Dayan be gönlüm!. Bîçâre değilsin Yaradan sana yâr. Kimsesiz değilsin, yanında "Kimsesizler kimsesi" var! Biliyorum! Sığmazsın hiç bir yere bu sevdayla, dünya sana dar! Ama dayan gönlüm! Dayan ki her gecenin mutlaka bir sabahı var!.

 
 
HAYATI AHİRET İLE DENGELEMEK
   Cemil Mollahanoğlu
  
   Bir yolculuk… İlk insanın cennetten ayrılmasıyla başlayan ve tekrar ebediyyet yurduna dönüşle bitecek bir yolculuk. Ve dünya, bu yolculuk maceramızın bir bölümünü yaşadığımız bir konak yeri…
   Ruhlar aleminden çıkıp bu aleme gözlerini açan insan, elbette kopup geldiği o vatanı özler. Bu konak yerini, her ne kadar kaybettiği o ulvi vatan, bu alemin nimetlerini o alemin kusursuz nimetleri sansa da, kalbinin derinliklerinde bir yerde hep o özlemin fısıltısını duyar…
   İşte bu noktada, bir yandan gözlerini o gerçek vatana dikmişken, diğer yandan bu alemin farkında olabilenler ancak müminlerdir. Onlar ne bu hayata aldanırlar, ne de ondan koparlar. İşte bunun adı, dünya ve ahiret dengesidir.
   
   İnsanoğlu, bu hayatın geçici güzellikleriyle adeta büyülendi. Bu yüzden dünya hayatı, Kur’an’ın ayetleri ve Hz. Peygamber (A.S.) Efendimiz’in mübarek hadisleriyle yerildi. “Siz, dünya hayatını tercih edersiniz. Halbuki ahiret hayatı daha hayırlı ve bakidir” (A’la/16-17) gibi birçok ayetlerle bu diyarın en son gaye olamayacağı vurgulandı.
   “Onlara dünya hayatının neye benzediğini söyle: Dünya hayatı, gökten indirdiğimiz bir yağmura benzer ki, onunla bitkiler gelişip birbirine karışır ve en sonunda rüzgarların savurup uçurduğu kuru bir çöp kırıntısı haline döner. … Mal ve oğullar dünya hayatının süsüdür. Ebedi kalacak iyi işler ise, Rabbinin katında hem sevapça daha hayırlı, hem de ümit bağlamaya daha layıktır.” (Kehf/45-46) gibi ayetlerle de, dünya ve ahiret hayatının mevkii, kıymeti, varlığının hikmeti ve sebepleri anlatıldı.
   Kısaca, bizden ahiret hayatını gaye, dünya hayatını ise, insanlığı o maksada ulaştıran bir vasıta olarak görmemiz istendi.
   Fakat bu ilahi anlayışın ışığından uzak kalan insanlar, dünyayı gaye olarak gördü. Onu ahiretin önüne geçirdi. Ebedi ve hayırlı olanı, fani ve kıymetsiz olanla değiştirdi.
   İşte Kur’an-ı Kerim’deki ayetlerde, Sevgili Peygamberimiz (A.S.)’ın nur parıltılı hadislerinde, alimlerinin içtihat ve fetvalarında, ehlullahın hikmet ve ibret yüklü hayat hikayelerinde kötülenen dünya, gaye edinilen dünyadır. Cennet hayatı ve ilahi rızanın tahsile çalışıldığı bir dünya değildir. Ve onun yerilen nimetleri de, cennet nimetlerini hatırlatan mübah nimetleri değil; ya haram olanlar, ya da mübah nimetlerin insanı ebediyet sorumluluğundan uzaklaştırma halidir.
  
Dünya Hayatı Ve Allah Rasulü
   Bu yüzden İslam, insanlığı dünya nimetlerinden bütünüyle koparıp uzaklaştıran bir din değil; aksine, dünya nimetlerinin varlık sebep ve hikmetini, kıymet ve derecelerini öğreten bir dindir.
   Daha da ötesi, dünya hayatındaki düşüklük ve mahrumiyetler, ahiret hayatını tahsile çalışan bir mümini derinden etkiler. Bu yüzdendir ki Sevgili Peygamberimiz (A.S.) dünya hayatında fakirlikten Allah’a sığınarak, “Allah’ım senden dünyada afiyet, ahirette afiyet isterim” niyazında bulunuyor. Ve O, bu duayla Rabbine yalvarırken, bize istemeye değer nimetlerin neler olduğunu ve isteme edebini öğretiyor.
   İslâm’ın inananları dünyadan kopardığını nasıl söyleyebiliriz? O hak dinin peygamberi yemek yer, zevceleriyle gönüldaş olur, sıkıldığı zamanlarda “Ey Aişe, konuş benimle!” der… Bütün devletlere örnek bir devlet kurar ve idare eder. En zorlu günlerinde bile, Rabbinden ölüm istemez. Çektiği bütün çilelere rağmen, gül yüzünden tebessümü hiç eksik etmez… Hayatı, dünya hayatını, Allah’ın verdiği en aziz nimetlerden biri sayarak onun şükrünü eda etmeye gayret eder. Bu fani hayatı, ebediyete çevirmek için ibadetlere sarılır. Öyle ki, mübarek ayakları uzun kıyamlarda şişer. Rızık için çalışmayı, Allah yolunda bir tür cihad sayar, dilenmeyi haram kılar. Yorulunca ashabıyla sohbet eder, irşad eder, yol gösterir.
  
