Dayan be gönlüm!. Bîçâre değilsin Yaradan sana yâr. Kimsesiz değilsin, yanında "Kimsesizler kimsesi" var! Biliyorum! Sığmazsın hiç bir yere bu sevdayla, dünya sana dar! Ama dayan gönlüm! Dayan ki her gecenin mutlaka bir sabahı var!.

 
YOLDA OLMAK, MENZİLE HAZIRLANMAK
  
   Mehmet Ildırar
  
   İnsan ne ile meşguldür, ona bakılmalıdır.
   Mevlâna Celaleddin-i Rumî k.s. buyuruyor: “Ey erememiş, noksan kalmış kimse! Nihayet sen de bir gün dünyadan gideceksin. Dünyadaki işlerin yarım, ekmeğin pişmemiş olarak kalacak.”
   Şunu unutmayalım ki, herkes bir yol üzerindedir. Bu yol iki taraflı olup, bir tarafta alemlerin habibi olan Muhammed s.a.v.’in yoludur ki, O bu yolun baş tacıdır. Diğer tarafta ise mel’un şeytan vardır. Bu yol nefsin ve iblisin yoludur. Biz, Azrail a.s. geldiği zaman bu yolların biri üzerinde bulunacağız.
   Halinize bakınız! Ruhunuz hayırdan taraf mı? Yoksa şerden tarafa mı? Hangi hal üzerinde isek öyle öleceğiz.
   İşte bunu unutma ve 50-60 senelik dünya hayatı için hamurunu çiğ bırakma! Nefsinin çirkin sıfatlarıyla yarı pişmiş bir halde kalma!
   Eğer nefs-i emmaredeysen, cehennem kokusu senin ağzının kokusunda vardır. Nefs-i levvamede isen, isyanın gürültüsü kalbinde vardır. Mülhimede isen vesvesen vardır.
   Kuddusî’nin buyurduğu gibi: “Bilmek bilmek değil, bulmak bulmak değil. Evliyayı sevip gönül vermek, rengine boyanmaktır.”
   Sen mürşidinin rengine ne kadar boyandın? Haliyle ne kadar hallenip, ona ne kadar mutabaat ettinse o nispette müridsin. Defterde ismin mürid, ama omuzundaki rütben çok değişik.
   Allah dostlarından birisi, bir müridi ile yolda gidiyorlardı. Sofi düşündü ki, mürşidi nereye basıyorsa ben de oraya basayım. Bu şekilde murad edip, devamlı mürşidinin ayak izlerinden yürüdü. Mürşid sofiye dönüp dedi:
   – Sofi, benim bastığım yere bassan dahi basmış olmazsın. Cübbemi giysen, cübbemi giymiş olmazsın. Sarığımı sarsan dahi, sarmış olmazsın. Beni derimi yüzüp sana giydirseler, yine giymiş olmazsın. Benim yaptığımı yapmadıkça benim bastığım yere basmış sayılmazsın.
   Aslan, tilki ve kurdun bir hikâyesi vardır. Bu üçü bir gün sığır, keçi ve bir tavşan yakalarlar. Aslan der ki “Kurt, sen bu avları taksim et!” Kurt taksime başlar ve der ki: “Sen şahım, büyük bir aslansın! Şu büyük yaban öküzü senin, keçi benim, şu iri tavşan da tilkinin olsun.
   Aslan ne bu taksimata, ne de konuşmaya memnun olur. Der ki: “Sen ne zamandan beri ‘ben’ demeyi öğrendin? Hayli zamandır aslanlarla gezersin de kurt olduğunu unutursun. Niçin ‘biz’ demiyorsun? Bu tamahın yüzünden başının derisi soyulsa gerek!” deyip, bir pençede kurdu indiriverdi ve dedi ki: “Bak şimdi nasıl dosdoğru oldun! Keşke bu sözü söylemeden böyle mum gibi olup dosdoğru yatsaydın, o zaman başına bu bela gelmezdi.”
   Sonra tilkiye dönerek dedi: “Hadi bakalım, adalet nedir göster. Şu üç avı bir de sen taksim et.” Tilki, “Şahım! Şu yaban öküzü senin kuşluk taamın olsun. Keçi öğle vakti, tavşan da akşam önüne konsun.” dedi. Aslan “Aferin, dedi, ne kadar adil dağıttın! Madem ki sen ‘ben’ değil, ‘sen’ dedin, sen demek biz demektir. Kim de bizi bilirse bizdendir. İşte bu üç avı da sana veriyorum.”
   Sonra tilkiye sordu: “Sen bu ilmi, nereden öğrendin?” Tilki dedi ki: “Kurdun başına gelenlerden.”
   Buradan şu çıkıyor: Vücut ikliminde kurt mesabesinde olan bir nefsimiz var. Tilki mesabesinde de bir şeytanımız. Dünya cihetiyle insanın kurdu mesabesinde olan nefsi, vücut ikliminin aslanı hükmünde olan kalbe teslim olmadıkça, kalbin yaradılışındaki kudsi vazife olan rahmanî tecelliye boyun eğmedikçe, o insanın akıbeti kurdunki gibi olur.
   Kemali yarı kalmış, pişmemiş ekmek misali insanlar, kurt mesabesinde olan nefslerini ıslah ettikleri, tilki yerindeki şeytanlarını kovdukları derecede Allah’a yaklaşırlar. Bunun için Hz. Mevlâna şöyle buyuruyor:
   “Ey insan! Mezarı imar etmenin ağaçla, taşla, kerpiçle olacağını sanma! Olgunluğunu tamamlayıp mezara hazırlanmak, kalbin safası hususunda kendine düşen vazifeyi yapmakla olur. Öyleyse sen kendini mezara hazırla!”
   Ebu Bekr Sıddîk r.a.’a birisi gelip şöyle dedi: “Ya Ebu Bekr! Ben kendime bir kabir hazırlayacağım, ne dersin?” Hz. Ebu Bekr r.a. şöyle cevap verdi: “Sen kendine kabir hazırlayacağına, kendini kabre hazırla!”
 

