Dayan be gönlüm!. Bîçâre değilsin Yaradan sana yâr. Kimsesiz değilsin, yanında "Kimsesizler kimsesi" var! Biliyorum! Sığmazsın hiç bir yere bu sevdayla, dünya sana dar! Ama dayan gönlüm! Dayan ki her gecenin mutlaka bir sabahı var!.

Kemal Süleymanoğlu
  
   Modern hayat, insanoğluna büyük kolaylıklar sağlamış bulunuyor. Ne var ki, bu kolaylığın insan ruhunda ne kadar rahatlama sağladığı fazlasıyla tartışmaya açık. Hatta denilebilir ki, modern hayat insan ruhunu sıktıkça sıkmış, bunalımlara, huzursuzluklara sürüklenmesine sebep olmuştur. Halbuki, birçok zaman alıcı ve yorucu işten kurtulan insanın, ruhuna, gönlüne karşı daha itinalı davranması beklenirdi.
  
   İhtiyaçlarımızın karşılanmasını sağlayan araçların alabildiğine geliştiği ve yaygınlaştığı bir hayat yaşıyoruz. Eski zamanlarda günlerce sürebilecek ve büyük zahmetlerle yapılabilecek işleri, çok kısa bir zamanda ve kolayca yapıyoruz artık. Dünyanın diğer ucundaki bir işimizi, birkaç dakikalık telefon görüşmesiyle bitiriyor, yazışmalarımızı bilgisayarlara, saatlerimizi alabilecek ev işlerini makinelere kısa zamanda yaptırıyoruz. Ve daha nice kolaylık… İşte bütün bu kolaylıkların yaşandığı, içinde bulunduğumuz hayata “modern hayat” diyoruz.
  
Öteleri Unutturan Hayat


   Modern hayatı şekillendiren ve teknik gelişmeleri yönlendiren insanlık, maddeye şekil verip hükmederken, ruhun ihtiyaçlarını yazık ki ihmal etti. Hatta ruhu maddenin kölesi olmaktan alıkoyamadı. Kendinin de, şekil verdiği maddenin de sahibi olan yaratıcıyı görmezden geldi. Elde edilen tüm teknik gelişmelerin Allah’ın yardımıyla ve O’nun bahşettiği imkanlarla gerçekleştiğini göreceğine, tamamen kendi gayretlerinin ürünü olduğuna inandı. Dünya hayatında nasıl bir değişim ve gelişme olursa olsun, insanın, yaratıcısı tarafından devamlı bir imtihana tabi tutulduğunu unuttu.
   Modern hayatın nimetlerinden faydalanırken, dünya-ahiret dengesini sağlamada, olması gereken başarı gösterilebilmiş değil. Bunun, insanoğlunun tabiatının bir yönünden kaynaklandığını söylemek mümkün. Şöyle ki:
   Allahu Tealâ, insanı zayıf yarattığını, (Nisa/28) insanın acelecilik, nankörlük, cimrilik ve isyankarlık gibi yönlerinin bulunduğunu bildiriyor. (İsra/11, 100; İbrahim/34; Kehf/54) Ayrıca insanın, karşı cinse, çocuklara, altına, paraya, dünya malına karşı arzulu olduğunu; ancak bunların geçici, kalıcı olanın ise Allah katındaki nimetler olduğunu bildiriyor. (Al-i İmran, 14-15)
   Allahu Tealâ, Nimetler içinde yaşayan insanoğlunun onları vereni unutmaya meyilli olduğunu şöyle ifade buyuruyor: “İnsana bir zarar geldiği zaman, (o zararın giderilmesi için) bize dua eder. Fakat biz sıkıntısını kaldırınca, sanki kendisine dokunan sıkıntıdan ötürü bize dua etmemiş gibi geçip gider. İşte böylece haddi aşanlara, yapmakta oldukları (kötü, çirkin) şeyler güzel gösterildi.” (Yunus/12)
   Diğer bir ayette ise, karada olsun, denizde olsun, insanoğlu çaresiz kaldığında, içinden Allah’a yalvardığı, o darlıktan kurtardığı takdirde Allah’a şükreden kullardan olacağına söz verdiği ve dua ettiği anlatılır. Fakat o sıkıntıdan kurtulduğunda sözünde durmadığı ve Allah’a isyan ettiği ifade edilir: “De ki: Bütün sıkıntılardan sizi Allah kurtarır. Sonra siz yine O’na ortak koşarsınız.” (En’am/63-64)
   İnsanoğlunun yukarıda bahsi geçen olumsuz yönlerine karşılık, önüne hidayet yolunun da konulduğunu ve artık şükredenlerden ya da nankörlük edenlerden olup olmama tercihinin    kendisine bırakıldığını yüce kelamında Allahu Tealâ açıkça bildiriyor. (İnsan/3) Hidayet yolunu tercih eden insanların kalplerinde Allah’a ve     O’nun emirlerine karşı derin bir hassasiyetin (takvanın) bulunduğu (Bakara/2), bu hassasiyeti elde edenlere ise Allah tarafından destek olunacağı (Bakara/282), yerden ve gökten onlara bereket kapılarının açılacağı (Araf/96) net bir şekilde ifade ediliyor.
  
