Dayan be gönlüm!. Bîçâre değilsin Yaradan sana yâr. Kimsesiz değilsin, yanında "Kimsesizler kimsesi" var! Biliyorum! Sığmazsın hiç bir yere bu sevdayla, dünya sana dar! Ama dayan gönlüm! Dayan ki her gecenin mutlaka bir sabahı var!.

Archive for Ocak, 2010

Aşk ağlamalar

 
 
Aşk ağlamalar

ŞİİR GİBİ bir cümle: “Bütün firaklardan gelen feryatlar, aşkı-bekadan gelen ağlamaların tercümanıdır” İnsan hissiyatı bu kadar güzel ifade edilir, aşk bu kadar veciz bir mana ile aşikâr olur, firak bu kadar beliğ açıklanır…

Bu cümlenin karşılığı; “Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur” olsa gerek… Birbirine bakan ve birini açıklayan his ve hikmet yüklü yüksek hakikatler; anlamak için insan ruhunun derinliklerinde ufuk gezintiler yapmak lazım…

Hele birinci cümlede alt fon olarak kendini hissettiren musiki, okudukça okutturuyor, bıktırmadan tekrar ettiriyor… Zahir önemli değil asıl olan batın olsa da, ikisi bütünleşirse kalıcı güzelliğe erişilmiş olunuyor…

Zahirle batın arasında gidip gelmeler, aşkla firak arasındaki koşuşturmalar, gülmekle ağlamak arasındaki yakınlık, kederle kemal arasındaki köprüler; âlem-i şehadet ve misal arasındaki berzahlar gibi… Dairesel dönen ve ilerleyen hayat akışında firak feryatlar, aşk ağlamalar bir tek şeyi tercüme ediyor: ebed illa ebed…

Kalbin kıblesi beka; başkasına bakmıyor, başkası onu doyurmuyor, doyuramıyor… Kâinatın uzak çöllerine de gitse, yakın derlerinde de bulunsa sevgili değişmiyor, aşk başkalaşmıyor; sonsuz sonsuzluk sevgisi…

Hiçbir şeye muhtaç olmayan, her şeye ona muhtaç olan Samed’e ayine olmak ve onu yansıtmak; kalbin bekaya berrak bakışı… Kesret dalgalanmalar, çokluk gürültüler onu boğamıyor… Irmaktaki akış beka buluşmasına, sonsuz vuslata kayıştır… Değişmez değişim bu olsa gerek; geçici olanlar doyurmuyor, güldürmüyor…


Gülünç kalıyor günlük sevgiler, sevgililer; kayıp giden her sevgide günsüzlük sevdası var…
Günlük hayatta küçük kırılma, küçük kayboluşların kalpte çizdiği çizikler aynı şeyi söylüyor; ağlama beka var, ağlıyorsan da bilmeyerek beka için ağlıyorsun… Başka tercümesi yok gülmenin ya da ağlamanın; sen Samed ayinesisin… Başka kimseye mahsus olamazsın, var olman ve var kalman buna bağlı… Varlığa bu damgayla dokunursan her şey senindir; istediğin kâinat olsun, istediğin sonsuzluk olsun…

Bir katredeki ışıkta boğulma, ışığın kaynağına uzan… Ayın ardından ağlama, kalbindeki sonsuz güzelliği seyret, orada O’nu göreceksin… Ağla ki Samed hazinen ortaya çıksın, ara ki beka ile buluşasın… Bulduğun küçük ışıklara kanma; zerreden şemse aydınlık mertebeleri var…
Bil ki sen “Abdüssamed”sin, onun da sonsuz mertebeleri var… Kalbini, kabeyle kâinatla buluştur, kâinattan Kabeye kalbine Kur’ani yollar aç… Aklını kalbinle buluştur; bu seyahatten elem ve ayrılık duymayacak, ağlamayacaksın…

Evet, hakikat denizi dalgalanmaya devam ediyor: “ Bütün firaklardan gelen feryatlar aşkı bekadan gelen ağlamaların tercümanıdır” Döküldüğü ve dolduramadığı umman da “Batın-ı kalp ayine-i Sameddir ve O’na mahsustur.”