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

  who's online    

Comments on: "YOLDA OLMAK, MENZİLE HAZIRLANMAK" (3)

  1. 14 Şubat Sevgilimin GünüydüOnu her şeyden çok seven tüm kalplerden Ona bir armağandır bu yazı. HER YIL şubat ayında bir gün kutlanır. Herkesin bildiği bir gün. Ama bir şey eksiktir bu kutlamalarda farkındaysanız eğer. Bu gün, doğru yerden bakıldığında kalbimde hep hüzün bırakıyor. Çünkü bu gün bana en büyük Sevgiliyi hatırlatıyor. O ki, adı en başta anılması gereken sevgililerin Sevgilisi, kâinatın baş tacı, Allah’ın Habibidir, Odur işte… Kalbim inciniyor, ruhuma dokunuyor, Onun adı anılmıyor bu günde. Kâinat Onun için yaratıldığı halde, sevdiğimiz her şey Onun için var edildiği halde, Ondan bahis yok. Kalbimizdeki sevginin kaynağı, sevmeye değer bulduğumuz ne varsa her şey Onun için yaratıldı. Sahte sevgilerin peşinde koşa koşa bugünün de gerçek değerini unutmuşuz. Ey Sevgili! Sevgili, Peygamberim! Senin bizim için göze aldığın fedakârlıkları bilebilseydi insanlar, bu kadar ilgisiz kalabilirler miydi Sana? Baş tacı ederlerdi adını, sonra da, Senin adına severlerdi sevmesi gerekenleri. Ama Sen hep önce, hep en başta olmak kaydıyla.Bir gün şöyle demişti çok ama çok sevdiğim biri; “Beş vakit ezanlarda, dualarda unutmayalım birbirimizi.” Ben de, “Ezanlarda adı geçen sevgili Resul, ne kadar da az hatırlanıyor” demiştim.Meleklerin indirdiği o bembeyaz her bir kar tanesi için, nazlı nazlı savrulan o beyaz kelebekler için, kış gecelerinin beyaz gök çiçeklerinin her bir tanesi için Sana salatu selam olsun ya Resulallah. Ey bulutlardan yağmur, kar, dolu yağdıran Rabbim, gökyüzünden yeryüzüne indirdiğin her rahmet damlacığı için Sevgilimize salatu selam olsun. Şimdi dalların uçlarındaki tomurcuklarla selamlıyorum Seni ya Resulallah. Çiçeğe durmuş ağaçlar adedince Sana salatu selam olsun. Gün Senin, güneş Senin. Zaman Seni eskitemedi. Sen bizim için hep yenisin. Varsın diller Seni anmasın, konuşmasın. Ben gibi günahkâr bir dile, bu günahkâr kalbe mi, kalplere mi kaldı Seni anmak ya Resulallah? Ben kimim ki? Bir hiçim. Sen gibi bir hepi nasıl anlatabilir. Ama Rabbim dilerse, bu dile adını anmayı nasip ederse, bülbül olup şakırım, aşkını sevgini kâinata haykırırım ya Resulallah. Seni anmayan tüm diller ve kâinatın tüm zerreleri adına da Sana salatu selam olsun diyorum.Hani insanlar, bir şey kutlamak için ant içer gibi ellerini uzatırlar üstü üste koyarlar ya, elimi uzatıyorum, elimin üzerindeki bu yazıyı okuyanların elleri ve ardındaki kalpleri ile beraber.Bu can dostlarla Sana biatımızı tazeliyoruz, bağlılık yemini ediyoruz. Ya