Dayan be gönlüm!. Bîçâre değilsin Yaradan sana yâr. Kimsesiz değilsin, yanında "Kimsesizler kimsesi" var! Biliyorum! Sığmazsın hiç bir yere bu sevdayla, dünya sana dar! Ama dayan gönlüm! Dayan ki her gecenin mutlaka bir sabahı var!.

Archive for Ekim, 2009

İster evli, ister bekar olun MUTLAKA okuyun ;)

 
 
 
İster evli, ister bekar olun MUTLAKA okuyun 😉

Bülent, avucunu açmış kendisine doğru elini uzatan adama ters ters baktı. Elli yaşlarında gösteren adam, görmeye alıştığı hırpani kıyafetli dilencilere benzemiyordu. Üzerindeki giysiler eski fakat temizdi. Eli yüzü temiz ve sağlıklı görünüyordu.

"Sapa sağlam adam gidip çalışacağına dileniyor, belki benden daha zengindir" diye düşündü. Zaten canı çok sıkkındı, birde sinirlenmişti.

Alaycı bir ses tonuyla:

-Ekmek parası mı istiyorsun ? diye sordu

-Hayır çikolata parası lazım!

Bülent’in kızgınlığı şaşkınlığa döndü. "Espri yeteneği olan dilencinin hali de başka oluyor" diye düşündü

– Niye siz ekmek bulamayınca çikolata mı yiyorsunuz?

– Hayır. Ekmek bulamadığımız günler genellikle bulgur pilavı yeriz, onu da bulamadıysak aç yatarız.

Bülent adamın ciddi mi konuştuğunu yoksa dalga mı geçtiğini anlayamamıştı.

 -Bu gün karnınız doydu üstüne tatlı mı istedi canınız?

 -Fakirin canı mı olur ki, tatlı istesin beyim.

-Bu bir kamera şakası mı yoksa sen iş bulamamış stendapçı mısın?

– Hiçbiri değil. Sadece fakirim. Bugün karımın doğum günü, ona çikolata götürmek istiyorum.

 -Doğum gününde yaş pasta alınır bildiğim kadarıyla.

  -O bizim için değil zenginler için. Otuz yıllık evliliğimiz boyunca ona bir kez bile yaş pasta alamadım. Ama her doğum gününde mutlaka çikolata götürdüm. Çikolatayı çok sever

Adamın söyledikleri Bülent’in dikkatini çekmişti. O akşam karısıyla kavga etmiş, kapıyı çarpıp kendini sokağa atmıştı. Arabasına da binmemiş sahile kadar yürümüştü. Denizi seyretmek de onu rahatlatmamıştı. Oysa eskiden denizi seyrederken çok rahatlardı.

Dalgalar sıkıntısını alıp götürürdü.Fakat karısının evde ağlıyor olduğunu bildiği için olsa gerek, hiçbir şey onu rahatlatmıyordu. Dilenciyle konuşurken biraz kafası dağılmıştı.

"Acabasöyledikleri gerçek mi, yoksa uyduruyor mu" diye düşündü

-Cebinde bir çikolata alacak para yok mu şimdi?

Bülent’in sorusu üzerine adam ceplerini boşalttı, bir nüfus cüzdanından başka bir şey çıkmadı.

– Ben dilenci değilim. Işim yok. Günlük çalışırım, ne iş bulursam yaparım.Fakat bu gün bütün gün iş aradım, aksilik bu ya, hiçbir iş bulamadım.

Bülent oturduğu bankı işaret ederek yer gösterdi.

-Oturun biraz dertleşelim bari, dedi. Adam çekingen çekingen oturdu yanına.

 -Yokmu eşin dostun, borç alacak akraban?

 -Fakirin akrabaları da fakir olur beyim. Bulurlarsa kendi karınlarını doyururlar.
Dilenecek kadar çok mu seviyorsun karını ?

-Hem de çok seviyorum. Otuz yılımı aydınlattı o benim.

-Hımmmm. Aşk hemde otuz yıl süren aşk. Hayret doğrusu! Aşkın ömrü en fazla üç yıl diyorlar oysa. Sen otuz yıldan bahsediyorsun.

-Evet. Geçen yıllar sevgimi azaltmadığı gibi artırdı.

 -Söyle o zaman nedir evlilikte mutluluğun sırrı? Söylediklerine bakılırsa sen mutluluğun formülünü bulmuş gibisin

-Ben ilkokulu bile bitirmedim. Öyle formül falan bilmem.

 – Formül dediysem kimya formülü sormuyorum canım. Bende altı yıllık evliyim. Sevdiğim kadınla evlendim, fakat mutlu değilim. Sürekli kavga ediyoruz.Daha iki saat önce kapıyı çarptım çıktım. Evimiz, arabamız, işimiz, gücümüz, her şeyimiz var, ama mutlu değiliz. Senin hiçbir şeyin yok, ama mutlusun.Para mı acaba bizi mutsuz eden?

-Hiçbir şeyim yok mu? Hayır benim her şeyim var. Benim karım her şeyim.Sevgilim, eşim, arkadaşım, hayat yoldaşım. Hayatımı paylaştığım insandan daha değerli ve daha önemli ne olabilir ki dünyada? Sizin ev, araba, iş diye her şey dediğiniz şeylerdir aslında hiçbir şey olan.

 -Öyle deme, şu kadar varlığın içinde bile karım her şeyden şikayet ediyor.Bir de fakir olsam kim bilir ne olur?

 –Altın tasın, kan kusana faydası yoktur beyim. Sen kadın ruhunu hiç anlamamışsın. Hiçbir kadın iyi bir evde oturduğu, hergün çeşit çeşit yiyecekler yediği için mutlu olmaz. Bir kadın, kocasının her şeyi olduğunu bildiğinde ancak mutlu olur.

-Sizin mutluluğunuzun sırrı bu mu ?

 -Olabilir. Ben karıma değerli şeyler alamıyorum ama ona benim için ne kadar değerli olduğunu hissettiriyorum. O da çok mutlu oluyor.

 –Bir kadına değerli olduğunu nasıl hissettirilir?

-Küçük kızı severek.

 -Küçük kız mı ? Hangi küçük kız ?

 -Yaşı kaç olursa olsun her kadının içinde hiç büyümeyen bir küçük kız vardır. O kızı ne kadar çok sever, ne kadar çok mutu edersen, o kadını da o kadar mutlu edersin.

-Nasıl yani ?

 -Küçük kız neleri sever, nelerden hoşlanır bir düşünün. Küçük kızlar hep beğenilmek, ilgi görmek isterler. Güzel olduklarını duymaya bayılırlar.Kendilerine prensesmiş gibi davranılmasını beklerler. Küçük kızlar hep prenses olmayı hayal ederler. Sürprizlerden hoşlanırlar. Biraz şımartılmak isterler. Sevilmek ve sevildiklerini hep duymak isterler. Iltifata doymaz küçük kızlar. Öyle değil mi?

 -Haklısın. Benim dört yaşımda bir kızım var. Adı Aylin. Her akşam boynuma sarılır "babacığım beni ne kadar seviyorsun?" diye sorar.Giysisini değiştirdiği zaman etrafımda "Baba güzel olmuş muyum?" diye sorar durur.

-Güzelsin demem de yetmez ona. " Harikasın prenses gibi olmuşsun"demeliyim. Dünyanın en güzel kızı demeliyim.

-Işte kadınlar bir ömür boyu bunu duymak isterler. Ben elli yaşındaki karıma böyle davranıyorum. Ömrümüz olurda seksen, doksan yıl da yaşarsak ben ona böyle davranmaya devam edeceğim. Ona "bebeğim" diye hitap ediyorum çok hoşuna gidiyor. "Bebeğim bana bir çay yapar mısın?" dediğimde çay yapmak için nasıl koşturduğunu görmelisiniz.

-Hiç kavga etmezmisiniz siz?

-Kavga evliliğin tadı tuzu. Arada biz de tartışırız. Küsüp barışmanın tadı ayrıdır. Benim karım bir keçi kadar inatçıdır. Onunla barışmak için uğraşmak ayrı bir keyif verir bana.

