan el”den üstün kılınmıştır.
   Üstelik o, bu varlığa Allah Tealâ’nın fazlu keremiyle sahip olmuştur. Şu halde varlıklı müslüman, “ben çalıştım, ben kazandım ve dilediğim gibi harcarım” diye düşünme lüksüne asla sahip değildir.
  
İnfak "Fedakarlık" Değildir
   Yeri gelmişken günümüzde genellikle yanlış anlaşıldığını müşahede ettiğimiz bir nokta üzerinde duralım. İnfak bir “fedakârlık” değildir. Aksine, yoksul müslümanların, zengin müslümanların elinde emanet olarak bulunan haklarının yerine iade edilmesinden ibarettir. Bir başka deyişle, zengin müslüman, yoksul kardeşlerine karşı cimrilik ederek onların hakkını gasbetmiş olmaktadır. “Akrabaya, yoksula, yolcuya hakkını ver.” (Rum,38) ayeti bu durumu bütün netliğiyle ortaya koymaktadır.
   Eğer durum böyle olmasaydı, cimri kimselerin bu dünyada sahip kılındıkları paranın altının, ahirette ateş olup bedenlerine yapışmasını nasıl açıklayabilirdik? Efendimiz s.a.v. şöyle buyuruyor:
   “Altınla gümüşün hakkını vermeyen hiçbir altın ve gümüş sahibi yoktur ki, kıyamet gününde bunlar ateşten levhalar haline getirilip de cehennem ateşinde kızdırılarak sahiplerinin yanları, alnı ve sırtı onlarla dağlanmasın.” (Buharî, Müslim, ayrıca Tevbe, 34-35)
   Burada kastedilen kimselerin sadece zekât vermekten kaçınanlar olduğu sanılmamalıdır. Zira zenginin malında fakirlere ait olan başka haklar da vardır. Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz, “Zenginin malında muhakkak ki zekâttan başka da hak vardır” (Tirmizî) buyurmuş ve ardından şu ayeti okumuştur: “Kim Allah’a, ahiret gününe, meleklere, Kitab’a ve peygamberlere iman edip, akrabasına, yetimlere, miskinlere, yolda kalmışa, dilenenlere ve (hürriyeti için) efendisi ile bir meblağ karşılığında anlaşma yapmış kölelere severek mal verir, namazı kılar, zekâtı verirse, işte iyilik odur.” (Bakara, 177)
   Bu ayette akrabaya, yetime, miskine, yolda kalmışa, dilenene, köle ve esirlere yardımcı olmak zikredildikten sonra zekâtın ayrıca zikredilmiş olması, zengin müslümanların ellerindeki varlıkta fakirlerin ve muhtaçların, zekât dışında da hakları bulunduğunu açık bir şekilde ortaya koyar.
   Alemlere rahmet olarak gönderildiği halde Efendimiz s.a.v.’in cimrilere, verdiğini başa kakanlara ve verdiklerine tepeden bakanlara yaptığı sarsıcı ikazlar meselenin ciddiyetini ortaya koymaktadır.Cimrilikle imanın aynı kalpte bulunamayacağını bildiren (Nesaî,Ahmed b.Hanbel) Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz, bir başka hadisinde de şöyle buyurur:
   “Cennete hiçbir hilekâr, cimri ve yaptığını başa kakıcı kimse giremez.” (Tirmizî,Ahmed b.Hanbel)
   ——————————————————————————————————-
Onlar ve Biz
  
   Selef-i Salihin’i (ilk İslâm nesillerini) “büyük ” yapan hususiyetlerden birisi de hiç şüphesiz onların infaka büyük önem vermeleridir.İşte onların bu konudaki hassasiyetlerini yansıtan birkaç örnek
  
   Bilindiği gibi Efendimiz s.a.v., Medine’ye hicret ettikten sonra, bütün varlıklarını Mekke’de bırakarak bu kutlu şehre hicret eden müslümanlar (Muhacirûn) ile Medine’nin yerlisi olan müslümanlar (Ensar) arasında, insanlık tarihinde eşi görülmemiş bir uygulamayla “kardeşlik” ilan etmişti. Bu muazzam dayanışma örneği, Muhacirun’dan olan müslümanlardan her birinin Ensar’dan birisine kardeş kılınması şeklinde olmuştu.
   Ensar’ın gönülden katıldığı bu benzersiz dayanışmada, gösterdiği samimiyet ve paylaşımın boyutlarını bir muhacir olan Enes b. Malik r.a.’dan dinleyelim:
   Muhacirler dediler ki:
   -Ya Rasulallah! Yanlarına geldiğimiz bu insanlar gibisini görmedik. Az olan bir şeyde bile en güzel şekilde yardımlaşıyorlar. Çok olan şeylerden de bol bol veriyorlar. Vallahi bize külfet yüklemedikleri gibi, cabadan gelen şeylere de ortak ediyorlar. Bütün sevapları almalarından endişe ediyoruz.
   Rasulullah s.a.v.buyurdu:
   -Ensar’ı övüp, lehlerinde Allah’a dua ettiğiniz sürece endişe etmeyiniz. (Hayatu ’s-Sahabe)
  
  
   Tabiun’un büyüklerinden Hasan-ı Basrî k.s., muhtaç durumdaki bir adamın ihtiyacını gidermeleri için talebelerinden bir grubu görevlendirdi ve onlara:
   -Sabit el-Bünanî’yi de yanınıza alıp gidin, dedi.
   Talebeleri Sabit’in yanına gittiklerinde,
   -Ben şu anda itikaftayım, sizinle gelemem, dedi.
   Geri dönüp durumu Hasan-ı Basrî’ye bildirdiler. Şöyle dedi:
   -Gidip ona deyin ki, ‘bir müslüman kardeşinin ihtiyacını gidermeye gitmenin, üst üste hac yapmaktan daha hayırlı olduğunu bilmiyor musun?’
   Sabit’in yanına gidip Hasan-ı Basrî k.s. Hazretlerinin sözünü ilettiklerinde hemen itikafı terketti ve onlarla birlikte gitti.
   (İbn Receb, Cami ’u ’l-Ulûm ve ’l-Hikem)
  
  
   Yine Tabiun’un büyüklerinden Ebu Vail Şakîk b. Sel eme rh.a., oturduğu mahalledeki kimsesiz ve yaşlı kadınları her gün düzenli bir şekilde dolaşır, ne ihtiyaçları varsa çarşıdan satın alarak evlerine teslim ederdi.
   Ebu Vail rh.a.’in bu uygulaması, bütün İslâm tarihi boyunca yaygın şekilde görülen infak ve yardım hassasiyetinin sadece bir örneğidir. Aynı titizliği bugün gösterebilenlere ne mutlu!
  
  
   Selef-i Salihin’in infaka olan düşkünlük ve cömertliği konusunda verilebilecek yüzlercesi arasından seçtiğimiz yukarıdaki örnekler, bize, Allahu Tealâ’yı hoşnut edecek ve O’nun Peygamberi s.a.v.’in şefaatine mazhar kılacak bir toplum olmanın yolunu bildirmek için yeterlidir.
   Ülke olarak yaşadığımız sıkıntılı dönem, bu hasletleri yeniden hatırlamak ve hayata tam anlamıyla intikal ettirmek için bulunmaz bir fırsattır. Kapanan işyerleri, işsiz kalan ve evine ekmek götürme derdiyle kıvranan insanlar, Yüce Rabbimiz’in fazlu keremiyle zengin kıldığı kardeşlerimizin omuzlarına her zamankinden daha büyük bir sorumluluk yüklüyor.
   Bu çetin imtihandan alnımızın akıyla çıkabilmemiz, her birimizin üstüne düşeni hakkıyla yapmasına bağlı. Özellikle de varlıklı müslümanların…
 

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

  who's online    

Gazze Şimdiden Zafer Kazandı… Haritadan Silseniz Ne Yazar!

 
 
 

Filistinli direnişçiler, 21 gündür dünyanın orduları sıralamasında 4. olduğu ileri sürülen İsrail’in hava, kara ve deniz saldırılarına karşı direniyor. Yeni Şafak yazarı İbrahim Karagül, bugünkü köşe yazısında Gazze’deki direnişçileri gündemine aldı. İşte "Gazze’de direnen bir avuç kahraman için" başlıklı o yazı:

