Dayan be gönlüm!. Bîçâre değilsin Yaradan sana yâr. Kimsesiz değilsin, yanında "Kimsesizler kimsesi" var! Biliyorum! Sığmazsın hiç bir yere bu sevdayla, dünya sana dar! Ama dayan gönlüm! Dayan ki her gecenin mutlaka bir sabahı var!.

Archive for Ocak 30, 2010

Aşk ağlamalar

 
 
Aşk ağlamalar

ŞİİR GİBİ bir cümle: “Bütün firaklardan gelen feryatlar, aşkı-bekadan gelen ağlamaların tercümanıdır” İnsan hissiyatı bu kadar güzel ifade edilir, aşk bu kadar veciz bir mana ile aşikâr olur, firak bu kadar beliğ açıklanır…

Bu cümlenin karşılığı; “Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur” olsa gerek… Birbirine bakan ve birini açıklayan his ve hikmet yüklü yüksek hakikatler; anlamak için insan ruhunun derinliklerinde ufuk gezintiler yapmak lazım…

Hele birinci cümlede alt fon olarak kendini hissettiren musiki, okudukça okutturuyor, bıktırmadan tekrar ettiriyor… Zahir önemli değil asıl olan batın olsa da, ikisi bütünleşirse kalıcı güzelliğe erişilmiş olunuyor…

Zahirle batın arasında gidip gelmeler, aşkla firak arasındaki koşuşturmalar, gülmekle ağlamak arasındaki yakınlık, kederle kemal arasındaki köprüler; âlem-i şehadet ve misal arasındaki berzahlar gibi… Dairesel dönen ve ilerleyen hayat akışında firak feryatlar, aşk ağlamalar bir tek şeyi tercüme ediyor: ebed illa ebed…

Kalbin kıblesi beka; başkasına bakmıyor, başkası onu doyurmuyor, doyuramıyor… Kâinatın uzak çöllerine de gitse, yakın derlerinde de bulunsa sevgili değişmiyor, aşk başkalaşmıyor; sonsuz sonsuzluk sevgisi…

Hiçbir şeye muhtaç olmayan, her şeye ona muhtaç olan Samed’e ayine olmak ve onu yansıtmak; kalbin bekaya berrak bakışı… Kesret dalgalanmalar, çokluk gürültüler onu boğamıyor… Irmaktaki akış beka buluşmasına, sonsuz vuslata kayıştır… Değişmez değişim bu olsa gerek; geçici olanlar doyurmuyor, güldürmüyor…


Gülünç kalıyor günlük sevgiler, sevgililer; kayıp giden her sevgide günsüzlük sevdası var…
Günlük hayatta küçük kırılma, küçük kayboluşların kalpte çizdiği çizikler aynı şeyi söylüyor; ağlama beka var, ağlıyorsan da bilmeyerek beka için ağlıyorsun… Başka tercümesi yok gülmenin ya da ağlamanın; sen Samed ayinesisin… Başka kimseye mahsus olamazsın, var olman ve var kalman buna bağlı… Varlığa bu damgayla dokunursan her şey senindir; istediğin kâinat olsun, istediğin sonsuzluk olsun…

Bir katredeki ışıkta boğulma, ışığın kaynağına uzan… Ayın ardından ağlama, kalbindeki sonsuz güzelliği seyret, orada O’nu göreceksin… Ağla ki Samed hazinen ortaya çıksın, ara ki beka ile buluşasın… Bulduğun küçük ışıklara kanma; zerreden şemse aydınlık mertebeleri var…
Bil ki sen “Abdüssamed”sin, onun da sonsuz mertebeleri var… Kalbini, kabeyle kâinatla buluştur, kâinattan Kabeye kalbine Kur’ani yollar aç… Aklını kalbinle buluştur; bu seyahatten elem ve ayrılık duymayacak, ağlamayacaksın…

Evet, hakikat denizi dalgalanmaya devam ediyor: “ Bütün firaklardan gelen feryatlar aşkı bekadan gelen ağlamaların tercümanıdır” Döküldüğü ve dolduramadığı umman da “Batın-ı kalp ayine-i Sameddir ve O’na mahsustur.”