-Benim eşim çok ciddi kadındır. Hiç küçük kız havası yok onda.

Küçük kızlar büyüdükleri zaman artık sevgi, ilgi istemeye utanırlar. En ciddi yada en yaşlı kadının bile o küçük kız mutlaka vardır. Yeter ki sen o tatlı kızı sevindirmeyi, mutlu etmeyi bil. Ve o küçük kızı asla aldatma.Yoksa bir daha sana güvenmez ve ne yaparsan yap hep kuşkuyla bakar.Küçük kızlar hem çabuk mutlu olurlar hem de çabuk kırılırlar.Çok narindir onlar.Hoyrat elleri sevmezler. Yumuşak dokunuşları severler.

 -Bu tavsiyeni deneyeceğim. Fakat her zaman yapabilir miyim bilmiyorum.Bazen işlerim çok yoğun oluyor o zaman eve çok yorgun gidiyorum

Bu sadece bir bahane. O küçük kızı mutlu etmek dünyanın en kolay işi.Çoğu zaman birkaç tatlı söz yeterli olur. Sen o küçük kızı mutlu ettiğinde karşılığını fazlasıyla alırsın. Artık o seni rahat ettirmek için elinden gelen gayreti gösterir. Karısı mutlu olmayan erkek mutlu olamaz. Mutlu olmak isteyen erkek önce hayat arkadaşını mutlu etmelidir. Düşünsene somurtkan, mutsuz, sürekli söylenen biriyle yolculuğa çıksan ne kadar mutlu olabilirsin.

-Haklısın da bende bütün gün ailem için çalışıp yoruluyorum.

-Yine para, yine dış sebepler. Evet para önemli ve gerekli ama kadınlar para için erkekleri sevmezler. Para geçici mutluluklar verir. Kadınlar hediye almayı severler. Paran varsa hediye al tabi.Ama hediyeyle mutlu olmasını bekleme. Hediyenin yanına sevgini katmazsan hediyenin bir anlamı yoktur. Benim hiçbir zaman çok param olmadı. Günlük kazandım günlük yedik.Bazen aç kaldığımız günler oldu. Hiçbir zaman karımın kulaklarına altın küpe takamadım ama her zaman aşk sözleri fısıldadım. Hiçbir zaman boynuna pırlanta gerdanlık alamadım ama hep öpücüklerle sevdim boynunu. Hiçbir zaman ona ipek elbiseler giydiremedim ama kendi bedenimle ipek elbise gibi yumuşacık sardım bedenini ve mutlu ettim onu.

Adam ayağa kalktı.

-Bana müsaade, artık gitmeliyim, karım merak eder. Sende git evine küçük kızın gönlünü al, belki o küçük kız şimdi evde ağlayıp duruyordur.

 Bülent de ayağa kalktı. Kuvvetlice elini sıktı.
-Sizi tanıdığıma çok memnun oldum.

Elini bıraktı koluna girdi. Yolun karşısındaki pastaneyi gösterdi.
-Hadi gel eşin için şuradan çikolatalı pasta alalım, dedi.
Pastayı aldılar. Adam hayatında ilk defa karısına yaş pasta götürmenin mutluluğuyla, bin bir teşekkür ederek evinin yolunu tuttu.

Bülent de pastanenin yanındaki manavdan karısının en sevdiği meyvelerden aldı.Evine geldiğinde karısı şişmiş gözlerle mutfak masasında oturmuş su içiyordu. Bülent hiç konuşmadan meyveleri büyükçe bir tabağa döküpyıkadı., sonra eşinin önüne koydu.

 –Bunlar dünyanın en şanslı meyveleri, dedi.Inci hiç konuşmadı.
-Sorsana "niye" diye..

-Inci kızgın kızgın:

-Niye? Diye sordu.

 –Çünkü dünyanın en güzel ve en tatlı kadının midesine gidecek, dedi gayet ciddi bir ses tonuyla. Inci şaşırmıştı. Bir anda yüzünün ifadesi yumuşamıştı.

 -Bunlar senin sevdiğin meyveler, senin için aldım.
 -Hayret bir şey! Her zaman kendi sevdiğin meyveleri alırdın. Benim hangi meyveleri sevdiğimi iyi hatırlamışsın. Aslında bu her zaman beklediğim istediğim bir şeydi. "bak senin sevdiğin meyveleri aldım"

-Ama şimdi kıymeti yok. Çünkü sana çok kırgınım, meyve alarak gönlümü alamazsın.

-Özür dilerim seni kırdığım için.
Sonra Bülent yere diz çöktü.

 -Cezam neyse razıyım. Ama bir tek şey istiyorum senden. Seni delice seven bu adamı senden mahrum etme.Bülent yere çömelmiş, boynu bükük bir vaziyette çok komik görünüyordu.

Inci kıkır kıkır gülmeye başladı

-Affetmek o kadar kolay değil. Bakalım hangi cezalara katlanabileceksin, dedi.

Bülent işte o zaman ona muzip muzip bakan eşinin içinde sakladığı küçük kızı gördü.Bundan sonra her şey daha farklı olacak diye düşündü.

""KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ” "

 Hz.MUHAMMED(S.A.V.)

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online    

SENDE BENİ BULAYIM YAR!..

 

3929de9ae36bc9fcaf3.jpg 

SENDE BENİ BULAYIM YAR

Sen’ yokken hayatımda ‘ben’de yoktum!..
Bedenimde ruh vardı ama o ruhta sen yoktun!..Bedenim vardı ama o ruhta ‘sen’ ruhu henüz oluşmamış  ve ‘ben’ olgunluğuna erememişti..

‘Sen’ yokken hayatımda ‘ben’de yoktum!..
Kalbim sadece yaşamak için atıyordu. Var olduğu bedeni yaşatmak için atıyordu..Henüz ‘sen’ diye atmıyor ve yaşamın heyecanına, hızına ‘ben’ diye ulaşamıyordu..

‘Sen’ yokken hayatımda henüz ‘ben’de yoktum!
Gözlerim henüz senin gözlerini görmeyip benim gözlerime mühürlenmemişti. Aşkın körlüğünde görmenin lezzetini hissetmemişti, bakışı esrarlı gözlerim..

‘Sen’ yokken hayatımda henüz ‘ben’de yoktum!..
Gönül sarayımın sahibi ‘sen’ henüz çalmamıştın kapılarımı. Yada ben çalınması için senin gelmeni bekliyordum. Herkes kapımı çalıyordu..Ben: “ Kim o?” diyordum. Herkes: “Benim!..” diyorlardı..Oysa ben senin gelmeni bekleyerek kapımı çalmanı istiyordum. Ben : “Kim O?..” diye sorduğumda sen: “Senim!..” diyecektin. Ben de : “İşte ben geldim!..” diyerek kapıyı açacaktım sana.

‘Sen’ yokken hayatımda henüz ‘ben’de yoktum!..
Aşkın dilenciliğini yaparken seni istiyordum. Bir  ALLAH’ın kulu açıp da kapıyı  O’nun Aşkı için “Sendeki beni” verememişti bana..

‘Sen’ yokken hayatımda henüz ‘ben’de yoktum!..
Henüz gökyüzünde bulutlar oluşmamış ve yağmur başlamamıştı. Senin semalarında bulunmayıp benim gökkuşağımda sarmamıştı etrafını..Tüm renkleriyle hayatın rengi, hayatın rengini yansıtamamıştı.

‘Sen’ yokken hayatımda ‘ben’de yoktum!..
Sensizliğin çölünde hep senin serabını görüyordum ve hep benim çaresizliğimin rüzgarı karışıyordu çölün rüzgarına..Yüreğim sens
izliğin sıcağında üşürken, sana susuzluğumla kavruluyordu benliğim..

‘Sen’ yokken hayatımda henüz ‘ben’de yoktum!..
Senin ellerin benim ellerimin ellerini tutmayıp henüz aşkta bizim evliliğimizin ellerinden tutmamıştı..Senin ellerini tutmadan, benim ellerimde kimseye dokunmayacak , tutmayacaktı.

‘Sen’ yokken hayatımda henüz ‘ben’de yoktum!..
Sendeki beni bulmak için seni arıyorum..Ben sensizliğin içindeki seni bulmak istiyorum ve seni bulduktan sonra sendeki beni bulup ben olmak istiyorum..Yani SENDE BEN olmak istiyorum..