Size de sürpriz gelmiyor mu? İkinci Dünya Savaşı’nda Dresden’e yapılan bombardımanla ölçülebilecek bir yıkıma Gazze’de yaşayanlar üç hafta nasıl direndi? Mahalleleri yok edecek ölçüde yıkıcı bombaların kullanıldığı, mezarlıkların-camilerin-okulların-hastanelerin vurulduğu, karadan-havadan-denizden ateş yağmuruna tutulduğu, kendilerine ölümden başka seçenek bırakılmadığı, simsiyah dumanların ve alevlerin arasında bu insanlar nasıl ayakta durabiliyor?
24 saat kesintisiz bombalanan, yaralılarının tedavisine izin verilmeyen, elektrik-su ve gıda bulamayan, gözlerimizin önünde imkansızı başaran bu insanları hangi cümlelerle anlatabiliriz?… Ölümleriyle yeniden dirilen, şehidleriyle güç kazanan, yoklukla yaşamasını öğrenen, insanlığın bütün utanmazlığına ibretlik dersler veren, ihanetleri ayakları altında çiğneyen insanlar bize ne öğretir?…
Size de sürpriz geliyor mu? Hamas gibi bir "örgüt"; silahlanmasına izin bile verilmeyen bir örgüt, hafif silahlarla İsrail kara birliklerine karşı böyle destansı bir mücadeleyi nasıl verebiliyor! İsrail kara birliklerini oldukları yere çivileyebiliyor? Hava saldırılarının ve tanklarının arkasına sığınsalar bile o "havalı" İsrail askerlerini haftalardır yerinden kımıldayamaz hale getiriyor? Dahası, İsrail birliklerini arkadan çevreleyip şaşkınlığı uğratıyor, çatışmaları İsrail sınırlarına doğru genişletebiliyor. Haftalardır, gece gündüz İsrail birlikleriyle çatışabiliyor?
Yıkım başka, sivil katliam başka, askeri başarı bambaşka! İsrail sadece ikisinde kazandı. O da İsrail’in başka bir hezimeti. Yaktı, yok etti, çocukları öldürdü. Ama İsrail askerleri feci bir başarısızlık yaşadı, yaşıyor. Artık bu saatten sonra Gazze’ye girseler ne olur, girmeseler ne olur! Üç haftadır giremediler, üç haftadır direnişçileri aşamadılar, üç haftadır sivil kıyımlarla direnişçileri pes ettirmeye çalışıyorlar.
Daha Gazzeliler’in füze saldırılarını bile durduramadılar. Füze rampalarını bile vuramadılar. Sadece dün Gazze’den İsrail’e otuz füze fırlatıldı. Sınırdan Gazze’ye üç kilometre olmasına rağmen dün İsrail sınırın altı yüz metre yakınında şiddetli çatışmalar yaşanıyordu. Nasıl oluyor bu!
Bu saldırı 2006’da Lübnan’a yönelik saldırıdan daha ağır. Bu direniş de Güney Lübnan direnişinden daha şiddetli. Hizbullah’ın silahları vardı, bağlantıları vardı, yardım koridorları vardı, güçlü askeri birimleri vardı. Gazze’de bunların hiç biri yok. "Bir kaç gün" diyorlardı. "Ancak birkaç gün direnebilirler" diyorlardı. Ama üç haftadır direniyorlar. Hatta, "bekleyin, sürprizlerimiz var" bile diyebiliyorlar.
Ey Arap halkları, Arap sokakları ders alın! Liderlerinizin yapamadığını, koca ülkelerinizin yapamadığını, petrodolarlarınızın yapamadığını, onlarca yıldır bölge ülkelerinin hep birlikte bile yapamadığını avuç içi kadar toprak parçasının, küçücük bir kentin insanları nasıl da yapabiliyor! Ders alın, kendinize gelin.. "İsrail’in yenilmezliği" büyüsü yok oldu, bunu anlayın. Rejimlerinizin, liderlerinizin korkusunu, korkuyu da aşan ihanetini paylaşmayın.
Onlar bugün hiç olmadığı kadar İsrail’e teslim olmuş durumda. Onlar İsrail eliyle, İsrail silahlarıyla vücudunuzun bir parçasını kesip atmaya, yok etmeye çalışıyor. Tarihin en utanılası, en acı tablolarından biri duruyor karşınızda.
İsrail’in bu kaybıyla onlar da kaybetti. Masum insanların üzerinden, o kara gözlü çocukların kanları üzerinden bir kumar oynadılar. En azılı düşmanlarıyla ortak bir kumar. Kime karşı? Hayır, Filistinlilere karşı değil. Filistin bu kumarı biliyordu. Size karşı oynadılar. Sizin onurlarınızı ayaklar altına aldılar bir kez daha. Uyanın!
Ey Arap liderleri. Bugün sokakları dolduran insanların İsrail’e karşı yürüdüğünü sanmayın. Size karşı yürüyorlar, sizin baskıcı ve utanç verici yönetim anlayışınıza karşı yürüyorlar, anlayabiliyor musunuz! Yeni bir kuşak geliyor, bir nesil yetişiyor. Babaları gibi sizi dinlemeyecek bir kuşak. Bu dalgayı arkasına alan siyasi liderlerin, aydınların belirleyeceği, yöneteceği bir gelecek şekilleniyor, anlayabiliyor musunuz! Bugün İsrail’den korktuğunuz gibi bu nesilden de korkarsanız kaybedeceksiniz. Çünkü korku sizi acımasızlığa sürükleyecek, yok oluşa sürükleyecek…
"İsrail’in hiçbir yerden yeşil ışık almaması gerekiyor. Bütün ışıkların kırmızı olması gerekiyor" diyor Dışişleri Bakanı Ali Babacan. Maalesef bölge ülkeleri İsrail’e yeşil ışık yaktı. Yaktı ve bu inanılmaz dehşeti yaşattı hepimize. Bunca çığlığa, acımasızlığa, dehşete rağmen İsrail’le ortaklıklarına devam ediyor. Arap inisiyatifi çöktü. Arap Birliği ne diye toplansın artık! Mısır ne yüzle ateşkesten, barıştan söz edebilir?
27 Aralık’tan bu yana destansı bir direniş izliyoruz. Bir şehir direniyor. Bir avuç silahlı adam direniyor. Koca bir orduya, ABD’den uçaklar dolusu gelmeye devam eden füzelere, uranyumlu bombalara, toplu imhaya direniyor. O genç insanlar, Ortadoğu tarihinde az görülür bir kahramanlıkla direniyor. Bir yürek devrimi yapıyor. Daha şimdiden kazandı onlar. Yüz milyonlarca insanın gönlünde kazandı. İsrail kara birlikleri karşısında kazandı. Bugünden sonra hepsi şehid olsa ne olur! İsrail saldırıları artırarak kendi istediği ateşkes şartlarını oluşturmaya çalışıyor. Başarısızlığın üstünü örtmeye çalışıyor. Ama anlayan anladı, kimin neler yapabildiğini.
Bu aşamadan sonra Gazze’yi haritadan silseniz ne yazar!
bazı gerçekleri görmek istemeyiz..
* Gördüğümüz gerçekler ise bizlerin başına gelmiyorsa umursamayız…
Ama, bir gün o gördüklerimizi bizlerde yaşayabiliriz…

