Dayan be gönlüm!. Bîçâre değilsin Yaradan sana yâr. Kimsesiz değilsin, yanında "Kimsesizler kimsesi" var! Biliyorum! Sığmazsın hiç bir yere bu sevdayla, dünya sana dar! Ama dayan gönlüm! Dayan ki her gecenin mutlaka bir sabahı var!.

Archive for Ocak 6, 2010

KİMİN İÇİN SÜSLENMELİ?…

 
KİMİN İÇİN SÜSLENMELİ?…

Eşi için süslenmeli

Dinimiz, kadınlara süslenmeyi kocaları için münhasır kılmış ve kocaların da kadınları için süslenmelerini tavsiye etmiştir. Allahu Teala, kadınların kocaları için süslenmelerini vaz ederken, erkeklerin de süslenmiş kadınlarına ilgi duymasını öngörmüştür.

Evlilik hayatının devamı için eşlerin bu konuya eğilmesi çok önemlidir. Kimi erkek dışarıda açık saçık, süslü kadınları görür; evine gelince, giyimine önem vermeyen, kendine gerektiği gibi bakmayan, dökük saçık hanımı ile karşılaşırsa farkında olmadan yavaş yavaş gönlü, hanımından başkasına kayabilir. İlgisiz kalan hanıma da buna paralel olarak, bir soğukluk gelebilir. Bu hal devam edince, evde geçimsizlik, dışarıda ise gayrimeşru, hoşa gitmeyen haller gelişebilir.

Cenab-ı Hak ailelerin, dolayısı ile toplumun saadetini zedeleyen felaketleri, ayeti kerimelerdeki hayat düsturlarıyla önlemiştir.

İnsanlar, gözlerine sahip olup kalbe giren fesat yolunu kapatırsa kadınlar da evlerinde güzel ve şık giyinir, kocasına süslenir, dışarı çıkarken örtünür ve sade giyinirlerse ailevi açıdan büyük tehlikeler, daha baştan önlenmiş olur. Karı koca arasındaki karşılıklı muhabbet ve iyi münasebet devam eder, mutlu bir hayat yaşarlar. Hem dünyada hem ahirette mesut olurlar.

Arap Düşünür Ebu’l-Ferec de bir araştırmasında şunları söyler: “Kadın, endamının düzgünlüğünden ve güzelliğinin mükemmelliğinden ayrı olarak, sürekli temiz ve süslü olmalıdır ki, kocasının gönlüne taht kursun. Kocasının zevkine ve beğenisine uygun biçimde çeşitli takılar takınmalı, değişik elbiseler giyinmeli ve çeşitli şekillerde süslenmelidir. Kocasının gözüne takılıp da kendisinden hoşlanmamasına ve nefret etmesine neden olan kirler, pis kokular veya tiksinti verici şeyleri üzerinden atmalı ve bu tür şeylerden sakınmalıdır. Temizlenmeyip süslenmeyen bir kadın, kocasının, kendisinden başka kadına yönelmesine sebep olabilir. Eğer bir kadın, kocasını bu yönden kaybetmişse suçludur. ”

Süslenen ve süslenmekten hoşlanan kadınlara karşın, kocaları da onlara ilgi duymalı, ayrıca onların süslenip dışarıya karşı kendilerini sergilemelerine fırsat vermemelidir.

Erkekler de eşlere süslenmelidir

Dinimizce sadece kadınlara değil, erkekler üzerine de hanımları için süslenmeleri, güzel görünmeleri, saç ve sakallarını düzeltmeleri, temiz giyinmeleri ve hanımının sevgisini kendi üzerinde toplamaya çalışması, vazife sayılmıştır.

“Erkeklerin kadınlar üzerinde olduğu gibi, kadınlarında erkekler üzerinde hakkı vardır.” Diye emir buyrulurken, erkeklerin de sorumluğu bulunduğunu beyan etmiştir.

Hz. Aişe validemize (r.anha), “Resulullah (sav) evine girdiğinde ilk iş olarak ne yapardı?” diye sorulduğunda Hz. Aişe validemiz; “İlk iş olarak dişlerini misvaklardı.” Diye cevabı verdi.

Bir erkeğin evine nasıl girmesi gerektiğini, şu hadisi şeriften de öğrenebiliriz: “Elbiselerinizi yıkayın, saçlarınızı tıraş ettiriniz. Dişlerinizi misvaklayınız (süslenin ve temizlenin). Çünkü İsrailoğulları, bunları yapmamışlar, kadınları da (gözleri dışarıda kalarak) zina etmişti.”

Bütün erkekler, Peygamberimizin bu örnek davranış ve tavsiyelerine uymalıdırlar. Özellikle sanayide, yağlı ve kirli işlerde çalışanlar, işten ayrıldıklarında, elbiselerini ve vücutlarını temizleyerek hanımların yanına girmelidirler. Kirli elbiselerle, saç ve sakalı birbirine karışmış, pejmürde bir vaziyette ailesiyle yatağa giren erkekler, hanımlarını tiksindirmeye ve aile muhabbetini azaltmaya sebep olabilmektedirler.

Süslenmenin şartları

Bir kadının, İslam’a göre süslenebilme şartlarını maddeler halinde şöyle sıralayabiliriz:

1- Süs eşyaları, alkol, domuz yağı gibi necis maddeler içermemelidir. Kadının kocası için süslenmek maksadıyla, bileşiminde domuz yağı bulunmayan rujlarla dudak boyatması, gusle mani olmayan ojelerle tırnaklarını boyaması ve diğer yüz makyajı ile ilgili işlemleri yapması caizdir.

2- Süs eşyaları sağlığa zararlı olmamalıdır.

3- Kadın, süslenmesini kocasında başka yabancı erkeklere yapmamalıdır. Kadının kocası dışında ruj, oje gibi süslerini, yabancı erkeklere göstermesi haramdır. Zira makyajlanarak arzı endam edilmesinde, kalplere fitne ve şehvani bakışlara davet vardır. Tırnakları ojelemek, bunun ötesinde, cinsi cazibeyi de arttırıcıdır. Bu da ayrı bir fitnedir. Bu sebeple tırnakları ojeli elleri ve ayakları açığa vurmak caiz değildir.