Hüseyin EREN

 
Ahmed kardeşime teşekküler
 
KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ” "

 
Hz.MUHAMMED(S.A.V.)

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

      who's online  

Senin Zaaf Hanende Ne Yazıyor?

tablo resimler - hareketli tablo resimleri - kelebek gif - tablo çiçek gif  
Senin Zaaf Hanende Ne Yazıyor?

Senin zaaf hanende ne yazıyor?
Bazı insanların zaaf hanelerinde "Allah" yazar; En zayıf noktaları Allah’tır..
Bunu bilenler onları Allah ile aldatırlar ne yazık..
Aldanan ne saftır, bazen bile isteye aldanır..
Aldatan da ne üç kağıtçıdır, Allah’ı menfaatine perde yapar.

Aldanan kim?

Kim kazandı kim kaybetti bu oyunda, oyunsa bu?
Perde kapanır yarın, ettiklerimiz bir bir atılır önümüze..

Ahh! Senin zaaf hanende ne yazıyor?


"Eddinî muamele" Din muameledir.. Güzel ahlaktır, insanlarla ve dahi her mahlukatla güzel geçimdir.
Bir insanın dindar olduğunu anlamak istiyorsan muamelesine bakacaksın..
Çünkü gerçek dindarların, yani teslim olmuşların muamelelerine yansır ibadetleri.

Yansımalı..

Yoksa Kur’an okuyup ta, Kur’an ahlakıyla ahlaklanmayan, Resulüne benzemeyen ahkam kesmesin..
İş yüreğini tutmaya bakar..
"İstememeyi istemek" mes’ele bu işte..
Bu, nefsin meylettiği her şey için.
Kişi, istememeyi ister ve aklına-yüreğine söz geçirebilirse..
Yani çağın kışkırtıcılığından, albenisinden çekip alabilirse, tamamdır.
Yüreklerin yeniden inşası gerekiyor..
Gayretler ve meyiller de hep bu yönde olmalı..
İnsanın mutlaka bir hedefi olmalı.
Bu dünya olur, din olur vs. Ama olmalı..

Hedefi olmayanın, dünyaya mesajı da olmaz..
Ot gibi yaşar.. Ve de kendisine verilen onca ihtişamlı emaneti zayi eder.

Tek renk, tek tip sıkıcıdır..
Gökkuşağı gibi olmalı..
İçimiz nasıl renkli çok, yaşadığımız mekanlar-insanlar da öyle olmalı …
Orkestra gibi ya da;
Ayrı sesler ve ritmi tutturmak, en güzel türküleri söylemek çağa karşı..
"Kovma kapından ne olur.."
Duymuşsunuzdur sizler de, bazı yazılarda hatta dua ve ilahilerde Cenab-ı Hakk’a hitaben şöyle derler: "Kovma kapından ne olur.."
Bu söylem benim gücüme gidiyor..Gayretullah’a dokunur diye de endişe ediyorum hep..

Neden kovsun ki O, kapısına geleni?
Kimi kovmuş ki? Var mı örneği? Yok!
Ama en büyük günahları dahi işlemiş olsa, boyun büküp af dileyenleri kucağına aldığının örnekleri çoktur.
O, Rahman, Rahim, Vedud olandır..İnsanın fikri bile erişemez yüceliğine..
O’nun sevgi ve şefkatinin yanında insandaki,

okyanuslardan bir damla bile değil..
O, Kapısına geleni asla kovmaz, boş çevirmez!
Üstelik -ayetin de işaretiyle- geçmiş günahlarını hasenata çevirir..
Kerim O!..

Kovan-kovacak olan, nefsini ilah edinen Tanrı özentili insandır ancak.
Ve..Kovan, kovulmaya layık olandır!
Neden?Çünkü "Ben!" diyor..
Şeytan da öyle demişti ve ebedi kovulanlardan oldu!..
Çünkü O, "Ben!" diyeni sevmiyor!
"Ben!" diyeni, karşısına dikileni, yaradılmış olduğu halde "İlah" lık taslayanı, boyundan büyük "varlık" iddiasında bulunanı sevmiyor!..

"Sen" misin?!
O zaman kovulmuşlardan ol!
Tâ ki boyun büküp kapıma gelesin ve :
"Ben âcizim sen Aziz’sin..Ben hata ettim sen Rabb’imsin, bağışlayacak ancak Sen’sin!" diyesin.. O zaman kucağıma alırım seni..
Yoksa, tıpkı geçmişte yaptığım gibi, yarattıklarımdan en hor, en hakir gördüğünle, aklına bile gelmeyecek ufacık bir sebeple seni yere serer, tarihin serlevhalarına sonsuza dek "zelil" olarak yazdırırım!

Ve nitekim öyle olmuştur da, hatırlarsak:
Rabbimiz, kendilerini ilah ilan edenleri, yeryüzü firavunlarını, insanların küçümseyebilecekleri cinsten mahluklarla-sebeplerle yerle bir etmiştir hep!
Mesela Nemrut’un hor-hakir görülen bir sinekle ölümü..
Firavun’un hala sergilenen -ayette belirtildiği gibi- cesedi..

Yine hicretteki örümcek ağı, güvercinlerin yuva yapması gibi basit sebeplerle O Kureyş’in Ulu(!)larını es geçen, yerle bir eden, tarihe zelil olarak düşüren O değil mi?..

İbrettir bunlar.
Kişi "Benim!" dediğinde O’na karşı, ilahlık oynamaya kalktığında, Yaradan onu tahkir eder işte böyle!
Sen de kimsin! En adi gördüğün bir mahlukla-sebeple kahrol!
Ve örnek ol "hisse" alabilen yüreklere çağlarca!
Kovmaz O..
Ne yaparsan yap, ne kadar günah çukuruna batmış olursan ol, yeter ki git O’nun kapısına, yeter ki samimi ol.. Kapılar hep açık.

Ya Veduuuud!.

 
KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ” "

 
Hz.MUHAMMED(S.A.V.)

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

      who's online  

ABDEST BİRDE BÖYLE BAKIN …

 

 
ABDEST BİRDE BÖYLE BAKIN …

Unutmayin ki;     
 Her Abdest bir Yemindir Aslinda
Bu Eller bir Daha Harama Günaha Uzanmayacak!
Bu ağız Harama acilmayacak!
Bu dil bir daha kötüyü söylemeyecek,İftira Etmeyecek, Yalan Söylemeyecek,Dedikodu Yapmayacak!
Bu Burun Deni Arzularin Peşinde Koşmayacak!
Bu Kollar Harama Sarilmayacak!
Bu Gözler Harama Bakmayacak!
Bu Beyin kötüyü Planlamayacak!
Bu Kulaklar Harami Duymayacak!
Bu Ayaklar Harama Adim Atmayacak!
Söz Veriyorum ALLAHIM!
Evet İtiraf Ediyorum Bunlari Yaptim,AFFET!
Temizle, Arit Beni, Sen Temizlemezsen Ben Temizlenemem!
Bana Yardim Et, Benİ Temizle , Beni Arit!
Her Abdest Bu Anlama Gelir
Ya da Gelmeli

FARKINDAMIYIZ!!!

Abdestmİ Aliyoruz?
Yoksa El Yüzmü Yikiyoruz?
Abdest Ruhumuzda Beynimizde Böyle Algilaniyormu? Yankilaniyormu?
Eğer Abdest Böyle Alinmişsa
Uzakta Değil Hemen Evinizin Önün de,
Çok Yakininizda,hatta Evinizin için de
İstedİğiniz de Hemen Bulabileceğiniz
Aritici, Temizleyici, Durulayici Bİr Nehir Bulursunuz
Böyle Bİr Nehir de Günde 5 Kez Yikanan da
Kirden, Günahtan Eser Kalirmi?