Resulallah, dünyamıza kattığın unutulmaz güzellikler için, yaratılmış ne varsa değerini bildirdiğin her varlık için Sana sonsuz teşekkürler borçluyuz. Karanlık dünyamız getirdiğin o yüce kitabın, sönmeyen mucizenin nuru ile aydınlandı. Onun içindeki her ayete, her söze iman ediyoruz. Emirlerini tutacağımıza söz veriyoruz. Ayağımız, dilimiz sürçse de bizden emin ol, sözümüzden dönmeyeceğiz. Seni kabrinde rahatsız edecek her davranışımız için Rabbimizden özür dileyeceğiz. Pişmanlıklarımız tövbelerimiz olacak. Allah’ım tövbelerimizi kabul et. Ahdimizi, vefamızı en coşkulu bir dille bizden kabul et.Getirdiğin o yüce mesajı, o nurun aydınlığını bütün karanlıklara taşıyacağız. Apaydınlık olsun istiyoruz yeryüzü. Canlı güneşimiz, biricik sevgilimiz doğ. Şu karanlık dünyamızın üzerine ilk günkü gibi bir daha doğ ne olur. Ne olur üşütme ruhumuzu.Allah’ım bugün ömrümün en yüce bir dileğini kabul et, bu duamı lütfen kabul buyur. Sevgilin adına yüreğime bir ferahlık nasip et. Dudaklarım onun adını anacak kadar temiz değil biliyorum ama Senden bir fırsat dileniyorum nasip et. Ne olur. Rahmetinden ne eksik olur.Allah’ım, Senden ve habibinden uzak sevgilerden kalbim yorgun, aklım durgun. Ey benim hayat güneşim, ümidim, şevkim, tek Sevgilim. Doğ bugün de gönlüme ne olur. Doğ benim ömrüme, doğ da güneş gibi aşkımı tazele. Sensiz elem bana yar, aşkımı tazele gel ne olur.Dün bir kar tanesi ile, bugün daldaki bir tomurcuk ile Sana salatu selam gönderdim ulaştı mı ya Resulallah? Adını andığım anda dahi yüreğimin rahatlamasından anlıyorum ki, Sana ulaşıyor selamım. Gündüz güneşlerle kuşlarla, geceleri aylarla yıldızlarla, şimdi bereketli yağmur taneleri ile gönderiyorum selamlarımı, kabul eder misin ya Resulallah? Bir Senin kapın açık, hep senin… Ey Sevgili. Tek tesellimiz Sensin. “Başınıza bir acı, bir musibet geldiği zaman benim sizin aranızda olmayışımı hatırlayınız. Bu o musibet ve acınızdan daha büyüktür” demiştin sahabelerine. Şimdi tam o durumdayım işte. Zaman Seni unutturamadı, zaman Seni eskitemedi. Sen benim için o kadar yenisin. Adını andığımda yeniden doğuyorum. Her şeyin eskidiği bu dünyada bir tek Senin sevgin yeni. Ey ölümsüz yeni. Sana döndüğümde kapını hep açık buluyorum. Nefsim ve şeytanım bu kapıyı kim bilir her gün kaç defa kapalı gösteriyor bana. Oysaki rahmeti gazabını geçmiş olan Rabbim, rahmetinin yeryüzündeki tek temsilcisi olan Sen, hiçbir engel koyar mıydın önümüze, rahmetinden uzak tutar mıydın bizi.