‘Allah’ın Lütfundan İsteyin’
   İslâm’daki dünyadan uzaklaşma, kalbi ve himmeti ahirete, Allah’ın cemaline çevirme şeklinde ifadesini bulur. O’nun cemalini görebilmek aşkına kazandıklarımızdan infak etmek, fakirleri doyurmak, yetimi gözetmek, zengin-fakir demeden Allah’ın her kuluna cömert olmak şeklinde tecelli eder.
   Bu manada bir zühd anlayışına sahip bir din, inananlarını dünyadan ve onun mübah olan nimetlerinden nasıl alıkoyar? O mübah nimetleri kazanmanın tek yolu olan çalışmaktan nasıl uzaklaştırır?
   Bakın, ayet-i kerimeler bizi hayatın içine nasıl itiyor:
   “Ey iman edenler, Cuma günü namaza çağrıldığınız (ezan okunduğu) zaman hemen Allah’ı anmaya koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz, elbette bu sizin için daha hayırlıdır.”
   Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan isteyin. Allah’ı çok zikredin; umulur ki kurtuluşa erersiniz.” (Cuma/9-10)
   “Taze et yemeniz ve takacağınız süs eşyası çakırmanız için denizi emrinize veren O’dur. Gemilerin denizde suları yara yara gittiklerini de görüyorsun. (Bütün bunlar) onun lütfunu aramanız ve nimetine şükretmeniz içindir.” (Nahl/14)
   “Ey Ademoğulları, her secde edişiniz için güzel elbiselerinizi giyinin. Yiyin, için fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.” (A’raf, 7/31)
   “(İsrailoğulları’na) Allah’ın rızkından yiyin, için ve sakın yeryüzünde bozgunculuk etmeyin dedik.” (Bakara/60)
   “Kadınlar sizin için birer elbise, siz de onlar için birer elbisesiniz” (Bakara/187)
  
Zühdün Gerçek Anlamı
   Asrımızın büyük mutasavvıflarından Seyyid Abdulhakim Hüseynî (K.S.) Hazretleri buyururlar ki:
   “İnsanlar üç kısımdır: Akıllılar, ahmaklar ve eblehler… Ahmaklar yalnızca dünyaya yönelen ve ona hizmet ederek ahireti unatanlardır. Eblehler, yalnız ahirete yönelirken dünyayı ihmal edenlerdir. Akıllılar ise, hem dünyayı ve hem de ahireti ihya edenlerdir.”
   Mescitte miskin miskin yatıp başkalarından rızık bekleyen kimselere Hz. Ömer (R.A.) Efendimiz soruyor: “Sizler kimlersiniz?” Diyorlar ki, “Bizler mütevekkilleriz.” Yani işlerini Allah’a havale etmiş, O’na güvenen, O’na dayanan kimseler… Aldıkları karşılık, ölçünün ta kendisi: “Hayır, sizler mütevekkil değil, müteekkillersiniz!” Yani yiyiciler…
   İşte İslâm’ın öngördüğü zühd anlayışı, Sahabe-i Kiram ve bir velinin sözleriyle böyle.
   Ayrıca, yeryüzüne gelen her peygamberin bir iş ve meslek sahibi olması, Allah’ın veli kullarının çoğunun, Terzi Baba, Somuncu Baba, Abdul Aziz Debbağ (derileri tabaklayan), Alauddin-i Attar (güzel koku satan veya yapan) gibi mesleklerle anılmaları, dergahlarda çalışmanın en faziletli adab sayılışı, müminlerin dünya ile olan münasebetlerini çok canlı ve açık bir şekilde ortaya koyar.
   Bu izahlardan sonra, dünya malıdır diye elbise giymeyip ağaç yapraklarıyla örtünen, kır yemişleriyle hayatta kalmaya çalışan derviş ve zahid kıssalarını, gerçek zühd anlayışıyla nasıl bağdaştırabiliriz? Bunları ancak özel bir hal olarak düşünebiliriz. Zaten bu kıssalar, kâmil mürşidlerin müritlerine örnek olarak gösterdikleri ideal bir hayat tarzı asla olmamıştır. Onlar Allah’ın Rasulü’nü örnek alarak yaşar ve ona teslim olurlar. Müritlerine de ideal bir hayat olarak bu hayatı gösterirler.
   İnkârcı kavimlerin, peygamberlerin dünyaya yönelik hayat tarzlarını anlayamamaları, onların evlenmelerini, pazarlarda dolaşıp alış veriş yapmalarını, yiyip içmelerini pek garip karşılamaları ve “bizim gibi bir insan mı bize hidayeti gösterecek?” demekten kendilerini alamayışlarının sebebi, kim bilir belki de dinin insanlığa yukarıdaki örnekteki gibi zahidâne kıssalarla öğretilmiş olmasından kaynaklanıyordur.
   Halbuki, ancak nimetlerini tadarak Alemlerin Rabbi’ni tanımaya bir yol bulabilmekte değil miyiz?
  
