Dayan be gönlüm!. Bîçâre değilsin Yaradan sana yâr. Kimsesiz değilsin, yanında "Kimsesizler kimsesi" var! Biliyorum! Sığmazsın hiç bir yere bu sevdayla, dünya sana dar! Ama dayan gönlüm! Dayan ki her gecenin mutlaka bir sabahı var!.

Archive for Eylül 8, 2009

Ben içine kalbimi sığdıramadığım dar vakitlerin küskünüyüm

 
Ask Resimleri
 
  Ben kalbimi dünyanın dert duvarları arasında ezdirdim
Çok özledim sonsuz genişliğini secdelerin

 

Ben ruhumu zehir parmaklıklar ardında tutuklu bıraktım
Öyle çok susadım ki ilk tekbirin;dudağımdan içtiğim serinliğe

 

Ben bencilliğin dehlizlerinde ümitsizce dolandım…dolandım…dolandım…
Öyle çok hasretim ki bir rukün kavsindeBelimi kıran ayrılıkları göğe savurmaya
Ben ellerine cilveli kelepçeleri vurulmuş bir zavallıyım
Çok isterdim bir kıyamın kıyametinde
İçimdeki bütün kuşları dağlara uçurmayı
Ayaklarımı dar zamanların prangalarına kaptırdım ben

Öyle hasretim ki yalnız ve yalnız sana kul olmayı
Cümle dilenciliklerden kurtulmayı
Öyle hasretim ki göğsümde sakladığım kanadı kırık serçeleri
Rahmetinin yuvasına uçurmaya
Öyle çok hasretim ki yalnız ve yalnız sana muhtaç olmaya
İçimde saklı sancılı incileri rahmetinin kıyılarına savurmaya ahdettim
Mülteci ellerimin ayazında ölmüş kelebekleri
Kudsi levhanın dokunuşuna emanet etmeye geldim

 

Ben gururun mahkumuyum…
Ben gerçeğin kaçkınıyım…
Ben günahın tutsağıyım…
Ben isyan çöllerinin çorağına sürgün bir yetimim
Sevindir beni,sevdir,sevindir,sev,sevdiğini bildir…
Hüzünlerimi bir secdenin billur sularında erit ne olur
Ne olur korkularımı rahmetinin kucağında teskin eyle Sen
Ben sahte uzaklıkların sürgünüyüm…
Ben içine kalbimi sığdıramadığım dar vakitlerin küskünüyüm…
Öyle özledim ki seccademin alnımdan öpüşlerini…öyle özledim…
İşte huzuruna geldim …

Şöyle başımı sokacak bir umudum olsun istedim
İstedim ki yüzünden menekşeler toplayacağım sonsuz ovalarım olsun

İstedim ki koşup koşabildiğim kadar
İçimde sakladığım bütün uçurtmaları rüzgarlara verebileyim
Ben sonsuz derinlikte uykuların yitiğiyim
Ben unutuş uçurumların dibinde unutulmuş bir cesedim
Ben benlik ve bencillik yabancılıklarında
Evine yol bulamayan bir yitirmişim
Çok özledim En Sevgilinin en çok sevdiği yerde durmayı
Öyle hasretim ki öyle muhtaçım ki
En Sevgilinin en çok sevildiği halde olmaya
Geldim…Huzuruna vardım…Geçtim kendimden…Kendime geçtim
Deldim benlik dağını…Yolda kaldı ferhat…Şirinin ben oldum
Yandı her yanım…İbrahimin oldum…Gül oldum…
Çöle verdim leylayı;aklı mecnuna sattım
Mecnun oldum yakınlığına geldim
Tüm uzaklıkları uzaklara savurdum keremini gördüm
Vazgeçtim aslıdan,gölgeden çıktım,aslına geldim…vaslına geldim…

 

Yandım KUL oldum…Yandım KÜL oldum…Yandım GÜL oldum…

 

Durdum namaza;Miracına geldim,niyazına durdum
Nazla beni ne olur…
En Sevgilinin durduğu eşikte durdum
Miracına geldim…Miracına geldim
Nazarında tut ne olur
Bakışınla sar beni,el üstünde tut,bırakma ellerimi…Bırakma…

Senai Demirci

""KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ” "

 Hz.MUHAMMED(S.A.V.)

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online    

İçimizdeki isyankâr

 

 

İçimizdeki isyankâr

ÜLFET, AKLIN önünde perdedir ve ondan yönü hep geriyedir ya da en iyi ihtimalle sabittir.
Beynin bir şeyleri tabu halinde kabul etmesi bizim tercihlerimiz doğrultusunda olduğundan, doğrudan nefisle ilgili bu bahsin, ülfetle ilgili bölümü ile de birinci dereceden alakadardır nefis…

İşte bu ülfet ve nefis bağlantısının bir örneği de Ramazan ayı ile ilgili olarak yaşanır.