Yaratılmışı değiştirmek

4- Allah’ın yarattığı fıtratı bozucu dövme, dişleri seyreltmek, kaş aldırmak, peruk takmak, yapay benler oluşturmak, saçı boyamak, tırnak uzatmak, estetik ameliyatı ve yüze yapay renk kazandırmak gibi haram yollardan kaçınmak gereklidir.
Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmaktadır: “Güzellik için dövme yaptıran ve vurduran, cımbız ve benzeri şeylerle yüz ve kaş kıllarını yolan ve yolduran, dişlerini aralatarak Allah’ı yarattığı güzelliği değiştiren kadınları, Allah rahmetinden uzak etsin.”

Evet, kaşlarını aldırana ve bu işi yapanlara, Peygamberimiz bu şekilde lanet etmiştir. Kaşın kıllarını yolarak iyice inceltmek ve kaşı yukarıya aldırtmak suretiyle “Kaş aldırma” işlemi gerçekleşir. Bu da hilkati (yaratılış fıtratını) değiştirme manasındadır. İslam fıkıhçıları; kadının yüzünde sakal ve bıyık çıkarsa bunun alınmasını beyan etmişlerdir.

Hanefi âlimlerinden allame İbn-i Abidin, sakal ve bıyığın kadında fıtrat olmadığını, bu sebeple (eğer çıkarsa) kesilmesinin (sakal ve bıyığın yok edici tedbirlerin) müstehap olacağı beyan etmiştir.

Şurası muhakkaktır ki büyük masraflarla yaptırılan “estetik ameliyatlar” ise fıtratı değiştirme hükmüne tabidirler. Ancak herhangi bir kaza (yangın ve felaket) sonucu, sonradan meydana gelen ve insanın toplum içinde kişilik olarak ezilmesine ve hor görülmesine sebep olan anormallikler düzeltilebilir. Çünkü bunlar, tedavi hükmünde sayılmaktadır.

5- Müslüman kadın, süslenmesini erkeklere veya ahlaksız kadınlara yaptırmaz, bu tür ortamlara girmez. Ayrıca, “erkek gibi olmuş” denilecek kadar saçlarını kısaltmaz.

Kadının saçını tıraş ettirmesi, yani erkeğe benzeyecek şekilde kestirmesi, ensesi görülecek şekilde kısalttırması, kesin bir şekilde haramdır, günahtır, üstelik bunu yapan kadın lanetlenmiştir. Bunda hiçbir âlimin ihtilafı söz konusu değildir.

Günümüzde oldukça yaygın olan, kadınların saçlarını erkek saçıları gibi kısa kestirmeleri, İslam’ın “erkeklere benzemeyin” hükmü ilahisini alenen çiğnemeleri demektir. (Tıbbi müdahaleyi gerektirecek durumlar, elbette bundan müstesnadır.)

Ancak tıraş değil de kısaltmak, yani saçın uçundan kesmek, aynı şekilde haram değildir. Denilebilir ki kadınlara saç tıraşı yoktur. Onlara ancak kısaltmak vardır.

Saç, kadının ziynetidir. Bu ziyneti örtmesi, namahreme göstermemesi farzdır. Özellikle bazı kadınların başörtülerinin altından saçları görünür. Hâlbuki yabancı erkeklere karşı saçları eşarbın altından taşmayacak şekilde kısaltmalı ya da gizlemelidir. Saçlarını eşarbın dışına sarkıtanlar, mahrem bir yeri gösterdiğinden dolayı günaha girmektedirler. Hatta saçları başörtüsünden sarkan kadınların kılacağı namaz bile caiz olmamaktadır.

Kadının kokulanması

Süslenmenin bir parçası olan koku, İslam tarafından kadınlara da erkeklere de meşru kılınmıştır. Kadının kocası için koku sürünmesi dinimizce sevap bile sayılmıştır. Ama kadının dışarıda güzel elbiseler içinde, güzel kokular sürünerek, gezip tozarak, erkeklerin cinsi duygularının tahrik edecek şekilde dolaşması ise haramdır.

Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem) hadisi şeriflerinde, yabancı erkeklere karşı koku sürünmesinin, zina kadar büyük bir günaha bedel olacağını şöyle beyan etmektedir: “Her göz zina edicidir. Şurası muhakkak ki; kadın koku sürünür, sonra da (erkek) cemaate (topluluğa) uğrarsa o da zina etmiştir.”

“Herhangi bir kadın güzel kokular sürünür, kokusunu duymaları için bir topluma uğrarsa zina etmiş sayılır. Ona bakan her göz de zina etmiş olur.”
(Nesai, İbn Huzeyme, İbn Hıbban)

Görüldüğü üzere, kadınların koku sürünerek erkek topluluğun yanından geçmesi, bir nevi zina olarak kabul edilmiştir. İslam âlimlerinden Münavi, hadisi şerifteki koku sürünüp sokağa çıkan kadın hakkında kullanılan “zina etmiştir” ifadesini açıklarken şöyle demektir: “Günah kazanma yönünden sanki zina etmiş gibidir. Zina ile kokulanma (fiilen) ne kadar farklı şeyler olsa bile, bir işe sebep olan onu yapan gibidir. ”

Kadınların kokulanması, cinsel açıdan büyük dikkat çekecek, erkeklerin şehvetlerini tahrik edecek, onların nazarlarını kendine celbedecektir. Şehvetle böyle bir bakış ise daha önce de belirtildiği gibi göz zinasıdır. Bu kötü duruma, koku sürünen kadın sebep olduğu için zina olarak işaret edilmiştir.

Zaten sokaklarda süslenmiş ve kokulanmış olarak yürüyen kadınların, erkeklerin başını döndürdükleri ve cinsel uyarı gönderdikleri bilinen bir gerçektir.