İnsanız işte, öyle zannediyoruz, aldanıyoruz. Başım dönüyor, günahların ağırlığından sersemleşiyorum. Rahmetinden uzaklaştım mı diye her yanım titriyor. Ne olur tut bu çaresizin elinden, ne olur bırakma şeytanın tuzaklarına. Ben gibi çaresizleri çek çıkar bu kuyulardan. Uzun müddet yanlışlarda yürümemize bile tahammülün yoktu Senin. Bizim için atardı kalbin miraçta bile. Kâinat Senin için yaratılmıştı ama, Sen zaten bir kâinattın ya Resulallah. Yaşarken bile üzülürdün bizim için, ümmetin için. Ne büyük bir şefkattir bu bizim için. “Sizin her hâliniz bana arz edilir. Üzüntülü iseniz üzülürüm, seviniyorsanız sevinirim.” demiştin. İnan ki ya Resulallah, bu sözü duyduğum günden beri hayatımın rengi değişti, Seni yenibaştan tanıdım bu sözünle. Şefkat ve rahmetinin kolları ne kadar da genişmiş.Bir bebeğinki kadar çelimsiz ayaklarımız tazecik, hemencecik kırılıyor düşüyoruz. Düşe kalka gidiyoruz işte. Ama sürüne sürüne, düşe kalka bir gün yürümeyi öğreneceğiz. Ve annesinin kucağına atılan yavru bir bebecik gibi koşacağız rahmetinin kucağına Senin. Tut bizi ya Resulallah! sen bırakırsan kimse tutamaz çünkü…Ferzandane şefkatinin hürmetine, Hz Fatıma’ya, Hz Hüseyin’e, Hz Hasan’a açtığın gibi aç o baba kucağını, bizleri de bağrına bas ya Resullallah. Ümmetinden olma şerefine eren tüm insanları mahşerde kucaklayacağın gibi dünya yollarında da sar sarmala bizi ne olur.Bugünün tarihine sanki bir kayıt düştü göklerden:“Benim Resulüm için kim bugün bir salatu selam getirmişse geçmiş tüm günahlarını affediyorum onun.” Sana salatu selam getirirken ya Resulallah, kalbimiz kâinat kadar büyüyor. Bu küçücük kalbim bir aynanın güneşi içine alması gibi Sana ait olan sevgimi içinde tutuyor.Sevgin güneş olsun, içimizde dursun. Hayatım ve ömrüm adını andıkça bereketleniyor. Ruhlarımız adını anmakla diriliyor. Kışın ortasında bahar, adını anmakla geliyor ya Resulallah. Kışımı bahara çevirdin. Sonsuz salatu selam olsun Sana. Bir gün: “Bana salavat getiren hiç bir Müslüman yoktur ki salatu selam getirdiği müddetçe melekler de ona dua etmesin” demiştin. Sadece bir günde değil tüm dünya günlerinde Seni böyle anmak istiyoruz. Ve Rabbimize yalvarıyoruz:Allah’ım, Habibin hürmetine bizleri bağışla, kusurumuzu affet, bizi kendine kul kabul et, emaneti alma zamanına kadar bizi emanetine emin akıl, bize ihsan ettiğin maddi manevi rızkımıza bereket ihsan eyle….Peygamber Aleyhisselam bir gün, köle ve hizmetçilerle birlikte oturmuş yemek yiyordu. Oradan geçmekte olan bir kadın kendisini gördü ve:“Oturmuş da köle gibi yemek yiyor!” dedi.Allah’ın Resulü ona şöyle cevap verdi:“Benden güzel köle mi olur. Ben Allah’ın kölesiyim!”SELAM VE DUALARIN EN GÜZELİ ÜZERİNİZE OLSUN HAYIRLI BİR HAFTA GEÇİRMENİZ DUASI İLE ALLAH\’A(C.C.) EMANET OLUN

  2. Kalbinin çağır(ıl)dığı yerde misin? / Senai Demirci Basit ama kesin bir fizik kuralıdır: Bir yerde bulunman için diğer yerleri terk etmen gerekir. Bir anda iki yerde bulunmak mümkün değil. Sadece bir yeri tercih etmen gerekir. Bunun bedeli de bulunabileceğin başka bütün yerlerden çekilmektir. Şimdi buradasın. Gözlerin bu satırlarda Aklın satırların arasında, arkasında Değdiğini düşünüyorsun ki, başka halleri terk ettin, başka yerlerden çektin gözlerini. Aklın sadece burada, başka yerde değil. Okuyorsun. An\’ın hakkını vermeye çalışıyorsun. An/lamak kaygısındasın. Başka işleri yüz üstü bıraktın. Kaçılmaz bir kader bu! Yapıp ettiğin tek iş alış-veriş. Aldığın her şey için bir şey/ler vermen gerek. Tercih ettiğin her yer için bir yerleri terk etmen gerek. Verdiğince alıyorsun. Nefesin bile alışta verişte. Şimdi buradasın. Başka bir zamanda değilsin. Başka hiçbir yere değmiyor ayakların. Gövdenin bütün ağırlığıyla mekânın ortasındasın. Yüzün bu an’a dönük. Kalbin bu yerde atıyor, yeniden yeniye dolup boşalıyor. Gitmeyeceksin bu yerden. Vazgeçmeyeceksin bu hâlden. Yakanı çekip çekiştirseler itiraz edeceksin. Dikkatini dağıtsalar engelleyeceksin. Terk ettiklerine değdiği için bu yerdesin. Hiçbir şey bedelsiz değil. Bulunamadığın yerlerin güzelliğince pahalı şu anda bulunduğun mekân. Gözlerini bir gündoğumuna kilitlemiş olabilirdin şimdi, ama burada, bu satırlarda dolaşıyorsun. Kaçırdığın gün doğumları kadar eder mi bu kara harflerin tesellisi? Kulaklarında bir çağlayan sesi çoğalıyor olabilirdi ama şimdi beni dinliyorsun. Uzaklarda bıraktığın deniz köpüklerine, kulağını kapattığın kuş cıvıltılarına değer mi bu kuru sözler? Bedel ödüyorsun. Hem de çok! Terk ettiklerincedir tercih ettiklerinin değeri. Arkada bıraktıkların çoğaldıkça, yanına vardıklarının, önüne aldıklarının bedeli artıyor. Nereye gidiyorsun şimdi? Hangi yolu geride bırakıp hangisine yolcu oluyorsun? Neyi alıp neleri veriyorsun? Neleri arkana attın da, nelerin peşindesin? Tercih ettiklerin terk ettiklerin kadar kıymetli mi? Seçtiklerin geçtiklerinden daha güzel mi?Yoksa, alışverişte görmüyor musun kendini? Kaçtın mı dükkândan? "Oynamıyorum ben!" mi demelerdesin? Tercihsiz misin? İradeni iptal mi ettin? Hiç seçimsiz mi yaşıyorsun? Öyleyse, kendini sıfırlamayı tercih ettin demektir. Kendini hiç saymaya kalktın demektir. Kendinden geçtin yani. Kendini arkaya attın. Aldığı verdiğinden çok az bir ziyankârsın. Kaçamazsın işte! Yine seçimdesin. Yine alışveriştesin. Bir şeyleri terk etmeden edemiyorsun. Bir şeyin eksilmesi kaçınılmaz ömrünün cüzdanından. Dünü terk ettin, bugünü tercih ettin. Bugünü harcıyorsun, yarına erişmeyi umuyorsun. Bir şey almasan da veriyorsun sürekli. Bedeller ödüyorsun. Nefesini tüketiyorsun. Bedenini eskitiyorsun. Ömrünü eksiltiyorsun. Sepetine bir şeyler koymaya yanaşmasan da, varlığından gün düşülüyor sürekli. Kazanmayı/kaybetmeyi dert etmesen de, kaybediyorsun günleri gülleri. "Bana