Çünkü;
* "O gün Rab Abramla ahd edip dedi:Mısır ırmağından büyük ırmağa,FIRAT ırmağına kadar senin zürriyetine verdim."
TEVRAT Tekvin Bölümü 18.Ayet (13.Sayfa)
Bir gün mutlaka kendilerine Allah tarafından verildiğini kabul ettikleri bu toprakları geri almak için gelecekler…
Filistin’e geldikleri gibi..
Lübnan’a geldikleri gibi..
Sırada Suriye’nin olduğu gibi..
Lütfen 1 dakika düşünün;Neden israil orta doğuya geldiği günden beri o topraklardan savaş,göz yaşı,acı…eksik olmuyor.neden diğer ülkeler gibi komşuları ile rahat geçinmiyorlar..?

1 dakika düşünürken boş durmayın ve başımıza gelmeden gelebilecek olanları seyredin..

..Rabbin miras olarak sana vermekte olduğu bu kavmların şehirlerinden nefes alan kimseyi sağ bırakmayacaksın..Rabbin sana emrettiği gibi tamamen yok edeceksin.

*TEVRAT Tesniye Bölümü Ayet 10-17 (Sayfa 197)

..onları kasaplık koyunlar gibi ayır ve öldürme günü için onları hazırla.

* TEVRAT Yeremya Bölümü Ayet 3 (Sayfa 736)

..onların her şeylerini tamamen yok et,ve onları esirgeme;erkekten kadına,çocuktan emzikte olana,öküzden koyuna,deveden eşeğe kadar hepsini öldür.

* TEVRAT I.Samuel Bölümü Ayet 3 (Sayfa 286)

Bu millet iki peygamberi öldürdü(Hazreti Yahya ve Zekeriya)Hazreti İsa ile Peygamber efendimize yapmadıklarını bırakmadılar.
Yüz binlerce insanı ise hiç gözlerini kırpmadan öldürebileceklerini daha iyi anladınız umarım ama Yahudiliğin yasa kabul ettiği TALMUD’dan birkaç derleme yapalım..

"Yalnız Yahudi olanlara insan gözüyle bakılır.Yahudilerden gerisi sadece birer hayvandır."

* "Yahudi olmayanın kanını akıtmak Allaha kurban sunmaktır."

* "Yahudi olmayan bir insana ,ancak ona dost görünmek ve çatışmalardan kaçınmak için selam verilir." 
İsrail’in tarım imkanları sınırlıdır(dağlık ve kurak),askeriye dışında gelişmiş bir sanayisi yoktur,turizm ise savaşlardan dolayı çok azalmıştır.Peki bu ülke bu kadar parayı nereden buluyor ?
1- A.B.D.’nin hibe yardımları
2- SİZLERDEN…?

EVET SİZ !
İsrail 1948 yılında Orta Doğu’ya yerleşmeden önce bir çok ülkede milyonlarca yahudi olarak yaşıyorlardı ve bu ülkelerin önemli sanayi kollarında şirketleri vardı(ülkemizde de olduğu gibi-Alarko,Vakko,Profilo..)işte bu şirketlerin bağışları israil’in en önemli gelir kaynaklarından birisidir.Ve sizler, israil şirketinin ürünlerini aldığınız sürece FIRAT’a biraz daha yaklaşacaklar…

Gördüğünüz her ürün için bizim alternatif ürünlerimiz varken neden bu ürünleri alalım…Ne olur duyarlı olun,ülkemizdeki büyük şirketlerin nasıl devletimize yardımları,bağışları oluyorsa tabi ki bu şirketlerinde yardım ve bağışları olacaktır.Tekbir farkla,bizim vadedilmiş topraklarımız YOK!

"LÜTFEN !"

* LÜTFEN !
* NE OLUR !
* ALLAH AŞKINA !
* Bu sefer duyarlı olun,çocuklarımız için,vatanımız için,kardeş ülkelerimiz için,aziz şehitlerimiz için..
* Ben bu ürünü almasam ne olacak demeyin,inanın çok şey olacak.Eğer inanırsanız ve bu mesajı aklınıza gelen herkese yollarsanız…

*

Son söz ..
•Yahudi devletinin fikir babası Theodor Herzl (1.Siyonist Kongresi 1897)
"Kuzey sınırlarımız Kapadokyadaki dağlara kadar dayanıyor.Güneyde Süveyş kanalına."

•İsrailli Devlet Bakını Ben Gurion (İsrail devletinin ilanı sırasındaki açıklamadan 1948)
"Filistin’in bugünkü haritası İngiliz Manda yönetimi tarafından çizilmiştir.Yahudi halkının ,gençlerimiz ve yetişkinlerimizin yerine getirmesi gereken bir başka haritası daha vardır;

NİL’DEN FIRAT’A KADAR !"


YAPMA DIKKAT ET MÜSLÜMAN
Bir kurşun da sizden olmasın…!
İsrail’in katliamları sizlerin desteği sayesinde büyüyerek devam ediyor. Peki bu nasıl mı oluyor? Aldığınız İsrail ve ABD ürünleri nedeniyle. İşte boykot edilecek ürünler…
Pazar, 11 Ocak 2009 13:54
Haber Merkezi / TIMETURK
İsrailin Filistin’e başlattığı saldırı "Sizlerin desteği" sayesinde günden güne büyüyerek devam ediyor. Her gün "Sizin" sayenizde bir filistinli çocuk hayata gözlerini yumuyor!…
PEKİ BU NASIL OLUYOR?

Farkında olmadan aldığınız her israil malı ile israil bütçesine bununla paralel olarak israil ordusuna bir yardım ediliyor. Bu şekilde Amerika’nında desteği ile güçlenen 7 milyon nüfuslu israil 2 Milyar Müslümana meydan okuyor.

NE YAPILABİLİR?

Bu konuda bireysel olarak yapılabilecek en etkili yollardan biri de İsrail ve İsrail’e destek veren ülkelerin mallarını boykot etmek. Bunu yapmak da oldukça kolay.

BARKOD NUMARASINDAN ANLAYABİLİRSİNİZ

Aldığınız ürünün barkod numarasındaki rakamların açıklamalarını ve hangi numaranın hangi ülkeye ait olduğunu kolayca bulabilirsiniz.

MUHASEBE ..



Ben artık ne şairim, ne fıkra muharriri!
Sadece beyni zonklayanlardan biri!

Bakmayın tozduğuma meşhur Babialide!
Bulmuşum rahatımı ben bir tesellide.

Fikrin ne fahişesi oldum, ne zamparası!
Bir vicdanın, bilemem, kaçtır hava parası?

Evet, kafam çatlıyor, güya ulvi hastalık;
Bendedir, duymadığı dertlerle kalabalık.

Büyük meydana düştüm, uçtu fildişi kulem;
Milyonlarca ayağın altında kaldı kellem.

Üstün çile, dev gibi geldi çattı birden! Tos!!
Sen cüce sanatkarlık, sana büsbütün paydos!

Cemiyet, ah cemiyet, yok edilen ruhiyle;
Ve cemiyet, cemiyet, yok edilen güruhiyle…

Çok var ki, bu hınç bende fikirdir, fikirse hınç!
Genç adam, al silahı; iman tılsımlı kılınç!


İşte bütün meselem, her meselenın başı,
Ben bir genç arıyorum, gençlikle köprübaşı!

Tırnağı en yırtıcı hayvanın pencesinden,
Daha keskin eliyle, başını ensesinden,

Ayırıp o genç adam, uzansa yatağına;
Yerleştirse başını, iki diz kapağına;


Soruverse: Ben neyim ve bu hal neyin nesi?
Yetiş, yetiş, hey sonsuz varlık muhasebesi!


Dışımda bir dünya var, zıpzıp gibi küçülen,
İçimde homurtular, inanma diye gülen…

İnanmıyorum, bana öğretilen tarihe!
Sebep ne, mezardansa bu hayatı tercihe?


Üç katlı ahşap evin her katı ayrı alem!
Üst kat: Elinde tespih, ağlıyor babaannem,

Orta kat: (Mavs) oynayan annem ve aşıkları,
Alt kat: Kızkardeşimin (Tamtam) da çığlıkları;

Bir kurtlu peynir gibi, ortasından kestiğim;
Buyrun ve maktaından seyredin, işte evim!

Bu ne hazin ağaçtır, bütün ufkumu tutmuş!
Koku iffet, dalları taklit, meyvesi fuhuş…

Rahminde cemiyetin, ben doğum sancısıyım!
Mukaddes emanetin dönmez davacısıyım!

Zamanı kokutanlar mürteci diyor bana;
Yükseldik sanıyorlar, alçaldıkça tabana.

Zaman, korkunç daire; ilk ve son nokta nerde?
Bazı geriden gelen, yüzbin devir ilerde!

Yeter senden çektiğim, ey tersi dönmüş ahmak!
Bir saman kağıdından, bütün iş kopya almak;

Ve sonra kelimeler; kutlu, mutlu, ulusal.
Mavalları bastırdı devrim isimli masal.

Yeni çirkine mahkum, eskisi güzellerin;
Allah kuluna hakim, kulları heykellerin!

Buluştururlar bizi, elbet bir gün hesapta;
Lafını çok dinledik, şimdi iş inkilapta!

Bekleyin, görecektir, duranlar yürüyeni!
Sabredin, gelecektir, solmaz, pörsümez Yeni!

Karayel, bir kıvılcım; simsiyah oldu ocak!
Gün doğmakta, anneler ne zaman doğuracak?

Necip Fazil Kisakurek

 

Küresel Sermaye” Denilen “Canavar”

"Çekirge Sürüleri"
Her Şeyi Talan Ediyor!

                  Dünya yanıyor!

 

"Canavarlar", "Çekirge Sürüleri":

"Kapitalizm"in zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapma becerisi(!) son yirmi yılda inanılmaz bir ivme kazandı. "Vahşi Kapitalizm" tabiri günümüzde yaşananları ifade etmekte yetersiz kalmaya başladı. Vahşet öyle bir boyut kazandı ki, kapitalist sistemin bizzat kendisini tehdit etmeye başladı.

Dünya büyük bir krize, krizden öte ekonomik düzen evrilmesine hazırlanıyor. Bunun en büyük delilini kapitalist dünyadan gelen telaşlı açıklamalar ve şiddetli eleştirlerde görüyoruz.

Mayıs ayında Almanya Cumhurbaşkanı Horst Köhler, küresel finans piyasalarının bir "Canavar" haline geldiğini söyledi, bankacıları servetlerin büyük çapta yıkımına yol açmakla suçladı, Avrupa’daki bankacılık kültürünün bütünüyle yeniden inşa edilip düzenlenmesi çağrısında bulundu.

2005 yılında da yine Almanya başbakan yardımcısı hedge fonu olarak bilinen uluslararası fonları (Bu fon sahiplerinin en meşhuru George Soros’tur.) "Çekirge sürüsü"ne benzetmiş, sadece kâr odaklı çalışan bu fonları demokrasi için doğrudan bir tehdit olarak tanımlamıştı.

"Bu tür açıklamalar niye hep Almanlar’dan geliyor?" diye sorabilirsiniz ya da "1 trilyon dolara yakın ihracatı ile dünyanın en büyük ihracatçısı bir ülke niye şikâyet ediyor?" diye de sorabilirsiniz. Veyahut "Almanya öteden beri küresel sömürge düzeninde hakettiği payı alamadı, şikâyeti bu yüzden!" diye de yorum getirebilirsiniz.

Bunlar işin bir boyutu. Ancak bizim açımızdan esas sorulması gereken soru değil.

Esas soru şu: "Almanya gibi bir devlet bizimkilerin dış sermaye diye ağızlarının suyu akarak baktıkları küresel sermayeden ‘Canavar’, ‘Çekirge sürüsü’ gibi yaftalarla şikâyet ederken, Türkiye’nin durumu nedir?"

                                                                          (George soros)

                                George Soros, Elections, US Dollar, Oil <span>and</span> Gold

Türkiye’nin Durumu:

Türkiye bu "Canavarlar"ın ve "Çekirge sürüleri"nin talan ettikleri, kanını emdikleri ülkelerin hemen hemen en başında geliyor.

Bunu rakamlar söylüyor:

"• Türkiye 1980-2007 sonu arasında 1 trilyon 800 milyar dolardan fazla bir kaynak elde etti. Bu kaynağın 1.2 trilyon dolardan fazlası iç ve dış borçlanma ile elde edildi.

• 1980-2007 ikinci ay arasında vergiden elde edilen kaynaklar, borçlanma ile elde edilen kaynakların yarısından az olarak gerçekleşti.

• Paranın sistem dışında toplanması ve vergi toplayamamamızın sonucu ağır oldu, yapılan borçlanma karşılığında son 27 yıl içinde 400 milyar dolardan fazla, sadece faiz ödedik.

• Ödediğimiz iç borç faizi, dış borç için ödediğimiz toplam faizin dört ila beş katı olarak gerçekleşti. Her dalgalanma içerideki borcu katlarken, dalgalanmalarda elinde iç borç senedi bulunduran binde 1’in altında gerçek ve tüzel kişi inanılmaz gelirler elde etti.

• 400 milyar faiz ödediğimiz dönemde sadece 80-100 milyar dolar arası değişen bir yatırım yaparken, 250 milyar dolara yakın da bir personel giderimiz oldu. Bu noktada ortaya çıkan çarpıcı veri, personel giderimiz ile yatırım yaptığımız tutarın toplamı ödediğimiz faiz kadar olamadı.

• Yatırım harcamalarımız son 27 yılda iki buçuk-üç kat arasında bir artış gösterirken, iç borç faiz ödemelerimiz 75’ten, dış borç faiz ödemelerimiz ise 19 kattan fazla arttı.

• 1999-2007 başı arasında ödediğimiz faiz haftalık 700 milyon dolar ile 1 milyar dolar arasında değişti ve 2004 yılında 1 milyar doları dahi geçerek tepe noktasına ulaştı.

• Dış borçların yüzde 50’sinden fazlası son beş yıl içinde alındı.

• Son 27 yılda yatırım harcamalarının toplamı toplam borçlanmanın yüzde 10’unun bile altında kalırken, topladığımız toplam verginin yüzde 15’inin altında kaldı.

• 1999-2007 ikinci ay arasında Türkiye, 25 milyar dolara yakın bir yatırım yaparken, 85 milyar dolarlık personel harcaması yaptı. Buna karşılık aynı dönemde sadece iç borcun faizine 190 milyar dolarlık, dış borcumuzun faizine de 45 milyar dolarlık bir kaynak ayırmak zorunda kaldık. Bu faizi ödemek için 80 yıldan fazla bir sürede "yaptığımız" ne varsa; rafineri, haberleşme şirketi, ağır endüstriyel yapı, banka, hepsini sattık!

• Bugün Türkiye nominal ve reel olarak dünyanın en yüksek faizini ödüyor! Ama piyasa dediğimiz canavarın gözü doymuyor ve faiz artırması konusunda Türkiye’ye inanılmaz bir baskı var.

Sonuç: Yukarıda sadece makro verileri aktardım. Bunlara sıcak paranın son 5 yılda bu ülkeden kâr adı altında transfer ettiklerini ve Avrupa Birliği yalanı altında özümüze sokulan nifak tohumlarını da ekleyin, sonuç gayet net!" (Yiğit Bulut, 19 Mayıs 2008, rotahaber, "Kraliçe hazretleri sanki ‘sömürge’ geziyor" başlıklı yazısından)

19 Mayıs tarihli bir başka haber:

"Global Açığa Türkiye Yaması

Dünya devleri Türkiye ile güldü. Krizlerde bile Türkiye’den vazgeçmeyen yabancı yatırımcılar, buradan kazanıyor. Global çalkantıda birçok ülkede yara alan yabancılar kan kaybını Türkiye’den elde ettiği kârla gideriyor."

Kapitalizme entegre (!) olmakla iftihar eden Türk münevverleri(!)ne bakılırsa sıcak para deryasında yüzüyoruz, keyfimiz tıkırında.

Bu faiz ve kumar düzenine halkı da alıştırdılar. Herkesin cebinde bir sürü kredi kartı. Bankalar sanki baba ocağı.

Halkın borcu 5 yılda 3-5 katrilyondan 100 katrilyona çıkmış, borsanın %70 i yabancıların eline geçmiş, ilk 100 sanayi kuruluşunun hemen hepsi yabancı ortaklarla al gülüm-ver gülüm, devletin elinde işe yarar ne varsa yabancıya satılmış….

Kimin umurunda?

Bir İsrailli ile Bir Mikrobun İnanılmaz Benzerliği

 

 
Diş ağrısını iyiden iyiye hissetmeden doktora gitmeyen, yağmurdan ıslanmadan şemsiye almayan bir topluluğuz maalesef… Acı, bir nimettir… Vücudun herhangi bir yerindeki arızayı bize önceden bildirir. Aksi halde ne böbreğimizdeki taşlardan haberimiz olurdu ne de dişimizi çürüten bakterilerden…

Yahudileri birer mikrop olarak algılıyorum… Normal mikroplardan sadece iki farkları var. Şekil olarak insanlara benzemesi, bir de yaptıkları tahribatlardan sorumlu olmaları… Aksi halde hiçbir fakları yoktur mikroplardan…

Bu günlerde Yahudiler, ümmete sanki şöyle sesleniyor;

Ey dünya müslümanları! Dünyayı sevmenizden ve cihadı gündeminize almayışınızdan dolayı Allah, kalplerinize korku saldı… Sizlerin amansız düşmanları olan bizler, hristiyanlarla birlikte sizleri parçalara ayırdık ve aranıza kalın duvarlar ördük… Birbirinizi tanıyamaz oldunuz…

Bir mikrop, canlı bir hücreye nasıl acımazsa bizler de müslümanlara, özelliklede Filistinlilere öyle acımayız… Yaptıklarımıza bakıpta ‘bunu insan yapamaz!’ demeyin… Bizler insanız… Bizleri anlamanız için din değiştirmeniz lazım…

Bizler, siz müslümanlar için çok önemliyiz… Müslümanları şehadete uğurlayan bizlerin kurşunları değil mi? Allah içinizden şehidler almak istemiyor mu? Allah hanginizin daha güzel amel işleyeceğini göstermek istemiyor mu? Uğrunda cihad edenlerle oturanları ayırmak istemiyor mu?

Can ve mal ile cihad ibadetini ifa etmeniz için bizler birer fırsatız… Varlığımız sizin bu ibadetleri tatmanız için güzel bir fırsat değil mi?

Oruç ibadeti yılda bir ay, hac ibadeti ömürde bir kez… Kurban ibadeti yılda bir kez… Mal ve can ile cihad ibadeti ise yılın her günü… Çeçenistan’da… Afganistan’da, Irak’ta… Patani’de… Ve bizlerin başlattığı Filistin’de…

Tüm dünya müslümanlarına cihad ayetlerini, gece namazlarını, gözyaşlarıyla süslenen içten duaları hatırlattık… Milyonlarca müslümanların, imanlarını sorgulanmalarına vesile olduk… Bunun bir bedeli olmamalı mı?

Her ibadetin maddi ve manevi bir bedeli vardır… Cihadın da bedeli kan, gözyaşı, yetim-dul kalmalar ve yaralanmalar…

Filistine üzülmeyin! Siz sadece filistin sorusunu çözemediğinize üzülün… Allah’ın, ölümüne takdir ettiği canları avlıyoruz biz… Allah’ın dilemediği cana kurşun atamayız… Başınıza gelen her musibet Allah’ın izniyle yazmıyor mu kutsal kitabınızda!

İnsan vaktinde ölür… Filistin halkının ecelini öne almak gibi bir gücümüz olsaydı fırata kadar olan bölge çoktan bizdeydi…

Filistinden sonra mutlaka size de uğrayacağız… Şimdiden düğün hazırlığınızı yapın… Sizden öncekilerin başına gelenler sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi sanıyorsanız uyumaya devam edin…

Sizleri meydanlarda görmek ve bizlere lanetler okumanız bizleri üzmüyor… Şeytana lanet etmeyin diyen bir peygamberin ümmetisiniz, unutmayın…

Siz toplanan kalabalıklar bir günlük yevmiyelerinizi mal ile cihad ibadetine kullanmış olsaydınız işte o zaman bir kaşık suda boğardınız bizleri… Sizleri şimdilik kuru kalabalık olarak algılıyoruz… Ne zaman ki kalplerinizde dünya sevgisini çıkarır ve dünya müslümanı olmaya karar verirsiniz, işte o zaman zaferler kazanmanız kolay olur…

Bizim firmaların ürünlerini almaya devam edin… Her kuruşunuzu birer kurşun olarak filistinli kardeşlerinizin göğüslerine birer fidan gibi dikmeye devam ederken, sizler de ekran karşısında bizleri ah! Vah! Diyerek izleyin…

Feyzullah Birışık

sütunhaber

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

  who's online    

 

๑۩۞۩๑ ﻬஐ♥ HAYIRLI CUMAALAR ﻬஐ♥ ﷲ ♥ஐﻬ๑۩۞۩๑

 
 
degerlı kardeşlerım çok önemlı olmasada saglık
sorunlarım nedenıylesayfa çalışmalarıma ve zıyaretlere
bıraz ara vermek zorunda kaldım bu arada
gerek zıyaretlerı gerek notları özel ıletı ve meillerıyle
benı yanlız bırakmıyan butun kardeşlerıme canı gönülden
teşekkürederım ALLAHcc. herbırınızden teker teker
razı olsun selam ve dua ıle
 
Eyler
 Sevda mı yaşanan, ordasın bensiz
Hasretin içimde ah-ı zar eyler
Uzaktan gülüşün zordayım sensiz
Hicranın gönlümde hayr-ı şer eyler
 
Şarkılar söylenir adınla baki
Tazeler kadehi tadınla saki
Meftunun olmuşum aşkınla vaki
Dağları önümde düzler yol eyler
 
Nurunla yaşarım geceler üryan
Sığmadım taşarım şarkılar üryan
Ayrılık sabırdır kaygılar üryan
Hasreti özümde sana gül eyler
 
Yolunun üstünde gördüğün yerde
Orada düşmüştüm asıl bu derde
Vuslatın ne zaman, nasıl ve nerde
Sevdam bu otları sana gül eyler
 
Yaradan aşkına yüzünü görem
Güneş ağarınca sana gül derem
Ömrünü uzatsın sana can verem
Tenimden ayrılan ruhu can eyler
 
Yansın bu yüreğim yanasın bana
Kadehle içesin kanasın bana
Yolların düz olsun varasın bana
Vuslatın firakı günü şen eyler
 
Söyledim sözümü duyasın yarim
Küllenen közümü açasın yarim
Sığmasın dünyama taşasın yarim
Dünyayı aleme sultan şah eyler
 
Söylensin dillerde susmasın diller
Vurulsun tellere duymasın eller
Yıkılsın dereler sığmasın seller
Adına aşıklar sazla söz eyler
 
Niksari sözünde demini bekler
Geceler vefasız gündüze ekler
Vuslatın dünyamı aşkımı süsler
Bana bir bakışın nar-ı gül eyler
 
01.02.2007 / 18.09  
Celaleddin Arslan
kardeşime teşekkürler

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

  who's online    

 

Etiket Bulutu