Bir mütefekkir, kokunun yabancı erkekle kadın arasında bir takım mesajlar içerdiğine dikkat çekerek şunları söyler: “(Kadının dışarı çıkarken süründüğü) güzel koku, azgın bir nefis ile diğer azgın nefis arasında elçidir. Bu haberleşmenin ve mektuplaşmanın en nazik şeklidir. İslam dışı genel ahlak anlayışı, bunu önemseyip ciddiye almaz. Fakat İslam ahlakı, hassasiyeti sebebiyle bu gibi faktörlere varıncaya kadar hiçbir şeyi ihmal etmez. Müslüman hanımın sokaklarda dolaşmasına, güzel koku sürünerek toplantılara katılmasına müsamaha göstermez. Çünkü kadın ziynetlerini ve güzelliklerini örtse dahi, süründüğü koku havaya yayılacağından, yakınında bulunan veya oradan geçenlerin duygularını tahrik eder.

Kokulanıp çıkan kadının namazı

Musa b. Yesa’dan (ra) yapılan şu rivayetten, kadının koku sürünerek camiye bile gelmesinin caiz olmadığını, hatta namazının bile sahih olmadığını öğreniyoruz.

“Kadının biri Ebu Hüreyre’nin yanından geçerken, (süründüğü) güzel kokusu etrafa yayıldı. Ebu Hüreyre kadına:

— Ey Cebbar’ın cariyesi nereye gidiyorsun? Diye sordu. Kadın:
— Camiye gidiyorum, diye cevap verince, Ebu Hureyre:
— Güzel koku süründün değil mi? Diye sordu. Kadın:
— Evet, diye cevap verdi. Ebu Hureyre:
— Geri dön ve yıkan. Çünkü ben, Resul-i Ekrem’den şöyle buyurduğunu duydum:

“Süründüğü koku etrafa yayılırken mescide namaz kılmak için giden kadının namazı, tekrar evine dönüp yıkanmadıkça kabul olmaz” dedi. (İbn Huzeyme)

Akla şöyle soru gelebilir: “Peki, kadın hiç koku sürünmeyecek mi?” Cevaben deriz ki elbette sürünecek ama şartlarına uyarak. Bunun şartlarını da Peygamberimizin şu hadisinden öğreniyoruz: “Erkeğin sürünme maddesinin kokusu olur rengi olmaz, kadının sürünme maddesinin rengi olur, fakat kokusu olmaz.”

Hadisi şerifte görüldüğü gibi kadının kokusunun neşredecek cinsten olmaması emredilmektedir. Bu şartlar tabii ki dışarısı için geçerlidir. İslam âlimleri, kadının kendi evinde, kocasına karşı istediği kokuyu sürünebileceğinde hemfikirdir. Erkek için ise sınır yoktur.

Allahu Teala, evlerimize huzur versin ve aile saadetimizi arttırsın. (Âmin)

HASAN ÇALIŞKAN

 
 
""EY SEVGİLİ!SAYISIZ İSMİNİN AHENGİYLE CENNETİNE KAT BENİ,
 İHSANININ CAZİBESİYLE SENDEN BAŞKA HER ŞEYDEN UZAK TUT BENİ "

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online    

Allah için evlenip, Allah için evlendiren, Allah’ın dostluğu(1)

 
MURAT ARSLAN 
 
www.sadakat.net/forum

için evlenen ’a dosttur
Evlilik, insanı günahtan koruyan bir kalkandır. Evlilik, el ele verip doğruya koşmaktır. Evliliğe bu açıdan baktığınızda, izdivacın insanı ’a yaklaştıran kuvvetli bir vesile olduğu anlaşılıyor.

İnsan, bu dünyaya sadece yaşayıp, zevk ve lezzet peşinde koşmak için gönderilmemiştir. Onun esas gayesi kendisini yaratan Cenab-ı Hakk’ı tanımak, bilmek ve ibadet etmektir. Dünya yolunda yürüyüp ahiret yurduna varmaktır. Bu yüzden müslüman bir şahıs evlenirken -u Zülcelal’in rızasını da en temel amaç edinmelidir.

İnsanlığın mutluluk kaynağı Efendimiz Muhammed Mustafa (SallAllahu Aleyhi Vesellem) şöyle buyurmuştur: " için evlenip, için evlendiren, ‘ın dostluğunu kazanır." (Ahmed b. Hanbel)

Evlilik Peygamberimizin en önemli sünnetlerinden birisidir ve ’ın rızasını kazanmaya vesiledir. Bu yüzdendir ki kişinin evleneceği yol arkadaşını seçerken dikkatli olması, ileriki safhalarda mutluluğunu etkileyecek çok önemli bir etkendir.

Şayet tercih ettiği yol arkadaşı ’a yakınsa, kişi dünyada da ahirette de huzurlu olacaktır. Çünkü Cenab-ı Hak buyuruyor: “Erkek olsun, kadın olsun mü’min olarak güzel işler yapanlara, dünyada temiz ve huzurlu bir hayat yaşatırız. Ahirette ise, onları, yaptıklarının daha güzeliyle mükâfatlandıracağız.” (Nahl, 97)

Asr-ı saadette yaşanan şu olay evliliğin insanı ’a yaklaştırması hususunda güzel bir örnektir; Peygamberimiz (sav), sahabeleriyle birlikte otururken, fakir ve muhtaç olanlara vermenin öneminden bahsediyordu.

Al-i İmran Suresi’nin 92. ayetini okudu: “Sevdiğiniz şeylerden yolunda harcamadıkça iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız onu bilir.”

Bu sözler orada bulunanlardan Ebu Talha’yı (ra) can evinden vurdu. Sahip olduğu en kıymetli şeylerini; Medine’deki hurmalığını ve evini hemen oracıkta bağışladı. Evine gitti. Bahçenin dışında durdu.

Eşi Rumeysa (ra) Ebu Talha’yı (ra) görünce neden eve girmediğini sordu. Ebu Talha (ra) evini ve bahçesini için tasadduk ettiğini söyledi. Eşi:
“Kendin için mi yoksa ikimiz için mi?” diye sorduğunda Ebu Talha (ra) “ikimiz için” cevabını verince eşi Rumeysa: “ senden razı olsun Talha. Ben de aynı şeyleri düşünürdüm. Bekle geliyorum.” Diyerek dönüp arkasına bile bakmadan evinden çıkıp gitti. (Buhari)

Bizim örneğimiz insanlığın en akıllısı; Resulullah ve ashabı olduğuna göre, evliliklerimizi de nefsani duygulardan ziyade, onlar gibi uhrevi duyguları ön planda tutarak yapmalıyız.

Eş seçerken bizleri dünyaya çağıranı değil, ’a yaklaştıranı seçmeliyiz. Tercihimiz mal mülk peşinde koşandan değil de ’ın rızasına meraklı olan ahiret sevdalısından yana olmalı. Evlenirken ’ın rızasını gaye edinen kimse, mutluluk yolunda en büyük adımı atmış demektir.

Müslüman’ın evliliği farklı olmalı. Müslüman aile, en mutlu aile olmalı ve mutluluklara vesile olmalıdır. Müslüman eşler, sevgiye ve mutluluğa hasret olanları, sevginin ve mutluluğun yollarına iletmelidirler.
Mutlu bir aile için dikkat edilmesi gereken bir takım kurallar vardır.

 
""EY SEVGİLİ!SAYISIZ İSMİNİN AHENGİYLE CENNETİNE KAT BENİ,
 İHSANININ CAZİBESİYLE SENDEN BAŞKA HER ŞEYDEN UZAK TUT BENİ "

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online    

EVLİLİKTE MUTLULUĞUN 9 SIRRI (2)

 

 

MURAT ARSLAN 
 
www.sadakat.net/forum

 
EVLİLİKTE MUTLULUĞUN 9 SIRRI

İlim adamları mutlu bir evlilik için karşılıklı anlayışın şart olduğunu söylemişler ve şu dokuz kurala uymayı eşlere tavsiye etmişlerdir.

1- Mutlu olmayı öğrenin: Küçük şeylerden mutlu olmayı öğrenin. Mutlu olanlar, bunun için olması imkansız büyük şeyler beklemeyenlerdir. Eşi kendisine bir demet çiçek aldığında teşekkür edebilen kadın ve eşinin şefkatle pişirdiği bir çorbaya teşekkür edebilen erkek, mutlu olmayı hak edendir. Bu şekilde, teşekkür ve tebessüm eden kimseler, kendileri ve eşleri için mutlu olmak adına bir adım atmış olurlar.

2-Adalet’i unutmayın: Yaşanan olaylar karşısında her şeyi iyi tahlil edin. Kendinize haksızlık ediliyormuş gibi bir pozisyona girmeyin. Kendinizi mazlum, eşinizi zalim sandalyesine oturtup “Ben bu evde neyim ki?” diye eşinizi itham etmeyin.

3- Alıngan olmayın: Sürekli “Niye öyle konuştun? Sen böyle demekle beni kast ediyorsun…” vb. sözlerle hesap sormayın. Hiçbir eş, “Acaba bu sözümden ve davranışımdan yanlış bir mana çıkarır mı?” diye düşünen bir eşin yanında rahat olmaz.

4- Aranıza duvarlar örmeyin: Duvarlar örüp onu o duvarların arkasında yalnızlığa terk etmeyin. Ya da siz kendinizi öyle bir duvarın içine hapsedip yalnız başınıza yaşamayın. “Beni anlamayan bir eşim var, ne yapabilirim?” diye iletişim kapılarını kapamayın.

5- Eşinize kambur olmayın: Kendinize düşen sorumlulukları mutlaka yerine getirin. “Ben yapmasam nasıl olsa eşim yapar” düşüncesiyle onun fedakarlığını istismar edip eşinize yük ve kambur olmayın. Nihayetinde o da bir insan, gün gelip o kamburdan kurtulmak isteyebilir.

6- Kendinizi peri, eşinizi cadı ilan etmeyin: Her şeyden bir haklılık payı çıkarıp, kendinizi tek akıllı olarak göstermeye çalışmayın. Kendinizi iyilik perisi, eşinizi cadı ilan etmeyin. Unutmayın ki, eşler birbirinin rakibi değil, tamamlayıcısıdır.

7– Eşinize akıl hocalığı yapmayın: Sürekli eşinize ‘şunu şöyle yap, bunu böyle yap’ diyerek akıl hocalığı yapmayın. Sanki onun aklı yokmuş da siz veriyormuşsunuz gibi davranmayın. Başaramadığı işler karşısında fırsatçılık yapmayın.

8- Tartışmak için bahane aramayın: Tartışmak için fırsat kollamayın. En küçük bir şey için sayıp dökmeyin. Mutlu olmak dururken, ufak tefek şeylerle hayatı zindana çevirmeyin… Her tartışma mutluluk sarayından bir tuğla koparır.

9- Bakışınızı güzelliklere çevirin: Aile hayatı içinde her şey olabilir. Bunlar kaderin cilvesidir. Bu sebeple alıcılarınızı eşinizin kötülüklerine değil iyiliklerine çevirin. Bahar günlerinde bile etrafa zarar veren sağanakların olduğunu unutmayın.

Mutlu insanın riayet ettiği aile kuralların yanında, bir de mutlu olmak isteyen eşlerin şiddetle kaçınması gereken bir takım hal ve hareketler de vardır ki, eğer geçimsiz bir eş olarak tarihe geçmek istiyorsanız, bizden size tavsiye mutlaka eşinize kaçınılması gerektiğini söylediğimiz davranış şekilleri ile davranın.(!)

 
""EY SEVGİLİ!SAYISIZ İSMİNİN AHENGİYLE CENNETİNE KAT BENİ,
 İHSANININ CAZİBESİYLE SENDEN BAŞKA HER ŞEYDEN UZAK TUT BENİ "

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online    

EVLİLİĞİ SARSAN 8 YANLIŞ (3)

Upload Photos Funny Pics Flower Pics

EVLİLİĞİ SARSAN 8 YANLIŞ

Kabul edin, hep siz haklısınız(!), sizin dediğiniz doğru ve hep sizin sözünüz geçerli olmalı.(!) Siz insanın kalbinden geçeni bile okuyabilirsiniz.(!)