Dindarlık Çok mu Zor?

   Allahu Tealâ, elde rahatça yaşanabilecek imkanlar olduğu halde hayatın zorlaştırılmasını  da istemiyor. Hz. Peygamber (A.S.) insanın imkanı olduğu halde kendisine eziyet etmesinin, Allah’ın istediği vazifeyi yapmamak anlamına geleceğini bildiriyor. Bundan dolayı Efendimiz (A.S.), gölgelik yer dururken güneş altında namaz kılan kimseyi uyarmış ve insanın, nefsinin de    kendi üzerinde hakkı olduğunu vurgulayarak, nefsine haksızlık yapmamasını istemiştir.
   Zamanın şartlarına uygun döşenmiş bir ev, alınan mobilya, giyilen elbise ve kullanılan diğer araçlar, kesinlikle dini yaşamaya engel değil. Aksine bu araçların sağlayacakları kolaylıklarla elde edilecek zamanın hayırlı işlerde ve hizmetlerde kullanılması söz konusu olabilir. Kişilerin gücüne göre eşyaların kalitelisini, dayanıklısını ve yakışanını almalarında herhangi bir sakınca yok. Allah, verdiği nimeti kulunun üzerinde görmek ister; yeter ki kul bu nimetler içinde Rabbini unutmasın. Günümüzde bir müslüman, bütün bu nimetleri kullanırken, onları yaratanı unutmaz, günlük ibadetlerini yerine getirir, insanlarla ilişkilerinde adaleti korumaya çalışırsa dinini yaşayan olgun bir müslüman olur.
   Müslüman insan hem çağının getirdiği kolaylıklardan faydalanacak, hem de dindarlığın zamanımız yaşantısına aykırı olduğu fitnesine karşı uyanık olacak. Fitnelerin her yanı saracağı haber verilen bu ahir zamanda, Rasul-ü Ekrem (A.S.): “Fitne ortamında ibadet yapmak, bana hicret etmek gibidir.” (Müslim, Tirmizi) diyor. Ayrıca: “Sizden sonra öyle günler gelecek ki (dinini koruma hususunda) sabırlı davranmak, ateş korunu tutmak gibi olacaktır. O günlerde amellerini yapan kimse, sizin ameliniz gibi amel eden elli kişinin mükafatına ulaşır” (Tirmizi, Ebu Davud) hadis-i şerifiyle, günümüzde az bir çabayla çok kazanç elde edeceğimizi müjdeliyor.
   Evet, biz modern hayatı, onun araçlarını ve sağladığı kolaylıkları kötülemiyoruz. Bizim karşı çıktığımız, dinin modern hayatta yeri olmadığı ve dindar insan da modern hayatın bir parçası olamaz şeklindeki propaganda. Teknik imkanlarla bütün dünyaya bu çarpık zihniyetin pazarlanmaya çalışılması. Biz insanı yaratıcısından uzaklaştıran anlayışı ve bu anlayışın oluşturduğu kültürü eleştiriyoruz. Ve diyoruz ki, her çağda, her zamanda ve her yerde din yaşanır. Günümüzde de pekalâ dindar olunabilir. Müslüman insanın uyması gereken kurallar, hiçbir çağın gereklerine aykırı olmayan, aksine her devirde geçerli olan genel kurallardır.
   Her nimetin, bir külfeti var. Unutmamalı ki, bizi Allah’tan uzaklaştıracak nimet hayrımıza olmaz

