Dayan be gönlüm!. Bîçâre değilsin Yaradan sana yâr. Kimsesiz değilsin, yanında "Kimsesizler kimsesi" var! Biliyorum! Sığmazsın hiç bir yere bu sevdayla, dünya sana dar! Ama dayan gönlüm! Dayan ki her gecenin mutlaka bir sabahı var!.

Archive for Ocak, 2010

Gitmiştim..

gidisbd5.jpg 

Gitmiştim.. Saçımdan tırnaklarıma kadar boylu boyunca bir gidiştim…
Durakta beklemekle otobüse binmek arasındaki çırpınışları kaplıyordu aklım.. Aklım öyle sevimsizdir ki böyle zamanlarda, bulutlarla yerkabuğu arasında sıkışır kalırım.. Doyumsuz bir yolculuk şoku ardı ardına gözlerime saplanır..İki adımda bir kavşak serilir önüme. Karasızlık buhranı sonra… Her acının yürüdüğü söylence bir yol vardır.İşte kavşakları hep acıya ayarlanan gidişlerim bu söylenceye aldanır… Kandili kısık bir aydınlıkta zamanın geç kalmışlığında yolları birbirine düğümlerim… Günü ikiye böler acının kılıcı yüzüne yakışan rengi seçer, geceyi giyinir acının kanayan yarıklarından küçük adımlar geçer… Resmi sevinç, içi ezinç başlangıçla gözüm görmeye başlar. Dilim tatlanır, ceplerimde kıvranır ellerim.. Oysa yürek yeniktir hala.Bunu artık kim değiştirebilir. İnsan görebilirse erdiğini soğuk sokaklara sokulma vakti gelmiştir. Alnımdan su eksildiğinde, acıların kayaları küflendiğinde aynalara suretimin sığmadığı zamanlarda gözüme dokunacak bir göz olmadığında sırası gelmiştir çantayı sırtlamanın. o günden sonra bütün kent sokaklarında asit yağmurlarında tek başıma yürürüm. Yüzüm keskin bir mehtapta küskün bir kedi kadar kimsesiz, yüzüm kapalı tüller kadar sessiz…

Az evvel bütün ıışıkların ardına baktım yoktun!!
Bu kentte senin lisanını konuşuyorum aşk boyu.. Lisanım var inanıyorum öyleyse bu gözümü alan sessizlik neden? Bu sağır özlemin failini göster bana.. Her gün yüreğimi ipe götüren bir cellatı arıyorum..
Gözlerimi gösteriyorum kalabalığa gören yok mu? Peki tanıyan celladı mı? Bir yol daha uzadı önüme, kıyısında sıra sıra meşe kolyesi.. Her meşenin gövdesine bir kelime yazıp geçmşim o yoldan..S enden başka kim başarabilirdi ağaçlardan cümle kurmayı…Ve beklediğim oldu ağaçların yolun sonu denize çıktığı..Ben seni denizsizken bilirim… Gözlerindeki son damla maviyi ellerinle saklardın her seferinde.. Daha engelleri aramızdan söküp karşımıza almadan gittin… Deniz sıçradı üzerine, tuza, yakamoza aldanıp gittin!!!

Ne zaman rüzgar saçılsa bir kadıın saçlarına, benim bungun ellerim ağlıyor şimdi.. Gel ben ölmekteyim… Caddelerde adımlarım boğuluyor, gözlerindeki surları katlime örüp durma!! Rengi kokuşmuş yazlara mezarımı kazma!! Naçar oturup ağladığım, güldüğüm çay bahçelerinde denizden donuk gözlü balıklar bakıyor bana.. Vapurların bir bir sana seferi yok.. Gözlerimdeki kayıp ilanlarına aldıran da.. İç bükey bir acıyla geldiğim kentte enkaz oldum.. Bana ayrılan kül bulutlarını soğuruyorum şimdi.. Kanat ve el gibi tutabilir mi bir başka eli ey deniz?