“Yok canım o kadar da değil!” diyorsanız, önerilerimize göz atınız:

1- Eşinin kişiliğine karşı ağır eleştiride bulunma: Eşinin kişiliğini küçük düşürücü, onur kırıcı sözler sarf etmek sevgiyi zedeler. “Sen hep böylesin, hep beceriksizsin” suçlamalarına sitemkâr ve biraz da hakaret içeren “Hep kendi bildiğini okudun. Beni dinlemedin.” sözleri suçlayıcı eleştirilerdir.

2- İşi yokuşa sürme: Günün birinde eşlerden birinde olumlu bir değişiklik olmuştur veya gittikleri doktor dinlenilmiş ve kişi olumsuz bir davranışından vazgeçmiştir. Diğer eş “On yıldır sana söyledim; ama beni dinlemedin, başkası deyince daha mı kıymetli oluyor?” biçimindeki konuşmalar eşi üzen ve geriye döndürebilecek tarzdadır.

3- Geçmişi hatırlatma: Evlilik hayatı boyunca insanların olumsuz hatıraları olmuştur. Kavgalar, tartışmalar, atışmalar ya da unutulan anlar, yapılan yanlış davranışlar olagelmiştir. Evlilik hayatı boyunca bu kötü hatıraların eşler tarafından tekrak tekrar ısıtılarak ortaya konulması ilişkileri zedeler.

4- Genellemede bulunma: Eşinize bir kalıp biçerek, o kalıba sokan ifadeler kullanmak, onu kötü bir fiille damgalamak da büyük hatalardan biridir. “Ben senin için değiştim, sen benim için hiçbir şeyden vazgeçmedin. Çok bencilsin…” sözleri evliliği yıpratır.

5- Eşinin aklını okuma: Çiftler arasında diyalog tek taraflı olmaya başladığında, eşler birbirlerine mesafe koymaya başlarlar. Sürekli iğnelemeler, kavgalar, atışmalar, artık kadın ve erkeği kendi dünyasına itmiştir.

Erkek de kadın da kendi dünyasında eşiyle konuşmaya başlar. Kafalarında kurdukları şeyler, zaman zaman birbirlerinin hareketlerine yorumlar çıkarmaya neden olur. “Senin ne demek istediğini biliyorum. Ben senin bakışından anlarım.” gibi sözlerle eşinin mimik ve hareketlerinden anlamlar çıkarılmaya başlanılır.

6- Kendini hep haklı görme: Hatalar, yanlışlıklar iki taraftan da kaynaklandığı halde, kim daha haklı, adeta “mahkeme” kuruluyor. Bundan mutlaka sakının, idare ve tahammül eden olmayı becerdiğiniz anda tüm sorun ortadan kalkacak, eşiniz hatasını anlayarak pişman olacak ve nihayetinde sizden özür dileceyektir.

7- Konuşurken sözlerin kesilmesi ve ses tonunu yükseltmesi: İletişimde en önemli husus konuşan insanı sonuna kadar dinlemek, çok gerekliyse aralara girmektir. Dinlemek, anlamak ve kendimizi anlatmamız gerekiyor. Bunun yolu da saygıyla dinlemek, ses tonunu yükseltmemektir.

8- Eşlerden birinin kendisini terapist yerine koyması: ‘Senin hasta olduğunu biliyorum, nedenlerini de biliyorum. Senin ne zayıflıkların var hepsini keşfettim, ne yapman gerektiğini söylüyorum, beni dinlesen doktora filan da ihtiyacın olmaz’ gibi sözler doğru değildir. Eş ne kadar bilgili, tecrübeli olursa olsun, kendini doktor yerine koymamalıdır.

Evet, bunların bütününde de öte bir sır var…

Eğer mutlu olmak istiyorsanız, güzel dinimizin emir ve tavsiyelerine uyun ve eşinize de güzel ahlakla ve tatlı dille nasihat ederek bu hususta yardımcı olun. ’ın haramlarından sakınır ve eşinize hakkı tavsiye eder, ona ağırbaşlı/halim bir şekilde muamele ederseniz, size mutluluğu nasip edecektir.

Çünkü kalpler mutlak hakim olan ’ın hükmündedir. mutlu olmanızı dilerse, mutlu olursunuz. Bunun için de ’tan mutlu bir aile hayatı vermesini tüm okurlarımıza diliyoruz. Rabbim tüm müslümanlara hakiki mutluluğu nasip etsin. (Amin)
 
MURAT ARSLAN
 
 

 

""EY SEVGİLİ!SAYISIZ İSMİNİN AHENGİYLE CENNETİNE KAT BENİ,
 İHSANININ CAZİBESİYLE SENDEN BAŞKA HER ŞEYDEN UZAK TUT BENİ "

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online    

Aşk-ı Elifbâ…


ELİF
Yazdım… Elif dedim ilkin.. Mürekkebim bir damladan başlayıp uzarken sayfanın koynunda, ben bir Elif sevdâsı nakşettim sayfalara… Sayfanın koynu şerha şerha… Sayfa baştan sona âh ü figân, tepeden tırnağa kan revân… Elif’le başladım bu aşkı anlatmaya… Elif dibâcedir, Elif mukaddim… Elif ilktir, Elif kadîm… Elif’tir hep ilk adım…
 
BE
gibi, sırrımı noktaya sakladım…
Kulağa üflenen bir sır gibi esrârın tam ucundayım. Âlemin sırrını kalbinde saklayan Kurân’a, Kurân’ın kalbi Fatiha’ya, Fâtiha’nın kalbi besmeleye, besmelenin kalbi Be’ye ve Be’nin altındaki kara mürekkebe sevdâlıyım…Bir aşk Elifbâsı çarpar sol yanımda… Ben gelişi Elif’ten belli bir yüreğin sadâsıyım.
 
TE
gibi, gülmeyi umarken ben hüzünle sınandım…
Harflerin sayfaya akseden yüzü bir hüzne bürünürken kalemimde… Ve kader, kederin bir diğer adı gibi dururken önümde… Nâzenin gül/ümseme gibiydi avucumda dikenler… Bir hârın âh u zârıyla imtihana sarıldım.
 
SE
gibi, bütünü arzularken ben payıma düşen üç noktayla uslandım…
Bütündü, tek parçaydı hep bu dünyada gördüğüm. Vahdet muhabbetle örülerek damla damla aktı rahlenin ortasına… Ayn, Şın ve Kaf’ı temsilen üç nokta yayıldı kitabın tam ortasına… Yandım…
CİM
gibi, bir ben noktasına âşık olup karalar bağladım…
Sevgilinin yanağında kararan bir nokta idi ördüğüm… Sevgilinin yanağında ben, bahtım gibi bir kara ben gördüm. Cim suretiyle sahifeye düşen harfte aşkın en kara hâlini, süveydâyı gördüm. Kara sular indi kalbime… Kalbimi bir ben noktasıyla oyuk oyuk dağladım.
 
HA
 gibi, boşluğumun çemberinde yaya kaldım…
Bir çemberdi bu aşk… Ezelî ve ebedî.. Başı-sonu olmayan bir halkanın tam ortasında kalakaldım. Boşluğumu halkalarla doldururken, halka içre halka çizerken Ha gibi çemberimin âteşinde yandım. Kendi ateşiyle yandı Kaknûs, âhh ben de âteşimle yeniden ayağa kalktım.
 
HI
 gibi, başımdaki noktayı bedenden aşk için ayırdım…
Ömür bir mum gibi eriyerek tükendi. Ecel keskin bir alev gibi başımda bitti. Bir mum ve mum alevi gibi… Ayrı duran bir harf ve noktası gibi… Aşk için erittim bedenimi… Kanım, kıvrıla kıvrıla aksın sayfaya… Kanadım, sonunda kendi kanımı içerek kandım.
DAL
gibi, aşk deryasına iki büklüm daldım…
Uçsuz bucaksız bir okyanustu rahlemde açılan sayfa… Ezelden belâlı bir âşık gibi bıraktım kendimi suyun koynuna… İki büklümüm işte, dervişin elinde asâ gibi… Çile yurdundan gelmiş bir Dal’dan dahi belim eğri, boynum bükük… Deryâlara daldım, aşkla temizlensin diye kirlerim… Günah kokan ellerimle suya boyandım…
ZEL
 gibi, kambur ruhumu noktayla taçladırdım…
Ervâh yurdundan kopup da geldim, denizin kıyıya attığı damla gibi… Ruhum kambur bir dilenci gibi kaldı yüce kapında.. Ellerim çâresiz, ellerim sahipsiz, ellerim kirli… Ruhum, günâhkâr ruhum ancak aşkınla diri… Koy aşkını bir nokta gibi başıma… Şâd olayım…
 
RI
 gibi, hilâl kaşını iki büklüm belime hançer kıldım…
Hilâl kaşın önünde râm oldum, büküldü boynum. Yay kaşınla fırlattığın oka, nişân oldu koynum… Sızlayan, damlayan, ağlayan kan… Hançerin ucundan sızan can gibi bakışın, gecenin koyusunda parlayan hilâl gibi bakışın, bir harfin nazarına dokundu. Rı’dan başlayıp aşka aktım, ben bu aşkı mürekkeple yıkandım.
 
ZE
 gibi, aklın kıyamıyla aşkın secdesi arasında, rükûda kaldım…
Ne gökteyim ne yerde…Ne kıyamdayım ne secdede… Birlik ve hiçlik arasında, akıl ve aşk sıratında çiçek açan bir yerde.. Yollarının bolluğuyla sınanan bir sevdânın başındayım. Ze gibi rükûda kaldım. Yüzümle arza bakarken, ruhumla semâya aktım… Ârâftan çıksın kalbim, eğrilerim doğrulsun; ben de bir yol bulayım…
 
SİN
 gibi, inci dişerinden çıkacak bir hazineye sevdâlandım…
İnci dişlerinden bir söz işitmek istedim. Yüzyıllar önce şairin bir Sin’e teşbih ettiği dişlerinden bir güzel söz işitmek istedim. O söz ki, ezelî ve ebedî sevdâm… Bırak açılsın dudaklar ve yayılsın âleme dualar… Dualar bir hazine gibi, şefâat bambaşka bir hediye gibi bütün evrene yayılsın… Bütün harflerin ucunda, başında, sonunda Sen varsın.
 
ŞIN
 gibi, üç inciyi başımda taşımakla onurlandım…
Dünyaya dağılan incilerden üçünü başıma takayım. Ayn, Şın ve Kaf diyorum ya hani…. Payıma düşen üç harf ile dilşâd olayım. Üç inci ile yatıp üç harf ile uyanayım… El ver, aşkını başımda taşıyayım.
 
SAD
gibi, gözlerinin esrarına kapıldım da kıvranarak kıvrıldım…
Bir harfin kıvrımıyla kıvrandım sayfalar üzerinde… Sad gibi koyu bir esrârı sarıp sarmalayıp sakladım gözlerimde… Efsûnlu bir nazar gibi, büyülü bir rüzgâr gibi harflerinde ruh buldum. Adını oluşturan harflerin esrârını gözlerinden okudum.
 
DAD
 gibi, gözlerinin uçurumunda, bir kara ben noktasında aklandım…
Gözlerin bir uçurum… Sahifenin kenarında sonsuzluğa akacak iken ruhum, ben içre bir ben tuttu gözlerimi… Ay ve güneş nasıl tutulursa bir boşlukta, gözlerim nasıl tutulursa bir boşluğa… Harflerin noktasına da işte öyle tutundum. Bir kara nokta akladı benliğimi… Noktalar çoğalırken ben âhh, hep azaldım.
 
TI
gibi, elif sevdâmı nergis gözlerine yasladım da yaşadım…
Tı gibi iki hamlenin yarasıyım. Bir göz kıvrımından süzülüp bir nergis çiçeğinden dökülüp Elif’in ayağına diz çöktüm. Vahdetten yükselen aşkımı Elif’in birliğine yasladım. Sevdâm büyük, sedâm küçük olsa da… Susmadım.
 
ZI
gibi, didelerin aşkıyla yandım, Elif iken nokta kadar ufaldım…
Mürekkep, harflerin damarından süzülüyor damla damla… Harfler kamış kalemin ucunda can bulurken mürekkep damlıyor beyaz bir satıha… Zı’daydı bütün güzelliğin… Gözlerin, benin ve servi boyunla tamam oldu güzelliğin. Ve aşk Elif iken küçüldü, süzüldü, bir noktaya büründü. Bir Elif hamlesiyle ufalandım, pâre pâre paralandım.
 
AYIN
 gibi, aşkın dîvânına bir küçük mukaddime olsaydım…
Aşk olsun diyorum. Sayfalarca aşk… Bir dîvân sayfasında saklanan; içi nakış ve hat, dışı tezhip ve sanat kokan bu yaralı aşk, yayılsın rahlenin kalbine… Kalpten sonra bütün âleme… Harflerin gül kokusu bu… Bir dîvân sayfasında gizlenen aşkın yüzyıllık hoşbûsu bu… Ve ben, bir dibâce olsaydım bu dîvâna, bir mukaddime… Belki bir Elif’le nur düşerdi ismime…
 
GAYIN
gibi, gözüme düşen bir nokta yaşla sırılsıklam ıslandım…
Bir çift göz verildi kabuğumun kalbine. Sadece bir çift gözdü ruhuma açılan pencere… Gönlümün gökyüzünden kan düştü, nokta nokta ıslandım. Hicran düştü Elifbâya… Ben, kamış kalem ve mürekkeple ıslandım. Ve ben âhh, sonunda uslandım…
 
FE
 gibi, ka’de-i ûlâda kaldım, son kez secdeye varamadım …
Aşkın önünde diz çöktüm, ayak burktum, boyun büktüm. Başım kalbime yakın, arınmaya ve cilâlanmaya muhtaç kalbime… Yolları aşıp Sana geliyorum. Yüzüm yok secdenin nur yüzüne, biliyorum. Ellerim bir tesbih tanesinde kilitli.. Bedenim huzurunda ve ruhum ipinden kopmuş bir tesbih tânesi gibi… Yollarımı aç… Fe’lerim Vav gibi huzura muhtaç….
 
KAF
gibi, Zümrüd-i Ankâya âşık bir masaldım…
Kaf dağından süzülüp geldi gönül kuşlarım. Hüdhüd, Simurg, Hümâ, Ankâ… Bir Zümrüd ü Ankâ’nın kanadında asılı kaldı kanayan masalım. Aşk masalının kahramanları uçuşuyor gönlümde… Kaf dağının ardındaki kimyâ ile can buldu harfler… Aşk ile… Âşıkların menziliydi çöller ve dağlar… Ben kendimi bildim bileli, dağlara mahkûmum… Dağlardı benim yurdum…[/i]
 
KEF
 gibi, bir Nûn ile can buldum, Kûn dendi ve ben “ol”dum…
Kûn dendi, Kef ve Nun bir araya geldi. Çamurdan ve balçıktan sonra, bir alaktan filizlenip boy verdim. Oldum ve ölmeyi bildim, öldüm ve olmayı bildim. Bilmeyi ve bilinmeyi istedim. Harflerdi tek şâhidim… Ne kalem yetti, ne kâğıt içimdeki ummânı taşırmaya… Harflerdi tek şâhidim… Ben anlatamadım…
 
LAM
gibi, saçlarının kıvrımına asılarak sallandım…
Saçlarının kıvrımına yuva yaptı gönül kuşum.. İpe asılan bir ayna gibi döne döne kendimi buldum. Tel tel örülen bir siyahlıkta, ince ve kara ipler arasında hapsoldu gönül kuşum… Ava giden bendim, saçlarının tuzağında avlanan yine ben… Îdama mahkûm bir âşık gibi saçlarının tellerine asılarak sallanan ben… Ve ben… Aşkın darağacındaydım…
 
MİM
 gibi dudağının kuyusunda küçülen ve yok olan bir noktaydım…
Dudağının kuyusunda gördüm Yûsuf’un rüyâsını… Çukur, halka halka küçüldü; halkalar büyüyerek kuyunun uykusunu böldü. Büyüyen ve küçülen noktalar gibi… Bir dudağın hânesine konuverdim… Sükûtu resmeyleyen bir noktayım.. Ben esâsen hiç olmadım, uçsuz bucaksız bir yoktayım.
 
NUN
gibi, ateş denizini mumdan gemiyle, Nun gemisiyle aşsaydım…
Aşk, âteş denizini mumdan gemilerle geçtiği vakit… Gönül gemileri bir Nuh tufanı ile engin vâdîleri aştığı vakit… Bir Nun tekkesi düşseydi payıma… Yana yakıla aşsaydım alevli denizleri… Aşarak geçseydim âteşten dehlîzleri… Var/saydım… Aşka ulaşsaydım.
 
VAV
gibi, iki büklüm hâlimle bir cenine konsam, bir secdeye varsaydım…
Vav gibi iki büklüm kaldım belâlı bir dünya yalanında… Yalanlardan, dolanlardan, koynuma dolanan yılanlardan sonra bir Vav huzuru hayâl ettim kendi dünyamda… Anne karnına düşen ceninden kopup, secdeye varan elimde koşup… Bir Vav gibi kendime dolansaydım…
 
HE
gibi, alevden yaşlarımı bir âh için akıttım…
İçinde alev yanan iki kırmızı kadehti gözlerim… Dağlamak ve ağlamak arasında gidip gelen koyu bir alev gibi yükseldi ellerim.. Bir âh’tı yükselen, havaya… Bir inşirâhtı yükselen, semâya… He gibi iki göz çukuruna dolan dumandım. Dumanımla gökyüzüne uzandım.
 
LAMELİF
 gibi Lâ’nın aşkıyla çark attım…
Harfler bir semâzen gibi dönerken sayfalarda, ben ters bir semâzen sûreti gördüm Lâ’nn koynunda… Çark atıyordu yokluğun noktaları… Yokluğun çokluğa dönen adımında bir “yok” hecesi dokundu sayfalara: Lâ… Sonsuz bir sonsuzlukla dile gelen harf, dönüyordu âh diyerek sayfamda… LâilâheillAllah C.c diyerek dönüyordu Lâ…
 
YE
gibi, son’a geldim, Sana geldim; hamdım ve son’unda yandım…
Sana geldim. Elifbânın bütün harflerini aşk ile, âteş ile yaktıktan sonra Ye’nin kıvrımıyla sayfa sonuna geldim. Harfler, heceler, kelimeler ebedî bir sevdâya mâil… Elifbâ baştan sona içimdeki aşka mümessil… Mürekkep nokta nokta sayfaları aşıyor. Sayfalar dalga dalga rahlelerden taşıyor. Bu aşkınlık, bu taşkınlık yüreğimden çıkıp aşka akıyor. Ve aşk bütün kâinata damla damla yayılıyor. Aşk-ı Elifbâ… Kendi hikâyesini yazan muammâ… Aşkla…
/Senem GEZEROĞLU

 
""EY SEVGİLİ!SAYISIZ İSMİNİN AHENGİYLE CENNETİNE KAT BENİ,
 İHSANININ CAZİBESİYLE SENDEN BAŞKA HER ŞEYDEN UZAK TUT BENİ "

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online    

BÜYÜKLERDEN GÜZEL SÖZLER

 
 
İyiliği gizlemek, kötülüğü gizlemekten daha üstündür. (Ebu Bekir Ferra)
Bilmediklerimi ayağımın altına alsaydım başım göğe ererdi. (İmam-ı Azam)
İnsan, alışkanlıklarının çocuğudur. (İbni Haldun)
Herkes herkese bir lokma şey verebilir ama boğaz bağışlamak, ancak Allah’ın işidir. (Mevlana)
Güzel söz söyleyen, kimseden kötü söz işitmez. (Firdevsi)
Bir şeyi bulunmadığı yerde aramak, onu aramamak demektir. (Mevlana)
Avcı nice al (tuzak, hile) bilirse, ayı da onca yol bilir. (Kaşgarlı Mahmud)
 
Haksızlık karşısında eğilmeyiniz; çünkü hakkınızla beraber şerefinizi de kaybedersiniz. (Hz. Ali (r.a))
Güzel konuşmanın sırrı, lüzumsuz sözleri terk etmektir. (Hz. Ebubekir)
Özü doğru olanın, sözü de doğru olur. (Hz. Ali (r.a))
Birliğin kederi, ayrılığın safasından daha hayırlıdır. (Yahya bin Muaz)
Her gecenin bir gündüzü vardır. (Hz. Ali (r.a))
Sakladığın sır senin esirindir. Açığa vurursan sen onun esiri olursun. (Hz. Ali (r.a))
Bütün kötülüklerin anahtarı, hiddettir. (Cafer bin Muhammed)
Kesilmiş koyuna derisinin yüzülmesi elem vermez. (Hz. Esma)
Güzel ahlak; bağışlayıcılık, sabır ve tahammüldür. (Hasan-ı Basri)
Nefis üç köşeli dikendir, ne türlü koysan batar. (Mevlana)
Geçmişler geleceğe, suyun suya benzemesinden daha çok benzer. (İbni Haldun)
İnce sözler keskin kılıca benzer, kalkanın yoksa geri dur. (Mevlana)
 
Gerçek zengin, bilgisi çok olan insandır. (Hz. Ali (r.a))
Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol. (Mevlana)
Cevizi kırıp özüne inemeyen, hepsini kabuk zanneder. (İmam Gazali)
Hayat, iman ve cihaddır. (Hz. Hüseyin (r.a))
Haksızlığa baş kaldırmayanlar, onlardan gelecek her kötülüğe katlanmalıdırlar. (Hz. Ali (r.a))
Hayatında ekmeği yenmeyen kimsenin adı, ölümünden sonra anılmaz. (Şeyh Sadi)
Hiç kimse, diğer bir kimsenin kulu değildir. (Hz. Ali (r.a))
Uzun mesafelere ulaşmak, yakın mesafeleri aşmakla mümkündür. (İmam Gazali)
Tarih değil, hatalar tekerrür ediyor. (Abdulhamid Han)
En büyük felaketler içinde bile ümidini kaybetme, unutma ki ilik, sert kemiğin içinden çıkar.
 (Hafız Şirazi)
 
Cahillerin kalbi dudaklarında, alimlerin dudakları kalplerindedir. (Hz. Ali (r.a))
Her kalbin çarpıntısı kendi ecelinin ayak sesleridir. (Beyazidi Bestami)
Mal cimrilerde, silah korkaklarda, karar da zayıflarda olursa işler bozulur. (Hz. Ebubekir (r.a))
Gecenin ne kadar uzun olduğunu ancak hastalar bilir. (Sadi)
Kibir, bele bağlanmış taş gibidir. Onunla ne yüzülür ne de uçulur. (Hacı Bayram-ı Veli)
Zalimler için yaşasın cehennem. (Bediüzzaman Said Nursi)
Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır. (Bediüzzaman Said Nursi)
Tatlı suyun başı, kalabalık olur. (Mevlana)
Kurdun elinden çobanlık gelmez. (Sadi)
Eğri ok, doğru yol almaz. (Hz. Ali (r.a))
Hiçbir acı, cehaletten daha fazla zahmet verici değildir. (Hz. Ali (r.a))
İnsanı maskara eden, dilidir. (Sadi)
Ham düşünceleri, ancak akıl pişirir. (Firdevsi)
 
Fırsatlar da bulutlar gibi çabucak geçer gider. (Hz. Ebubekir (r.a))
Hasedciye rahat, kötü huyluyu da şeref yoktur. (Ahnef bin Kays)
Çocuklarınızı kuzu gibi büyütmeyiniz ki, ileride kuzu gibi güdülmesinler. (Şeyh Sadi Sirazi)
Hükümetlerin en kötüsü, suçsuzu korkutandır. (Beydeba)
Hükümdar köylünün yumurtasını alırsa, adamları bütün tavukları alır. (Sadi)
Bin zulme uğrasan da, bir zulüm yapma. (Hz. Ali (r.a))
Bir mum diğer bir mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmez. (Mevlana)
 
 
""EY SEVGİLİ!SAYISIZ İSMİNİN AHENGİYLE CENNETİNE KAT BENİ,
 İHSANININ CAZİBESİYLE SENDEN BAŞKA HER ŞEYDEN UZAK TUT BENİ "

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online    

Etiket Bulutu