Ramazan ayı gelmeden veya içindeyken Ramazan Risalesi okunur. Elbette iyi bir hazırlık için ideal bir durumdur. Ama sadece bizim anladığımız anlamda bir Ramazan ayı risalesi midir, Ramazan için mi? Yoksa Ramazan ve tüm sene boyunca etkisi sürecek bütün bir kulluk dersi midir?

Bu bahsin her nüktesi bu ikinci şıkka büyük bir bürhandır elbet. Ancak beni en derinden yaralayan bahsin sonundaki anlatımdır. Bunun bir hadis-i şerif olması, yani kaynağının selahiyeti, ders almamak için inanmamaya bahane arayan nefse ilk çelmeyi atmıştır bile…

Ancak bunu dersin sonuna eklenmiş bir hikayecik gibi okuma çelmesini yıllarca yediğimi düşünüyorum. Nefsimin “aman pay almayım” diyerek kaçarken, bu bahsi bana nasıl da süslendirdiğini belki…

Evet, bu hikayecik büyük bir idrak vesilesidir aslında. Acı bir uyanış. Efendimizin beni yaşlandırdı dediği bahisler gibi, bizi yaşlandıracak ve yaşlandırası bir bahistir.

Cenab-ı Hak nefse demiş, diye başlar “hikayecik”, sonra bütün hayretlerin ve susuşların yetersiz kalacağı ve fakat üzerinden ülfet ayağıyla geçildiğinden hiç duraksanmamış dehşet bir cevap cümlesi gelir: “Ene ene, ente ente.” Ben benim, sen sensin…

Devamında, hangi azabı vermişse enaniyetten vazgeçmemiş ve sadece açlıkla acizliği hissederek hem o asılsız rububiyeti kırılarak; “Sen benim rabb-i rahimimsin, ben senin aciz bir kulunum” cevabının gelişine daha ulaşamadan, tam burada duruyorum. Ene ene, ente ente…

Nefis ve şeytanla ilgili bahisleri okurken nedense tarihi bir vakıa okuyor olma hassasiyetine bürünür nefsim. Bu cümlenin üzerinden de kaç kez böyle geçtim acaba, nefsimle. Oysa o içimdeydi ve bu cevabı aslında “o” vermişti.

Ne büyük bir dehşet, içimde taşıdığım halde en çok varlığını unutturarak zarar veren, beni ebedi helakete sürüklemek için durmaksızın çaba sarf eden, düşmanlar üstü düşmanım… Nefsim… Bir anlamda “ben”im, bu isyanı dillendiren…

Nasıl, nasıl olur da Yaratıcısının ve tek sahibinin karşısında böyle bir edaya bürünebilir? Ve bu dillendirişi nasıl da unutturabilir bana?

Düşünsenize, sürekli “tatmin edici” bahanelerle temize çıkarmaya çalıştığımız nefsin maskesi düşüyor işte bu cümleyle. Bizim her unutuşumuz bu isyana hizmet ediyor. Bizi tam da bu noktaya götürüyor, “ufacık” ve “kalbimiz temiz”ken yaptıklarımız. Farkında değilsek, tam da o yoldayız… ENE ENE, ENTE ENTE…

Ta ki “O” bizi tutana kadar. Ta ki, bizi içimizdekinin şerrinden “O” koruyana kadar. Ta ki, sesi bastırılmamış vicdan ve gerçekten temiz kalp, elimizden tutuncaya kadar.

O sürekli masum rolü oynayan nefsin maskesiz hali budur işte, ben benim, sen sensin isyanı.

Bazen bütün saflığımla sormak istiyorum, gerçekten bunu yaptın mı, nasıl yapabildin, diye. Nasıl bu kadar nankör, daha da kötüsü kör ve kötü olabilirsin?

Hangi maskeyle yanıtlardı beni acaba, hangi yalanlarla. Sağdan vururdu üstelik.

Ama hikayecik burada bitmiyor. Maskesi düşen nefis ben senin aciz bir kulunum ve sen benim sadece Rabbimsin değil, Rahîm olan Rabbimsin diyebiliyor maskesiz haliyle.

Bu dehşetten sonra, ümit elimizden tutuyor, çünkü Rahîm olan Rabbimiz ibadetle, Ramazan’la elimizden tutuyor.

Çünkü ülfetin bizi saran perdesini ancak o kaldırabiliyor. Şeytanın ve nefsin şerrinden kendisine sığındığımız…

Nuriye Çakmak

 

""KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ” "

 Hz.MUHAMMED(S.A.V.)

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online    

Etiket Bulutu