SENDE BENİ BULAYIM YAR!..
Artık gelde senin bedeninde benim ruhum oluşsun..Ya da benim ruhumda senin bedenin olsun..

Sen ve ben kelimeleri “BİZ” e dönüşsün..
Yürek iklimimde sensizğin sonbaharı ve kışı bitsin..Ve senin doğuşunla yeniden canlansın tabiatımdaki ben!..

Gözlerim senin gözlerinin penceresine dalsın..

Kalbim aşkın sonsuz mührünü ‘sen’ diye vursun..

Senin derin kuyularında ki Yusuf, benim sarayımdaki Züleyha’sına kavuşsun.

Senin aşkının fırtınalı denizi dinsin ve beni senin limanına götürsün.Beni bile bile attığın özlem denizinin içinden senin vuslatın kurtarsın.

SENDE BENİ BULAYIM YAR!..

Benim DURR-İ YEKTAM sen ol!..

Aşkın ateşine atılırken İbrahim(as)  misali, Rabbim bana senin serinliğini ve selametini nasip etsin..

Saadet-i Dareynime seninle ereyim.Senin dünyadaki ve cennetteki hurin ben olayım. Benim dünyadaki ve ahiretteki  cennetimde sen olasın..

Sonsuz yolculuğun sonsuz yolcuları olalım..Noksanlığıyla , eksikliğiyle ayrı iki ruhun bir bedeninde varolalım..Yada bir bedende iki ruhun birleşmesiyle yok olalım!..

""KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ” "

 Hz.MUHAMMED(S.A.V.)

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online    

Ölüm sen ne büyük dersin? Bir ömür geçse okunmakla bitmezsin!!!…

olumsi1.jpg 

Ölüm sen ne büyük dersin? Bir ömür geçse okunmakla bitmezsin!!!… 

  

Ölüm Öğrenilmedikçe hayat ne ifade eder? Özün özü ölümün içinde gizli, hayat; onun içinde saklı gonca gül" Gülmek ağlamaya ne kadar yakın, ağlamak gülmenin kapı komşusu"
Ölüme gülmek hayata ağlamak mıdır? Hayata alaya almak; ona öldürücü darbe vurmak değil midir?
Ölümü sevmek hayata küsmek değil ki; yaşama coşkusunu en derin yerinde hissetmek, düşünce burçlarına hikmet yıldızlar nakşetmek" Ömürde nakış nakış sonsuzluğa dokumak; harfi okumak eşyayı, hadiseleri" Hadise selinde, keder denizinde boğulmamak; sahil selametini ömrün bir adım ötesinde görebilmek"
Hemen gidecek gibi durmak bu yerde, kalacak gibi yaşamamak" Yaşlanmayı beklememek onu düşünmek ve anlamak için; giden her "anr1; da onu hissedebilmek" Hislerini canlı, düşüncelerini diri tutmak; hayatı ölümsüzleştiren sırlar"
Ondan kaçmak mümkün mü ve ne kazandırır? Ona hayatın sahibi adına koşmak, neyi kaybettirir? Tefekkürle süslenen, hikmetle bürünen hayat; ölümün öldüremeyeceği hayat"
Hevanın heba ettiği hayat; ölmeden önce ölünmüşlük hali" Hüda adına yaşanan hayat; ölmeden önce ölümsüzlüğün tadıldığı hayat" Ölümle ölümsüzlük arası bu kadar kalın ve o kadar ince; ince ipte yürüyebilmek, kalın duvarı aşabilmek tefekkürün keskinleştirdiği nazarla mümkün"
Aklı hezeyanlar dolmuş, kalbi karamsarlıklar kaplamış, duyguları dünyevilikle delik deşik olmuş, keder rüzgârlar önünde savrulan "benr1; e, ölüm ne söylesin, hayat neyi haykırsın? İçindeki cenneti keşfetmek için verilmiş istidatlar yerinde kullanılmıyorsa, ömür ateşe akıyordur"
Yüksekten akan ırmak gibi dökülen ömür suları; sel olup savurur da, sonsuzluğun içildiği ab-ı hayat olur yudumlanır da" Damla damla dökülen "anr1;larda deryalar saklı, saklandığı yerden ansızın çıkan ölümden erken davranıp o damlardan kana kana içmek; hayatın özünü emmek"
Keyif kaçıran ölüm düşüncesi, firak hissi, kör nefsin gözünü açar; pencerelerden güzellikler seyrederek geçirtir ömrü" Ölüm ve hayatla kardeşçe geçirilen ömür; gönlü muhabbet ve uhuvvet doldurur" Batan güneş, kayan yıldız, karanlığa gömülen ay; bitiş ve son değil, yeni diriliş ve aydınlığın habercisi olduğunu düşündürür"
Yıldızlar kadar yalnızlığın galaksiler kadar kalabalıklığın dengeli birlikteliğini düşündürür, çiçek çiçek açan ölüm hissi" Her doğan gün batmak için doğar, her batan gün doğmak için batar" Düşe kalka gittiğimiz hayat yolu bir gün ölüm tökeziyle alt üst olacak; bugün üstünden altına bakabilirsek siyahî peçenin altındaki beyazlığı göreceğiz"
Bir gün ölüm de ölecek; her nefis sahibine tattırdığını o da tadacak" Hayat ise sonsuzluğa akacak; ama sonsuz kedere, ama sonsuz mutluluğa" Gurbet diyarda ölümle hemhal olan ondan hayat dersler çıkaracak, geçicilikte ayağına takılan küçük kederlere takılmak değil sonsuzluğun ufkuna kanat çırpacaktır" Yapmayansa kara topraktan sonsuz karanlıklara geçecektir"
Ölüme hayat kadar sevmek, hayata ölüm kadar değer vermek; hakikatin iki kanadı" Kalp ve kâinat kanatlarıyla ölümün uzaklarına uçmak için geldiğimiz dünya toprağında; ölüm sen ne büyük dersin? Bir ömür geçse okunmakla bitmezsin.
(alıntı)

 

 Geceleri yıldızları seyrettiğim penceremden ,her gördüğüm buluta ,
yeni bir nisan ısmarlıyorum,kalbime yağsın diye…"
" Her doğan güne ,yeni bir bahar ısmarlıyorum,günbegün solan hayatıma

renk katsın diye…"
"Her batan güneşe yeni bir sonbahar ısmarliyorum,ölümü hep hatırlatsın diye…"
"Her çaresizliğime,yeni bir ümit ısmarlıyorum,çaresiz kalmasın diye…"
"Her dostuma,yeni bir vefa ısmarlıyorum,sevdamız büyüsün diye…."
"Her baktığım aynaya yeni bir benlik ısmarlıyorum,yapancı maska takmasın diye…"
"HER KAPANDIĞIM SECDEYE YENİ BİR DUA ISMARLIYORUM,BENİ O’ (c.c.) HİÇ YALNIZ BIRAKMASIN DİYE…"
"Her yazdığım cümleye yeni bir harf ısmarlıyorum,eksik kalmasın diye…"
Birde açan çiçekleri olmasa bahçelerimizin,
uçan kelebekleri olmasa ,baharlarımızın…
sesleri uykularımızda yankılanan bülbülleri olmasa seherlerimizin,
Beş vakitte,beş sefer ferahlatan ezanları olmasa semalarımızın…
Daha çok kirleneceğiz…
Daha çok çirkinleşeceğiz…
Daha çok sağırlaşacağız…
Daha çok yalnızlaşacağız…
Keşkelerim,belkilerim,ölüm olmasa,
Cümleleri sonlandıran nokta olmasa,
Ruhumuzu arındıran dua olmasa,
Daha çok bunalacağız,bulanacağız…

 ""KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ” "


 Hz.MUHAMMED(S.A.V.)

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online    

Nûn, kalem ve onunla yazılanlara and olsun.”

Animated+Roses
 
Nûn, kalem ve onunla yazılanlara and olsun.”
 