Halk İçinde Hak İle
   Kısaca İslâm, insan ile dünya arasında mükemmel dengelenmiş bir münasebet kurar ve insanı dünyadan, çalışmaktan, kesinlikle men etmez. İnsanlığın gönlünü ahirete, o ulvi vatana çevirir. Tasavvuf ehlinin, ‘halvet der encümen’, ‘sefer der vatan’, ‘nazar ber kadem’, ifadeleriyle formülleşen mümin ve dünya müsabeti, çok açık ve çok manalıdır. Bu formüllere göre onlar, halk içindedirler ama yalnızdırlar. Çünkü gönülleri Allah iledir. Onlar cismen dünyadadırlar; ama kalben yücelere doğru bir sefer başlatmışlardır. zahiren dünya ile meşgul gözükseler de, iç dünyaları Allah iledir. Onlar, dünyanın mübah nimetlerini tadarken, ruhlarında cennet nimetlerinin hasret ve iştiyakını bulurlar.
   İşte böyle insanlar yetiştirmeyi gaye edinen İslâm, inananlara dünyadan firar etmeyi değil, dünyayı kullanmayı, ona tasarruf etmeyi, ona mahkum değil, hakim olmayı öğretir. İslâm insanı dünyadan koparmaz, ona dünyayla ahireti kazanmayı öğretir.
  

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online    
Reklamlar

Comments on: "HAYATI AHİRET İLE DENGELEMEK" (3)

  1. Cebrailin Kanat Sesleri said:

    Yâ Vedûd!Nefsimi kudret elinde tutansın SenHayrı benden fazla isteyensin SenHilkatin şerefinden ayırma beniTut elimden sımsıkı bırakma beniNahif bedenime yüklemişsin yükü,dağların bile taşımaya takati yok,Sultansın lâ raybe diyor lisanımKuvve-i nemle mübtela kıl beniYüz üstü bırakma, ezdirme beniYâ Vedûd!Seversin bilirim beni benden çokAcırsın bilirim gayrı sözüm yokHüzün kokulu gecede açtım elimi,inerken hicabımdan birkaç damla yaş,Kimsesiz ve öksüz bırakma beniYâ VedûdElif gibi dimdik yaşayamadım,alfabemi yaktım inan ye olmadımRenklerim kayboldu, yok var sadece,siyah-beyaz resmine baktım hayatın,ve öfkeme yenildim, malum doymadımSevenlere bıraktım tüm çiçekleri,başımda tacım olmasa ne çıkar,içtim acı şerbeti susuz çöllerde,bu sefer dikenleri ben topladımYâ Vedûd!Nâr-ı cehennemden mu\’tezil eyleGeceyi yaran aydınlık aşkına,karanlık dünyamı münevver eyleRazıyım öleyim tek, göreyim seniVarsın olsun zaman mıhlasın beniBir muştu beklerim ki işte Azrail,vuslata beş kala son sözüm olsun:İlâhi kapındayım ne olur al beniİlyas Uçar

  2. Hz Ömer derdirdi ki : Nebiler nebisi Hz Muhammed\’in hayat Tarzı hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünyaya yarın ölecekmiş gibi ahret hayatına çalışmaktı..dua ile can ablamcığım benim seni seviyorum 🙂 öptüm kulak dolusu selamler sevgiler yüreğimden yüreğine ..a.e.o

  3. E_M_İ_N said:

    Bu gün ölecek gibi dünya için, yarın ölecek gibi ahiret için çalışmalıyız.(Hadis;i Şerif)Allah sizden razı olsun emeğinize sağlık.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Etiket Bulutu

%d blogcu bunu beğendi: