Dayan be gönlüm!. Bîçâre değilsin Yaradan sana yâr. Kimsesiz değilsin, yanında "Kimsesizler kimsesi" var! Biliyorum! Sığmazsın hiç bir yere bu sevdayla, dünya sana dar! Ama dayan gönlüm! Dayan ki her gecenin mutlaka bir sabahı var!.

Archive for Ağustos, 2009

oruç, ramazan, sahur, iftar, arife, bayram çok guzell :))

 

Ramazan 1
Bu gün evde bir acaiplik var.

Herkes sessizce işine okuluna gidiyor.

Annem ‘Zeynep hadi sana kahvaltı hazırlayalım’ dedi.

Kimse yemek yemiyor, su içmiyor.
Ablam bile!
Ramazan 5
Önce diyet yaptıklarını sanmıştım.
İzledim hepsini.

Akşama doğru hepsi sessizleşiyor.
Sofrayı hazırlayıp ezanı bekliyorlar.
Onları böyle seyretmek, öyle hoş ki.

Başka zaman, susmak bilmeyen ablamın bu hali içten içe güldürüyor beni.
Ama gülmeye cesaretim yok.

Ramazan 9
‘Niye böyle yapıyorlar?’ Ablama sordum, ‘Büyüyünce anlarsın..’ dedi.
Zaten başka ne der ki…

Anneme sordum, Ramazan dedi.
Babama sordum, Oruç dedi.

Ramazan 11
Bu Ramazan ve Oruç isimli iki kişi, bizimkilere yeme-içme yasağı koymuş demek.
Arkadaşım Fatıma’ya sordum.
Onun ailesine gündüzleri yemek yemiyor su içmiyormuş.

Ramazan 14
Kaşık çatal sesleri, konuşmalar duydum.Uyandım.
Babama haber vermeye koştum, yatağında yok!
Çaresiz, huysuz ablamın odasına koştum.O da yok!

Korkmadım, Ben bu hırsızların hakkından gelirim!’ dedim.
Aldım elime paspasın sapını, aniden açtım mutfak kapısını.
Sopamı havaya kaldırdım öylece kaldım oracıkta.
Bizimkiler yemek yiyorlar!

Vay uyanıklar.
Gündüz Oruç ile Ramazan’dan korkup gece yiyorlar.
Birde üstüme gülüyorlar…
Korkaklar.

Ramazan 17
Önceleri, Oruç ile Ramazan’ı bulup şikayet etmeyi düşündüm.
Fakat ablamın yemek yemedikçe pamuk gibi yumuşadığını fark ettim.
Babam ile Annem de artık tartışmıyorlar.
O zaman devam.
Belli ki Oruç ve Ramazan iyi kalpli iki amca.

Ramazan 19
Her gün bize beyaz başörtülü teyzeler geliyor.
Oturup birlikte Kur’an okuyorlar.
Her zaman ki gibi mobilyadan, gelinden, kaynanadan, konuşmuyorlar.
Ellerini açıp herkese dua ediyorlar.
Sevim teyze de başını örtmüş.

Çok da yakışmış

Ramazan 22
Her şey aynen devam ediyor.
Televizyonlar bile uslu uslu konuşuyor.
Hepsi akşam ezan okuyor.
İftar iftar deyip bütün şehir birden yemeğe başlıyor.
Ne hoş.

Ramazan 24
Oruç’u merak ediyorum.
Geçen gün Ayşe teyzem Annemle konuşuyorlardı.
Şöyle şöyle yaparsam Oruç bozulur mu?
Yok böyle olursa Oruç kaçar mı?
Demek ki Oruç, çok duygulu birisi.

İnsanlar kötü bir şey yapınca bozuluyor.
Kötülüğü gördüğü yerden kaçıyor.
Oruc’u ve Ramazan’ı artık iyice merak ediyorum.
Onlarla tanışmaya can atıyorum.

Ramazan 25
Bu günlerde herkes Kadir gecesinden bahsediyor.
Şimdiye kadar gecesi olan bir adam göremedim.
Bu Kadir de kim?

Bin aydan hayırlı gecesi varmış..
O gece uyumamak, namaz kılmak, Kur’an okumak önemliymiş.

Ramazan 26
İftarı çok sevdim.

Akşam yemek yemeye İftar diyorlar.
Gece yemek yemenin adı da Sahur.
İftar sonrası eğlenceler oluyor.
Babam camilere götürüyor bizi.
Herkes sokaklarda, camide, neşe içinde.

Ramazan 28
Merak içinde beklerken uyuyakaldım.
Kadir, gecesiyle beraber gelmiş gitmiş.
Ben göremedim


Anlayamıyorum.
Bu yüzden ağabeyimi çok özlüyorum.
Ablama soru sormaya kalksam, bana doya doya gülüyor.
Sonra da arkadaşlarına anlatıyor, birlikte gülüyorlar.

Sinir oluyorum.
Abim uzak bir şehirde üniversitede okuyor.
‘Abim ne zaman geliyor?’ diye aneme soruyorum.
‘Bayram gelsin, o da gelecek’ diyor.

Oruç, Ramazan, gece gelen Kadir’den sonra şimdide Bayram!..
Soramıyorum ‘Bayram kim?’ diye.
Neden o gelmeden abim gelemiyor?
Belki de abimin arkadaşıdır.
Çok özledim abimi.
Bayram’ı da alsın gelsin tanışalım.

Ramazan 29 / Arefe
Sonunda bir hanım ismi duydum.
Arife diyemiyorlar mı ne?
Arefe diyorlar.

Niye Arefe?
‘Arife’ olması gerekmiyor mu?
Yengemin adı gibi yani…
‘Arefe geliyor, daha temizliği bitirmedik.’ diyor Annem.
Demek ki Arife teyze çok titiz.
İyice telaşlandılar.

Bir Bayram diyorlar, bir Arefe, harıl harıl çalışıyorlar.
Temizlik yapılıyor.
Yemekler hazırlanıyor.
Anneme ‘Bayram ne zaman gelecek?’ dedim, ‘Arefe’den sonra’ dedi.
Demek ki Bayram ile Arefe evli değil.

Akraba da değil.
Kafam karma karışık.
Salih abim bi gelse de her şeyi bana anlatsa.

Ve Bayram geldi

Sabah kalktığımda, herkesi kahvaltıda yakaladım!.
Oruç öldü heralde diye düşündüm.
Gece Abim gece gelmiş.
Sevinçten haykırdım.

Çok özlemişiz birbirimizi.
Bütün olanı biteni bir güzel anlattım Abime
Yüzüme bakarken, bana tebessüm ettiğini gördüm.
Ablama sormamakla ne iyi ettiğimi anladım
Abimin tebessüm ettiği yerde, Ablam kahkaha atar.

Abime küser gibi yaptım, hemen gönlümü aldı.
Bana her şeyi baştan anlattı, bu sefer de ben gülmeye başladım.
Abimden söz aldım.

Kimseye anlatmayacak, konuştuklarımızı yazmak için izin istedi.
Ben de verdim..
Ramazan günlüğü işte böyle ortaya çıktı.

Abim buna bir de isim buldu: 5 Yaş Sendromu.
Sendromu anlamadım.
Ama olsun, Abime güveniyorum.
Gerçi Ablam’a göre 4 yaşındayım.
Annem 5 yaşında olduğumu söylüyor.
Babam daha 4 yaşından gün almadı diyor.

Abim bu konu beni aşar diyor.
Bayramı çok sevdim.
Ama Ablam tekrar o sinirli haline dönecek diye, Ramazanın gidişine çok üzüldüm.
Bizim için her gün Ramazan olsa!..
Ne iyi olur..

""KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ” "

 Hz.MUHAMMED(S.A.V.)

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online    

Bir Bardak Çay Gibi Ömür…

Bir Bardak Çay Gibi Ömür…
Kimininki Bir Dikişte Biter.
Kimininki İse Yudum Yudum…

Dibinde Kalan Çöpler İse Hayattan Kalan Kalıntılar…
Üç Şeye Dikkat Etmek Gerekir Yaşamda…
Göz, Dil Ve Gönül…
Göz Ve Dile Hâkim Olmak Zor
Ama Gönül’e Hâkimiyet Daha Güç…
Gönlü Sakınmak Lazım;
Kin,Nefret Ve Kıskançlık Yatağı Olmaktan…
Tereddütte Kalmamak,
Ne İstediğini Bilmek Veya Neyi İsteyeceğimizi Bilmek…

Küstahlığa Düşmek KorkusuDa Var Tabi İnsanın İçinde. Davaya, Hayata Ve İlme Karşı…
Övünmek Korkusu Da Var Tabi
İnsanın Küfre, Cisme Ve An’a Karşı…
Sanki Canavarın Esiri Gibi Bir Sağa Bir Sola Çarpıyor, İstikrarsız Ekonomi Gibi Bir İleri Bir Geri Gidiyorsun… Enflasyonun Canavarı Olmuşuz Haberimiz Yok…
Karanlıkta Kaybolan Gölge Misali Silinmiş Hayattan. Ayrılmak Zor.. Ama Sonu Bilmek Daha Zor…!
Hazan Mevsiminde Dökülen Yapraklar Gibi,
Tek Atımlık Kurşunu Kalmış Kovboy Gibi,
Ölümün Soğukluğunu Hisseden Gladyatör Gibi,
Hızlı Adımlarla Çıkan Ve Yine Hızlı Adımlarla Düşen, Başarısızlıktan Korkan,
Başarınca Başarısızlığı Unutan,
Başarısız Bir Başarılı Gibi…
Ben Mutluluk Sınırlarını Aşıyorum…
Acılarımı Anıyorum Devamlı…
Dost Görünen Düşmanlar,
Düşman Olan Dostlar İle…
Aklımın Duru Olması Zihnimi Karmakarışık Yapıyor.
Her Bölgesi Neden Ve Niçinler İle Dolu…
Toprakta Çürüyen Beden Ve Saç,
Yoldaş Olan Kefenle Nefis,
Peşime Düşen Sessiz Gölgeler…
Karanlık Sokaklarda Sessiz Ve Çaresiz Şikâyetname Hazırlamaktalar Hakkımda

Öldü Dersiniz…
Ölümü Hak Edecek Yeterliliktede Değilim Ama…
Medet Bekleyecek Tek Bir Kapı,
Feraha Çıkacak Bir Yol Vardır Belki…
Rengârenk Hayatın Renksiz Yaşamı…
Sonsuz Zamanın Ruhsuz Ecdadı…
Yaşanmış An’ın Yaşanmamış Saati…
Susuz Bahçenin Solmuş Gülü…
Hayatın Acımasızlığı İle Ruhum Tevafuklar İle Ayakta.
Gül Yüzlülerin Hayranlığı Var Sana…
Bunu Düşün,Sükût Et…
EtKi,En Azından Adam Bilinesin Sükûtsuzlar Arasında…
Arkadaşlık, Dostluk Önemlidir…
Değerini Bilmek Gerekir…
Sırrını Paylaşabileceğin, Derdini Anlatabileceğin, Üzüntünü Dile Getirebileceğin,Sevincini Haykırabileceğin Bir Kişinin Çevrende Olması
İnsana Hem Güven HemDe Mutluluk Verir…
Sende Taşın Altına Elini Koyacaksın
Ama
Her Şeyi Başkasından Beklememelisin…
Kılıç Üzerinde Yürüyeceksin
Ama
Kılıç Hayatı Ve Seni Kesmeyecek…
Yok, Öyle Yağma…
Kalbini Açık Tutacaksın Hayata…
Kalbin Kör Olursa Gözler GörürMü Ki Hiç…
Gözü Kör, Kalbi Kör, Yaramaz Bir Beden…
Palyaçolara Özendim…
Yüzüm Sırıtırken İçime Kan Akıtıyorum…
Metafizik Âlemde Takılıyor,
Patlamaya Hazır Bombaya Dönüşüyorum…
Saniyeler Var Patlamaya…
İyiler Arasında Kötülük Yüklü Bir Bombayım…
Bütün Kötülükleri Yok Etmek Adına
İyiliğin Değerini Anlamak İçin Bu Yapılanlar…
Kötülük Olmasaydı,İyiliğin Hiçbir Özelliği Kalmazdı…

Onun Değerini Ortaya Çıkarır Kötülük…
Bir Bardak Çay Gibi Ömür…
KimininKi Bir Dikişte Biter,
Kimininki İse Yudum Yudum…
Dibinde Kalan Çöpler İse,
Hayattan Kalan Kalıntılar…

 

""KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ” "

 Hz.MUHAMMED(S.A.V.)

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online    

…Kırgın Mıyım?…

alayanbebi9ts2wz4tx8fz.jpg 
 
…Kırgın Mıyım?…

Kırgın mıyım? Çokça….Peki nasıl geçer bu. İnsanların yüreğinizde açtığı yaralar ne ile geçer,ne örter üstünü?Neden kaybetmek kolaydır her zaman da ,kazanmak zor. Bile bile nasıl hoyratça harcarız ki sevgileri. Kırıldı mı; içinizdeki tüm kuşlar göç hazırlığına başlar ve sesizce terkederler, zamanın geldiğini bilerek habersiz. Öyle; işte öyle bir şey…!Kızmış olsan bile, bir daha yüzünü görmemek hangi kalıba sığar, bir insanın; yaşamın kısalığında…

Kırgınım! Bir vazo yere düşer, ya da bir bardak,cep telefonu,oyuncak bebeğiniz,mutlak en çok sevdiğiniz şey,bir uçurumdan aşağı düşer gibi çok yüksekten düşer ve paramparça olur, paramparça; öyle küçük parçalara ayrılır ki, öyle küçük parçalara….Bu; işte böyle bir şey…!

Kalbim mi,yüreğim mi ,beyni mi düşen ve parçalara ayrılan ve hangisi daha çok hissediyorsa bilmem…

Beynimde dönen sözler,bu son mesajım diye başlamadan önce hiç düşünmezler mi insanlar, kaçırdıklarını; bir daha geri gelmeyecek dünleri ve yarınları. Bunlar nasıl sözlerdir ki saplandıkça oklar yüreğe daha derin izler bırakır? Bu nasıl sözlerdir ki,varı yoğu siler, götürür? Bu nasıl bir şeydir ki bazı insanların sözlerine gülerken bazılarının ki canınızı acıtır? Bu; öyle işte, öyle bir şey…!

Zaman ilaç mıdır yaralara. Oysa bazı yaralar vardır hiç kapanmaz, ne kadar kötü olursa olsun adına sevilen denilenin ,verdiği tüm zararları yüklenip, gülümsersiniz. Zaman her yaraya değildir ilaç. Sadece yüreği dağlayan ateş azalır ya da alışılır yürek ağrısıyla yaşanmaya ama bir gün bir yerde ansızın ateş geri döner veya yürek ağrısı ansızın şiddetlenir; bir anıyla, bir şarkıyla bir şiirle, bir kokuyla… Hayat böyledir ; garip ayrıntılarla dolu, hiç beklemediğimiz bir zamanda yüzümüze değer tokadı. O saatten sonra, eğer varsa hataların; pişman olsan ne yazar, üzülsen ne! Önemli olan yaşarken pişman olmamak, çokça yüreğin sesini dinlemektir…Yüreğin bir sesi vardır başka,en güzel dostudur mantık katı kuralları fazla hatırlanmadan tutabilirse, yüreğin eli; elini…

Zaman ilaç olmuyor bana,hiç olmadı da zaten.Yara izleri okların saplandığı gibi duruyor,çizildiği gibi duruyor.Bu böyle bir şey, işte tam böyle…

Bazen keyifli yüzlerce büyük şey olsa bile, yüreğinizde yağmur varsa ve ya yağmur bile olmayacak gibi bir buz kütlesi duruyorsa; donmuş, güneşe dönmeli yüzü…Sizin güneşiniz her neyse, bir dost,bir kitap, bir müzik,bir fotoğraf,bir yüzük, neyse, her neyse…
Kırgın mıyım?

Kırgınım, hem de çokça. Büyük harflerle yazmalı, altı çizilmeli ve en kısa zamanda güneşimi bulmaya gitmeli
 
""KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ” "

 Hz.MUHAMMED(S.A.V.)

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online    

YAŞAMA TUTUNURKEN… İNADINA

 
 
YAŞAMA TUTUNURKEN… İNADINA
  
   Ayşenur Refik
  
   Sevdalar adına yüreğimize tercüman olan dostlara;
   Umutsuz bir lahzada, o günü muştulayanlara;
   Sevgi katillerini alnının çatından, yürek namlularıyla vuran şairlere;
   Tevbeleri kadar beyaz örtüleriyle her daim onlara…
   Selam olsun!…
  
   Hoyratça savrulduğum zamandan, dervişlerin altın halkasına, gönlün kutsalına girdiğim günden beridir mesken eyledim güllerin ülkesini… Yıldızları kandil yapıp koydum masama, aldık yüreğimizi elimize…
   “Bismillah…”
   Sevgisizlikten suçlu bulunduğum gün, gönül mahkemesinde pervasız duygularla yalnızlığın hükmü veriliyordu. Meczuplar aşka şahitti. Kehribar delilimdi. Gafletten müebbet hüküm giydim. Dağları sürdüm ovalara, göz yaşlarıma bend olsun diye. Hayalleriyse sürgün ettim, gerçeğin aynasına bakmaya yüzüm olsun diye…
   Adını dilime tesbih ettiğim sevgili… Çıkar beni gaflet zindanının küf kokan köşelerinden. Gülşeninde bir yaprak olmayı çok görme bana…
   Oy yüreğim! Bütün hainliğine rağmen, inadına, sımsıkı tutun hayata!…
   Sevgi bedbaht oldu yürek ülkeme düşeli. Bu nasıl bir ülkedir ki, padişahı yalnızlık. Korkularla örülmüş evler, kuşkulara bürünmüş caddeler, kararsız beyinler, gafletle uyanan sabahı, karalar bağlayan ağıtları var. Martılar kafeslerde hapsolmuş. Gökyüzü siyah. Kalbim kadar…

 
   Hayata dair umutlarımı gömdüm, ıssız bir mezar taşının yanıbaşına. Hiç çıkarılmamak üzere. Şair “mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır” diyor. Ben dünyamda sonbaharı, kışı, acıyı, yalnızlığı, karanlığı yaşıyorken, bir ceset kadar baharı hissedemezken, gönül gözümü hırsın hançeriyle kör etmişken, kilosunu yüz kuruşa satıyorlarken pazarda sevdanın, izbe odalarda yargılanıyorken haksızca, sevda adına… Hangi bahardan söz ediyorsun dostum!… “Yüreğini açmalısın” diyorlar. Bu karabasanlı, hayaletli, içinde akılla yüreğin bitmez savaşı, umutsuz barışı olan bu ülkeyi, hangi aklı başındaya açmalıyım?..
   Yürek salıncağına koydum geleceğimi, hayallerimi, eline sevda oyuncağını verdim… Avunsun diye…
   Köpüklerini asice vuruyorken deryalar kayalara, bir izdüşüm yaşanıyorken hayallerin kuytusunda, bir yetim hıçkırarak isyan ediyorken hayata, bir kuşun hızı kadar kısa ve yalan olan ömre, yarım kalan aşklara ve sevmekten yorulmayan, usanılmayan, uslanmayan ama kendi içinde o paslı zincirini kıramayan gönlüme, yazıyorum işte yazmak isteyip de yazamadıklarımı…
   Oy yüreğim! Bütün hainliğine rağmen inadına, sımsıkı tutun hayata… Ayaz tutmuş gönüllere nispet olsun diye, içimin volkanlarını taşıyorum satırlarıma. Bir menekşe hüznü gibi acı olan nefretimi gömüyorum çile denizinin girdaplaşan bakışlarına…
   Bilinmeyen ülkenin kapılarını açtığım gün dünyaya, zafer rüzgarları esecek içimin sabahında, bir yaprak daha fışkıracak dalından baharı kanıtlarcasına, bir aşk çiçeği daha peyda olacak ülkemde barışa dair…
   Bir Firavun daha şakağına dayarken tabancasını, Musa Tur Dağında edecek bayramını…
   Gün Ebrehe’nin değil, Ebabil’in günüdür.
   Bir deniz kabuğuna binip, ümidi duman duman içime çekerek, lacivert denizde, özlemler diyarı vuslat ülkesine doğru yelken açtığım gün, yanık türküler yakacağım gönlün ozanıyla…
   Bir meçhul yolcu gibi bu şehri terkederken; Güller Sultanı’nın Diyarı’na…
   Yavaş yavaş sabah olmakta, gün ile birlikte düşüncelerim de ağarmakta…

 

 
""KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ” "

 Hz.MUHAMMED(S.A.V.)

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online    

TUT BENİ ALLAHIM!!!


Kayıyorum, tökezliyorum, düşüyorum… Yolumu kaybediyorum dünya çıkmazdında..
Yerim burası değil biliyorum, yine de kanıyorum…
Yanıyorum
Ey yerlerin ve göklerin ve ikisi arasındakilerin Rabbi,
ben’im Rabbim..
Ellerimi Senden başka uzatacak kimsem yok, kime uzatsam açıkta kalıyor bir parçam,
kime dönsem yüzümü yönler kayboluyor.
İki adım sonrası yar, üç adım sonrası mechul.. Sana getirecek sokaklar çıkmaza dönüyor.
ben girince;
ben girince Sen
gidiyor musun?

Rabbim, çaresizliğimi bileli çok olmadı… Çok olmadı eşiğine kapanıp gözyaşı dökmeyi isteyeli.. Olmuyor Allah’ım..
Bir şeyLer hep eksik
kalıyor. Sana gelirken,
Sana gelmekten başka yolum olmadığını bilerek,
gelirken..
Bir şeyler eksik..
Güzergâhım engebeli..
Issız..
Düşsem
tutan olmayacak.. Yorgun başımı dayasam bir dağa, üzerimden yol
geçecek. Kimse görmeyecek beni Rabbim. Kimse kimsenin derdi değil,
benim Rabbim Sensin.. Atarsan beni tutacak yok, bırakırsan düşerim…

Ben..
Cümlelere küçük harfle başlayıp, büyük harfle bitirmeyi marifet
sanan zavallı..
Oysa nokta koymayı bile bilmiyorken…
Ve sadece
lüzumsuz ne varsa, ne varsa zayi ettiren, yiyip bitiren ne varsa onu
seçen.. Düşüp düşüp düşerken… Hep düşerken uslanmadan yine de
düşmeyi tercih eden..
Nefisperest…
Ben…
Uyandır beni rehavetimden.. Günhkârım, utanç içinde kızarıyor
yanaklarım huzurunda.. Senden istemek ağır geliyor, ama başka kapım
yok… Gidecek kimse yok, kalakalıyorum karanlıklarda…

‘Allah’ım…’

Yaratan, rızık veren, yol gösteren… Rahmetini kimseden esirgemeyen
Rabbim.. Düşe kalka kanamışken, yitmişken.. bitmişken.. Senin sözlerin
yetişiyor imdadıma:

‘ Duanız olmazsa ne ehemmiyetiniz var’

Ama öyle ağır ki omuzlarım, öyle ağırlaşmış ki parmaklarım; ellerimi
semâya döndüremiyorum… Ellerim kızarıyor.. Kalbim kanıyor.. Aciz,
gafil, günahkar gözlerim utanıyor.. ‘Ya beni istemezse..?’ diye
çırpınırken sözlrim.. Yine Sen yetişiyorsun imdâdıma.. Kimim var ki
zaten, Senden başka..

‘Bana dua edin, icâbet edeyim’

Sana, sana güvenerek geliyorum Allah’ım… ‘Beni bırakma, uçurumlara..’

‘Tut ki… Edemem Sensiz’

yer Senin, gök Senin.. ben Senin.. yollar Senin.. bana en yakın
bildiklerim Senin.. Sen istemezsen kime giderim? Düşsem kim tutar
elimden? Kim sarar yaralarımı?
Rabbim gözyaşlarım kupkuru, ama yüreğim ıslak Rabbim..
Ağlayamadığım
için utanıyorum, günâhlarımı dökemediğim için.. Ağırlığımı taşıyamıyor
güçsüz bedenim, belim bükük bu yüzden.. Sırtımda hata kamburum..
Alnımda gaflet çizgileri.. Yüzüme bakılası değil…
Ama senden başka kimim var benim? Kime giderim?…

‘Tut beni Allah’ım, tut ki, edemem Sensiz…

Amin…(Alıntı) 

 
""KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ” "

 Hz.MUHAMMED(S.A.V.)

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online    

 

Sevmek…

 

sen2wh.jpg

“Sevmek” dedim.
“Yoluna ölmek” dedi.

“Yol” dedim.
“Alıp başını gitmek” dedi.

“Gitmek” dedim.
Bir “Ahh” çekip, “Dostlardan ayrılmak” dedi.

“Dost” dedim.
Durdu. Bana baktı. “Dost” diye mırıldandı.
“Yüreğime nasıl koysam bilemediğim” dedi.

“Yürek” dedim.
“Dünyaları içine sığdıramadığım” dedi.

“Dünya” dedim.
“Hayatın bir yüzü” dedi.

“Yüz” dedim.
“Ardında ne gizli bilemediğim” dedi.

“Giz” dedim.
“Hep çözmeye çalıştığım” dedi.

“Çalışmak” dedim.
“Bitmeyecek öykü” dedi.

“Öykü” dedim.
“Binlercesini içimde gizliyorum” dedi.

“Gizlemek” dedim.
“İşte, her şeyin bitimi” dedi.

“Şey” dedim.
“Sevda” dedi.

“Sevda” dedim.
“Peşinden koştuğum” dedi.

“Koşmak” dedim.
“Hayat, bir maraton” dedi.

“Hayat” dedim.
“Öyle kısa ki!” dedi.

“Niçin kısa?” diye sordum.
“Yaşanacak çok şey var, zaman yok” dedi.

“Yaşanması gereken ne var? ” diye sordum.
“Aşk” dedi.

“Kaç kere?” diye sordum.
“Bin kere” dedi, “Milyon kere”

“Neden bir kere değil?” diye sordum.
“Bütün aşkların toplamı, en yüce ve tek aşk” dedi.

“Önce ona varsan olmaz mı?” diye sordum.
“Keşke olsa” dedi, “Ama önce yoğrulmak gerek”

“Acı çekmek mi?” diye sordum.
“Evet, aşk acısında yok olmak” dedi.

“Yok olunca!” dedim.
“İşte gerçek aşkta o zaman yaşamaya başlarsın” dedi.

“Gerçek aşk!” dedim.
“Büyük o!” dedi.

Durdum. Durdum. Ve sustum!

“Neden sustun?” diye sordu.
“Yüreğim titredi sanki” dedim.

“Neden?” diye sordu.
“Bilmiyorum” dedim. “Büyük O!”

“Evet” dedi, “Büyük O!”
“Nerede?” diye sordum.

“Her yerde” dedi.

“Nasıl?” diye sordum.
“Yüreğini aç” dedi.

“Yüreğimi açmak!” dedim.
“Bir tebessümle bak her şeye” dedi.

“Tebessüm” dedim.
“Her kapının anahtarı” dedi.

“Kapı” dedim.
“Girmeden bilemezsin” dedi.

“Ya korku!” dedim.
“Bilinmeyenden korkar insan” dedi.

“Ben bilmiyorum” dedim.
“Neyi?” diye sordu.

“Ben’i” dedim.
“Sen kimsin?” diye sordu.

“Ben kimim?” diye sordum.
“Sevgiyle beslenensin” dedi.

“Kimin sevgisiyle?” diye sordum.
“Büyük O’nun” dedi.

Durdum. Durdum. Yine sustum.

“Kimsin?” diye sordum.

“SEN’im” dedi.

 
""KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ” "

 Hz.MUHAMMED(S.A.V.)

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online    

Yürek Yırtıyor Sevgini Verdiklerin..

   

Yürek Yırtıyor Sevgini Verdiklerin..
 
İnsansın ve insanlarla beraber yaşıyorsun… Kırık kırıktır için… özün eziliyordur çok zaman… içini açamazsın kimseye, iç çekip durursun kendi içinde… Kimi anladın ki, kim seni anlasın… Neyi istediğini, neyi sevdiğini biliyor musun ki…

Yüreğini yırtıyor sevgini verdiklerin… Hissiz mi yürümeli ıssız yerlerde? Sensizlik senden daha mı sevimli sevgili sevgi? Yakınlık yakıyor, yalnızlık üzüyor…

Dostta denir mi her dert? Dedin de ne dinledin? Kime dayanacaksın yüreğinde yürüyen dertler için?

“ Ne tesellisi var, ne şarkının, ne sazın” Sözler silik, sazlar kırık… Hayat bestesi hüzünlü…

Gülmek mi mutlu eden, ağlamak mı? Huzur hiçbiri mi? Hiç mi her şey? Hiçlik dereleri nerede duracak, varlık dağlarına ne zaman çıkılacak?

Uçar gibi gidiyor zaman, uyur gibi geçiyor ömür… Harcanan hayat… Hayıflanması gereken hayallerle oyalanıyor… Yuvasız kuşların şaşkınlığıyla çırpınıyor… çaresiz dallara konuyor kırık kanatlarla… Acı kanıyor içi… Dertle dönüyor dışı…

Umutla doğuyor her sabah, ölümle yatıyor her akşam… Dert döşeğinde gözleri açık uyuyor, deva prensesi gelir de ellerinden tutar diye… Acı şerbeti şifa şevkiyle içiyor… Deva diye dayanıyor dertlere…

Sevgiyi saflaştırır sıkıntılar, dostlukları derinleştirir dertler… Sürüklendikçe yüreğin, özüne yol alırsın… Savrulması gereken sevgi değil, her şeyi yutan senin “ben”in… “Ben” de boğulmazsan içindeki “ben”le buluşursun…

Dert dalgalarıyla çalkalanırken “ben” in, duru ve derindir özbenliğin… Sevgi saf, hikmet diri, varlık dağları yücedir bu benlikte…

içtiğin acılara, dayandığı dertlere değmiştir, “Ben” den geçmiş “Birben”e erişmişsindir…

özün özüne erişen kabuk ağlamalara güler geçer… Günlerin üstündedir gönlü, gönlünden damlayan günleri de güldürür…

Dertler gülmekle geçmez, acıları dindirmez şarkılar…

içini açıyorsa çektiklerin derin bir iç çek ve yürü yüreğinin yolunda…
 
 
""KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ” "

 Hz.MUHAMMED(S.A.V.)

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online    

KUR’AN’DAKİ SÜNNET

 
KUR’AN’DAKİ SÜNNET
Ebubekir Sifil
  
   Kur’an’ın doğru anlaşılması için başta Efendimiz s.a.v.’in sünneti olmak üzere, başvurulması gereken birtakım ölçüler bulunması tabii ve gereklidir. Bu yazıda, bu “gereklilikler” arasından Sünnet üzerinde durmaya ve Sünnet olmadan Kur’an’ın Rabbimiz’in muradına uygun olarak anlaşılmasının mümkün olmayacağını yine Kur’an ayetleriyle ortaya koymaya çalışacağız.
  
   Yazıya başlık olarak seçtiğimiz cümlenin “Kur’an’daki İslâm” sloganını çağrıştırdığının farkındayız. Bilinçli olarak yaptığımız bu seçimin amacı da bu sloganın Kur’an’a uygun olmadığını ortaya koymaktan başka bir şey değil zaten.
   Kur’an’ı herkesin istediği gibi yorumlamasına kapı açmak maksadıyla üretilen bu slogan benimsendiği takdirde, Kur’an okuyan kişi sayısı kadar İslâm anlayışı ortaya çıkacağı açık. Bu durumda bütün insanlık için hidayet kaynağı olan Yüce Kitabımız, kişiden kişiye değişen hükümler taşıyan, hatta yer yer kendisiyle çelişkiler arz eden bir kitap konumuna düşürülmüş olacaktır.
   Oysa Kur’an’ın doğru anlaşılması için başta Efendimiz s.a.v.’in sünneti olmak üzere, başvurulması gereken birtakım ölçüler bulunması tabii ve gereklidir. Bu yazıda bu “gereklilikler” arasından Sünnet üzerinde durmaya ve Sünnet olmadan Kur’an’ın Rabbimiz’in muradına uygun olarak anlaşılmasının mümkün olmayacağını yine Kur’an ayetleriyle ortaya koymaya çalışacağız.
  
Sünnet’in Bağlayıcılığı
   Yüce Kitabımız’da şöyle buyurulur: “Hayır! Rabbine andolsun ki, onlar aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem tayin etmedikçe, sonra da vereceğin hükümden dolayı nefislerinde bir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.” (Nisa, 65)
   Kur’an’ın doğru anlaşılması konusunda herkesin kendi kanaatine göre hareket ettiği bir ortamda görüş ayrılıklarının çıkması ve hangi ayetin ne anlama geldiği konusunda farklı tercihlerin gündeme gelmesi tabiidir. Acaba böyle bir durumda bu kanaat ve tercihlerin hangisinin doğru olduğuna kim karar verecektir?
   İşte bu ayet, ihtilaflı durumların Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz’e arz edilmesi ve O’nun verdiği hükmü itirazsız kabul etmemiz gerektiği, aksi takdirde iman iddiamızın geçerli olmayacağı konusunda bizleri ikaz etmektedir.
   Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz hayattayken ihtilaflı meseleler bizzat O’na sorularak çözüme kavuşturulmuştur. O, Refik-i Alâ’ya intikal ettikten sonra ise bize bıraktığı Sünnet’in hakemliğine gitmemiz gerektiği açık bir hakikattır.
   Nitekim Efendimiz s.a.v. şöyle buyurarak bu noktaya açıklık getirmiştir: “Size iki şey bıraktım; onlara sarıldığınız sürece ebediyyen yolunuzu şaşırmazsınız. O iki şey Allah’ın kitabı ve Rasulünün sünnetidir.” (Muvatta)
   Yukarıda zikrettiğimiz ayeti biraz daha yakından inceleyelim: Madem ki bu ayet, aramızda çıkan her türlü ihtilafı Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz’e götürmemiz gerektiğini emretmektedir; öyleyse Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz bizim aramızda hangi ölçüyü esas alarak hüküm verecektir?
   Bu soruya cevap olarak “Kur’an’ı esas alarak” şeklinde cevap verilirse ortaya şu gerçek çıkmaktadır: Demek ki Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz Kur’an’ı bizden çok daha iyi bilmektedir.
   Bundan tabii bir şey olamaz; zira O, Kur’an vahyinin doğrudan muhatabı olan tek kişidir. Yine O, hangi ayetin ne anlama geldiğini bizzat ayeti getiren Cebrail a.s.’a sorma imkanına sahip olan tek kişidir. İşte sahip olduğu bu üstünlük, O’nu Kur’an’ın doğru anlaşılması konusunda birinci derecede başvurulması gereken merci konumuna yükseltmektedir.
   Yukarıda sorduğumuz soruya, “Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz, bizim aramızda çıkan ihtilaflı meselelere Kur’an’da yer almayan bir çözüm getirebilir” şeklinde cevap verilecek olursa, bu cevap Sünnet’in bağlayıcılığının en kesin delillerinden birinin kabul edildiği anlamına gelecektir. Zira zaten biz de aynı şeyi söylüyor ve Efendimiz s.a.v.’in Kur’an dışında verdiği hükümleri Sünnet olarak isimlendiriyoruz.
  
Muhtemel Bir İtiraz
   Sünnet’in bağlayıcılığına itiraz eden bazı çevreler şöyle demektedir: Madem ki Kur’an kendisinin “herşeyi açıklayıcı” olduğunu (Nahl, 89), “hiçbir şeyi eksik bırakmadığı”nı (En’am, 38), “ihtilafları açıklamak için” gönderildiğini (Nahl, 64), Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz’in bile Kur’an’dan başka hakem aramadığını (En’am, 114) söylemektedir; öyleyse Kur’an dururken Sünnet’e veya bir başka kaynağa müracaat edip onu bağlayıcı kabul etmek Kur’an’a aykırıdır.
   Bu iddiaya karşı herşeyden önce şunu söyleyelim ki, eğer Kur’an’ın eksik hiçbir şey bırakmadığını ve herşeyi açıkladığını ifade eden yukarıdaki ayetler mutlak manada alınmaya müsait olsaydı, nazil olduğu günden bugüne insanoğlunun bilgi dağarcığına giren fizik, kimya, astronomi, biyoloji, tıp, felsefe, mantık, gramer vs. ile ilgili ne varsa, hepsinin Kur’an’da açık-seçik bir şekilde yer aldığını görebilmemiz gerekirdi.
   Yine bu yaklaşımın doğruluğunun kabul edilebilmesi için, bizzat Kur’an’ın emrettiği namaz, oruç, zekât, hac gibi pek çok ibadetin, bütün detaylarıyla Kur’an’da yer almış olması icap ederdi. Oysa Kur’an’ın, bu ibadetlerin kimler tarafından, nasıl ve ne zaman yapılacağı hakkında tafsilatlı bilgi vermediği ortadadır.
   Şu halde yukarıdaki itirazı delillendirmek için ileri sürülen ayetleri, Kur’an’ın doğru anlaşılması için Sünnet’e ihtiyaç olmadığı tarzında anlamak doğru değildir.
  
Kur’an’ın “Apaçık Bir Kitap Olması” Ne Demek?
   Bilindiği gibi pek çok Kur’an ayetinde Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz’e, Kur’an’ı insanlara beyan etme, yani açıklama görevi verildiği belirtilmektedir. Bu ayetlerden birisi şudur:
   “Sana Zikr’i indirdik ki, kendilerine indirileni insanlara açıklayasın; ta ki düşünüp anlasınlar.” (Nahl, 44)
   Bu ayette Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz’in, insanlara indirilen hükümleri beyan etmek gibi bir görevinin bulunduğu açık bir şekilde ifade buyurulmuştur.
   Bu ayet dolayısıyla iki husus gündeme getirilebilir:
   1- Eğer Kur’an, Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz tarafından ayrıca açıklanmaya muhtaç bir alan bırakmış değilse, Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz neyi niçin açıklayacaktır?
   2- Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz bu “açıklama” görevini nasıl yerine getirecektir?
   Bu sorunun cevabı iki şekilde verilebilir:
   * Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz, Kur’an’ı yine Kur’an ayetleriyle sınırlı kalarak açıklayacaktır.
   * Kur’an’ı, Kur’an’da açıkça yer almayan bir çerçeve getirerek açıklayacaktır.
   Bu şıklardan hangisini kabul edersek edelim -ki bir üçüncü şık sözkonusu olamaz-, Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz’in, herhangi bir ayeti açıklarken Kur’an’da yer almayan bir takım hususları gündeme getirmesinin, kendisine verilen bir görev ve yetki dahilinde vuku bulduğunu söylemek zorundayız. Şöyle ki:
   İlk ihtimal, Kur’an’ın yine Kur’an ile açıklanması idi. Burada Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz’e Kur’an’ı beyan etme görevi verilmiş olması gösterir ki, Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz Kur’an’ı, sıradan insanların ulaşamayacağı bir seviyede idrak ve ihata etmektedir. Bu ise Kur’an’ın anlaşılmasında O’nun açıklamalarına mutlak surette ihtiyacımız bulunduğunu gösterir.
   İkinci ihtimal ise doğrudan “gayri metlûv vahiy” olgusunu gündeme getirir. Gayri metlûv vahiy olgusunun kabul edilmesi halinde ise Sünnet’in Kur’an’ı beyan fonksiyonu konusunda herhangi bir şüphe sözkonusu değildir.
   Bir diğer ayette de şöyle buyurulmaktadır: “O Kur’an’ı hemen kapmak için dilini aceleyle kımıldatma. Şüphe yok ki onu (senin kalbinde) toplamak da, onu okutmak da bize aittir. Öyleyse biz onu okuyunca sen onun okunuşuna uy. Sonra şüphe yok ki, onun açıklaması da bize aittir.” (Kıyâme,16-19)
   Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz’in Kur’an dışı bir vahiyle Kur’an’ı açıkladığının en kuvvetli delillerinden birisi olan bu ayette dikkatimizi şu noktaya yoğunlaştıralım: Allah Tealâ, Kur’an’ı açıklama işinin kendisine ait olduğunu, hem de vurgulu bir ifade ile beyan buyurmaktadır.
   Buradan ilk bakışta Kur’an’ın yine Kur’an’la açıklanacağı sonucu çıkar gibi görünse de, acele davranıp ayetin bu hususu anlattığı konusunda son kararı vermeden önce şöyle bir soru soralım: Eğer böyleyse Kur’an’ın bütün ayetlerinin yine Kur’an tarafından açıklanmış olması gerekmez mi?
   Oysa görüyoruz ki, Kur’an’da diğer ayetler tarafından açıklanmamış pek çok ayet mevcuttur. Yukarıda da değindiğimiz gibi namaz, oruç, zekât, hac gibi ibadetlerin nasıl eda edileceği konusunda Kur’an’da detaylı bilgi bulunmaz.
   Öyleyse şunu söylemek zorundayız: Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz, Kur’an’ı açıklama görevini yerine getirirken, bir yandan murad-ı ilâhinin ne olduğunu beyan etmiş, diğer yandan da tabii olarak Kur’an’da yer almayan ilave hususlar getirmiştir. Nitekim Hadis kitapları ve rivayet tefsirleri, Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz’in bu türden beyanlarıyla doludur.
  
Netice
   Bilindiği gibi Ehl-i Kitap dediğimiz yahudi ve hıristiyanların Tevrat ve İncil üzerinde yürüttüğü tahrif (bozma, değiştirme, aslından uzaklaştırma) faaliyeti birkaç şekilde gerçekleştirilmiştir. Bunlardan birisi de, Tevrat ve İncil’in bazı ayetlerini kendi heva ve hevesleri doğrultusunda yorumlamak ve onlara diledikleri gibi anlamlar vermek tarzında olmuştur.
   Yüce Kitabımız Kur’an’ın da bu türlü bir tahrif faaliyetine maruz kalmasının önündeki en büyük engel, Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz’in sünnetidir. Kısmet olursa ileriki yazılarda zikredeceğimiz, Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz’e itaat ve ittiba etmemizi emir buyuran ayetler, Kur’an’ın bizden istediği kulluk görevini en uygun biçimde nasıl yerine getireceğimiz konusunda bizi Sünnet’e yönlendirmektedir. Bu gerçek göz ardı edildiğinde Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz’e ittiba etmenin ve O’na muhalefet etmekten sakınmanın mantıklı ve tutarlı bir açıklaması olamaz.
   Bu itibarla “Kur’an müslümanlığı”, “Kur’an’daki İslâm” gibi içi boş sloganların öncelikle Kur’an’a aykırı bir İslâm anlayışı oluşturmaya yönelik beyhude gayretler olduğunu hatırdan çıkarmamalıyız. Unutmayalım ki, Peygambersiz bir din “Hak Din” olamaz ve böyle bir dinin insanları götürebileceği tek adres vardır: Dalâlet…
  
 
""KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ” "

 Hz.MUHAMMED(S.A.V.)

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online    

En Büyük Kişisel Gelişim Kitabı

 
En Büyük Kişisel Gelişim Kitabı

Bakın Kuran-ı Kerim’de bizi yaradan Rabbimiz bize nasıl öğütler veriyor.

Bizi bizden daha iyi bilen Rabbimiz, yüce kitabında gören gözler için apaçık bir kişisel gelişim dersi veriyor.

Haşr 10: Muhatabına güvenmek istiyorsan, önce sen güvenilir ol.

Saff 2: Yalandan uzak dur.

Maun 4-5: Eleştirinin keskin bir bıçak olduğunu unutma. Söyleyeceklerini iyi tart.

İsra 37: Kibirli olma, alçak gönüllü davran.

Müddesir 1-5: Kendini fazla abartma.

Yunus 12: Vazgeçilmez olmadığını kabul et.

Rum 21: Tek başına mutlu olunamayacağını bil. Çevrenin mutluluğu için gayret göster.

Tekasür 1-2: Kibrine yenilip hep daha fazlasını isteyerek hayatını zehir etme.

En”am 50: Ön yargılarla hayatı kendine zehir etme.

En”am 60: Bildiklerinle açıklayamadığın şeyler, hayatının kâbusu olmasın.

Felak 1-5: Korkuların tutsağı olarak yaşamaktan vazgeç.

Fecr 27-28: En sevdiğin şeyleri, başkalarıyla paylaşmanın keyfine var.

Tekvir 25-27: Her şeyin üstesinden gelemeyeceğini asla unutma.

Hucurat 10: Büyüklük kompleksine kapılıp, insanları ezerek arkadaşlarını kendinden uzaklaştırma.

Bakara 156: Çaresizlik tuzağına düşme. Her zaman bir umut ışığı olduğunu aklından çıkarma.

Beled 5-6: Her şeye hakim olmak için uğraşıp hayatı yaşanmaz hale çevirme.

Muhammed 7: İyiliği karşılık beklemeden yap.

Vakıa 83-87: Ölümden korkmak yerine, ölüm gerçeğiyle yüzleş.

Bakara 263: Yaptığın iyilikleri unut. Anlatarak onları kıymetsizleştirme.

Furkan 63: Sana yapılan kötülüğün karşılığını vermek yerine öfkenin dinmesini bekle.

İnşirah 1-3: Seni huzursuz edecek işlerden uzak dur. İhtirasını törpüle.

Mücadele 7: Hiçbir sırrın sonsuza kadar gizli kalamayacağını unutma.

Rahman 7-9: Çıkarcı olma. Adil davran.

Tevbe 40: En zor zamanda bile kesinlikle ümitsizliğe kapılma.

Fatır 19-22: Senden iyi durumda olanlara bakıp üzüleceğine, senden zor durumda olanları görüp rahatla.

Hakka 33-35: Hayatının vazgeçilmezleri olsun. Onları küçük çıkarlar içi n asla feda etme.

Kalem 1-2: Yazdıklarının ve yaptıklarının peşini bırakmayacağını unutma. Gücünü insanların yararına kullan.

Münafıkun 4: Bencil olma, tebrik etmeyi bil.

Yusuf 32-33: Modern hayatın çarpıklaştırdığı kadın-erkek ilişkilerinin, hayatını esir almasına izin verme.

Ankebut 41: İyi bir dostun, paha biçilmez olduğunu aklından çıkarma.

Al-i İmran 92: İyilik yapma arzunu, şarta bağlama. Vermek almaktan daha büyük bir ihtiyaçtır, asla unutma.

Hacc 46: Kendini, hep daha iyiye ulaşmak zorunda olduğuna koşullama.

İbrahim 42: Merhametli olmaktan asla vazgeçme.

İsra 23: Anne ve babana ”off” bile deme.

Nisa 149: Kendini sürekli övmekten uzak dur.

Enfal 56: Sözünüzde durmamanın utanç verici olduğunu aklından çıkarma.

Âl-i İmrân 139: Yaşadığın zorluklar karşısında kendini bırakma ve üzülme; hedefe ulaşmak inancını ve azmini korumayı, duygularına hakim olmayı gerektirir.

Furkan 43: Heveslerini kendine ilah edinme.

Necm 3: İnanma duygunu diri tut.

Nisa 58: Karar verirken, vicdanının sesini duymazlıktan gelme.

Eğer bir gün dünyaya ait çok büyük bir derdin olursa
Rabbine dönüp:
“Benim çok büyük bir derdim var”
deme!
Derdine dönüp:
“Benim çok büyük bir Rabbim var”
de!

 
 
""KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ” "

 Hz.MUHAMMED(S.A.V.)

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online    

Dostları Hatırlamak

Uzaklık mı?
O bizim için değil dost.
Biz ‘yürek devleti’yiz ötelere uzanan…
Açarız avucumuzu,
Dostlarla o dem yürek yüreğe konuşuruz…
Gözyaşımız vardır bizi ayakta tutan;
Bir de gönül selâmımız…
Dost için geceleri tatlı uykumuzu böleriz,
Dost için secdeye kapanır dua ederiz.
Dostun muhabbetiyle gelir Hak selâmı,
Bize en güzel hediye dost kelâmı.

Nice güzellikleri paylaştık dostlarla. Nice değerin ve derinliğin farkına beraber vardık. Ömrümüzün en güzel, en taze, en saf yıllarında; insan olmanın güzelliklerini aynı pınardan yudumladık. Anamızdan atamızdan ilk ayrıldığımız zamanlarda gurbetteki garipliğimizi dostlarımızın yanında hafiflettik. Aynı evi, aynı odayı paylaşırken ‘ben’lik canavarından kurtulup; ‘biz’ olmanın ne kadar tatlı olduğunu birlikte idrak ettik. Bugünün dünyasını kasıp kavuran; insanlığın özünü çürüten ‘yalnızlık’ hastalığından aynı mekânlarda aldığımız terbiyeyle kurtulduk. Hak armağanı ulvi hakikatleri, birlikte solukladık Üzüldüğümüzde beraber ağladık, sevindiğimizde beraber güldük. Ne kadar farklı yaratılmış olsak da, yitirilmiş cenneti yeniden kazanma yolunda aynı rüyayı gördük. Neler yaşamadık ki dostlarla… Biz onlarla, bedenimizle değil, yüreklerimizle aynı yolu yürüdük.

Bütün bu güzelliklerin kıymetini ise yıllar sonra ayrı düştüğümüzde fark ettik

Zaman rüzgâr oldu, yaprak gibi dört bir yana savurdu hepimizi.

Kimimiz Anadolu’ya dağıldı; kimimiz dünyaya açıldı. Kimimiz, ani ve acı bir sürprizle ahiret yolculuğuna erken çıkarak hepimizi şaşırttı. Dünya bu ya, telaşı-kargaşası derken koşuşturmaya daldık. Birbirimizden haber bile alamaz olduk. "Kimimiz doğuda, kimimiz batıda, kimimiz kuzeyde, kimimiz güneyde, kimimiz ahirette, kimimiz dünyada olsak da yine birbirimizle beraberiz." dedik, hiç unutmadık birbirimizi, hiç ihanet etmedik paylaştığımız yüce hakikate…

Ne kadar günahkâr olsak, dünyanın tozuyla-toprağıyla ne kadar bozulsak da, bulansa da gönüllerimiz, hep aynı sızıları duyduk, aynı pişmanlıkları yaşadık. İsraf ettiğimiz, kaybettiğimiz güzellikler karşısında birbirimizin dualarına dayandık. Sadece o dualarla ayakta kalacağımızı biliyorduk. Gecelerini bölen has dostlarımızın duası dünyada güvencemiz, aksiyon pusulamız, ahiret sigortamız olarak iman gücümüzü artırdı. O dualar ki; gönülden gönüle köprüler kurdu. Gözlerimize fer, gönüllerimize ve ruhlarımıza aydınlık kattı, kapılar açtı.

Yollarda yalpaladığımız, sarsıldığımız oldu. Çok defa uçurumun kenarından tam gayyâya yuvarlanacakken dostlarımız tarafından kurtarıldık. Kaç defa büyük günahların eşiğinden dostların bize gösterdiği hüsn-ü zannın utancıyla sıyrıldık:

"Ya Rabbi rızanı kazanmak için dostlarla çıktığımız bu yolda bizleri utandırma. Bizleri kaybedenler olarak huzuruna alma. Samimi dostlarımızın duaları hürmetine, Sen’in gerçek dostların hürmetine, bizi nefsimizin tuzağına bırakma. Bizleri rızan dairesinde buluşanlardan eyle ."

Zaman zaman -insanlık hali işte- şeytana uyduk, birbirimizle kavga ettik, birbirimize öfkelendik, tenkit ve su-i zan hastalığına düştük .

Kavgamız gayemizle çatıştı: "Kardeşlerimden rica ederim ki; sıkıntı ve ruh darlığından veya nefis ve şeytanın desiselerine kapılmaktan veya şuursuzluktan, arkadaşlardan sudûr eden fena ve çirkin sözleriyle birbirine küsmesinler ve ‘haysiyetime dokundu’ demesinler. Ben o sözleri kendime alıyorum. Damarınıza dokunmasın. Bin haysiyetim olsa kardeşlerimin mabeynindeki muhabbete ve samimiyete feda ederim." diyen Hak dostunun cümleleriyle kendimize geldik. Bu hakikatler karşısında, yaptıklarımızdan vicdanen rahatsızlık duyduk, uygun bir zaman ve zemini gözleyerek karşılıklı konuştuk, anlaştık. Uzlaşmanın verdiği hafiflikle eskisinden daha fazla kaynaştık. "Dünya öyle bir metâ değil ki nizâa değsin." satırlarını aynı toplulukta okuduk, hatamızın farkına vardık, pişman olduk. Hatadan dönmenin fazilet olduğunu öğrendik. Üç günlük dünyanın kavgaya değmeyeceğini anladık.