Hüseyin EREN

 
Ahmed kardeşime teşekküler
 
KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ” "

 
Hz.MUHAMMED(S.A.V.)

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

      who's online  

Senin Zaaf Hanende Ne Yazıyor?

tablo resimler - hareketli tablo resimleri - kelebek gif - tablo çiçek gif  
Senin Zaaf Hanende Ne Yazıyor?

Senin zaaf hanende ne yazıyor?
Bazı insanların zaaf hanelerinde "Allah" yazar; En zayıf noktaları Allah’tır..
Bunu bilenler onları Allah ile aldatırlar ne yazık..
Aldanan ne saftır, bazen bile isteye aldanır..
Aldatan da ne üç kağıtçıdır, Allah’ı menfaatine perde yapar.

Aldanan kim?

Kim kazandı kim kaybetti bu oyunda, oyunsa bu?
Perde kapanır yarın, ettiklerimiz bir bir atılır önümüze..

Ahh! Senin zaaf hanende ne yazıyor?


"Eddinî muamele" Din muameledir.. Güzel ahlaktır, insanlarla ve dahi her mahlukatla güzel geçimdir.
Bir insanın dindar olduğunu anlamak istiyorsan muamelesine bakacaksın..
Çünkü gerçek dindarların, yani teslim olmuşların muamelelerine yansır ibadetleri.

Yansımalı..

Yoksa Kur’an okuyup ta, Kur’an ahlakıyla ahlaklanmayan, Resulüne benzemeyen ahkam kesmesin..
İş yüreğini tutmaya bakar..
"İstememeyi istemek" mes’ele bu işte..
Bu, nefsin meylettiği her şey için.
Kişi, istememeyi ister ve aklına-yüreğine söz geçirebilirse..
Yani çağın kışkırtıcılığından, albenisinden çekip alabilirse, tamamdır.
Yüreklerin yeniden inşası gerekiyor..
Gayretler ve meyiller de hep bu yönde olmalı..
İnsanın mutlaka bir hedefi olmalı.
Bu dünya olur, din olur vs. Ama olmalı..

Hedefi olmayanın, dünyaya mesajı da olmaz..
Ot gibi yaşar.. Ve de kendisine verilen onca ihtişamlı emaneti zayi eder.

Tek renk, tek tip sıkıcıdır..
Gökkuşağı gibi olmalı..
İçimiz nasıl renkli çok, yaşadığımız mekanlar-insanlar da öyle olmalı …
Orkestra gibi ya da;
Ayrı sesler ve ritmi tutturmak, en güzel türküleri söylemek çağa karşı..
"Kovma kapından ne olur.."
Duymuşsunuzdur sizler de, bazı yazılarda hatta dua ve ilahilerde Cenab-ı Hakk’a hitaben şöyle derler: "Kovma kapından ne olur.."
Bu söylem benim gücüme gidiyor..Gayretullah’a dokunur diye de endişe ediyorum hep..

Neden kovsun ki O, kapısına geleni?
Kimi kovmuş ki? Var mı örneği? Yok!
Ama en büyük günahları dahi işlemiş olsa, boyun büküp af dileyenleri kucağına aldığının örnekleri çoktur.
O, Rahman, Rahim, Vedud olandır..İnsanın fikri bile erişemez yüceliğine..
O’nun sevgi ve şefkatinin yanında insandaki,

okyanuslardan bir damla bile değil..
O, Kapısına geleni asla kovmaz, boş çevirmez!
Üstelik -ayetin de işaretiyle- geçmiş günahlarını hasenata çevirir..
Kerim O!..

Kovan-kovacak olan, nefsini ilah edinen Tanrı özentili insandır ancak.
Ve..Kovan, kovulmaya layık olandır!
Neden?Çünkü "Ben!" diyor..
Şeytan da öyle demişti ve ebedi kovulanlardan oldu!..
Çünkü O, "Ben!" diyeni sevmiyor!
"Ben!" diyeni, karşısına dikileni, yaradılmış olduğu halde "İlah" lık taslayanı, boyundan büyük "varlık" iddiasında bulunanı sevmiyor!..