Bugün varlığımın infazına hükmettim.. Durgun bir denizle yanan bir kentin arasında kaldım.. Yamacıma yanaşan şu gemi son kavşağım olsun. İsimsiz olsun.. Eylüle açılıyor dalgalar.. Ah kalbim üzerine çullanacak yine sonbahar.. Sulara sok kanlı saçlarını.. El salla tren istasyonuna, kıyıdaki cam kırıklarını damıt.. Olsa olsa bir sevgiden düşmüştür bu acı.. Peki neden ben oldum bu acının sarnıcı?

KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ” "

 
Hz.MUHAMMED(S.A.V.)

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

      who's online  

ALLAHI ZİKREDEN KALP HUZUR BULUR-

 
 
ALLAHI ZİKREDEN KALP HUZUR BULUR-

– Hz. Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Allah’ın, yollarda dolaşıp zikredenleri araştıran melekleri vardır. AIIahu Teâlayı zikreden bir cemaate rastlarlarsa, birbirlerini "Aradığınıza gelin!" diye çağırırlar. (Hepsi gelip) onları kanatlarıyla kuşatarak dünya semasına kadar arayı doldururlar. Allah, -onları en iyi bilen olduğu halde- meleklere sorar:

 

"Kullarım ne diyorlar?"

"Seni tesbih ediyorlar, sana tekbir okuyorlar, sana tahmid okuyorlar.

Sana tazim (temcid) ediyorlar" derler. Rabb Teâla sormaya devam eder:

"Onlar beni gördüler mi?"

"Hayır!" derler.

"Ya görselerdi ne yaparlardı?"

"Eğer seni görselerdi ibâdette çok daha ileri giderler; çok daha fazla

ta’zim, çok daha fazla tesbihde bulunurlardı" derler. Allah tekrar sorar:

"Onlar ne istiyorlar?"

"Senden, derler, cennet istiyorlar."

"Cenneti gördüler mi?" der.

"Hayır ey Rabbimiz!" derler.

"Yagörselerdi ne yaparlardı?" der.

"Eğer görselerdi, derler, cennet için daha çok hırs gösterirler, onu daha ısrarla isterler, ona daha çok rağbet gösterirlerdi." AIlah Teâla sormaya devam eder:

"Neden istiâze ediyorlar?"

"Cehennemden istiâze ediyorlar" derler.

"Onu gördüler mi ?" der.

"Hàyır Rabbimiz, görmediler!" derler.

"Yagörselerdi ne yaparlardı?" der.

"Eğer cehennemi görselerdi ondan daha şiddetli kaçarlar, daha şiddetli korkarlardı" derler. Bunun üzerini Rabb Teâla şunu söyler:

"Sizi şâhid kılıyorum, onları affettim!"

Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) sözüne devamla şunu anlattı:

"Onlardan bir melek der ki: "Bunların arasında falanca günahkar kul dahi var. Bu onlardan değil. O başka bir maksadla uğramıştı, oturuverdi." Allah Teâla.. "Onu da affettim, onlar öyle bir cemaat ki onlarla oturanlar da onlar sayesinde bedbaht olmazlar" buyurur."

– Yine Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Kim bir yere oturur ve orada Allah’ı zikretmez (ve hiç zikretmeden kalkar) ise AIIah’tan ona bir noksanlık vardır. Kim bir yere yatar, orada AIIah’ı zikretmezse, ona AIIah’tan bir noksanlık vardır. Kim bir müddet yürür ve bu esnada Allah’ı zikretmese, Allah’tan ona bir noksanlık vardır."

– Ebü Müslim eI-Eğarr (rahimehullah) diyor ki: "Ben şehâdet ederim ki Ebü Hüreyre ve Ebü Said (radıyallâhu anhümâ) Resülullah (aleyhissalâtu vesselam)’in şöyle söylediğine şehâdet ettiler: "Bir cemaat oturup Allah’ı zikrederse, mutlaka melekler etraflarını sarar, AIlah’ın rahmeti onları bürür, üstlerine sekine iner ve Allah onları yanında bulunan (büyük melek)lere anar."

– Hz. Ebü Musâ (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "İçerisinde Allah zikredilen evlerin misali ile içerisinde AIIah zikredilmeyen evlerin misâli, diri ile ölünün misali gibidir."

Hz. Ebü Hüreyre’nin rivâyetinde şöyle gelmiştir: "Resülullah (aleyhissalatu vesselâm) buyurdular ki: "Allah Teâla hazretleri diyor ki: "Kulum, hakkımda nasıl bir zan yürütürse ben öyleyimdir. O, beni zikredince ben onunla beraberim. O beni içinden geçirirse, ben de onu içimden geçiririm. O, beni bir cemaat içerisinde anarsa, ben de onu, onunkinden daha hayırlı bir cemaatte anarım. O, bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir arşın yaklaşırım. O bana bir arşın yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşırım. O bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim."

Ebü Ümâme (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Kim yatağına temiz (abdestli) olarak girer ue uyku bastırıncaya kadar AIIah’ı zikrederse gecenin herhangi bir saatinde uyanıp da AIIah’tan dünya veya âhiret hayırlarından bir şey isterse AIIah Teâla, istediğini mutlaka ona verir."

 
 
KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ” "

 
Hz.MUHAMMED(S.A.V.)

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

      who's online  

HUZURUN RESMI

 
 
Bir gün bilge bir kral, huzuru en güzel resmedecek sanatçıya büyük bir ödül vereceğini ilan etti. Yarışmaya çok sanatçı katıldı. Günlerce çalıştılar, birbirinden güzel resimler yaptılar. Sonunda, eserlerini saraya teslim ettiler. Tablolara bakan kral sadece ikisinden gerçekten çok hoşlandı. Ama birinciyi seçmek için karar vermesi gerekiyordu.

Resimlerden birisinde, sükunetli bir göl vardı. Göl bir ayna gibi etrafında yükselen dağların huzurlu görüntüsünü yansıtıyordu. Üst tarafta pamuk beyazı bulutlar gökyüzünü süslüyordu. Resme kim baktıysa, onun mükemmel bir huzur resmi olduğunu düşünüyordu. Diğer resimde dağlar vardı. Ama engebeli ve çıplak dağlar. Üst tarafta öfkeli gökyüzünden yağmur boşalıyor ve şimşek çakıyordu. Dağın eteklerinde ise köpüklü bir şelale çağıldıyordu. Kısacası, resim hiç de huzur dolu görünmüyordu.

Fakat kral resme bakınca, şelalenin ardında kayalıklardaki bir çatlaktan çıkan minnacık bir çalılık gördü. Çalılığın üzerinde ise anne bir kuşun ördüğü bir kuş yuvası görünüyordu. Sertçe akan suyun orta yerinde anne kuş yuvasını kuruyor… harika bir huzur ve sükun.

Peki ödülü kim kazandı dersiniz?

Kral ikinci resmi seçti.’Çünkü’ dedi. ‘huzur hiçbir gürültünün sıkıntının ya da zorluğun bulunmadığı yer demek değildir. Huzur, bütün bunların içinde bile yüreğinizin sükun bulabilmesidir. Huzurun gerçek anlamı budur’

MURAT ÇİFTKAYA

KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ” "


 
Hz.MUHAMMED(S.A.V.)

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online  

 

Sende “Yusuf’un tuzağı”na değer bir şey var mı?

HAYIRLI CUMAALAR KARDEŞLERIM 

 

Sende "Yusuf’un tuzağı"na değer bir şey var mı?