Dostumuzun çaresiz kaldığı zamanlarda -üzüldük belki ama- bunu ona gerektiği gibi belli edemedik. Çaresiz kaldığında hakiki mânâda onun derdiyle dertlenemedik. Efendimiz’in (sas), "Kişi kendi nefsi için istediğini, mü’min kardeşi için de istemedikçe tam iman etmiş olmaz." hadîs-i şerifinin gösterdiği ufukta her zaman birleşemedik. Üç günlük dünyanın dostlarla paylaştıkça tatlanacağını, umutların dostlarla paylaştıkça artacağını, ayrı kaldığımızda anladık.

Rabb’imiz, vahdaniyet ve ehadiyet sırrına binaen hepimizi farklı yaratmıştı. Kimimiz yumuşak mizaçlıydı, kimimiz öfkeli… Kimimiz az konuşurdu, kimimiz çok. Kimimiz karamsardı, kimimiz mütevekkil… Kimimiz en küçük bir olumsuzluğa tahammül edemezdi; kimimiz sabırlı… Kimimiz gayemiz için konuşmayı, koşturmayı severdi; kimimiz sessiz sessiz inlemeyi ve fazla ibadet etmeyi…

Allah bizi öyle güzel bir yerde birleştirdi ki; birbirimize bakarak eksiklerimizi tamamladık. Çünkü biz bir vücudun âzâları gibiydik. Varılacak menzil aynıydı; ama bu dergahta hepimizin yeri, vazifesi ayrı ayrıydı. Çarkın bozuk işlememesi, aramızdaki mutabakata (uyuma), karşılıklı anlaşmaya bağlıydı.

Parolamız muhabbet ve uyumdu, husumetle ve düşmanlıkla kaybedecek vaktimiz yoktu. Hâlık’ımız birdi bizim, Mâlik’imiz, Râzık’ımız, Mâbud’umuz bir, bir, bir, bine kadar bir, bir. Hem Peygamberimiz bir, dinimiz bir, kıblemiz bir, yüze kadar, bir, bir.. memleketimiz bir, vatanımız bir…

Zaman zaman, birbirimizi çok ihmal ettik.

İş-güç, çoluk-çocuk derken dostlarımıza hak ettiği değeri veremedik. Zaman oldu kendimizi dünyanın telâşına, kargaşasına, meşgalesine kaptırdık. Aramızdaki muhabbeti artıracak Hak selâmını bile dostumuzdan esirgedik. Nice bayram, nice özel gece geldi geçti, onları aramadık. Bir yerlerde karşılaştığımızda ise "İnan ki hep aklımdaydın; ama bir türlü arayamadım. Bu aralar o kadar yoğunum ki, işten güçten başımı alamıyorum. İlk fırsatta arayacağım." benzeri cümleleri kurarken utancımızdan yerin dibine geçtik, aslında söylediklerimize kendimiz bile inanmadık. Oysa sevdiklerimiz bize bir telefon, bir bilgisayar tuşu kadar yakındı. Çay-televizyon başında hesapsız şekilde israf ettiğimiz onca zaman diliminin yanında, programımıza haftada bir, can dostumuzu aramayı ekleseydik -ki bu bizim en fazla beş dakikamızı alırdı- ne kaybederdik. Veya vazifesi başında ahirete göçen bir kardeşimizin kabrine ziyarete gitsek; ailesinin, çoluk-çocuğunun hatırını gönlünü alsak, varsa ciğeri yanık anasının babasının duasından istifade etseydik, hayatımızdan bir şey mi eksilirdi?! Veya yoğunluğundan yakındığımız işlerimiz ters mi giderdi?! Şöyle bir düşünsek, etrafımıza baksak; değişik sebeplerle şimdi bizimle olmayan, hasta olan, sakat kalan, küskün-kırgın olan arkadaşlarımızın üzerimizde hiç mi hakkı-hukuku yok?! Bir gün kader aynı şekilde bizim de kapımızı çalabilir. Bizim aslî gayemiz, "insanlığı insanlığından haberdâr etmek, insanlığın özündeki değerleri iman hakikatleri ışığında ortaya çıkarmak, insanlığın kırık gönlünü tamir etmek, nerede bir mahzun gönül varsa el uzatmak"sa, bu, bugünkü halimizle tezat oluşturmuyor mu?!

Şunu asla unutmamalıyız: Biz birbirimizden çok şey öğrendik. Şükür bizi Yaratan’a ki -dostlarımız vesilesiyle- bize, kendine ulaşacak yolun ehemmiyetini ve o yolda yolcu olmanın inceliklerini öğretti.

Biz birbirimizden çok şey öğrendik.

Hasılı, birbirimizden öğrendiklerimizle hayata karşı koymayı, bizi bırakıp giden yalancı sevgiler, sevgililer karşısında Hakk’ın yıkılmayan duvarına dayanmayı öğrendik…

Belki açık açık ifade etmedik; ama bizler her şeye rağmen birbirimizi çok ama çok sevdik.

"Biz hasreti sevdik, çileyi sevdik, gözyaşıyla fidan büyütmeyi sevdik. O’nun rızası için derdi sevdik, dertlenenleri sevdik."

Tek başımıza zayıftık belki ama, birlikte güçlü olmayı, fırtınalara karşı koymayı öğrendik.

Dağlar gibi birbirimize yaslandık, omuz omuza dayandık. ‘Bir’dik, uzlaştık, anlaştık, yan yana geldik ve ‘yüz on bir’ olduk. Yarınlar için hep beraber zirveye diktik gözümüzü. Bu uğurda bin defa yenilsek de, düşsek de ayakta olanın elinden tuttuk, birbirimizin desteğiyle ayağa kalktık ve her defasında yeniden başladık.

Dost bizim için her zaman ayar düğmesi oldu. Çünkü o bizim için acısıyla tatlısıyla Hakk’a giden yolda, Allah emanetiydi.

Uzaklık mı?..

O bizim için değil dost!

Biz ‘yürek devleti’yiz ötelere uzanan…

Açarız avucumuzu.

Dostlarla o dem yürek yüreğe konuşuruz…

Gözyaşımız vardır bizi ayakta tutan; bir de gönül selâmımız…

"Gözümüzden gözyaşını, gönlümüzden selâmını, dilimizden birbirimize ettiğimiz duayı alma Ya Rabbi. Hiçbir zaman bizi birbirimizle imtihan etme. Aramızda uhuvvet ve muhabbetini artır. Kalbimizi su-i zandan, ağzımızı gıybetten, nazarımızı tenkitten arındır. Canımızı birer ‘uyum kahramanı’ olarak al. Bizi sahabe kardeşliği gibi bir kardeşlikle şereflendir. Birlikten beraberlikten doğacak rahmet ve feyzinden mahrum kalmaktan Sana sığınırız. Bizleri cennetin en yüksek tepesinde dostlarımızla ve Sen’in has dostlarınla beraber, Habib’inin (sas) yanında haşreyle (amin)…"

 

 
""KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ” "

 Hz.MUHAMMED(S.A.V.)

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online    

Etiket Bulutu