"Sen" misin?!
O zaman kovulmuşlardan ol!
Tâ ki boyun büküp kapıma gelesin ve :
"Ben âcizim sen Aziz’sin..Ben hata ettim sen Rabb’imsin, bağışlayacak ancak Sen’sin!" diyesin.. O zaman kucağıma alırım seni..
Yoksa, tıpkı geçmişte yaptığım gibi, yarattıklarımdan en hor, en hakir gördüğünle, aklına bile gelmeyecek ufacık bir sebeple seni yere serer, tarihin serlevhalarına sonsuza dek "zelil" olarak yazdırırım!

Ve nitekim öyle olmuştur da, hatırlarsak:
Rabbimiz, kendilerini ilah ilan edenleri, yeryüzü firavunlarını, insanların küçümseyebilecekleri cinsten mahluklarla-sebeplerle yerle bir etmiştir hep!
Mesela Nemrut’un hor-hakir görülen bir sinekle ölümü..
Firavun’un hala sergilenen -ayette belirtildiği gibi- cesedi..

Yine hicretteki örümcek ağı, güvercinlerin yuva yapması gibi basit sebeplerle O Kureyş’in Ulu(!)larını es geçen, yerle bir eden, tarihe zelil olarak düşüren O değil mi?..

İbrettir bunlar.
Kişi "Benim!" dediğinde O’na karşı, ilahlık oynamaya kalktığında, Yaradan onu tahkir eder işte böyle!
Sen de kimsin! En adi gördüğün bir mahlukla-sebeple kahrol!
Ve örnek ol "hisse" alabilen yüreklere çağlarca!
Kovmaz O..
Ne yaparsan yap, ne kadar günah çukuruna batmış olursan ol, yeter ki git O’nun kapısına, yeter ki samimi ol.. Kapılar hep açık.

Ya Veduuuud!.

 
KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ” "

 
Hz.MUHAMMED(S.A.V.)

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

      who's online  

ABDEST BİRDE BÖYLE BAKIN …

 

 
ABDEST BİRDE BÖYLE BAKIN …

Unutmayin ki;     
 Her Abdest bir Yemindir Aslinda
Bu Eller bir Daha Harama Günaha Uzanmayacak!
Bu ağız Harama acilmayacak!
Bu dil bir daha kötüyü söylemeyecek,İftira Etmeyecek, Yalan Söylemeyecek,Dedikodu Yapmayacak!
Bu Burun Deni Arzularin Peşinde Koşmayacak!
Bu Kollar Harama Sarilmayacak!
Bu Gözler Harama Bakmayacak!
Bu Beyin kötüyü Planlamayacak!
Bu Kulaklar Harami Duymayacak!
Bu Ayaklar Harama Adim Atmayacak!
Söz Veriyorum ALLAHIM!
Evet İtiraf Ediyorum Bunlari Yaptim,AFFET!
Temizle, Arit Beni, Sen Temizlemezsen Ben Temizlenemem!
Bana Yardim Et, Benİ Temizle , Beni Arit!
Her Abdest Bu Anlama Gelir
Ya da Gelmeli

FARKINDAMIYIZ!!!

Abdestmİ Aliyoruz?
Yoksa El Yüzmü Yikiyoruz?
Abdest Ruhumuzda Beynimizde Böyle Algilaniyormu? Yankilaniyormu?
Eğer Abdest Böyle Alinmişsa
Uzakta Değil Hemen Evinizin Önün de,
Çok Yakininizda,hatta Evinizin için de
İstedİğiniz de Hemen Bulabileceğiniz
Aritici, Temizleyici, Durulayici Bİr Nehir Bulursunuz
Böyle Bİr Nehir de Günde 5 Kez Yikanan da
Kirden, Günahtan Eser Kalirmi?

HER ABDEST BİR DEVRİM OLSUN İÇİMİZDE

HER ABDEST BİR DİRİLİŞ OLSUN

HER ABDEST BİR DiRiLiŞ OLSUN

HER ABDEST YENİ BİR KURULUŞ OLSUN

HER ABDEST YENİ BİR DURUŞ OLSUN

HER ABDEST RABBİN KAPISINA YENİ BİR VURUŞ OLSUN

HER ABDEST NEFSİMİZE BİR SORUŞ OLSUN

GÜNAHLAR SOLSUN

RABBİMİN NİMETİ TAMAM OLSUN

Suya vardığında, aslında ateşi kucaklamaya gidiyorsun. Zira suyun aslı ateştir. Suyun yapıtaşlarından biri yakar, biri yanar.

Yakan ile yananın bir araya geldiği yere elini hiç endişesiz değdiriyorsan, ateşin ortasından sana serinlik lûtfeden Rabbinin takdirine güveniyorsun demektir.

Bil ki, ateşi sana serinlik eyleyen, senin için suyu da paklık vesilesi eyliyor.

O’na kul olmazsan yeryüzünde hiçbir su aklamaz seni.

Suya vardığında, aslında avucuna gökleri sığdırıyorsun.

Zira su sana indirilir.

Sana indirilen senin erişemeyeceğin yerde demektir.

Göklerde bulutlara bindirilen, rüzgârların önü sıra gezdirilen, yağmurlardan damla damla süzülen, ince ince alnına değdirilen lûtufla tanışıyorsun şimdi.

Sana hiç erişemeyeceğin yerden nimetler indiren Rabbin, her şeyin gelip geçtiği, her bulduğunun bitip tükendiği, her güzelin bırakıp terk ettiği yerde, sana sonsuzluk çağrısı yapıyor.

Eline dokunan su, tenini serinletmekle kalmıyor, sonsuz sevdalar yüklü kalbine teselliler yağdırıyor.

Abdeste hazırlanıyorsun.
Gövdeni kutlu bir paklığın gölgesine çekiyorsun.
Sanki Leylâ vurgunu bir Mecnun gibi çölde suya kanıyorsun.
Şadırvanda su şakırtısı bir vaha serinliği değil mi sana?
Abdeste niyetleniyorsun.
Kalbini Sevgililer Sevgilisi’nin [sas] kalbine yanaştırıyorsun.
Suların bile yolunda akarak paklandığı Sevgili’nin [sas] yolunda akıyorsun.
Resûl’ün [sas] pak niyetine dudağını değdirerek, suyun serinliği ile değil, rahmetle ıslanıyorsun.

İşte abdeste başlıyorsun. Önce ellerini yıkıyorsun.
”Terk-i dünya ile yıka ellerini!” Ellerinle biriktirdiklerinden yu kendini…

Varlığının suların akışı gibi gelip gittiğini bil evvelâ.

Eline avucuna sığan bir şey yok şu fani dünyada.

Parmakların arasından kayıp gidiyor sevdiklerin ve biriktirdiklerin.

Ne onlar sana kalıyor, ne sen onlara kalıyorsun.

Bunu bil ki, eline değen abdest suyuyla, elini şerden çek; hayra yanaştır.

Elini fani olanlardan çevir; sonsuza eriştir.

Elinle ettiklerinden tövbe et.

Dünyanın kirini avuçlarından akıt.

”Anmakla yıka dilini, damağını ve dudağını!” Yalanı yıka ağzından.

Boş sözden arındır dilini damağını. Tattıklarının su gibi gelip geçtiğini bil.

Dudağına suyu değdiren Rabbindir.

Dudağını dudağına dokunduran Rabbinin rahmetidir.

Dudağının dudağına değmesi, billûr sulardan daha serindir.

Suyu sana verdiği gibi suya hasret dudağı da veren Odur.

Suyun paklığını damağına değdirirken, Rabbini anmakla tatlandır ağzını.

Dilini suyla serinletirken, yalan ve gıybetin, boş söz ve lakırdının tortularını da yak!

”Kibirden arınmakla temizle burnunu!” Ne efsunkârdır güzel koku! Burnunun dikine gidenleri bile ardı sıra sürükler.

Uzakta kalmış hatıralar, unutulmuş bahçeler ince bir kokuyla hatırlanır hemen.

Burnuna değen su, cennetin kokusunu hatırlatsın sana.

Burnuna çektiğin su, gülleri gül eyleyen Muhammed’in [sas] gül kokusuna yanaştırsın seni.

”Yüzünü hayâ ile temizle!” Yüzün ki varlığının odağıdır, ruhunun billûr âyinesidir; abdest niyetiyle yüzüne değen su seni Rabbinin vechine yönlendirir.

Abdeste niyet, yüzünü Allah’a teslim etmek gibidir.

”Ben O’nu görmesem de, O beni görüyor!” diyenlerin işidir abdest.

Kimsenin görmediği yerde, kimsenin bilmediği kuytularda, kimsenin tanık olmadığı yalnızlıklarda, sırf O’nu razı etmek için yüzünün her noktasında suların serinliğini hisseden, yüzünün her noktasını Rabbinin nazarına tutar;

Rabbine teslim eder.

Yüzünden sular süzülürken, sen de O’na bakarmışçasına hayânı kuşan.

O’nun nazarında olduğunu bil ki, aynalardan utanma.

O’nun seni gördüğünü bilerek yaşa ki, kendini kendine mahcup etme.

Yüzündeki serinliği O’nun seni bildiğine tanık bil ki, başkalarını razı etme telaşından kurtar kendini.

Yüzünü Rabbine teslim et.

”Kollarını tevekkül ile yıka!” Yapıp ettiklerini kendinden bilme.

Elini işlere eriştiren de, işlerini sonuca ulaştıran da Rabbindir.

Tembellik edip elini işten çekme; çünkü tevekkül sana düşeni yapmanı gerektirir.

Kibirlenip elinin işlere yettiğini de sanma; çünkü tevekkül elinden geleni yaptıktan sonrasını Rabbine havale etmeni gerektirir.

Öyle yıka ki kollarını, tembellik de kibir de akıp gitsin parmak uçlarından.

”Kulaklarını söz dinlemekle ve sözün güzeline tâbi olmakla yıka!”

Dinlemek edebin de, öğrenmenin de başıdır.

Kulağını hakka açmayan, dudağını hakka değdiremez.

Dosta kulak vermeyen dost sahibi olamaz.

Öyle yıka ki kulağını, boş söz ve yalandan, gıybet ve lakırdılardan temizle; güzeli duymaya ayarla

Çirkinliğe sağır ol.

”Ayaklarını O’ndan başkasından vazgeçmekle yıka!”

Nasılsa bir gün ayakların yerden kesilecek, adımların bitecek, bir adın kalacak yeryüzünde.

İki ayağını birden yıkarken de, buraya geldiğini ama burada kalmayacağını hatırlat kendine.

Sular ayaklarına değdikçe, bir yolcu edâsı dolsun yüzüne.

Ayaklarını yerden kes; sırata değdir. Öylece at adımlarını.

Düşmekten kork! Öylece yürü.

Ateşten çekin! O’na razı ol ki, O da sana razı olsun ….

ibrahim Balkaya (alıntı ve derlemdir)

ALLAH C.C.
anlayan kullardan olmamızı NASIP eylesın…

 
KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ” "

 
Hz.MUHAMMED(S.A.V.)

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

      who's online  
 

BÜLBÜL İLE BAĞBAN

 

BÜLBÜL İLE BAĞBAN…

 

 Bahçıvan bir sabah bağında güzel bir gül açtığını gördü. Baktı, seyretti, hoşlandı, gönlü ısındı ve onu, sanki âşık olmuşçasına korudu. Gözünden kıskanıyor, esen yelden sakınıyordu.

Bir sabah ne görsün!..

Bülbülün biri gülün dalına konmuş, yapraklarını bir bir koparıyor, zedeleyip yaralıyor. Önce bülbülü kovaladı.

Ama gülü boynunu bükmüş, mahzunlaşmıştı. Ertesi sabah gül ile bülbül arasında aynı hadisenin yaşandığını, gülün daha kötü hırpalandığını gördü. Bu sefer bülbüle kastetmek istedi. Ama bülbül uçup gitmişti. Bahçıvan güle bakıp bakıp ağladı. Üçüncü gün bülbül yine gelecekti. Ona bir tuzak kurdu, bülbülü yakaladı. Ne çare bülbül tuzağa düşesiye kadar gülün bütün yapraklarını yok etmişti, sevgiliye kıymıştı.