 
 
DİNDARLIĞIN ASIL ENGELİ
  
   Halil Bülbül
  
   İslâm, anlatıldığı gibi kolaylık ve mutluluk dini ise, niçin insanların çoğunluğu müslüman değil? Müslümanların bile bu dine karşı bir gevşeklik içinde olduğunu, dindarlığın çoğunlukla dilde kaldığını, gerçek haliyle yaşanmadığını görüyoruz. Bunun sebebi ne olabilir?
  
   Allah Tealâ’nın bu kolay ve güzel dininin, insan hayatında olması gerektiği yerde bulunmamasının temel sebebi, dinî yaşantının zorlaştırılması, dinin adeta bir ütopya gibi gösterilmesidir. Bu ifadeden maksadımız, birçoklarının iddia ettiği şekilde, önceki alimlerimiz değil. Onlar, yaşadıkları her dönemde tefsir, fıkıh, hadis vb. alanlarda yaptıkları çalışmalarla büyük hizmetler verdiler. İslâm’ı gereği gibi yaşayabilmenin ölçüsünü, esaslarını ortaya koydular. Böylece, Allah onları dinimizin bizlere ulaşmasına ve kıyamete kadar yaşanmasına vesile kılmış oldu.
   O halde dinimizi kim zorlaştırıyor?

   İslâm’ı zorlaştıran ve insanları ondan uzaklaştıranları iki sınıfa ayırabiliriz. Birincisi, bu dine düşman olan insan ve cin şeytanları. İkincisi de, dini bilmeyen ve onu temsil edemeyen müslümanlar. Her iki sınıfın içinde bir çok gruplar mevcuttur. Bunlar içinde tahribatta en önde gelenlerin insanları dinden nasıl soğuttuğunu kısaca anlatmaya çalışalım.
  
Gerçek Düşman

   Şeytan deyince ilk akla gelen İblis’tir. İblis, kibir ve isyanı ile Allah’ın huzurundan kovulduktan sonra, kıyamete kadar Allah’tan yaşama mühleti istedi, Allah Tealâ da ona bu mühleti verdi. İblis, Allah’ın adına yemin ederek bütün insanları azdıracağını, hak yoldan ayaklarını kaydıracağını, küfrü, isyanı ve boş şeyleri onlara süsleyip tatlandıracağını, onları zikir ve şükürden alıkoyacağını söyledi. Allahu Tealâ da ona:
   “Git, gücünün yettiğini yap! Sen, benim ihlaslı kullarımı etkileyip yolumdan ayıramazsın. Senin ve sana tabi olanların cezası cehennemdir.” buyurdu. (A’raf/12-18, İsra/63-65, Sad/75-83) İşte ondan sonra İblis, şeytanlık vazifesine başladı ve halen bu vazifenin başında bulunuyor.
   İblise, haddi aştığı, azgınlaştığı, hakka baş kaldırdığı, Allah’ın sevgisinden mahrum edildiği ve rahmetinden uzaklaştırıldığı için “şeytan” dendi ve bu sıfat kendisinin ismi oldu. İnsanlar içinde haddini aşan, azgınlaşan, hakkı çiğneyen, zulüm yapan, doğrulara karşı koyan, kötülükleri savunan, fitneyi yayan kimselere de şeytan denir. Allahu Tealâ, her iki şeytan grubunun işini şöyle haber veriyor: “Böylece biz, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. Onlar, aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözlerle vesvese verip dururlar.” (En’am/112)
   Allah’ın dinini zor gösterip küfrü ve isyanı tatlandıran, başta İblis ve onun yardımcılarıdır. Devamlı kötülüğü isteyen insan nefsi de bu işe alet olmaktadır. Bunlara bir de şeytanlaşmış insanlar eklenince, bunların eline düşen bir insan, isyan merkezi olur. Bu durumdaki insana dinin adı bile ağırlık vermeye başlar.
   