ne!" deme hakkın yok! Hiçbir şey istemesen de, ödüyorsun sürekli. Her an harca(n)maktasın. Işığı kullanıyorsun. Bedenini kullanıyorsun. Göğün altında yer işgal ediyorsun. Sevdiklerinin gönlünde arsa arıyorsun. Gözünü işletiyorsun. Aklını pazara sürüyorsun. Senin için harcananlara karşılık vermeyeceksen, boşuna yer işgal ediyorsun. Boş yere nefes alıyorsun. İsraf ediyorsun kendini. Saçıp savuruyorsun sana verilenleri. İyice kaybetmeyi tercih ediyorsun. Yitirmeyi seçiyorsun. Anlamsızlığı önceliyorsun. Zararı ziyanı istiyorsun. Şimdi ne kaldırabilirdi seni yerinden? Hangi şey şimdi ve burada olmandan daha hayatî olurdu senin için? Kim burada şu halde bulunmaktan daha sevimli, daha kârlı, daha tatlı bir hal teklif edebilirdi sana? Arkana bile bakmadan bu odayı, bu bilgisayarı, bu sayfayı, bu koltuğu sana terk ettirecek bir seçenek yok mu sence?Sen \’ ve Elçisi\’nin çağırdığı yer\’den daha güzel bir yer biliyor musun? " ve Elçisi\’nin çağırdığı hâl"i arkada bıraktıracak, elinin tersiyle ittirecek, terk ettirecek, unutturacak, göz ardı ettirecek bir hâl var mı acaba? \’Orada bulunmaktansa burada bulunmam daha kârlı, daha anlamlı, daha yararlı\’ diyebileceğin bir yer tarif edebilir misin? Seni senin kadar düşünmeyenlerin çağırdığı yer, sana senin kalbinden de yakın Birinin çağırdığı yerden daha kârlı olabilir mi? Senin kalbinin gizli arzularını ve mahrem fısıltılarını hiç duymayan, duysa da önemsemeyen, önemsese de elinden bir şey gelmeyen birilerinin çağırdığı hâl, senin kalbine senden de yakın Bir\’inin çağırdığı halden daha sevimli olabilir mi?Öyleyse, "Ne zaman ve Elçisi [seni] hayat[verecek şeyler]e çağırırsa, hemen git. Bil ki [senin]le kalbi[n] arasına girer." [Bak. Enfal/24] Yani, seni şimdi bulunduğun yeri terk etmeye çağıran [ve O\’nun adına Elçisi] sana senin kalbinden daha yakın ve senin kalbine de senden daha yakındır. Sana senin kalbinden daha yakın Bir\’inin çağrısı, seni kalbinden uzaklaştıran bütün çağrıları uzakta bırakmaya değmez mi? Senin kalbine senden daha yakın Bir\’inin çağrısı, kalbini unutarak/kırarak/küstürerek/ağlatarak gittiğin yerlerin hepsini terk etmeye değmez mi?Hem zaten, başka yerlere gitsen de fark etmez. Eninde sonunda yine O\’na kalacakmışsın. İster istemez "O\’nun huzurunda toplanacak"mışız. [Enfal/24]Bütün odaları terk edeceğin, tüm şehirleri arkada bırakacağın, cümle kıyılardan çekileceğin, bakışların hepsinden vazgeçeceğin, hevâ ve heveslerini yüz üstü bırakacağın bir adresin var mı?ESSELAMUALEYKÜM VE RAHMETULLAHİ VE BEREKATÜHU!….HAYIRLI SEVGİ HUZUR GÜZELLİK İYİLİKLERLE DOLU CUMA\’LAR DİLERİM

  3. abdullah said:

    anlayabilene bu sohbet cok sey anlatıyoreğer bu sohbetteki alısması gerekli mesajları yazmaya kalkarsam en az sohbetin 10 katı yazı yazmamız icab eder. umarım her okuyan kendine bir hisse alır.güzel paylasımların iciin tesekkürler…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Etiket Bulutu

%d blogcu bunu beğendi: