Dayan be gönlüm!. Bîçâre değilsin Yaradan sana yâr. Kimsesiz değilsin, yanında "Kimsesizler kimsesi" var! Biliyorum! Sığmazsın hiç bir yere bu sevdayla, dünya sana dar! Ama dayan gönlüm! Dayan ki her gecenin mutlaka bir sabahı var!.

Archive for Ağustos, 2009

Sokratın Konuşma Testi

Bir gün bir tanidik büyük filozafa rastladi ve dedi ki, "Arkadasinla ilgili ne duydugumu biliyor musun ?"

  Bir dakika bekle diye cevap verdi Sokrat. Bana birsey söylemeden evvel senin kücük bir testten gecmeni istiyorum Buna Üçlü Filtre Testi deniyor.   "Üçlü Filtre?"   "Dogru, " diye devam etti Sokrat. Benimle arkadasim hakkinda konusmaya baslamadan önce, bir süre durup ne söyleyecegini filtre etmek, iyi bir fikir olabilir. Bu ona 3 filtre testi dememin sebebi.   Birinci filtre "Gercek Filtresi" Bana birazdan söyleyecegin seyin tam anlamiyla gercek oldugundan emin misin?"   "Hayir," dedi adam " Aslinda bunu sadece duydum ve ….   "Tamam," dedi Sokrat Öyleyse, sen bunun gercekten dogru olup olmadigini bilmiyorsun. Simdi ikinci filtreyi deneyelim, " Iyilik Filtresini."   Arkadasim hakkinda bana söylemek üzere oldugun sey iyi birsey mi ?   "Hayir, tam tersi…"   "Öyleyse, "diye devam etti Sokrat. Onun hakkinda bana kötü bir sey söylemek istiyorsun ve bunun dogru oldugundan emin degilsin.Fakat yinede testi gecebilirsin,cünkü geriye bir filtre daha kaldi. " Ise yararlilik filtresi."   Bana arkadasim hakkinda söyleyecegin sey benim isime yarar mi ?   "Hayir", gercekten degil.   "Iyi" diye tamamladi Sokrat; Eger ,bana söyleyecegin sey dogru degilse,iyi degilse ve ise yarar, faydali degilse bana niye söyleyesin ki ?  

Bu Sokratin iyi bir filozof olmasinin ve büyük itibar, saygi görmesinin sebebiydi.

 
""KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ” "

 Hz.MUHAMMED(S.A.V.)

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online    

Gazel oldu gönlüm

 


Hicran bağlarında
Ateşinle yandı bağrım
Hasret hasret koylarında
Ey,son eylül yanağından
Gamze gamze düşen güzel!
Seni gören göz,ne güzel
Seni konuşan dil,ne özel.

Sensizlik
Sınırlarımı aşıyor
Can dayanmıyor

Gönül avunmuyor
Çizgi dışı sevdan
Yüreğime
Kor gibi yapışıyor
Ey,en güzel isimlerle
Ötelerden gelen güzel!
Seni gören göz,ne güzel
Seni konuşan dil,ne özel.

Uyanma mevsiminde
Bir sayha gibi
Yankılanan güzel!
Umutlarımın ak özüne
Mahşer gibi düşen güzel!
Bir defa görebilmek

Bir defa huzuruna varıp
”Ben geldim efendim”,demek
Sonu gelmez arzulardan
İçime sevda sevda düşen güzel!
Seni gören göz,ne güzel
Seni konuşan dil,ne özel

Her mevsimde
Bir başka güzelsin
Her gecede
Bir başka esersin

Ey,Andelib yüreğinden
Seher seher akan güzel!
Seni gören göz,ne güzel
Seni konuşan dil,ne özel.

En dipsiz sulara
Hoş kokular veren Anber
Varlığımızın nedeni
İki cihan güneşi

Gönül yurdumuza
Bir güneş gibi doğan
Şanlı Peygamber
Seni gören göz,ne güzel
Seni konuşan dil,ne özel.

Ardın sıra
Ağaçlar köklerini sürüdü
Ay utandı,ikiye bölündü
Bir hurma kütüğü feryat etti, inledi

Sular yürüdü dağlarında
Milyarlar yürüdü
Ey,en ferahlatıcı rüzgar gibi
Gönül yamaçlarına esen güzel!
Seni gören göz,ne güzel
Seni konuşan dil,ne özel.

Sevgin bitmez,azalmaz
Kopsa kıyamet
Seni anlatmak bize düşmez
Lütfen kabul et
Ümmet ordusuna
Bizi de buyur et

Ey,gözlerin nuru
Kalplerin süruru güzel!
Seni gören göz,ne güzel
Seni konuşan dil,ne özel.


yakaza fani…kardeşime teşekkürler
 
""KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ” "

 Hz.MUHAMMED(S.A.V.)

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online    

Unutsak dünyayı, âmâ olsak

 

Unutsak dünyayı, âmâ olsak, dilsiz olsak bir ân için sadece "HAK" deyip sussak, dinlesek; ne der ki kalb?….

Sadece "Hak" deyip sussak…
Dil "Estağfirullah" dedikçe tesbih kavrulur ve kalbde geri dönülmez bir göç başlar. Nedâmet yağmuru altında bir terkediştir bu mâsivâyı. Mîrâcına yaklaştıkça bir yangın kuşatır kulu; her kapandığında şefkatin kaynağına. Âşık bir de yandı mı İbrâhim gibi en hayâli saâdeti bağışlar mâşuk ona. "Neredeyse yukarılarından gökler çatlayacak! Melekler de Rablerini hamd ile tesbih ediyorlar ve yerdekiler için mağfiret diliyorlar. İyi bilin ki Allâh çok bağışlayan, çok esirgeyendir" (eş-Şûrâ sûresi, 5)

    Ve birgün beyaz giysili bir sonla tükenir fânîlik. Dayanılmaz bir acze düşer can. Ve yalvarır kul: "Yetiş sevgili YÂ ALLÂH, her ilmekte YÂ RAHMÂN, çek canımı aşka YÂ GAFFÂR…"    

  Yaşayabilmek; zarif bir hüzünle, bütün incelikleriyle hayatı sanata dönüştürerek yaşayabilmek. Sevgililer sevgilisinin "Reyhanlarım" kavl-i şerîfinin muhâtabı gibi yaşayabilmek. Öyleyse ne sanarız bu efkâr mahzenini, imtihan dâiresini? O hâlde neden buradayız? Bu beyhûde uğraş, bu aşka mugâyir aşk niye? Ey insan, her gün gözlerini tutup sabaha çeviren bir kudret var, uyanmaz mısın? 

  Şu merhalelerini aşmış, kehribar sarısına dönmüş çavdar dahî güneşi sırtlanmış ölüme büyümüyor mu? Yüzünü güneşe çeviren çiçeklerin bile kökü toprağın bağrında değil mi?

    Yeryüzü sürgün edilse merhametinden, çöllerine düşsem, sürünerek bile olsa, terk edip ben de beni sana gelirim. Bir süveydâ büyür içimde çağ, çağ. Ve secdeler en yakın mesafeyken visâle, dokunaklı bir terk ediliş değildir istirhâmım; biraz mutluluk ihtimâli, ne olur…

    Şaşkınsak; sebebi boğucu bir yokluk içinde, yâni dardaysak, bir başımızda elîm bir azap, bir başımızda korku ve aşk duruyorsa yâni şimdiden yanmadaysak. Nerde olursan ol, sonu ne olursa olsun, başına ne gelirse gelsin; hüküm O’na ait, şükür ve sabır düşer kul’a.

    Açsak Kabe’nin avlusunda katlı seccâdemizi, bambaşka bir titizlikle düzeltsek kıvrılan köşesini. Aldığımız abdest henüz kirpiklerimizde kurumadan, diz çöküp otursak ellerimizi açıp. Unutsak dünyayı, âmâ olsak, dilsiz olsak bir ân için sadece "HAK" deyip sussak, dinlesek; ne der ki kalb?
 
  Kulun Rabbi için döktüğü her damla gözyaşında kalbin derûnunda nurdan bir güneş parlar. Çöller bile sevdirilir kula. Ve yeniden şehâdet eder her zerre.

    Suçluluk kelimesini boşlukta bırakacak kadar hatânın zirvesinde olup, masumluğun mücadelesini vermektense; masum kelimesini boşlukta bırakacak kadar masumluğun zirvesinde olup suçlu muyum muhâsebesini yapabilmenin idrâkine eren fazîletli insanlara ve taşmış bir potansiyeli ile gözbebeklerine gedik açan ufkun, gündüzünden gecesine, beklenenin bekleyenini unutmadığı, dem dem ağırlaşan ayaklarına ve kurumuş nabızlarına bir gün değecek olan suya mütebessim sabır erleri; Cennetin kapısını ilk açacak el; Sevgililer sevgilisinin eli, sen de bu açılışa katılmak istemez misin?!.

    Îtiraz gülleri açtıkça gözlerimizin karanlık odalarında; onları kırıyoruz, bir yetimi kırar gibi. Hesap edilmemiş bir ışık ardında ağlıyor aşk, bizi terk eder gibi.
Ayşe Şûle Bekar

""KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ” "

 Hz.MUHAMMED(S.A.V.)

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online    

MELEĞİN İLHAMI, ŞEYTANIN VESVESESİ

Mehmet Ildırar
  
   Hepimiz bir ağaçtaki yapraklar gibiyiz. Ağaca çok ince bir bağla tutunuyoruz, sararıp solmamız, kurumamız ağaca bağlıdır.
   Eğer şeftali yapraksız bir ağaçta olsaydı, güneş ışığı onu kavurur, sarartır, çürütürdü. Allah o meyveyi yaktırmamak için, o meyvenin başında yirmi tane yelpazeli memur koyar. Mikail a.s.’a da ferman eder, rüzgarı estirir. Ağaçların yaprakları, senin yediğin şeftalinin başına yelpaze olur.
   Seninle ben bir yaprak mesabesinde, kalp meyvemizin başında, Allah’ın kudretine bağlı olduğumuzu görmeliyiz. Kalbimizde meydana gelen hidayetin, ilhamın da Allah’tan olduğunu idrak etmeliyiz. Bu idrak olmayınca meyvemiz tatsız olur, ham olur.
   Kim kalbinde meleğin ilhamını duyarsa, o ilham bir tohum mesabesindedir. Kalp de bir tarla hükmündedir. O meleğin ilhamının kalpte neşvü nema bulması kudret-i ilâhiyenin elindedir.
   Eser yazan müellif, yola çıkan yolcu, derse başlayan hocaefendi dualarında; “ya Rabbi, hayırlı işlere müyesser kıl, yardımını ve inayetini esirgeme” der. Yani, sen bana yardım etmezsen, sen Allahu Azimüşşan olarak bu meleğin sesini duyacak idraki bana vermezsen, melek bana yetmiş bin sene yetmiş bin kere vaaz etse duymam, demeye gelir.
   Mel’un şeytanın vesvesesi de Allah’ın hükmüne söver durur. Hem de kalbinin münevver köşesinde, hem de damarlarının içinde cevelân ederek, hem de sonunu hiç görmeyerek, senin benim düşmanımız içimizde gezer. Kırmızı kanın içerisinde saraylar kurar. Allah, şeytana kalbin içinde her türlü melâneti işlemesi için kıyamete kadar mühlet vermiştir.
   Bir taraftan melek, bir taraftan da şeytan kalbe seslenir. Ya bu kalbin sahibi ne yapsın?
   Senin dört saatlik ömrün kalsa, bir saatini olsun duaya ver. Allah yardımını göndersin. Bir saatini de nefsin ıslahına ver ki, şeytanı alt edesin. Bir saatini de şeytanın vesvesesinden kurtulmaya ayır. Bir saatini de helâl rızk kazanmakla geçir. Yani, dua edip Allahu Tealâ’ya sığınmak, nefsin ıslahı ve helâl rızk için çalışmak gerekir.
   Şeytan rızık konusunda çok vesvese verir. İnsanın kalbine endişeyi sokarak, Hakk’a yönelmesine mani olur. Halbuki “ey insan, hidayete ermek istersen, rızkının Allah tarafından belirlendiğini bil, korkuya veya hırsa kapılma” denmiştir. Madem ki Allah’a dua edip, O’na sığındın, O’nun salih kullarına gittin ve madem ki Allahu Tealâ’nın izni ile nefsini ve kalbini İslâm’a meylettirdin, rızkın için endişe etme.
   “Allah kendisine karşı gelmekten sakınan kimseye kurtuluş yolu sağlar. Ona beklemediği yerden rızık verir.” (Talâk, 3). Allahu Tealâ, Kur’an-ı Kerim’de yemin etmiştir. İnsanın yaşaması ve ibadetini yapabilmesi için gerekli enerji ve kuvvete yetecek rızkı, Rezzak-ı Kerim olarak vaadetmiştir. Madem ki Allahu Tealâ vereceğim diye vaadetmiştir, gayri meşru yola gitmemek lazım. İnsanın kalbini bozmaması, şeytanın iğvasına kanmaması gerekir.
   Allah, kalbine melekle hayrı ilka eder. Melek de hakkı tasdik eder. Kalbinde bu tasdiki bulursan, Allah’tan olduğunu bilip hamd edersin. Vesvese ise şeytandan gelir. O, bir yandan şerri teşvik ederken öbür taraftan da Hakk’ı tekzip ederek, insanı hayırdan alıkoyup, Allah’ın yoluna düşman eder. Fakirlik ile korkutur, rızık gailesiyle haramı helâli karıştırır, fuhşiyatı emreder, günahları küçük gösterir.
   Bir günahı işleyenin günahının küçüklüğüne değil, kime karşı işlendiğine bak. Verilen rızkın azlığını değil, kimin verdiğini düşün. Musibet ve bela geldiğinde, onu büyük veya küçük görme, kimin gönderdiğini bil. Sen günahı küçük görür, kasten işlersen, Allah’a karşı bilerek işlemiş durumuna geçersin.
   Kalbe gelen hayırları artırmakla izzet, şerleri artırmakla zillet meydana gelir. Bizler dünyadaki şu kısa ömrümüzde nefsimizi ıslah, kalbimizi tasfiye edelim. Kalbin tasfiyesi işi, ancak şeytanın, nefsin iğvasından kurtulmakla olur.

""KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ” "

 Hz.MUHAMMED(S.A.V.)

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online    

 .

Tasavvuf, “safa ve vefa” gözetmektir


Medmet ILDIRAR 

Tasavvuf, “safa ve vefa” gözetmektir. Safa, kalbin ve nefsin temizlenmesidir. Bu safa, dünya malıyla servetiyle ele geçmez, ancak Rabbanî bir ikramdır. Vefa ise Allah’a kulluk, itaat ve bağlılıktır.
Herkes Allah’ın kuludur. Fakat gerçekte ise, ben Allah’ın kuluyum, demek için kalbin, benliğin temizlenmesi, ibadet ve taate dikkat edilmesi şarttır. Tasavvuf, bu halin elde edilmesine vesiledir.
Fakat tasavvuf yoluna girenlerin şu dört adımı bilmesi gerekir:
Birinci adım: Allah’ın zatını, isimlerini, sıfatlarını bilip ona göre hareket etmektir. O’nun rahmetine sığınıp, gazabını çekecek davranışlardan kaçınmaktır.
İkincisi: Kendi nefsini, onun isteklerini, bunların doğurduğu şerleri bilmek ve nefsi şerlerden muhafaza
etmektir.
Üçüncüsü: Şeytanı, onun düşmanlığını bilmektir. Nefs kemale ermemiş ise şeytan onu kullanarak insanı yoldan çıkarır, fakat nefs kemale erince şeytan kendine bir yol bulamaz. Kalelere ve kilitli yerlere hırsız giremediği gibi, nefs temizlenir kâmil olursa şeytan insan vücudunda bir arkadaş bulamadığı için içeri giremez. “Şeytan bana çok vesvese veriyor.” diyenin nefsine şeytan musallat olmuştur. Şeytandan şikayet etmek nefsin acizliğinin işaretidir.
Dördüncüsü: Dünyanın hakikatte ne olduğunu bilmek ve onu Allah ve Rasulü’nün emrettiği tarzda kullanmaktır. Zannedildiği gibi tasavvuf dünyadan nefret etmez. Dünyasız tasavvufî hayat ve ahiret de olmaz. Tasavvufun dünyayı reddettiği yönü, şerlere vasıta olması ve dünya sevgisinin Allah’ı unutmaya sebep olmasından dolayıdır. Yoksa bir insan dünyayı ahiret için kullanıyorsa o insan kâmildir, velidir.
İşte bütün bunlarla birlikte öyle kâmil insanların, velilerin yanına gitmek, gönüllerin dünya sevgisinden kurtulmasına sebep olur. Evliya ile oturup kalkanın kalbi Allah ile, ahiret ile meşgul olmaya başlar. Allah’ı hatırlatan, O’nu anmaya sebep kişiyle birlikte olmak, işlerimizin, ibadetlerimizin düzelmesine vesile olur.
Veli fitnelerden sakınır. Bela ve musibetlere karşı Allah Tealâ’nın verdiği ilim ve marifetle sabır gösterir. İhlâsla bezenmiş, riyadan temizlenmiştir. Yüzü tebessüm eder ama kalbi mahzundur. Mahzun olması hakkıyla kulluk edememesindendir. Ahiret endişesinden, korkusundandır. Nimetlerin çokluğunu görür, hesabın çetinliğini düşünür, bundan dolayı da endişe eder.
Kendi yanlarına gelenlerin de ahiretlerinin iyi olmasını ister, onların hidayetine, istikametine vesile olurlar. Velilerin en büyük kerametleri de budur. Gayenin gerçekleşmesi için gerektiğinde başka kerametleri de görülür.
Keramet, Allah Tealâ’nın veli kullarına bir ikramıdır. Mesela Kur’an-ı Kerim’de bildirildiği gibi Hz. Meryem annemize şöyle hitap edilmiştir: “(Kuru) hurma dalını kendine doğru silkele, üzerine taze hurmalar dökülsün.” (Meryem, 25). Hz. Meryem annemiz suyu olmayan, kuru bir vadiye gelmiş, kuru bir hurma ağacının dibinde doğum sancısı çekmiştir. Kuru hurma ağacından hurma dökülmesi imkansızdır. Allah Tealâ’nın kudretiyle bu hal meydana gelmiş ve Meryem annemizin kerametine delil olmuştur. Çünkü o Allah dostu bir insandır. Kalbi bütünüyle Hakk’a yönelmiştir. Dünya endişesinden, mâsivâdan kurtulmuştur.
Bir insanda böyle bir kalp yoksa, o kişi Allah’tan başka bir şeye bağlı olmayan böyle bir arif aramalı, bulunca da o gönlün hoşnutluğunu kazanmaya çalışmalıdır. Bu çaba onun gönlünü temizleyecek, selim bir kalp sahibi olmasına sebep olacaktır.
Zaten dünya hayatında en önemli işimiz de, ne malın, ne evladın fayda vereceği gün gelmeden selim bir kalbe sahip olmaktır.

""KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ” "

 Hz.MUHAMMED(S.A.V.)

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online    

iblis,insanları saptırmak için dogru yolun üstünde menzilenecegini ayetlerden biliyoruz..


Cenab -i Hakk’ın en mükemmel şeklinde yaratmış olduğu insanoglunun,
varoluş gayesi nefsini tanıyarak Yüce Yaratıcı bilmek ve O’na  c.c. yakınlığı elde etmektir..
O da ,Efendimiz (a.s.)ın haber verdiği üzere "büyük cihad "denilen nefiste mücadele ile basarmakla mümkündür..
insan,hem meleki ve hemde hayvani sıfatlatları benliğinde taşir..
bu sıfatlarından hangisini kuvvetlendirici vesilerle yapışırsa,o yanı ve o benliği gelişir…
böylece insan,ebedi felaket ile ebedi saadet arasında gezinir durur..
iman ile inkar arasında sayısız konaklarda mevki ve mertebe sahibi olur..
mükellef kılınmış varlıklar olan insan ve cinlerin dişinda,
bütün mahlukat tercih hakkı olmaksızın Rabb’ıne itaat eder ve O’nun adına iş görür..
her zerresiyle kendi hal lisanıyla Ona c.c. işaret eder,Ondan bahseder…
esref-i mahlukat olan insanı Rabbi’ni anması,hatırlaması ,kendi arzu ve iradesi bırakılmıştır..
Kuran-i Kerim de ,bir imtihan alanı olan dünyada ,insanoglunun yolunu keserek,onu yalnıs
yönlere sevketmeye calısacak düsmanları olan iblis’in ,insanı aldatmak için nasıl hareket ettiği,
düsündürücü bir tarzda dile getiriliyor..
iblis,insanları saptırmak için doğru yolun üstünde menzileneceğini ayetlerden biliyoruz..
(A’raf,13-16)
yolcuyu hedefinden saptırarak ters yollara sevkeden iblis,bu surec basladıktan sonra,
tevbe edilip dorğu istikamete girilmedikce yalnısyönde ilerlemeye devam edecektir..yani,hedeften gittikce uzaklasan yolcu karanlıklar için de kaybolmaktan kurtulamayacaktir..
Efendimiz s.a.v.,bu durumu soyle beyan ediyor :
"mü’min kul bir günah istediği zaman ,kalbinde bir sıyah nokta olusur..
eğer tevbe ederse o sıyah nokta silinir,ve kalbi cılalanir (temizlenir)..eğer günah islemeye devam ederse o noktalar da artar ve nihayet bütün kalbine kaplar"  (tirmizi)
kirliliği son asamada geldiği zaman insanın kalbi mühürlenir..
kalbi mühürlenen insan da artık hakikatleri kavranmaktan uzaklasmis bir varlık olarak ,
hem kendisine hem de cevresine her türlü zararı verebilecek bir varlığa dönüsmüstür..
su halde insan denen varlığın için,yaratılısından ve özünden getirdiği değerlere uygun
davranısın tek adresi vardır o da islam…
islam,yaratılıs cevherinin muhafaza edilmesinin tek yoludur..
islam,varlığın ve hayatın dinidir..
""KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ” "

Hz.MUHAMMED
(S.A.V.)

 

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online    

Rabb’imizin sevdiği bu güzel hallerin yarısından fazlasına sahipseniz, hayrınız şerrinize galip demektir ki, bu halinizle kurtulanlardan sayılabilirsiniz. İşte o 10 hal:

 

 

Rabb’imizin sevdiği bu güzel hallerin yarısından fazlasına sahipseniz, hayrınız şerrinize galip demektir ki, bu halinizle kurtulanlardan sayılabilirsiniz. İşte o 10 hal:

Rabb’imizin rahmetini celbeden hallerimiz

İrşat eserlerinde Allah (cc)’ın rahmet ve bereketini celbeden haller sıralanmaktadır. Kimde bu güzel haller ahlak halinde yerleşmişse, Rabb’imiz o kulunu sevmekte, rahmet ve bereketine onu layık görmektedir.
İsterseniz sözü fazla uzatmadan Rabb’imizin bizde görmeyi istediği rahmet ve bereket sebebi güzel hal ve davranışlardan on tanesini buraya alalım. Bakalım bu hallerden bizde ne kadarı ne ölçüde var, bir görelim. İrşat eserlerinde bu güzel haller şöyle sıralanmaktadır:

1— Rabb’imizin rahmet ve bereketini celbeden hallerin sahibi olmak isteyen insan, en başta kendi kusur ve hatalarını gözden geçirmeli, bunları terk etmek için kendi içinde mücadele vermeli, Rabb’ine hep dua ve iltica halinde olmalı, ibadetli ve itaatli yaşamayı, hayatının gayesi bilmelidir. İşte bu düşünce ve davranış içinde olan kimseyi Rabb’imiz rahmetine layık görmektedir.

— Bu durumda siz de davranışlarınızı bir gözden geçirmek ister misiniz? Kusurunuzu ne kadar görmek istiyor, ne ölçüde vazgeçmek için kendi içinizde mücadele veriyor, hayata gönderiliş gayenizin ne derece farkında olabiliyorsunuz? Var mı Rabb’imizin rahmetini celbedecek davranışların sahibi olma dikkat ve hassasiyetiniz?

2— Anne, baba ve aile büyüklerine gerekli hürmet ve alakayı ne kadar gösteriyor, imkânlarınız nispetinde ihtiyaçlarını karşılamaya ne ehemmiyette çalışıyor, yardım etmeyi vazgeçilmez vazifeniz olarak ne kadar görebiliyorsunuz?

— Bu konudaki hassasiyetinizi bir gözden geçirmek ister misiniz?

3— Komşularla, çevre ile iyi münasebetler kurarak üzüntülerine ortak olup sevinçlerini paylaşmak konusunda ne kadar ilgili davranıyorsunuz?

— Böyle vefalı bir dostluğunuz var mı komşularınıza karşı?

4— Küskün ve ihtilaflı insanların arasına girip barıştırma gayretiniz ne nispette?

— Bu konuda dostlarınızı memnun eden halleriniz oluyor mu?

5— Musibet ve hastalıklara maruz insanları ziyaret edip yardımda bulunma anlayışınız ne durumda?

— Var mı böyle kara gün dostu olma özelliğiniz?

6— Helal kazancı hayatın hedefi bilerek çalışmak, haramdan ise yılandan, akrepten kaçar gibi kaçma titizliği göstermek.

— Bu konudaki hassasiyetiniz ne durumda? Haramlara karşı tavrınız açık ve kesin mi?

7— Üzüntü, sıkıntı ve mahrumiyet devrelerinde ümitsizliğe düşmemek, ‘Bu da geçer yaHu!’ diyerek ayakta kalmayı başarmak.

— Böyle zor devrelerde moraliniz sağlam kalıyor, zorluğu atlatabileceğinize inanıyor musunuz?

8— Başınıza gelenler konusunda Allah’ın takdiri diyerek kadere rıza ile bakmak, olayların arkasında hikmetlerin olabileceğini düşünerek sonucu sabırla beklemeye yönelmek.

— Yani kaderinize rıza ile bakıyor, davranışlarınızı teslimiyetle sürdürüyor musunuz?

9— İmkânlarınız müsait olsa bile iktisatla yaşamayı tercih etmek, israflı hayattan uzak durmak konusunda tavrınız kesin mi?

— Özel bir dikkatiniz var mı israftan kaçınıp iktisatlı yaşama konusunda?

10— Topluma faydalı hizmetler verenlerle ilginiz var mı, desteğiniz söz konusu mu?

— Varsa, bunu yeterli bulmuyor, keşke daha fazlasını yapabilsem diye hayıflanıyor musunuz?

Dikkat: Rabb’imizin sevdiği bu güzel hallerin yarısından fazlasına sahipseniz, hayrınız şerrinize galip demektir ki, bu halinizle kurtulanlardan sayılabilirsiniz. Şayet bu güzel hallerin daha fazlasına sahipseniz, Rabb’imizin rahmetini celbeden halleri nefsinde toplayan bahtiyarlardan biri olarak şükür duygusuna girebilirsiniz. Yeter ki çoğalttığınız bu güzel hallerinizi ömür boyu sürdürme azim ve aşkında olasınız.

Ahmet şahinin yazısı

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online    

Takvalı Genç

 
Takvalı Ge

Takva sahibi olmak, hayatın her döneminde güzel. Ama fırsatlar çağı gençlikte bir başka güzel. Güce, kuvvete, güzelliğe rağmen günahlardan sakınanların mükafatı ebedi mutluluk. Hayatın baharı şeytana satılmazsa, sonsuz bahar bir adım ötede.

Hz. Ömer’ in (R.A.) halifeliği döneminde ibadet ehli, son derece takva sahibi bir genç vardı. Hz. Ömer’ in hayret ve takdirle izlediği bu gencin kalbi, Allah ve Rasulü’ nün (A.S) sevgisiyle doluydu. Vakit namazlarında cemaati kaçırmaz, namazdan çıkar çıkmaz evine döner ve ihtiyar babasının hizmetini görürdü.
Bu gencin evine giden yolu bir kadının kapısının önünden geçiyordu. Kadın her defasında gencin yoluna çıkarak çirkin tekliflerde bulunuyor, fakat genç, Allah korkusundan ona iltifat etmiyordu.

Yine bir gün yatsı namazını kıldıktan sonra evine giderken, kadın tekrar karşısına çıktı. Bu sefer bütün maharetini kullanarak genci kandırmayı başardı. Fakat genç, kadının ardı sıra eve girerken birden bire Allahu Tealâ Hazretleri’ ni hatırladı ve korkuyla dilinden şu ayet döküldü:

‘ Takvaya erenler (var ya); onlara şeytandan herhangi bir vesvese iliştiği zaman (Allah’ ın emir ve yasaklarını) hatırlayıp, hemen gerçeği görürler.’ (A’ raf/201)

Hemen ardından da bayılarak düştü. Kadın hizmetçisini çağırdı. Genci tutarak evinin önüne getirip koydular. Sonra da kapıyı çalarak babasına haber verdiler. Babası dışarı çıkınca, oğlunu baygın bir vaziyette kapının önünde buldu. Komşulardan bir kaçı genci tutup eve taşıdılar. Uzun bir müddet baygın kalan genç kendine gelince, babası:

– Evladım neyin var ne oldu? diye sordu. Oğlu:

– Bir şeyim yok. dedi. Babası:

– Allah aşkına söyle! deyince, oğlu başından geçenleri anlattı. Babası:
– Hangi ayeti okumuştun? diye sordu. Genç, ayeti okudu ve tekrar kendinden geçti. Bir de baktılar ki genç ruhunu teslim etmiş. Bunun üzerine genci yıkadılar ve gece vakti götürüp göz yaşlarıyla defnettiler. Sabah olunca olay Hz. Ömer’ e bildirildi. Hz. Ömer, gencin babasına gelerek başsağlığı diledi ve:

– Bana niye haber vermedin? diye sordu. Gencin babası:

– Ey Mü’ minlerin Emiri, vakit geceydi. dedi. Hz. Ömer:

– Bizi onun kabrine götürün. dedi. Hz. Ömer ve beraberindekiler gencin kabrine geldiler. Hz. Ömer (R.A):
– Ey filan kişi! Rabbin makamında durmaktan korkanlara iki cennet var, dedi. (Rahman/46)

Kabirdeki genç konuşup:

– Ya Ömer! Rabbim Cennette bana onları iki defa verdi. diye cevap verdi

 