Üstelik de girdiği kafesten bahçıvana şöyle diyordu:
– A insafsız adam!.. Sana ne yaptım ki beni kafese kapattın? Eğer sesimi beğendiğin için beni hapsettiysen ben zaten senin bağının bülbülü değil miyim?!..

Eğer başka bir suç işlediysem bunu bilmek elbette benim hakkımdır, söyle, neden bu kafesi bana reva gördün?

Bahçıvan olup biteni anlattı, gülünü kopardığı için kendisini cezalandırdığını söyledi.

Bu sefer bülbül sesini daha da yükseltti:

– Yani şimdi sen, yalnızca bir iki gün içinde solacak bir gülü telef ettim diye mi bunu bana reva gördün?.. Bunun için mi hürriyetimi kısıtladın?!.. Bu seninki adalet midir?!..

Bağcı merhamete geldi, bülbülü bıraktı. Özgürlüğüne kavuşan bülbül bahçıvana şöyle dedi:

Ey iyi kalpli âşık, mademki sen bana hürriyetimi verdin, ben de sana hazine vereyim.

Bahçenin falanca yerini kaz.

Bahçıvan orada bir küp altın buldu. Sevindi, yeni gül bahçeleri yapmaya ahd etti. Bu arada bülbülü affetti, her seher şakıyışlarını lezzetle dinlemeye başladı. Ve bir sabah merakını yenemeyip ona sordu:
– Bahçemdeki hazineyi toprak altındayken biliyorsun da gül dalının yanına kurduğum kapanı gözünün önündeyken nasıl bilmedin?

Senin kapanın kaza ve kaderin gereğiydi, diye başladı söze bülbül. Kadere karşı hikmet gözü kapanır.

Kişi ne kadar açıkgöz olursa olsun kazaya karşı kördür.

 

İSKENDER PALA

 

 

 
 
KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ” "

 
Hz.MUHAMMED(S.A.V.)

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

      who's online  

Yusuf olmaksa muradın ya da Züleyha;

Yusuf olmaksa muradın ya da Züleyha;

Korkmayacaksın ölümden. Ölümün ayrılık değil kavuşmak olduğunu bileceksin.Dünyaya kafa tutacaksın tek başına. Yandaş yoldaş aramayacaksın. Bir Allah’ına bir kendine güveneceksin sadece. Yol arkadaşın terk etse bile seni yarı yolda, aşkına sahip çıkacaksın sonuna kadar. Tek başıma taşıyamam demeyeceksin. Ölünceye kadar taşıyacaksın şerefle.Karşılık beklemeyeceksin. Sevmek olacak tek amacın. Sevilmemişsin ne fark eder.

Ayıplanmaktan korkmayacaksın. Sevgini gurur madalyası olarak taşıyacaksın göğsünde, kim ne derse desin…Sevgin için zindana atılmayı da attırmayı da göze alacaksın. Karanlıklar sırdaşın, böcekler yoldaşın olacak.Bileceksin sonunda ayrılık olduğunu. İsyan etmeyeceksin, vuslat beklemeyeceksin.
Zaman ve mekan sizi ayıramayacak. Nerede olursan ol, her daim sevdiğinin yanında olacaksın. Üzüntüsüne üzülecek, sevincine sevineceksin. Sanma ki beraber olmak için yan yana olmak lazım. Gönüller beraberse mesafenin ne önemi var!..

Gönül gözüyle görecek, duyacaksın. Gönül diliyle konuşacaksın. Bilmez misin gönlü kainat bile kuşatamaz dar gelir. Gönül dilinden anlamam konuşamam, dayanamam bu çileye karşılıksız hiçbir şey veremem diyorsan; talip olmayacaksın Yusufluğa. Yusuf olmak için Yusuf gibi yürek gerek, gönül gerek, iman gerek. Züleyha değilsen eğer peşine düşmeyeceksin Yusufların. Kendi ayarında birini seveceksin ki mutlu olasın.
Her babayiğidin harcı değildir Yusufluk ve her kadının harcı değildir Yusuf yüreklileri taşıyabilmek, layık olabilmek, Züleyha olabilmek!..

 
rose2cumazl1bg8.png 

KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ” "

 
Hz.MUHAMMED(S.A.V.)

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

      who's online  

 

ESMADAN SEVGİLİDEN

https://i2.wp.com/fc08.deviantart.com/fs31/f/2008/230/1/7/Holly_Quran_by_magical_cure.jpg
 
Ne ki SEVDA:Hakka sevdalanmadıktan sonra..Ne ki HAYAT: Hakkı yaşamadıktan sonra
Ne ki KAVGA: Hak yolunda olmayınca..Ne ki ÖLÜM:Şehadet vurmayınca…

اَللَّهُمَّ اِنَّكَ عَفُوٌّ كَرِيمٌ تُحِبُّ الْعَفْوَ فَاعْفُ عَنِّى"Allâhümme inneke afüvvün kerîmün tühibbül afve fâ’fü annî"Allah’ım sen affedicisin, affı seversin, beni affeyle

" اَللّٰهُمَّ اغْفِرْ لِي وَارْحَمْنِي وَاهْدِنِي وَارْزُقْنِي Allah’ım bana merhamet et, afiyet ver, hidayet ver, rızık ver!". 

 

Rahman: Bütün Yaratılmışlar hakkında hayır ve merhameti tercih eden


Rahim: Çok merhamet eden, büyük nimetler veren.


Adil: Herkese hakkını veren,

Afüv: Günahları affedip sâhibini cezâlandırmaktan vazgeçen

Âhir: Varlığının sonu olmadığını belirtir ve insanlara vadettiği sonsuz hayâtı veren

Alîm: Bilgisi sonsuz olan, herşeyin farkında olup en ince noktasına kadar bilen

Aliyy: Yüksek, büyük ve yüce, güçte, bilgide, hükümde, irâdede ve diğer bütün yetkin sıfatlarında üstün olan

Allah: Kendisinden başka ilah olmayan "O" ilah. El-İlah’dan türemiştir.Diğer isimleri kapsar.

Azîm: Çok yüce ve sınırsız ve kayıtsız büyüklük, üstünlüğün tek sâhibi, pek azametli olan, yüce.

Azîz: İzzet sâhibi, mağlup edilmesi imkânsız olan, her şeye galip olan.

Bâis: Ölüleri dirilten, her canlıyı ölümünün
ardından yeniden dirilten.

Bâkî: Süreklilik sâhibi, sonsuza kadar kalan, sonsuz.

Bâri: Yarattıklarını temiz ve sağlam bir nizâm üzere yaratan, olgunlaştırarak
birbirinden farklı niteliklerde meydana getiren, âzâ ve cihazını birbirine uygun yaratan.

Basîr:Herşeyi her yönüyle eksiksiz gören, yarattıklarına da görme duyusunu veren.

Bâsit:
Her hayrı veren, lütuf ve rahmetini kullarına yayan, dilediğine bolluk veren.

Bâtın: Gizli, cisim olarak görülmeyen, varlığı gizli olan, ancak varlığı da kesin olarak bilinendir.

Bedî: Emsalsiz, acâyip ve hayret verici âlemler yaratan.

Berr: İyilik ve güzellik, bağışta bulunma, kullarına yardımcı olma

Câmi: İstediğini istediği şekilde, istediği zaman, istediği yerde toplayan.

Cebbâr: Azamet ve kudret sâhibi, istediğini mutlak yapan, dilediğine muktedir olan.


Celîl: Büyüklük ve ululuğu pek yüce olandır.Güzeller güzeli.

Dâr:
Zarar verici şeyler yaratan

Evvel: Herşeyden önce, öncelerin öncesi, başlangıçların yaratıcısı ve varlığının öncesi olmayan

Fettâh: Kulların her türlü güçlük ve sıkıntılarını açan ve kolaylaştıran

Gaffâr
: Kullarının günâhlarını tekrar tekrar affeden ve çok bağışlayan yüce varlık

Gafûr:
Mağfiret eden, suçları bağışlayan, affeden.

Ganî:  Çok zengin, hiçbir şeye muhtaç olmayan.

Habîr:  Her şeyden haberdâr olan, herşeyin iç yüzünden ve gizli tarafından her yönüyle bilen

Hâdî:  Hidâyete kavuşturan, kulunu hayırla muvaffak kılan.

Hâfıd: Allah’ın emirlerini dinlemeyen, başkalarını beğenmeyen, büyüklenip hak ve hukuk tanımaz zorbaları; rezil, perişan eden.

Hafîz: Muhafaza eden, koruyup saklayan, yapılan işleri bütün ayrıntılarıyla saklayıp, herşeyi belli vaktinde âfet ve belâlardan koruyan.

Hakem: Hikmet sâhibi olan, yaptığı her işte hikmeti gözeten, hükmeden.

Hakîm: Herşeyi inceliğiyle bilip buna göre emir ve yasakları vâzeden, buyrukları ve bütün işleri yerli yerinde olan

Hakk: Varlığı hiç değişmeyen, hiç yok olmayan ve gerçek olan.

Hâlik:
Yaratıcı olan, yokdan var eden.

Halîm: Acele etmeyen, günahkârların cezâsını vermeye güç yetirdiği onlara yumuşak davranarak cezâlarını geriye bırakan, hilmi çok olan

Hamîd: Çok övülen, övgüye en çok layık olan.

Hasîb: Herkesin yaptıklarını tâkdir eden, yapılanları bütün ayrıntılarıyla bilip her insanı hesâba çekerek yaptığının karşılığını veren

Hayy: Ezelî ve ebedî diri olan, uyuklama, yorulma gibi noksanlıklardan uzak olan.

Kayyüm: Herşeyi sonsuz kudreti altına alan, bu kudretiyle kuşatıp kavrayan, herşeyi emri altına alıp tutan

Kadir: Kudret sâhibi, tükenmez kudreti olan, istediğini dilediği gibi yapmaya muktedir olan

Kahhâr: haddi aşanları çok şiddetli kahreden.

Kaviyy: Kudretli, güçlü ve sınırsız kuvvet sâhibi olan

Kayyûm: Yarattıklarının işini çeviren, her işleneni bilen, evveli olmayan.

Kebîr: çok büyük

Kerîm: Cömert, kerem sâhibi; muktedirken affeden, cömertlik duygusunu veren, va’dini yerine getiren, çok ikrâm edici

Kuddûs:Her türlü hatâ, gaflet ve âcizlikten, eksiklikten uzak, mutlak kemâl sâhibi

Latîf: En ince işlerin bile bütün inceliklerini bilen, nasıl yapıldığına nûfuz edilemeyen en ince şeyleri de yapan

Mâcid: Ulu ve cömert, şânı yüce anlamlarını taşımaktadır. Kadri ve şânı büyük, kerem ve müsamahası bol.

Mâlik-ül Mülk:
Mülkün ebedî ezelî sâhibi.

Mâni: Bâzı şeylerin meydana gelmesine müsâde etmeyen, engelleyen.

Mecîd: Şan, şeref, büyüklük ve kudretinden dolayı yüce olan ve güzel işlerinden dolayı da sevilip övülendir. Şeref, ancak kendi emir ve yasaklarına uymakla elde edilebilir (Hud, 11/73). Şanı, şerefi çok üstün olan.

Melik: Mülkün sâhibi, mülk ve saltanatı devamlı olan.

Metîn: Metânetli, kuvveti çok şiddetli olup hiçbir iş zor gelmeyen, pek güçlü demektir.

Mu’ahhir: Herşeyden sonra yine var olan; O’na uymayanları zelîl edip arkada bırakan, istediğini geri koyan

Mucîb: O’na yalvaranların isteklerine icâbet eden ve karşılık verendir, teklifleri bilen

Muğnî: Dilediğine zenginlik veren, ihtiyaçlarını gideren, zengin kılan.

Muhsin: Çokça veren, sonsuz düşünülse bile herşeyin sayısını her yönüyle bilen

Muhyî: Dirilten, canlandıran ve hayat veren

 


 

 
KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ” "

 
Hz.MUHAMMED(S.A.V.)

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

      who's online  

hadısler

Etiket Bulutu