And olsun ki, yazmak istiyorum ya Âh… Senden gelen ve Sana giden harflerimle Seni yazmak istiyorum. Nice aldanış, nice yanılış ve nice yanlıştan sonra fırçayı hokkaya batırmak ve sadece yazmak istiyorum. Esmanı içimden geçirerek… Adının ilk ve son harfi hürmetine yanık bir Âh çekerek… Adını, sahifelere nakış nakış işlemek istiyorum.
 


“Nûn, kalem ve onunla yazılanlara and olsun.”

Elif diyorum ilkin… Fırçam, kalemim… Mürekkebim tepeden tırnağa, baştan sona yüreği yarılmış bir Elif’ten damlıyor. Yaralanmış, pâre pâre paralanmış bir Elif… Adınla başlamak istiyorum yazının hayatına. Adını şah gibi oturtmak istiyorum sayfanın saltanatına. “Yeryüzünde ağaçlar kalem, deniz mürekkep olsa ve denize yedi deniz daha katılsa yine Allah’ın kelimeleri bitmez.” diyorsun. Bu acizlikle, bu cüzî iradeyle Seni tarif etmeye kalkışmak ne büyük gaf… Yazıyorsam… Âh, yazıyorsam… Kazıyorsam toprakları harflerin sûretiyle… Benliğimi kefen niyetine beyaz sayfalara sarıyorsam… Kimliğimi mezar niyetine kara mürekkebe gömüyorsam… Hiç oluyorsam, kalemin ucunda bir noktaya bürünüp yok oluyorsam… Ve sonra kelimelerin parmaklıklarından tutunup aşkın mânâsını haykırıyorsam… Sendendir ey Âh… Bütün bu “yok” olmalar Sana “var”mak içindir. Hâtime giden yollarında bir karınca niyeti nasiplenebilmek içindir. Önsözlerin önceliği, ilk harflerin ilk hamlesi olabilmek içindir. Yazıyorsam Senin lütfunla, Senin kereminle, Senin marifetinledir. Aczimle bir araya getirdiğim heceler ancak Seni anlattığı vakit birbirine tutunabilir. Sana ulaşmayan, benliğimi aşıp Sana ulaşmaya çalışmayan her cümle benim ellerime, benim kalemime ancak bir kelepçedir. Sonum zindan iken… Ya Âh… Kalbim demir parmaklıklar ardında kalacakken, ben kendimi Senin için kalem tutmayan parmaklarımla kuşatacakken… “Oku, Yaratan Rabbinin adıyla oku” dedin. “İkra!” dedin ve kesildi nefesim. Nefesim kesildikçe kalemim yetişti imdâdıma. Sen kalemime Hayy isminle üfledin ve ben can bulan sözümle “Sen” dedim. “İllâ Sen…” Seni anınca, Sana yanınca dirildim. Parmaklarımda dolaşan hayat Senindir, ellerimden dökülen hüner ve sanat Sendendir. Bildim…

Animated+Roses

“Nûn, kalem ve onunla yazılanlara and olsun.”
Yazıyorum. Yaratan Rabbimin adıyla yazıyorum. Yazım, bir yıldız gibi yüreğimin gökyüzünden sızıyorsa ve sızlıyorsa ruhum… Senin adın düşmüştür gönlümün câmilerine… Yüreğimin göklerine minâre gibi uzanan kalemler, sayfa sayfa Seni anlatmıştır. Ezânlar yayılmıştır dünyanın en büyük sahifesine… Senin adın gül gibi yayılmıştır aşk iklimlerine… Ya Âh… “Oku!.. O insanı bir alaktan yarattı. Şüphesiz Rabbin en cömerttir.” dedin. Küçülsem, küçülsem ve yeniden bir alağa dönsem. Düşsem bir cenine, cemre gibi… İlkbahara dönsem. Günahlarım silinir, yüküm hafifler belki… Oysa sayfalarımda biriktirdiğim bütün siyahlar, kalemimden dökülen bütün günahlar keskin bir mürekkep karalığıyla yapışıyor beyaz sayfalara. Senden gayrısı bilemez hatalarımı, Senden başkası silemez günahlarımı. Karalarım ak olmaz, gecelerim sabah olmaz. Sevgili… Ey Âh… Cömert Sendendir, kerem Sendendir, af Sendendir. Ey Âh… Af diliyorum Senden, hezâr af… “Oku! Rabbin kalemle yazmayı öğreten, insana bilmediğini öğretendir.” diyorsun. Okumak ve yazmak istiyorum. Meğer ben, yıllarca kalbimi Senin göklerinde uçurmuşum da, Senin sayfalarında Seni anlatmayı unutmuşum. Eyvâh… Tutmuşum da harflerimi sayfa kenarında uyutmuşum. Va hayf!.. Yazmayı öğrettin, bilmediğimi öğrettin bana. Af diliyorum şimdi, af… Binlerce aff…

Animated+Roses

“Nûn, kalem ve onunla yazılanlara and olsun.”
Uyansın… Bütün şekiller uyansın… Bütün harfler aşkla yansın. Mürekkep damla damla dört yana yayılsın. Kalem, semazen gibi döne döne seni anlatsın… Dönsün yan yana duran kelimeler… Ve sönsün içimde büyüyen alevler… Ölsün içinde Sen olmayan cümleler. Ve gülsün gönlümde açan çiçekler. Ey Âh… Sayfanın tam ortasına çektiğim ilk Elif’ten sonra, şimdi He diyorum. Ağlayan iki gözüm gibi kanayan iki boşluk bırakıyorum sayfaya. Fırçamdan aşk akıyor, sayfamdan Âh yükseliyor. “Biz âleme bir yâr için âh etmeğe geldik” diyen Avnî gibi ben de Âh çekiyorum ve Âhımın buğusu döne döne Senin katına çıksın istiyorum. Âhım, gıpta ettiğim âşıklar gibi güneşi, ayı, yıldızları ve bütün gezegenleri tutuştursun istiyorum. Âh, gücüm yetmiyor. Seni yazmak istiyorum… Nûn ve’l-Kalem aşkıyla başladığım bu hikâye bir Âh ile bitiyor. Senin adını yazmak için elime aldığım sayfa, fırça, hokka, kalem, kağıt baştan sona yanıyor. Kalan kül… Bir Kaknüs gibi, çemberimde çırpınırken… Bir Kaknüs gibi inleyerek Âh çekerken… Bir Kaknüs gibi küllerimle kalıyorum.
 

Animated+Roses

“Nûn, kalem ve onunla yazılanlara and olsun.”
Bedenime kan niyetine mürekkep dolsun. Gönlüm sayfa gibi serilsin önüme. Ve ben günah kokan ellerimi Âhımla temizleyip sadece Senin adını yazayım. Ey Âh… Ey Allah… Ya Allah…
""KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ” "

 Hz.MUHAMMED(S.A.V.)

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online    

KALP İLAHİ HUZURU ARAR

 
KALP İLAHİ HUZURU ARAR
"Göz, kulak, el, ayak halka bakan pencerelerdir.
Ancak terbiye olursa Hakk’a bakar. Terbiye olmazsa, göz eşkiyanın da gözüdür.
Gözün ne suçu var? Gönlünü ağart ki, gözün isabetli görsün. Göz neferdir.
Suç akılda ve kalptedir. Nefis terbiye olmazsa, akılla kalp de beş kuruş etmez.
Hakk’a bakan pencereye gelince, o kalptir. O ruhtur, sırdır, hafidir, ahfadır, nefistir. Allahu Tealâ’nın azametini bu beş pencere ile tanırız.
Kalp, huzur-u ilâhîye ve Allahu Tealâ’nın azametine gark olmak ister. Kalp Allahu Tealâ’yı bilme, tanıma ve sevmede nihayetsiz bir istidad ile yaratılmıştır. İnsanın kalbi kainatın genişliğini içine alabilecek kabiliyettedir. Ama ıslah olmazsa, o kalp dünya muhabbetine gark olur. Kimisi malına, kimisi makamına, kimisi siyasetine…
Kalp fotoğraf makinası gibidir. İster eşkıyanın,istersen Kâbe’nin resmini çek.
Makina’nın suçu yoktur. Suç veya sevap onu çeken eldedir.
Nefsini ağartırsan, kalp Hakk’ın azametini, ilâhî muhabbeti ve marifeti çeker. Terbiye etmezsen, fuhşiyatı, hıyaneti, zulmaniyeti çeker.
Kalp, Allahu Tealâ’nın azametini bilecek kadar yüksek kabiliyette yaratılmıştır …"
 
""KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ” "

 Hz.MUHAMMED(S.A.V.)

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online    

SELAM VERMEK DE ALMAK DA SÜNNETTİR

 
SELAM VERMEK DE ALMAK DA SÜNNETTİR 


Ebû Hüreyre (ra)’den rivayete göre, Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu: “Canım kudret elinde olan ALLAH’a yemin ederim ki; İman etmeden Cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmeden de iman etmiş olmazsınız. Size yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir işi göstereyim mi? Selamı aranızda yaygınlaştırınız.” (Müslim, İman: 17; Ebû Dâvûd, Edeb: 27) 

İmrân b. Husayn (ra)’den rivayete göre, bir adam Rasûlullah (sav)’e geldi ve “Esselamü Aleyküm” (ALLAH’ın selamı üzerine olsun) , dedi. Peygamber (sav) de “On” buyurdu. Bir başka adam daha geldi “Esselamü aleyküm ve rahmetüllahi.” (ALLAH’ın selam ve rahmeti üzerinize olsun) dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) “Yirmi” dedi. Bir başka adam daha geldi ve “Esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatüh” (ALLAH’ın selamı rahmeti ve bereketi üzerinize olsun) dedi. Rasûlullah (sav) de “Otuz” buyurdu. Yani değişik şekillerde selam verenler, değişik miktarlarda sevap kazandılar. (Dârimî, İstizan, 27) 

Ebû Umâme (ra)’den rivayete göre, şöyle demiştir: “Ey ALLAH’ın Rasûlü! ‘Denildi iki adam karşılaşıyorlar bunlardan hangisi önce selam verecektir?’ Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu: “O iki adamdan ALLAH’a en yakın olanı.” (Ebû Dâvûd, Edeb: 122) 

Câbir b. Abdullah (ra)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sav) şöyle demiştir: “Selam konuşmadan öncedir.” 

“Bir kimseyi selam vermeden önce yemeğe davet etmeyin.” (Tirmizî) 

Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdu: “Binitli yürüyene, yürüyen oturana, az olan guruba selam verir.” İbn’ül Müsenna kendi rivayetinde şunu da ilave etmektedir: “Küçükler büyüklere selam verir.” (Buhârî, İstizan: 17; Müslim, Selam: 27) 

“Müslüman’ın Müslüman üzerindeki altı haktan biri de selam vermektir.” (Müslim) 

“Bir yere girerken oradakilere selam vermek borç olduğu gibi, çıkarken de selam vermek borçtur.” (Beyhaki) 

“Bir kimse ayrılırken, selam verirse, onların hayırlı işlerine ortak olur.” (Rüzeyn) 

“İnsanların en âcizi dua etmeyen, en cimrisi de selam vermeyendir.” (Taberani) 

“Selamı yayar, açları doyurur, sıla-i rahimde bulunur, gece herkes uyurken namaz kılarsanız, selametle Cennete girersiniz.” (Tirmizi) 

“Genelde, iki kişiden, ALLAH indinde derecesi yüksek olan önce selam verir.” (Tirmizi) 

“Yemin ederim ki, imanı olmayan Cennete girmez. Birbirinizi sevmedikçe, imana kavuşamazsınız. Birbirinizi sevmek için çok selamlaşınız!” (Tirmizi) 

“Mümin kardeşine selam vermek, yanına gelince ona yer göstermek ve hoşlandığı isimle hitap etmek, aradaki sevgiyi pekiştirir.” (Taberani) 

“Tatlı dilli olmak, selamlaşmak ve yemek yedirmek, Cennete götürür.” (Hakim) 

“Tanıdığından başkasına selam vermemek Kıyamet alametidir.” (Taberani) 

***

 
""KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ” "

 Hz.MUHAMMED(S.A.V.)

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online    

Bal Ve Tarçınla Gelen Sağlık

Bal Ve Tarçınla Gelen Sağlık

Bal ve Tarçın karışımı birçok hastalığa iyi gelmektedir. Eski Yunan tıbbında olduğu kadar Ayurvedik tıpta da Bal, asırlarca hayati ilaç olarak kullanılmıştır. Bugünün bilim adamları birçok hastalıkların tedavisinde Balı çok etkili bir ilaç olarak kabul etmişlerdir. Bal her türlü hastalıkta herhangi bir yan etkiye sebep olmaksızın kullanılabilmektedir. Bugünün tıp ilmi, balın tatlı olmasına karşın doğru dozlarda alındığında şeker hastaları için tehlikeli olmadığını kabul etmektedir. Kanada da yayımlanan ünlü Weekly World News dergisinin 17 Ocak 1995 tarihli sayısında batılı araştırmacılar tarafından bal ve tarçınla tedavi edilen hastalıkların listesini yayınlamıştır.

ARTRİT
Bir kısım Balı 2 kısım ılık su içerisine koyup üzerine bir çay kaşığı toz Tarçın ilave ederek bir krem elde edilir. Bununla vücudun ağrıyan yerlerine masaj yapılır. 1-2 dakika içerisinde ağrının azaldığını göreceksiniz.

Artritli hastalar,bir bardak sıcak su içerisinde 2 kaşık Bal ve bir çay kaşığı toz Tarçını eritip sabah ,akşam alabilirler. Eğer düzenli olarak alırlarsa Kronik Artriti olan hastalar bile tedavi olabilirler.

Kopenhag Üniversitesinde yapılan bir araştırmada ;kahvaltıdan önce bir yemek kaşığı bal ve ½ çay kaşığı toz tarçını alan 200 hastadan 73 ü bir hafta içerisinde şifa bulmuşlar, geri kalan yürüyemeyen ve hareket edemiyen hastalar da bir ay içerisinde şifa bulmuşlardır.

BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ
Hergün kullanılan bal ve tarçın bağışıklık sistemini kuvvetlendirir ve vücudu bakteri ve virus saldırılarına karşı korur.

Araştırmacılara göre bal, birçok vitamin ve büyük miktarda demir içermektedir. Balın düzenli kullanılması, akyuvarlar içerisindeki, bakteriler ve viruslarla savaşan, korpuskülleri de kuvvetlendirir.

DİŞ AĞRISI
Bir kaşık toz tarçın ve 5 tatlı kaşığı bal karışımı ağrıyan dişe tatbil edilir. Ağrı kesilene kadar günde üç defa tatbik edilir.

HAZIMSIZLIK VE GRİP
Toz tarçın 2 kaşık bal üzerine serpilip yemekten önce alındığında asit oluşumunu ve hazımsızlığı önler. İspanya da yapılan bir araştırmada bal içerisindeki bir maddenin grip mikroplarını öldürdüğü ve hastaları gripten koruduğu saptanmıştır.

İDRAR KESESİ ENFEKSİYONLARI
İki kaşık toz tarçın, bir tatlı kaşığı bal, ılık su içerisinde eritilip içilir. İdrar kesesindeki mikroorganizmalar üzerinde etkilidir.

KANSER
Japonya ve Avustralya da yapılan bir araştırmada, mide ve kemik kanserleri üzerinde başarılı olunmuştur. Bu tür kanserlere yakalanan hastalar günde bir kaşık bal ve bir kaşık tarçını bir ay süreyle günde üç defa almalıdırlar.

KALP HASTALIKLARI
Bal ve tarçınla bir karışım yap ve bunu her sabah kahvaltıda reçel veya marmelat yerine ekmek üzerine sür. Bu uygulama arterlerdeki kolesterolleri eriterek hastaları kalp krizinden korur. Bu uygulama ile, daha önce kalp krizi geçirmiş kişiler, ikinci krizden kilometrelerce uzakta olacaklardır.

Bu uygulamayı düzenli olarak yapan kişilerde solunum güçlüğü ortadan kalkacak ve kalp atışları kuvvetlenecektir.

KISIRLIK
Eski Yunan ve Ayurvedikler Balı, yıllardır, erkeklerin spermalarını kuvvetlendirmek için kullanmışlardır.

Eğer kudretsiz bir erkek düzenli olarak uyumadan önce 2 kaşık bal yerse problemleri çözülecektir.

Çin, Japon ve uzakdoğu ülkelerinde ,gebe kalamıyan ve uterusunu kuvvetlendirmek isteyen kadınlar asırlardır toz Tarçın kullanmaktadırlar

Gebe kalamayan kadınlar bir tutam toz Tarçın ve yarım tatlı kaşığı balı gün boyunca bir bir sakız üzerine koyup çiğnediklerinde tükürükle karışarak yavaş yavaş emilerek etkili olmaktadır.

KOLESTEROL
İki kaşık bal, üç tatlı kaşığı toz tarçın,450 gr. demlenmiş çay içerisinde eritilerek içildiğinde kan kolesterol seviyesi 2 saat içerisinde % 10 düşecektir. Artrit hastalarına tavsiye edilen kür de günde 3 defa kolesterol hastaları i,çin uygulanabilir.

Adı geçen dergideki bilgilere göre günlük gıda ile alınan bal bile kolesterolün düşmesine yardımcı olabilir.

MİDE AĞRILARI
Bal ve tarçın kürlerinin, mide ağrıları için olduğu kadar mide ülserleri için de yararlı olduğu saptanmıştır.

GAZ
Hindistan ve Japonyada yapılan araştırmalar Bal ve Tarçının midedeki gazı giderdiğini göstermiştir.

SAÇ DÖKÜLMESİ
Saçı dökülenlerle tepesi açılanlar sıcak zeytinyağı içerisine bir kaşık bal,bir tatlı kaşığı toz Tarçın ilacesiyle elde edilen krem banyodan önce başa sürülür ve taklaşık 15 dakika bekledikten sonra yıkanır.

5 dakikalık bir uygulama dahi etkili olabilir.

SİVİLCELER VE DERİ
3 kısım bal, 1 kısım Tarçın ile bir krem yapılır. Bu krem uykudan önce sivilceler üzerine sürülür. Sabahleyin ılık su ile yıkanır.

Eğer 2 hafta süreyle her gün uygulanırsa sivilceleri kökünden çıkarır.

Egzama,mantar ve diğer deri enfeksiyonlarında eşit miktardaki Bal ve Tarçın karışımı uygulanır.

SOĞUK ALGINLIĞI
Bir kaşık ılıtılmış Bal,1/4 tatlı kaşığı toz tarçın günde üç defa yenir.

Bu uygulama birçok kronik öksürük,soğuk algınlığı ve sinüslerin temizlenmesi için de geçerlidir.

YAŞLILIK
Bal ve tarçınla hazırlanan çay,düzenli alındığında yaşlılık harabiyetini önler.

4 kaşık bal,1 kaşık toz Tarçın , 3 bardak su içerisinde kaynatılarak bir içecek hazırlanır. Günde 3-4 defa ¼ bardak miktarında içilir. Deriyi diri,taze ve yumşak tutar, yıpranmasını durdurur.

YORGUNLUK
Araştırmayı yapan Dr.Milton, bir bardak su içerisinde ½ kaşık bal ve biraz toz tarçının hergün kuşluk vakti ve vücut direncinin düşmeye başladığı takriben saat 15.00 te alındığında bir hafta içerisinde canlılığın arttığını tesbit etmiştir.

ZAYIFLAMA
Bir bardak su içerisine eşit miktarda bal ve tarçın konup kaynatılır. Hergün kahvaltıdan yarım saat önce aç karnına ve yatmadan önce içilir.

Düzenli uygulanırsa kilo verilir.

Ayrıca bu karışım düzenli olarak içildiğinde, yüksek kalorili diyet alınsa bile, vücutta yağın birikmesine engel olur.

 

 
""KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ” "

 Hz.MUHAMMED(S.A.V.)

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online    

Ruhumuz Hasta Sen Şifa Ver Ya Rabbi!

Ruhumuz Hasta Sen Şifa Ver Ya Rabbi!

 
 
Kısa bir ömür. Küçük bir dünya. Herkese yetecek bir atmosfer. Peki, o zaman dünya için didişme neden? Neticede nice büyük mevki, makam ve zenginlik sahibi insan, dünya ve içindekilerini burada bırakıp gitmediler mi?

Tabii ki gittiler. Hem de hiç ummadıkları bir anda. Onlara sorulmadan. Aniden. Bir gece, bir sabah veya en mutlu oldukları bir demde. Öyleyse bizden öncekilere olan şeyin aynısı bize de olacak. Buna biz sünnetullah diyoruz, yüce Allah’ın toplumlar ve fertlerle ilgili değişmez kuralı.

Peki, neden bu kadar didişiyor, kavga ediyoruz. “Birbirinizi sevin, çevrenizi anlayan bir kalp ve gözle bakın” diyen sesi duymuyoruz. Çünkü bir kısmımız egomuza esir olmuşuz, bir kısmımız dünyaya aşırı tutkulanmışız, bir kısmımız dünyayı idare etmeye çabalıyoruz.

Çoluk çocuğumuza daha yaşanılır bir dünya bırakmak için başkasının çoluk çocuğunu düşünmüyoruz. Çevremiz için esirgemediğimiz anlayışı, başkasına göstermiyoruz. Çoğu kez sadece cenaze merasiminde Allah’ı hatırlıyoruz, sadece orada.
Orada bile duygularımızın bir yanında dünyada sonsuza kadar yaşanan baskın duygular vardır. Dilimizden bir dua dökülse, “Ya Rabbi uzun ömür ve sıhhat ver” diyeceğiz, olabilse ebedilik isteyeceğiz.

Kalbimiz hastadır. Ruhumuzda derin yaralar vardır. İnsanların yoğunluğu arasında

“Allah’la halvet-Allah’la yalnızlaşmak” duygularından uzağız.
Çoklukla birliği, birlikle çokluğu yakalama ufkundan uzak düşmüşüz.

Kısacası ruhumuz hem hasta hem yorgun. Verilenle yetinmiyoruz.

Verilmeyenin peşindeyiz. Başkasında hiç olmayanın farkında olamıyoruz.
Başkasında olanın farkındayız. Bir vadi altınımız olsa, öteki vadinin peşinde koşacağız.

Dar bir sokakta biri bizi durdurup sorsa, “Nereye gidiyorsun, ne olacaksın,
bu koşu nereye kadar, üç kuşak öncesi dedenin mezarı hani nerde”
dese, sadece duraksayıp yüzüne bakacağız. Anlamsız, sessiz, durağan.

Doğrudur. Emeller, temenniler bizi esir etmiş durumda. Diğerkámlık,

başkasını düşünme duygularından uzaklaşmışız. Kendimizi iyi işlere, merhamete yönlendiremiyoruz. Sorulduğunda cevabımız hazırdır.
“Ne yapalım, kaderimiz böyle, Allah böyle yazmış”
deriz. Ama nedense günah işlerken, kötülük yaparken kaderi düşünmeyiz,
günah işledikten sonra kendimizi avundurmak için kadere sığınırız.

Mademki bu kadar kaderciyiz, mademki “Ne yapayım kaderim böyleydi”

 diyoruz, o zaman dünyalık peşinde koşarken neden böyle düşünmüyoruz.
Her şeyi ince ayrıntılara kadar hesap ediyoruz.

Evet, kader vardır ama kader seni mahkûm etmiyor, sen kendi hareket ve
tercihlerinle kaderini hazırlıyorsun. Kaderinin senaristi sensin, başkası değil.

Efendim deriz bazen, “Acele niye? İleride tövbe ederiz. Kötülükleri sileriz.

Hele bir de hacca gittik mi!.. Mezarımıza tertemiz gideriz”. Evet, bazen şeytan ve
nefsimiz bu sözleri fısıldar. Kim bilir belki hiç zamanımız olmaz. Kim bilir belki bu
pazarlık yüce Rabbimiz tarafından hoş karşılanmaz.

Belki hiç tövbe nasip olmaz. Belki aniden gelir, gelecek olan her şey. Şeytan bazen

nefsimize hoş gelen ama bizi Allah’tan uzaklaştıran sözler fısıldar.
Bizi vicdanen rahatlatır. Ama sorumluluktan kurtarmaz.