Yusuf dedi: "Biz metaımızı kimde bulursak, onu alırız…" [Yusuf, 12/79]

Güzellerin eline geçmek istiyorsan, o güzellere layık bir dane olmalısın. Hakk ki kendini "tuzak kuranların en hayırlısı" ilan etti, Yusuf’un ağzından bize böyle seslendi. Kıssada Yusuf’un tuzağının bir parçasıydı bu sözler.. Kardeşi Bünyamin’i yanına alabilmek için, yükleri arasına "bizim metaımız" dediği bir eşya yerleştirdi. Böylece Bünyamin kardeşlerinden temyiz edilecek, o alınacak, kardeşleri bırakılacaktı..

Rabbimiz de bize demek ister ki: "Sizi varlık kıtlığından çıkarıp, insanlık yükünü omuzlarınıza yükledim. Emanetim sizde. Hiç hak etmediğiniz halde, Benim muhatabım oluverdiniz. Hiç hakkını veremeyeceğiniz halde, Benimle sonsuz birlikteliğe aday oluverdiniz. Ama içinizde bana Bünyamin olacakları alırım yanıma… Yüklerinizi yüklenip ardınızı Bana döndüğünüz halde, ardınız sıra haberciler yetiştirdim. Yükleriniz içinde ‘metaımız var’ diye elçiler ve Kitap’lar gönderdim. Kalbiniz benim. Yalnız Beni sevmeye ayarlı. Yalnız Benimle razı olmaya razı.. Sadece Beni anarak tatmin olur."

Şaşırdık hepimiz bu çağrı ile.. Çoktan dünyaya razıydık. Ötesini istemekten vazgeçmiştik. Fazlasını yanımızda bulacağımıza dair ümitlerimiz sönmüştü.

Dünyayı yüklendiğimiz develerimizi durdurduk. Çoğaltma, biriktirme tutkumuzun iplerini gevşetip çözdük… Hırslarımızı doldurduğumuz yü(re)klerimizi omzumuzdan indirdik, istemeye istemeye.. Geri çağrılı olduğumuzu duyar gibi olduk.

"Sonunda O’na döneceksiniz!" gerçeği ile didik didik edildi yüklerimiz. Bir tek Bünyamin’lerin yükünde çıktı kalb. İmanla dirilmiş kalp. Tevhidle kanlanmış kalp. Havf ve reca ile, korku ve ümitle bir kasılıp bir gevşemiş kalp..

Dediğince Geylani’nin:"Kalb, Allah’la olursa, Hakk onu sebeplere ve halka bırakmaz. Sebeplerle alışverişini keser. İşe yaramazların tezgahına yormaz. Düşük hallerini ayağa kaldırır. Rahmetinin kapısında oturtur. Lutfunun baş köşesinde uyutur."

Dediği gibi Hakk’ın: "Allah müşteridir müminlerin "Ben" dediğine ve "Benim" dediklerine, karşılığında cenneti vermek üzere…"

Kendini "mümin" bilenin her hali, her işi, her sözü, her susması, her edası, her bakışı, her yürüyüşü, her duruşu… Allah’ı müşteri edercesine kıymetlidir, paha biçilmezdir..

Bünyamindir onlar.. Yusuf’ça güzellerin tuzağına layık daneler taşırlar içlerinde, işlerinde…

Kalbin, Yusuf’un Rabbinin alıkoymasına değiyor mu? O’nun metaı var mı göğsünde? Dön de bir bak…

SENAİ DEMİRCİ

 
KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ” "


 
Hz.MUHAMMED(S.A.V.)