HER ABDEST BİR DEVRİM OLSUN İÇİMİZDE

HER ABDEST BİR DİRİLİŞ OLSUN

HER ABDEST BİR DiRiLiŞ OLSUN

HER ABDEST YENİ BİR KURULUŞ OLSUN

HER ABDEST YENİ BİR DURUŞ OLSUN

HER ABDEST RABBİN KAPISINA YENİ BİR VURUŞ OLSUN

HER ABDEST NEFSİMİZE BİR SORUŞ OLSUN

GÜNAHLAR SOLSUN

RABBİMİN NİMETİ TAMAM OLSUN

Suya vardığında, aslında ateşi kucaklamaya gidiyorsun. Zira suyun aslı ateştir. Suyun yapıtaşlarından biri yakar, biri yanar.

Yakan ile yananın bir araya geldiği yere elini hiç endişesiz değdiriyorsan, ateşin ortasından sana serinlik lûtfeden Rabbinin takdirine güveniyorsun demektir.

Bil ki, ateşi sana serinlik eyleyen, senin için suyu da paklık vesilesi eyliyor.

O’na kul olmazsan yeryüzünde hiçbir su aklamaz seni.

Suya vardığında, aslında avucuna gökleri sığdırıyorsun.

Zira su sana indirilir.

Sana indirilen senin erişemeyeceğin yerde demektir.

Göklerde bulutlara bindirilen, rüzgârların önü sıra gezdirilen, yağmurlardan damla damla süzülen, ince ince alnına değdirilen lûtufla tanışıyorsun şimdi.

Sana hiç erişemeyeceğin yerden nimetler indiren Rabbin, her şeyin gelip geçtiği, her bulduğunun bitip tükendiği, her güzelin bırakıp terk ettiği yerde, sana sonsuzluk çağrısı yapıyor.

Eline dokunan su, tenini serinletmekle kalmıyor, sonsuz sevdalar yüklü kalbine teselliler yağdırıyor.

Abdeste hazırlanıyorsun.
Gövdeni kutlu bir paklığın gölgesine çekiyorsun.
Sanki Leylâ vurgunu bir Mecnun gibi çölde suya kanıyorsun.
Şadırvanda su şakırtısı bir vaha serinliği değil mi sana?
Abdeste niyetleniyorsun.
Kalbini Sevgililer Sevgilisi’nin [sas] kalbine yanaştırıyorsun.
Suların bile yolunda akarak paklandığı Sevgili’nin [sas] yolunda akıyorsun.
Resûl’ün [sas] pak niyetine dudağını değdirerek, suyun serinliği ile değil, rahmetle ıslanıyorsun.

İşte abdeste başlıyorsun. Önce ellerini yıkıyorsun.
”Terk-i dünya ile yıka ellerini!” Ellerinle biriktirdiklerinden yu kendini…

Varlığının suların akışı gibi gelip gittiğini bil evvelâ.

Eline avucuna sığan bir şey yok şu fani dünyada.

Parmakların arasından kayıp gidiyor sevdiklerin ve biriktirdiklerin.

Ne onlar sana kalıyor, ne sen onlara kalıyorsun.

Bunu bil ki, eline değen abdest suyuyla, elini şerden çek; hayra yanaştır.

Elini fani olanlardan çevir; sonsuza eriştir.

Elinle ettiklerinden tövbe et.

Dünyanın kirini avuçlarından akıt.

”Anmakla yıka dilini, damağını ve dudağını!” Yalanı yıka ağzından.

Boş sözden arındır dilini damağını. Tattıklarının su gibi gelip geçtiğini bil.

Dudağına suyu değdiren Rabbindir.

Dudağını dudağına dokunduran Rabbinin rahmetidir.

Dudağının dudağına değmesi, billûr sulardan daha serindir.

Suyu sana verdiği gibi suya hasret dudağı da veren Odur.

Suyun paklığını damağına değdirirken, Rabbini anmakla tatlandır ağzını.

Dilini suyla serinletirken, yalan ve gıybetin, boş söz ve lakırdının tortularını da yak!

”Kibirden arınmakla temizle burnunu!” Ne efsunkârdır güzel koku! Burnunun dikine gidenleri bile ardı sıra sürükler.

Uzakta kalmış hatıralar, unutulmuş bahçeler ince bir kokuyla hatırlanır hemen.

Burnuna değen su, cennetin kokusunu hatırlatsın sana.

Burnuna çektiğin su, gülleri gül eyleyen Muhammed’in [sas] gül kokusuna yanaştırsın seni.

”Yüzünü hayâ ile temizle!” Yüzün ki varlığının odağıdır, ruhunun billûr âyinesidir; abdest niyetiyle yüzüne değen su seni Rabbinin vechine yönlendirir.

Abdeste niyet, yüzünü Allah’a teslim etmek gibidir.

”Ben O’nu görmesem de, O beni görüyor!” diyenlerin işidir abdest.

Kimsenin görmediği yerde, kimsenin bilmediği kuytularda, kimsenin tanık olmadığı yalnızlıklarda, sırf O’nu razı etmek için yüzünün her noktasında suların serinliğini hisseden, yüzünün her noktasını Rabbinin nazarına tutar;

Rabbine teslim eder.

Yüzünden sular süzülürken, sen de O’na bakarmışçasına hayânı kuşan.

O’nun nazarında olduğunu bil ki, aynalardan utanma.

O’nun seni gördüğünü bilerek yaşa ki, kendini kendine mahcup etme.

Yüzündeki serinliği O’nun seni bildiğine tanık bil ki, başkalarını razı etme telaşından kurtar kendini.

Yüzünü Rabbine teslim et.

”Kollarını tevekkül ile yıka!” Yapıp ettiklerini kendinden bilme.

Elini işlere eriştiren de, işlerini sonuca ulaştıran da Rabbindir.

Tembellik edip elini işten çekme; çünkü tevekkül sana düşeni yapmanı gerektirir.

Kibirlenip elinin işlere yettiğini de sanma; çünkü tevekkül elinden geleni yaptıktan sonrasını Rabbine havale etmeni gerektirir.

Öyle yıka ki kollarını, tembellik de kibir de akıp gitsin parmak uçlarından.

”Kulaklarını söz dinlemekle ve sözün güzeline tâbi olmakla yıka!”

Dinlemek edebin de, öğrenmenin de başıdır.

Kulağını hakka açmayan, dudağını hakka değdiremez.

Dosta kulak vermeyen dost sahibi olamaz.

Öyle yıka ki kulağını, boş söz ve yalandan, gıybet ve lakırdılardan temizle; güzeli duymaya ayarla

Çirkinliğe sağır ol.

”Ayaklarını O’ndan başkasından vazgeçmekle yıka!”

Nasılsa bir gün ayakların yerden kesilecek, adımların bitecek, bir adın kalacak yeryüzünde.

İki ayağını birden yıkarken de, buraya geldiğini ama burada kalmayacağını hatırlat kendine.

Sular ayaklarına değdikçe, bir yolcu edâsı dolsun yüzüne.

Ayaklarını yerden kes; sırata değdir. Öylece at adımlarını.

Düşmekten kork! Öylece yürü.

Ateşten çekin! O’na razı ol ki, O da sana razı olsun ….

ibrahim Balkaya (alıntı ve derlemdir)

ALLAH C.C.
anlayan kullardan olmamızı NASIP eylesın…

 
KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ” "

 
Hz.MUHAMMED(S.A.V.)

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

      who's online  
 

Etiket Bulutu