Hz. Ebubekir’in sözü ne kadar da mesaj yüklüdür: “Benim hasta bir kalbim var.

Hasta kalplere şifa veren sensin ya Rabbi. Benim hasta kalbime de sen şifa ver ya Rabbi.”

Dünya geniş, hepimize yeter. Rızkı yaratan, káinata gönderdiği herkesin rızkını da

göndermiştir. Dilek ve duygularımızı tartalım o zaman, egomuzu sorgulayalım.
Allah’tan gafil olmayalım.

Bilmek lazım ki, kul Rabbini unutsa da, Rabb, kulunu unutmaz. Gelin hasta kalbimizi

en büyük doktor olan Allah’ın tedavisiyle tedavi edelim, O’na yönelelim.

“Ben kendimi terk etsem de,

ben kendimi bıraksam da sen beni bırakma ya Rabbi” diyelim..
KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ” "


 
Hz.MUHAMMED(S.A.V.)

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online    

İLMİ EMANET EDENLER, EMANET ALANLAR

 

 
İLMİ EMANET EDENLER, EMANET ALANLAR
  
   Elvida Ünlü
  
   Hz. Aişe r.a., Rasulullah s.a.v.’in hanımları içinde en genci idi, zekâ ve hafıza kuvvetiyle O’nun talim ve terbiyesinden daha fazla istifade etmişti. İlmiyle müslümanların yolunu ışıtmıştı. Ayrıca babası Hz. Ebubekir r.a.’dan da edebiyat ve tarih bilgisi edinmiştir.
  
   İlim, çölde bir kum tanesiydi. Alemlere rahmet olarak gönderilen Rasul’ün adım atışıydı, göz kapayışıydı. Hüznü, tebessümüydü. Lokması, hırkası, sevdasıydı. Güneşe ve aya değişmediği idi.
   O konuştuğunda susardı ses. Sustuğunda sükûta dururdu alem. Yürüdüğünde yol biterdi. Ve, her hali bir ilmihal. Düşerdi, nakşedilirdi hafızalara. Çöl sıcaklarında kum taneleriyle yazılırdı gönüllere. Sabırla, çileyle, itinayla dokunurdu ilim.
   Rasul’ün her haline vakıf olabilmek, bir kelime fazla duyabilmek için sahabe, pervane misali çırpınıp dururdu. Hele Hz. Aişe r.a. annemiz, Rasul’ün kardeşlerim dediği bizlere bir kelime fazla emanet edebilmek için sorar sorar, izler izler, bekler beklerdi. Ve öğretirdi diz çöküp, diz çökenlere.
  
O’nun Halleri
   Rasulullah s.a.v. Efendimiz ilme verdiği önemi pek çok davranışıyla göstermiştir. Özellikle muhterem eşlerinin ilim sahibi olmalarını da istemiştir. Hanımlarından Hz. Ümmü Seleme r.a. ile Hz. Hafsa r.a. O’nun emriyle okuma yazma öğrenmişlerdir.
   Hz. Aişe r.a., Rasulullah s.a.v.’in hanımları içinde en genci idi, zekâ ve hafıza kuvvetiyle O’nun talim ve terbiyesinden daha fazla istifade etmişti. İlmiyle müslümanların yolunu ışıtmıştı. Ayrıca babası Hz. Ebubekir r.a.’dan da edebiyat ve tarih bilgisi edinmiştir.
   Şüphesiz Hz. Aişe r.a.’ın müslümanlara en büyük faydası hadis ilminde olmuştur. O, Rasulullah s.a.v.’in sözlerini hafızasına nakşetmekle kalmamış, o sözlerin hangi olay ve durumlarda Peygamber Efendimiz’in ağzından çıktığına dair bilgiler de vererek yanlış anlaşılmaları önlemeye çalışmıştır. Ayrıca, pek çok hadisi de kıyas yoluyla muhakeme etmiştir.
   Bir gün Rasulullah s.a.v., kurban etinin üç günden fazla saklanılmamasını emretmişti. Bazı müminler bu emrin sürekli olduğunu düşünmüşlerdi. Fakat Hz. Aişe r.a. bu hükmün geçici olduğunu bildirerek bu hükme dair rivayeti şu şekilde nakletmişti: “Medine’de, kurban etini tuzlar ve Rasulullah s.a.v.’e takdim ederdik. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz, ‘kurban etini üç günden fazla saklamayınız’ buyurdu. Onun bundan maksadı kurban etinin dağıtılması idi.”
   Yine bu konuyla ilgili olarak Hz. Aişe r.a.’a sordular: “Ey müminlerin annesi! Kurban etini üç günden fazla yemek yasak mıdır?” Hz. Aişe r.a.: “Hayır. Fakat önceleri kurban kesenler azdı. Rasulullah, kurban kesmeyenlerin de et yemelerini istediğinden böyle buyurmuştu.”
   Bazı insanlar Kur’an-ı Kerim’i çabuk çabuk okurlar ve Kur’an’ı ne kadar çok hatmederlerse o kadar sevap kazanacaklarını zannederler, bazı insanlar da bir gecede Kur’an-ı Kerim’i hatmederlerdi. Hz. Aişe r.a. bunun hakkında demiştir ki: “O insanların okumaları ile okumamaları birdir. Rasulullah s.a.v. bütün gece ayakta kalırdı. Fakat Bakara, Âl-i İmran ve Nisa Sureleri’nden ileri geçmezdi. Bu üç sure ile gece nihayet bulurdu. O, müjdeye dair bir ayet geldiği zaman onun gerçekleşmesi için Allah’a niyaz eder, bir azap ayeti geldiğinde de Allah’a sığınırdı.”
  

O, Geciktirmezdi
   Ashab arasında kimi zaman vuku bulan bazı anlaşmazlıklar da Hz. Aişe r.a. tarafından halledilirdi. Bir keresinde Abdullah b. Mesud r.a. ile Ebu Musa el Eş’arî r.a. arasında iftar vaktine dair bir anlaşmazlık çıkmıştı. Abdullah b. Mesud r.a. orucunu açar ve derhal akşam namazına dururdu. Ebu Musa r.a. ise iftarını geciktirirdi. Bu durum Hz. Aişe r.a.’a anlatıldı. Hz. Aişe r.a.: “Rasulullah s.a.v. iftarı geciktirmezdi” dedi.
   Peygamber s.a.v. Efendimiz’in devrinde hanımlar da camiye gidip cemaatle namaz kılardı. Camide erkeklerin safından sonra çocukların, çocukların safından sonra da hanımların safları bulunurdu. Peygamber a.s., hanımların mescide gelmelerine engel olunmaması için emir vermiş, “Allah’ın kulları olan hanımları mescitlerden menetmeyiniz” buyurmuştur.
   Fakat Rasulullah s.a.v.’in vefatından sonra müslümanlar refah ve servete erişmiş, kadınlar süs ve gösterişe fazlaca önem vermişlerdir. Bunun üzerine Hz. Aişe r.a., “bugün Rasulullah s.a.v. hayatta olsaydı kadınları mescide gelmekten menederdi” demiştir.
  
Sormak İlim Kapısının Anahtarı
   Rasul-i Ekrem haftada bir gününü hanımların eğitimine tahsis etmişti. Dini bizzat Rasulullah’tan öğrenen Hz. Aişe O’nu dikkatle dinler, bir mesele hakkında kanaat getirinceye kadar o meseleyi araştırır, sorardı.
   İslâmiyet’te komşuluk hakkına riayetin önemi büyüktür. Fakat bir kimsenin pek çok komşusu varsa hangisinin hakkı daha mühimdir, hangisi diğerine tercih edilir? Hz. Aişe r.a.’ın aklına bir gün bu soru takılmış, meseleyi Rasulullah s.a.v.’e sormuştu. O da “kapısı senin kapına daha yakın olanı tercih et” buyurdu.
   Zaman zaman kıyamet gününü düşünüp kim dehşete kapılmaz, kim endişelenmez? Hz. Aişe r.a. da bir gün kıyameti hatırlayıp, “Kıyamet günü bir dost dostunu hatırlamayacak mı?” diye sormuş, bizlere emanet etmek üzere şu mübarek cevabı almıştır: “Ey Aişe! Üç yer vardır ki, oralarda kimse kimseyi hatırına getirmeyecektir. Mizanın önünde, ameller tartılıp terazinin amel gözü ağır veya hafif gelene kadar. Her insanın kitabı sağ veya sol eline verilirken. Sonra, cehennemden bir boyun uzanıp da öfke ile, ‘bana üç sınıf verildi. Allah’a şirk koşanlar, hesap gününe inanmayanlar, cebbar ve çok inatçı olanlar’ derken, hiçbir dost dostunu hatırlamayacaktır.”
   Rasul-i Ekrem s.a.v. bir defa şöyle dua etmişti: “Ey Rabbim! Beni fakir olarak yaşat, fakir olarak öldür, kıyamette beni fakirlerle haşret.” Hz. Aişe r.a., Rasul-i Ekrem’e bunu niçin istediğini sordu. Rasul-i Ekrem s.a.v.: “Fakirler, zenginlerden kırk sene önce cennete gireceklerdir. Aişe! Fakirin gönlünü hoşnut etmeden onu geri çevirme. Bir dilim ekmek olsun ver. Fakiri sev ve onu kabul et.” buyurdu.
   Bir gün Hz. Aişe r.a. Kur’an-ı Kerim okuyordu. Müminun Suresi 60. ayeti okuduğunda durdu, düşündü ve sonra Rasulullah s.a.v.’e müracaat ederek şöyle dedi: “Ya Rasulullah! Rablerine döneceklerinden dolayı yaptıklarını kalpleri titreyerek yapanlardan maksat nedir? Haksızlık, hayırsızlık yaptıkları ya da içki içtikleri için Allah’tan korkanlar mıdır?” Rasulullah s.a.v. buyurdu: “Hayır, Sıddîk’ın kızı! Bundan murad kabul edilmemesinden korkarak namaz kılan, oruç tutan ve sadaka verenlerdir.”
   Bir keresinde Rasulullah s.a.v. şöyle buyurmuştu: “Mutedil hareket ediniz. İnsanları kendinize çekiniz, sevindirici haberler veriniz! İnsanlara cenneti kazandıran amelleri değil, Allah’ın rahmetidir.”
   Hz. Aişe r.a. hadis-i şerifin son kısmını acayip bulmuş; belki günah işlemekten masum olan insanların müstesna olacağını düşünerek Rasulullah s.a.v.’e :
   – Ya Rasulullah, sizin amelleriniz de size kazandırmayacak mı? diye sordu Rasulullah s.a.v. buyurdu:
   – Allah’ın mağfiret ve rahmeti yetişmezse hayır!
  
İlim İsteyen Ne İster?
   Bir gün Rasulullah s.a.v.: “Her kim Allah ile buluşmayı severse Allah da onunla buluşmayı sever. Her kim de Allah ile buluşmayı sevmezse Allah da onunla buluşmayı sevmez” buyurdular. Hz. Aişe r.a. buna karşı:
   – Ya Rasulullah, içimizde ölümü isteyen yoktur. Biz hangi gruptanız? Rasulullah s.a.v.:
   – Ey Aişe! Allah ile buluşmanın yolu ölüm değildir. Bir mümin, Allah’ın rahmeti, rızası ve cenneti dile getirildiğinde Allah ile görüşmeye, buluşmaya bir özlem hissederse, Allah da o kişiye o duygularla karşılık verir. Fakat bir kâfir Allah’ın azabını, gazabını duyduğunda Allah ile buluşmaktan tiksinir. Cenab-ı Hak tarafından da aynı tiksinti ile karşılanır.
   İlim, çölde bir kum tanesiydi…
   Alemlere rahmet olan Rasul’ün her haliydi.
   İzleyerek, sorarak, öğrenip öğreterek bizlere ilmi emanet etti sahabe.
   Ve bizlere bir rahlenin önüne diz çöküp OKU’mak kaldı…
""KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ” "

 Hz.MUHAMMED(S.A.V.)

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online    

Ağlıyorum İşte… !

ASLINI GORMEK İÇİN TIKLAYIN
http://gavsisanim.spaces.live.com/
 
lıyorum İşte… !

Ne çok şey anlatır gözyaşları…Bazen söylenemeyen sözlerin sesi, bazen bir pişmanlığın diyeti ,bazen de bir sevda nefesi…Sessizliğin çığlıklarıdır aslında gözyaşları…Anlatılamayanı anlatmak ister karşısındakine…Eğer anlayabilirse…
Kullanıcı Avatarı
İnsanoğlu bi garip…Sevinir ağlar, üzülür ağlar, hasret çeker ağlar, kavuşur yine ağlar. Kelimeler kifayetsiz kaldığında, gözyaşları görev başındadır. Aslında ağlayabilmek büyük bir nimet…Ve ağlamak taş kalpli olmadığımızı gösteriyor. Hala insan olduğumuzu, hissettiğimizi, DUYGUSUZ olmadığımızı…
Kullanıcı Avatarı
Ama bazen gözpınarlarından aşağı süzülemez gözyaşları…Onlar dışa akıp ziyan etmezler kendilerini…Çünkü çok daha önemli bir görevleri vardır. İçteki bir yangını söndürmek isterler. Göz kapaklarınızın alev alev yandığı, boğazınıza bir şeylerin düğümlendiği, burnunuzun direğinini sızladığı oldu mu hiç? Dikkat ettiniz mi o anlarda gözyaşlarınızın istikameti neresi? En zor olanı bu belki de…
Kullanıcı Avatarı

Ağlamak zayıflık mı? Neden ağlamamız gereken anlarda; yumruklarımızı, tırnaklarımız avuçlarımızı kanatıncaya kadar sıkar, boğazımızdaki düğümleri yutkunarak gidermeye çalışırız? Neden kaçırırız buğulanan gözlerimizi başkalarından?

Kullanıcı Avatarı
Bakın ağlıyorum işte! Utanmıyorum kimseden…O kadar içime akıttım ki gözyaşlarımı!…Artık zapdedemiyorum içimdeki çağlayanı….

Ağlıyorum dostlarımın vefasızlığı için
Ağlıyorum Yaradana vefasızlığım için

Ağlıyorum özlediklerim için
Ağlıyorum özleyip de kavuşamadıklarım için
BABAM
Kullanıcı Avatarı
Ağlıyorum içimi acıtan kalp kırıklıklarım için
Ağlıyorum istemeden de olsa kalbini kırdıklarım için
Ağlıyorum unutulmaması gerekenleri unuttuğum için
Ağlıyorum..unutamadığım için
Ağlıyorum yaklaştıkça uzaklaştıklarıma
Ağlıyorum tanıdıkça çirkinleşenlere
Ağlıyorum kıymetini bilemediklerime
Ağlıyorum sevsem de yüz bulamadıklarıma
Ağlıyorum ziyan olan yıllarıma
Ağlıyorum bir ömür ağlayamadıklarıma…

Kullanıcı Avatarı

ağlıyorum şükürden aciz kaldığımdan
ağlıyorum imtihanda olduğumuzdan
ağlıyorum RAHMANI sınırsız vereni bildiğimden
ağlıyorum aşktan sevgiden muhabbetden
ağlıyorum yüreğimdeki RAHMET den
ağlıyorum gözyaşlarım dua olsun
sözlerin bitdiği yerden halimi bildirene dek
yüreğim dem tutana dek
ağlamaktan gönül kıvam bulana dek
Dualar kabul olana dek
Rahmetden bir tecelli bulana dek
ağlıyoruz gönüller diller ALLAH diyene dek
ağlıyoruz ölümsüzlüğe erene dek
ağlıyoruz MUHAMMED S.A.V.de fani olana dek
ağlıyoruz gözyaşlarımız hesaptan kurtarane dek
ahiret çeyizimiz

ALLAH İÇİN AĞLIYACAĞIZ CEHENNEMİ SÖNDÜRENE DEK!

 

""KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ” "

 Hz.MUHAMMED(S.A.V.)

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online    

Etiket Bulutu