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online    

TeFeKKuRe YOLCULUK


Ne haldeydi o ağaçlar!
Ne kadar da gözden düşmüştü o tohumlar! Kurumuş kemik gibi dallarında ne bir umut görüyorduk çiçeklere dair ne bir işaret vardı çiçeklere dair… Karlar altında, taşlamış dal uçları, kurumuş budakları, soğumuş gövdeleri, geçen yılın baharında salkım saçak çiçeğe ve yaprağa ve meyveye durduklarına inandırmaz olmuştu gözlerimizi.. Sanki unutulmuşlardı… Sanki küsmüştü onlara, geçen bahar onları gelinler gibi baştan ayağı çiçeklerle bezeyen Yaradan… Önce yapraklarını almıştı ellerinden.. Meyvelerini kurutmuştu dal uçlarında.. Bir anda gözden düşüvermişti erik ağaçları, kiraz ağaçları.. İnciri yoksa ne diye dönüp bakayım ağacına? Elması bitmişse, ne diye hatırını sayayım dallarının? Hem sonra ne çok çiçek vardı toprağın yüzünde? Bir anda soluvermişlerdi? Sanki onlara pırıl pırıl hayat vaadeden, rengarenk güzellikler bahşeden arkasını dönüvermişti sonbaharda..
Ama şimdi..
Kemikler gibi kurumuş dal uçlarında bir şehrayin başladı. Taşlaşmış ağaç gövdelerinde bir hayat çağlayanı akmaya başladı. Küsüldüğünü sandığımız budaklardan çiçek çiçek hayatlar fışkırmaya başladı. Nazlı gelinler gibi süsleniyor kurumaya terk edildiğini sandığımız ağaçlar… Demek ki onların da bildiği, şimdi okumamızı istediği bir haber var:
"Ve’dduha ve velleyli iza seca… " /
"Tanık olsun kış gecesinden bahar doğumunun çıkışı.. Tanık olsun çekirdeklerin kalın kabuklarından hayatın filizlenerek doğuşu.. Ve tanık olsun taşlaşmış gövdelerinde unutulmuşluğun karanlığının giderek derinleşmesi.. Ve tanık olsun toprak altında unutulan, ayaklar altında ezilen çekirdek ve tohumların unutulmuşluğun, gözden düşmenin dibinde yitmesi.. "

Ey taze bahar, ey dal uçlarının sıcak nefesli çiçeği, ey çamurlar içinden başını uzatan pak yüzlü papatya, ey gözlerden uzakta kaldığı sanılan kemikleşmiş ağaç, taşlaşmış dal uçu, körleşmiş budak.. Bakma unutulduğunu sananlara… Aldırma Rabbinin gözünden düştüğünü sanıp gözleri yanılanlara..
"Ma veddaeke Rabbüke vema kala.."/
"Rabbin seni ne terk etti ne de küstü."

Hele dur, bak daha neler neler olacak. Sana şimdilik verilenlerden fazlası verilecek. Elinde şimdi olanlar sonraları daha da çoğalacak. Kıştaki halinden daha güzel olacaksın. Yapraklara bürüneceksin, binbir kokuyla bezeneceksin, meyvelerle sevindirileceksin…
"Vele’l ahiretu hayrun leke mine’l ula…" /"Bundan sonrası senin için öncekinden daha hayırlı olacak.."

Ellerinde sevinçler olacak. Dal uçlarında kuşlar cıvıldayacak. Gölgene insanlar toplanacak. Büründüğün kokulardan ruhlar rayiha emecek.. Yaprakların arasına meyveler konulacak.. Şükür yumağı memnuniyetler doğuracaksın.. Yüzünün paklığında, renklerinin canlılığında nice tefekkür ve şükür çiçekleri açtıracaksın.. Sana dokunmak bir ayrıcalık olacak. Seninle olmak başlı başına bir umut olacak… Gözde olacaksın her daim. Meyvelerin el üstünde tutulacak…

"Vele sevfe yu’tike rabbüke feterda…" /"Rabbin sana bahşedecek ve sen de bundan hoşnut ve razı olacaksın.

Hatırlar mısın kış ortasındaki yetimliğini.. Gözlerden ve gönüllerden ırak halini.. Varlığnın unutulup ayaklar altında ezildiğini. Hayatın memesinden emmekten kesildiğini.. Yaprak yaprak hüzünlerle yere savrulduğunu.. Köklerinden suyun çekildiğini..

"Elem yecidke yetiman feava…"/ "O seni yetim olarak bulup sığınak olmadı mı?"

Görenler seni tanıyamazdı. Taşlaşmış gövden hiçbir şeyi vaad edemezdi. Yaprakların yoktu ki seni bir şeye benzetzelerdi. Ayaklar altında taşla karıştıralacak kadar hayat yoksunu bir şaşkındın. Ne bir biçimin vardı ne şimdiki güzelliğine dair işaretler vardı elinde.. Şaşkındın.. Hangi şekle bürüneceğin, hangi yüzle görüneceğin bilinmezdi.. Bilinemezdi.. Nereye yöneleceğin, hangi biçime, hangi kokuya, hangi meyveye duracağın tahmin edilemezdi.. Sonsuz tereddütler içinde görünüyordun.. Yolunu bilmez gibiydin…
"Ve vecedeke dallen feheda…" "Yine O seni yolunu kaybetmiş bulup doğru yola yönlendirmedi mi?"

Hayatın el etek çektiği bir ölü gibiydin. Renklerini yitirmiş, yüzü solmuş, canı azalmış, suları çekilmiş, itibarını kaybetmiş, gözlerden düşmüş bir hastaydın.. Humma nöbetinde gibi titreyen, yaprakçıklarını döken, beli bükülen sen değil miydin? Bir tatlı bakışı bile dilenen bir fakirdin. Ellerin boş, meyvesizdin. Yüzün sevimsiz, çiçeksizdin. Gövden soğuk, kalbini kaybetmiş gibiydin. Öylesine hasta, muhtaç ve yoksuldun ki…
"Ve vecedeke ailen fe ağna…/"
"Seni muhtaç bir halde bulup, başkalarına muhtaçlıktan kurtarmadı mı?"

Hadi öyleyse, toprağın altına girmekten korkan o "yetim"lere bir teselli sun.. Hadi öyleyse, sevdiklerinin kabirden çıkarılacağna dair ümitlerini yitirmiş o "muhtaç"lara bir müjde fısılda.. "Kurumuş kemikleri kim diriltecek şimdi?" dercesine, hakikatin anneliğinden yetim düşmüşlere bir şeyler söyle.. "Ölü"den "diri" çıkaracağına söz verirken, yüzüne bakılmaz ölünün bile yüzüne bakacağını, bakılacak yüzü bile olmayan ölünün yüzüne bakıp da ebedi diri kılacağını haber veren Rabbinin yakınlığını isteyen yetim ve öksüzleri hor görme, geri çevirme, karşılıksız bırakma…
"fe emme’l yetime fela takhar…"/Asla yetimi hor görme…""fe emme’ssaile fela tenhar…" /"İsteyeni asla geri çevirme."

Seni unutuluş kışından seçip alan, çiçek çiçek anıldığın, meyvelerce beğenildiğin varlık baharına eriştiren Rabbini an.. Seni umutsuzluğun çamurundan çekip alan, güzel bakan gözlerin gözdesi eyleyen, ebedi dirilişe susamış ruhların müjdesi eyleyen Rabbini minnet borcunu hatırla.. Seni çiçekli bir hitap eyleyen, Seni kudretiyle boyayan, rahmetiyle hayatın kucağında ağırlayan Rabbinin iyiliğini anla/t da anla/t…

"Ve emma bi ni’meti Rabbike fehaddis…" /
"Hiçbir zaman Rabbinin nimetini dilinden düşürme…"

Senai Demirci

 
 

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online    

Bir Cuma Vakti..

Gecenin sessizliğini bozan bir ses yükseliyor mahallenin bir ucundan.

 ‘Allahu Ekber, Allahu Ekber’ sesleri yankılanıyor tüm haşyetiyle uykuları bölerek.

Kimileri sitem etse de bu sese, ruhu okşanan mümin kalkıyor sıcacık yatağından. Davete icabet etmek gerekir diye düşünüp, hazırlığını yapıyor Rahman’ın (c.c) davetlisi.

İki rekat sünnet namazını kılıp çıkıyor evinden…

 

Yapılan bu davetten hoşnut olmuş olmalı ki, yürüyor ağır ağır kimsesizler sokağından erler meydanı olan camii avlusuna. Avluya girince hasbihal ediyor ahbaplarıyla.

 Selam size, Selam size…

 

Müezzin efendi kamet getiriyor: namaz kılınıyor, tesbihat yapılıyor, Kur’an okunuyor ve erler meydanı yavaş yavaş terkediliyor. Bugün günlerden Cuma’dır. Daha yapılacak çok iş var.

 

Büyükleri ziyaret edip hayır dualarını alacak, kabirleri ve hastaları ziyaret edecek, yetimleri gözetip yaralarına merhem olacak ve daha birçok hayırlı iş yapacak Rahman’ın (c.c) misafiri…

 

Zahmetli bir iş belki bunlar ama Rahmet tecelli edecek ve tebessümle yapacak tüm bunları Rahman’ın (c.c) misafiri…

 

Ve Cuma namazı vakti geliyor. Hanımlar sohbet meclislerine, Beyler camiye…

Kimsesizler sokağına ne olmuş böyle! Daha sabah namazında kimsecikler yokken şimdi iğne atsan yere düşmeyecek…

 

Cuma’nın bereketi olsa gerek; kıskandırıyor diğer günleri ve bağrına basıyor tüm mahallelileri. Alıp götürüyor sonsuzluğa dertleri, kederleri…

 

Biraz sonra kapısı çalınacak Zeynep ninenin. Ayşeler, Fatmalar Cuma ziyaretine gelmişler garibin. Nasılda seviniyor mahallenin tombul ninesi. Gelinlik kızlar gibi heyecanlanıyor ve sarıp sarmalıyor gelenleri. Küçükte olsa hediyeleşmek iyidir diyor ve gelenlere veriyor ördüğü yün eldivenleri. Müsaade istiyor gençler, el öpüp ayrılıyorlar.

Zeynep nine, arkalarından dua ederde,

Gençlik yılları geçer, gözünden perde perde..

 

Kabristanlığı ziyarete gelenler var. Burası viran şehir. Gelip gidene hatırlatıyor geleceğini. Kimi ağıt yakıyor, kimi Kur’an okuyor, kimiyse mezar taşına nazar edip muhasebesini yapıyor. Kurtuluş çaresi arıyorlar bu şehirden.

Ama ne gelir elden varılacak şehir burası,

Garip ama gerçek! Hayatın entrikası…

 

Hasta ziyaretleri, vakit namazları, yeme, içme, eğlenme derken gün batmaya yüz tutuyor.

 

Çayı demledi evin annesi ve misafirler bekleniyor. Sobanın yanında uyuyan kedi Mısır tanelerinin patırtısına uyanıyor ürkekliğiyle.

Hergün Cuma olsun diyor evin küçük yavrusu, haksızda değil doğrusu..

Misafirler geliyor; çaylar içiliyor, sohbetler yapılıyor ve geçmiş günlerin anıları dilleniyor. Ve birazdan misafirlerde gidiyorlar..

 

Günün hüznü çöküyor ev sahibine ve diğer mahalle sakinlerine. Artık yatma vakti: Çünkü Cuma bitmiştir. Yarın yine sabah olacak ama kimsesizler sokağı yine sessiz kalacak..

 Keşke Hergün Cuma Olsa…

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online    

Etiket Bulutu