Şeytanlaşmış İnsanlar

   Şeytan, dine asıl tahribatı kendisine tabi olan insanlara yaptırmaktadır. Bu insanlar, şeytandan gelen vesveselerin sözcülüğünü yapmakta, küfür ve azgınlıkta bazen şeytanı bile geride bırakmaktadırlar. Öyle ki, Kur’an’da anlatıldığı gibi, bir vesvese ile hemen Yüce Rabbini inkar edenlerden şeytan kaçmakta ve: “Ben senden uzağım, çünkü ben Alemlerin Rabbi Allah’tan korkarım.” demektedir. (Haşr/16) Şeytan, Allah Tealâ’ya isyan etmiş, fakat O’nun birliğini ve alemlerin rabbi olduğunu asla inkar etmemiştir.
   Bu şeytanlaşmış insanlar hak dini karalamak, yaralamak ve kalpleri ondan soğutmak için bütün ömürlerini ve sermayelerini harcamakta, hiç durmadan geceli-gündüzlü çalışmakta, bunun için yazılı, sözlü her yola başvurmaktadırlar.
   Belli zamanlarda bu çabalarında öyle başarılı oldular ki, Yüce Yaratıcı’ya boyun eğip secde edenlere acındı, üç kuruşluk menfaatı için basit insanların kapısında bel büküp yalan ve yağcılıkla hayat sürenlere alkış tutuldu. Dürüst ve namuslu yaşamak, ibadet ve hayra koşmak, zavallılık ve hayattan mahrumiyet diye tanıtıldı. Yalan, talan, rüşvet, adam kayırmak ve şehvetin peşinde koşmak ise zekilik ve işbilirlik diye savunuldu.
   Oysa dinden kaçmak, rahata değil, ateşe koşmaktır. Dinsizlik, insana ve insanlığa yapılmış en büyük zulümdür. İnkar ve isyan, kalbin ve kalple beraber insanlığın ölümüdür. İsyanla, işlenen haramlarla ve edeb dışı tavırlarla kalp tamamen kararır, sonra katılaşır ve içine yerleştirilen ilahi sevgiyi, bilgiyi ve kabiliyeti kaybeder. Böyle bir insana, bütün mucizeler gösterilse de onlarla alay eder, inkara gider. Kur’an-ı Hakim’de bu hale kalbin ters dönmesi denir. (En’am/110)
   Böyle bir kalple insan her şeyi tersinden algılar. İyiye kötü, sağlama sakat, tatlıya acı der, hayırlı şeylerden zevk almaz olur. Bu hale düşen kimseye, şeytan Allah’ın emirlerini gereksiz bir şey gibi gösterir; onları daha düşünürken bıktırır. Küfürle içi kararan insan, Ebu Cehil gibi, karanlığın kaynağı olan İblis’i görünce sevinir, ona yönelir, her dediğine kulak verir. Ama her şeyi ile nur olan, aleme ışık saçan Hz. Muhammed’i (A.S.) görünce yüzü buruşur, kaşları çatılır, içine sıkıntı gelir, huzuru kaçar. Merhum Ziya Paşa ne güzel söylemiş:
   Erbab-ı kemali çekemez nakıs olanlar / Rencide olur dide-i huffaş ziyadan.
   Yani düşük ahlâklı, kıt akıllı insanlar, iyilik ve fazilet sahibi kimseleri çekemez. Hani yarasanın gözü aydınlıktan rahatsız olur ya, işte onlar da böyledir.
http://gavsisanim.spaces.live.com/

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online      

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Etiket Bulutu

%d blogcu bunu beğendi: