Dayan be gönlüm!. Bîçâre değilsin Yaradan sana yâr. Kimsesiz değilsin, yanında "Kimsesizler kimsesi" var! Biliyorum! Sığmazsın hiç bir yere bu sevdayla, dünya sana dar! Ama dayan gönlüm! Dayan ki her gecenin mutlaka bir sabahı var!.

Archive for Şubat 12, 2009

YOLDA OLMAK, MENZİLE HAZIRLANMAK

 
YOLDA OLMAK, MENZİLE HAZIRLANMAK
  
   Mehmet Ildırar
  
   İnsan ne ile meşguldür, ona bakılmalıdır.
   Mevlâna Celaleddin-i Rumî k.s. buyuruyor: “Ey erememiş, noksan kalmış kimse! Nihayet sen de bir gün dünyadan gideceksin. Dünyadaki işlerin yarım, ekmeğin pişmemiş olarak kalacak.”
   Şunu unutmayalım ki, herkes bir yol üzerindedir. Bu yol iki taraflı olup, bir tarafta alemlerin habibi olan Muhammed s.a.v.’in yoludur ki, O bu yolun baş tacıdır. Diğer tarafta ise mel’un şeytan vardır. Bu yol nefsin ve iblisin yoludur. Biz, Azrail a.s. geldiği zaman bu yolların biri üzerinde bulunacağız.
   Halinize bakınız! Ruhunuz hayırdan taraf mı? Yoksa şerden tarafa mı? Hangi hal üzerinde isek öyle öleceğiz.
   İşte bunu unutma ve 50-60 senelik dünya hayatı için hamurunu çiğ bırakma! Nefsinin çirkin sıfatlarıyla yarı pişmiş bir halde kalma!
   Eğer nefs-i emmaredeysen, cehennem kokusu senin ağzının kokusunda vardır. Nefs-i levvamede isen, isyanın gürültüsü kalbinde vardır. Mülhimede isen vesvesen vardır.
   Kuddusî’nin buyurduğu gibi: “Bilmek bilmek değil, bulmak bulmak değil. Evliyayı sevip gönül vermek, rengine boyanmaktır.”
   Sen mürşidinin rengine ne kadar boyandın? Haliyle ne kadar hallenip, ona ne kadar mutabaat ettinse o nispette müridsin. Defterde ismin mürid, ama omuzundaki rütben çok değişik.
   Allah dostlarından birisi, bir müridi ile yolda gidiyorlardı. Sofi düşündü ki, mürşidi nereye basıyorsa ben de oraya basayım. Bu şekilde murad edip, devamlı mürşidinin ayak izlerinden yürüdü. Mürşid sofiye dönüp dedi:
   – Sofi, benim bastığım yere bassan dahi basmış olmazsın. Cübbemi giysen, cübbemi giymiş olmazsın. Sarığımı sarsan dahi, sarmış olmazsın. Beni derimi yüzüp sana giydirseler, yine giymiş olmazsın. Benim yaptığımı yapmadıkça benim bastığım yere basmış sayılmazsın.
   Aslan, tilki ve kurdun bir hikâyesi vardır. Bu üçü bir gün sığır, keçi ve bir tavşan yakalarlar. Aslan der ki “Kurt, sen bu avları taksim et!” Kurt taksime başlar ve der ki: “Sen şahım, büyük bir aslansın! Şu büyük yaban öküzü senin, keçi benim, şu iri tavşan da tilkinin olsun.
   Aslan ne bu taksimata, ne de konuşmaya memnun olur. Der ki: “Sen ne zamandan beri ‘ben’ demeyi öğrendin? Hayli zamandır aslanlarla gezersin de kurt olduğunu unutursun. Niçin ‘biz’ demiyorsun? Bu tamahın yüzünden başının derisi soyulsa gerek!” deyip, bir pençede kurdu indiriverdi ve dedi ki: “Bak şimdi nasıl dosdoğru oldun! Keşke bu sözü söylemeden böyle mum gibi olup dosdoğru yatsaydın, o zaman başına bu bela gelmezdi.”
   Sonra tilkiye dönerek dedi: “Hadi bakalım, adalet nedir göster. Şu üç avı bir de sen taksim et.” Tilki, “Şahım! Şu yaban öküzü senin kuşluk taamın olsun. Keçi öğle vakti, tavşan da akşam önüne konsun.” dedi. Aslan “Aferin, dedi, ne kadar adil dağıttın! Madem ki sen ‘ben’ değil, ‘sen’ dedin, sen demek biz demektir. Kim de bizi bilirse bizdendir. İşte bu üç avı da sana veriyorum.”
   Sonra tilkiye sordu: “Sen bu ilmi, nereden öğrendin?” Tilki dedi ki: “Kurdun başına gelenlerden.”
   Buradan şu çıkıyor: Vücut ikliminde kurt mesabesinde olan bir nefsimiz var. Tilki mesabesinde de bir şeytanımız. Dünya cihetiyle insanın kurdu mesabesinde olan nefsi, vücut ikliminin aslanı hükmünde olan kalbe teslim olmadıkça, kalbin yaradılışındaki kudsi vazife olan rahmanî tecelliye boyun eğmedikçe, o insanın akıbeti kurdunki gibi olur.
   Kemali yarı kalmış, pişmemiş ekmek misali insanlar, kurt mesabesinde olan nefslerini ıslah ettikleri, tilki yerindeki şeytanlarını kovdukları derecede Allah’a yaklaşırlar. Bunun için Hz. Mevlâna şöyle buyuruyor:
   “Ey insan! Mezarı imar etmenin ağaçla, taşla, kerpiçle olacağını sanma! Olgunluğunu tamamlayıp mezara hazırlanmak, kalbin safası hususunda kendine düşen vazifeyi yapmakla olur. Öyleyse sen kendini mezara hazırla!”
   Ebu Bekr Sıddîk r.a.’a birisi gelip şöyle dedi: “Ya Ebu Bekr! Ben kendime bir kabir hazırlayacağım, ne dersin?” Hz. Ebu Bekr r.a. şöyle cevap verdi: “Sen kendine kabir hazırlayacağına, kendini kabre hazırla!”
 

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

  who's online    

Etiket Bulutu