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online  

MÜMİN KALBİ VE DÜNYA

 
MÜMİN KALBİ VE DÜNYA
   semerkand dergısı hazıran 2004
   Mehmet Ildırar
  
   Dünyada kim neyi fazla severse, o şeyle eza olunur. Allah’ı unutacak derecede evladını seven, onunla terbiye olur. Malını çok seven, onun belasına uğrar.
   Dünya, Allah’a ait olan kalbi çalıştırma mahallidir. Yoksa gayri meşru bir suretle sarf ettiğimiz bütün muhabbetlerin cezasını çekeriz.
   Cenab-ı Hakk’a olan muhabbetimizi nefsimize verince, o bizi en elim dünya meşakkatlerine sokar. Ahirette ebedi rahmet ve merhametten uzaklaştırır. Ahirette iki mekândan biri olan cehenneme yüz üstü düşmemize sebep olur.
   Dünya, Cenab-ı Hakk’ın muhabbetine vesile olduğu zaman değer kazanır, büyük bir nimet olur. Mümin olan insan, dünyaya merhaba diyerek gelir, Allah’tan gafil olmadan, Allah hesabına, Allah’a ısmarladık diye de gider.
   Selman-ı Farisî r.a. Hazretleri’nin ahiret kardeşi olan Ebu’d-Derda r.a. Hazretleri, arz-ı mukaddes olan Kudüs’e gittiği zaman Selman-ı Farisi r.a. Hazretleri’ne yazdığı mektupta:
   – “Ey Selman, Allahu Tealâ Hazretleri beni arz-ı mukaddeste bulunmakla şereflendirip, mal ve evlat çokluğuyla nimetlendirdi.” demişti. Selman-ı Farisî Hazretleri şu cevabı vermiştir:
   – “Dünyada mal ve evlat çokluğu ile övünmek marifet değildir. Asıl marifet, ilmin faydası ve hilmin çokluğu iledir. Arz-ı mukaddeste bulunmana gelince; orasının hiçbir insan üzerinde bizatihi tesiri yoktur. Ben seni arz-ı mukaddeste bulunduğundan dolayı tebrik etmiyorum. İnsan Allah’a ancak şu şekilde yaklaşabilir ki; kendini ölülerden kabul et, dünyaya da meyletme. Dünyada bir misafir olduğunu unutma! Allah’a asıl yakınlık budur.”
   Dünyanın bu halinden dolayı insanlar ona ariyet (geçici) gözüyle bakmışlardır. Dünyaya hiçbir zaman gönül vermemişlerdir. Allahu Tealâ Hazretleri, bir ayet-i celilede: “Halbuki dünya hayatı, ahiretin yanında bir yol azığından ibarettir.” (Raad, 26) buyurmuştur. Ahiret hayatına nisbetle bu dünya hayatı bir kumanya mesabesindedir. İnsanın önünde yiyebileceği öğünlük bir meta gibidir. Şu halde dünyayı böylece bilmek gerekir.
   Yine Allahu Tealâ bir ayet-i celilede: “Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve şeytan Allah’ın affına güvendirerek sizi kandırmasın.” (Lokman, 33) buyurmuştur. Yani dünya hayatına razı olup, onunla kalpleriniz mutmain olmasın. Ne ile mutmain olacak? Bir müfessir alim, kalpleri kalb-i kâsir (yıkıcı, parçalayıcı), kalb-i nâsır (nusret eden, yardımcı), kalb-i müştâk (şevkli, özleyen) gibi sınıflara ayırmış. Kâfirin kalbi ahirete sırt çevirmiştir. İlâhi sese sağırdır, nasihat kabul etmez. Lezzeti dünya hayatı iledir.
   Ömerü’l-Faruk r.a. Hazretleri şöyle buyuruyorlar:
   – “Ey insanlar! Biz istesek buğday ununun hasından çörek yapardık. Bir keçinin oğlağını keser kebap yapardık. Kûfe üzümünü keklik gözü olana kadar kaynatır, hoşaf yapardık. Ama biz, kâfirler ateşe atılacakları zaman Allah’ın onlara: ‘Siz bütün lezzetlerinizi, bütün sofranızı dünyaya meyl ile bitirdiniz!’ diyerek hitap edeceğini bildiğimizden dünyaya meyletmiyoruz.”
   Demek ki dünyanın faniliğini, bir dem misafir kaldığımız bir han olduğunu unutmamamız gerekiyor.
  

 
""EY SEVGİLİ!SAYISIZ İSMİNİN AHENGİYLE CENNETİNE KAT BENİ,
 İHSANININ CAZİBESİYLE SENDEN BAŞKA HER ŞEYDEN UZAK TUT BENİ "

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

 
          who's online    

HER NİMET ELİMİZDE

ebediyyenrb3.jpg
 
HER NİMET ELİMİZDE
   semerkand dergısı hazıran 2004
   Elvida Ünlü
  
   Şüphesiz bizi sevindiren, faydamıza olan her şey bir nimettir. Güneşin doğuşundan bir lokma ekmeğe, evimizden evladımıza kadar… Elbette mal-mülk de Rabbimiz’in kullarına bahşettiği birer nimettir. Fakat zikreden bir kalbin, şükreden bir dilin, O’nun muhabbetiyle tutuşan bir gönlün yerini dünyalar dolusu altın dolduramaz.
  
   Elhamdülillah.
   Söze hamd ile başlıyoruz. Hamd olsun ki, dilimiz dönüyor da söz edebiliyoruz; elimiz tutuyor, gözümüz görüyor.
   Hamd olsun ki, güneş hâlâ doğudan doğuyor, gök kapıları açık, rahmet iniyor.
   Hamd ile başlayarak nimeti fark ediyoruz, hatırlıyoruz.
   Gören gözlerimize yeniden sahip oluyoruz, müslümanlığımızı yeniden kuşanıyoruz, kendimizi yeniden buluyoruz.
   Deli dalgalarla boğuşurken yitirdiğimiz bir nimeti daha kurtarıyoruz yitip gitmekten.
   Bir nimet var ki, onun yanında ekmek nimet değil, su nimet değil, tutan ellerimiz, evlerimiz ocaklarımız nimet değil. Karun’a hazineleri nimet değil.
   Dünyamızı da, ahiretimizi de imar edecek asıl en büyük nimet müslümanlığımız ve nimet bilip hamd ile rıza ile kuşandıklarımız…
  
Güne Nasıl Başlıyoruz?
   Gün içinde insanlara aksi davranan, işleri ters gidene sorarlar: “Bu sabah solundan mı kalktın?” Yani bu güne nasıl girdin? Sabaha nasıl başladın? Elbette gecenin zulmetinden sabahın ferahlığına kavuşturan Rabbine hamd ile başlayanlar, yani sağından kalkanlar, günü de hamd ile rıza ile geçirirler.
   Rasulullah s.a.v. Sahabe-i Kiram’dan birine sordu:
   – Nasıl sabahladın?
   Sahabe şöyle cevap verdi:
   – Hayırla..
   Efendimiz s.a.v. soruyu tekrar sordu, aynı cevabı aldı. Üçüncü kez sordu. Sahabe bu kez şöyle cevapladı:
   – Allah’a hamd ve şükürler olsun hayırla sabahladım.
   Bu cevap üzerine Efendimiz s.a.v. şöyle buyurdu:
   – İşte bu cevabı vermeni bekliyordum.
   * * *
   Ashaptan biri Hz. Ömer r.a.’a selam verdi. Hz. Ömer selamını aldı ve: “Nasılsınız?” diyerek hatırını sordu. O da:
   – Seninle birlikte Allah’a hamd ederim ki iyiyim, cevabını verdi. Hz. Ömer r.a.:
   – Senden beklediğim karşılık işte budur. Şükredenler sürekli Allah’ın nimetine mazhar olurlar. Öyleyse nimet yolunu arayın. Çünkü Allah, “and olsun, şükrederseniz sizin nimetinizi artırırım” buyuruyor, diyerek sahabeyi taltif etti.
   * * *
   Hz. Aişe r.a.’a Efendimiz’in hallerinden en şaşırtıcı olanını sordular. Ağlamaklı bir şekilde cevap verdi:
   – O’nun hangi hali şaşırtıcı değildi ki… Bir gece geç vakit geldi. Tulumun yanına vardı, fazla su harcamadan abdest aldı. Sonra namaz kıldı. Bir yandan da ağlıyor, gözyaşları göğsüne akıyordu. Rükûa vardı, rükûda da ağlıyordu. Secdeye vardı, yine ağlıyordu. Secdeden kalktı hâlâ ağlıyor… Bu hal sabah ezanı okununcaya kadar sürdü. Bunun üzerine şöyle dedim:
   – “Ey Allah’ın Rasulü, seni ağlatan nedir? Allah Tealâ senin geçmiş ve gelecek bütün günahlarını mağfiret etmedi mi?”
   Buyurdular ki:
   – “Çok şükreden bir kul da mı olmayayım? Nasıl olmam ki, Cenabı Hak: ‘Göklerin ve yerin yaratılışında, geceyle gündüzün birbiri ardınca gelişinde, akl-ı selim sahipleri için gerçekten açık ibretler vardır. Onlar ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde derin derin düşünürler ve: Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tesbih ederiz. Bizi cehennem azabından koru, derler.’ buyurmuştur.”
   Ve Efendimiz s.a.v. damla damla şükür yaşlarını dökmeye devam eder.
  
Farkında Olmadığımız Nimetler
   Efendimiz s.a.v. buyururlar:
   – Yalnız yemek ve içmek nimetini bilen kimsenin ilmi az ve azabı hazırdır.
   Hz. Ali r.a.’ın çok sevindiği iki nimet vardı. Bunların hangisine daha çok sevineceğini bilemez, hangi şekeri alsam diyen bayram çocukları gibi şaşırır kalırdı. Şöyle diyor Hz. Ali r.a.:
   “Bu nimetlerden birisi, bir adamın ‘şu ihtiyacımı görür ya da şu işimi halleder misin?’ diye yanıma gelmesi, benden samimi olarak yardım istemesidir.
   Diğer nimet ise o kimsenin arzusunu Allah Tealâ’nın benim vesilemle yerine getirmesi veya işini kolaylaştırmasıdır.
   Bir insanın işini görmeyi yer dolusu altın ve gümüşe sahip olmaya yeğlerim.”
   * * *
   İbn-i Abbas r.a. itikaftaydı. İtikaf öyle bir ibadettir ki, bir kimse Allah rızası için bir gün itikafa girse, Cenab-ı Hak o kimse ile ateş arasında üç hendek yaratır. Her hendeğin arası da doğu ile batı kadar uzaktır. İşte İbn-i Abbas r.a. böyle bir ibadet nimetini yudumlarken bir adam yanına geldi ve selam verip oturdu. Adam kederliydi. İbn-i Abbas r.a. sordu:
   – Seni bıkkın ve üzüntülü görüyorum, halin nedir?
   Adam:
   – Evet kederliyim. Ben köleydim ve sahibim beni bir miktar mal karşılığında azad etti. Fakat ben ona hakkını ödeyemiyorum.
   İbn-i Abbas r.a.:
   – Senin hakkında onunla konuşayım mı?
   Adam:
   – Sen bilirsin…
   İbn-i abbas r.a. mescidden çıktı. Adam:
   – Ey İbn-i Abbas, itikafta olduğunu unuttun mu?
   İbn-i Abbas r.a.:
   – Hayır unutmadım. Ben duydum ki, her kim bir din kardeşinin işini takip eder ve o işi görürse, bu onun için on yıl itikafta kalmış olmaktan daha hayırlı olur.
   Ne diyelim? Bir büyük nimetten çok daha büyük bir nimete yol alıyor. Rabbim bize de gücümüz, becerimiz ölçüsünde nasip eylesin…
  
Nimete Kimler Erdi?
   Tevbe Suresi’ndeki “Altını ve gümüşü yığıp biriktirip de, Allah yolunda harcamayanlar yok mu?..” mealindeki ayet nazil olduğu zaman, Rasul-i Ekrem s.a.v. “Altın yok olsun! Gümüş yok olsun!” buyurdu ve bunu üç kez tekrar etti. Bunun üzerine Ashab-ı Kiram birbirlerine sordu:
   – Allahu Tealâ altın ve gümüş biriktirmekten bizi men etti. Ne edinelim, neye sahip olalım?
   Hz. Ömer r.a. herkes adına gidip sordu. Aldığı cevap şuydu:
   – Sizden her biriniz zikreden bir dil ve şükreden bir kalbe sahip olsun. Bir de ahireti hususunda kendisine yardımcı olacak bir eş edinsin.
   * * *
   Arapların ileri gelenleri ile zenginleri Hz. Peygamber s.a.v. Efendimiz’e gelerek şöyle dediler:
   – Fakir müslümanlarla bizi ayır. Bizim için ayrı, onlar için de ayrı bir gün belirle. Onlar kendi günlerinde gelsinler, o gün biz gelmeyelim. Biz de bizim için belirlenen günde gelelim.
   Fakir müslümanlar kaba yünden dokunmuş bir elbise giyerlerdi. Bu elbiseler sıcaklarda onları terletir, ter kokusu da zenginleri rahatsız ederdi. Bu yüzden fakir müslümanlarla aynı mecliste bulunmak istemiyorlardı.
   Efendimiz s.a.v.’e gelerek bu isteği dile getirenler arasında Akra b. Hâbis et-Temimî, Uyeyne b. Hesn el-Fezarî, Abbas b. Mirdas es-Sülemî gibi bugün ismini çoğumuzun bilmediği kişiler vardı. Devirlerinin zengin ileri gelen, saygın kişileri… Bu kişilerin yanlarında istemedikleri sahabiler ise Bilâl-i Habeşî, Selman-ı Farisî, Ebu Hureyre, Ebu Zer, Ammar b. Yasir, Habbab b. Eret, Suheyb (Allah hepsinden razı olsun) gibi kişilerdi.
   Hani ‘kedicik babası’ olarak andığımız Ebu Hureyre r.a… Her ezan sesinde duyduğumuz Bilâl-i Habeşî r.a… Hakkında kitap yazılan Ebu Zer r.a… Hendek Savaşı’nı her anlattığımızda ismi geçen, Rasulullah s.a.v.’in “ehl-i beytimdendir” dediği Selman-ı Farisî… Zenginlerin birlikte olmak istemedikleri sahabiler işte bunlardı.
   Ne dersiniz, nimetin büyüğüne kimler ermiştir?
  
Birbirini Takip Ediyor
   Hz. Ali r.a. der ki:
   “Nimet şükre bağlıdır, şükür de nimetin artmasına sebeptir. Şükür ve nimet bir ipte dizilmiş tesbih taneleri gibi yan yanadır. Kuldan şükür eksilmedikçe, Allah’tan da nimet kesilmez.”
   Şüphesiz bizi sevindiren, faydamıza olan her şey bir nimettir. Güneşin doğuşundan bir lokma ekmeğe, evimizden evladımıza kadar… Elbette mal-mülk de Rabbimiz’in kullarına bahşettiği birer nimettir. Fakat zikreden bir kalbin, şükreden bir dilin, O’nun muhabbetiyle tutuşan bir gönlün yerini dünyalar dolusu altın dolduramaz.
   Gerçek nimet, bu dünyada bırakmadıklarımız, nimet olduğunu bilip, şükrünü ifa ederek ahirete yanımızda getirdiklerimizdir.
   Mal-mülk… Evlad ü ayal… Elbette nimet ama daha önce bir imtihan. Ve ne yazık ki çoğumuz için bela ve musibet.
   Gerçek şükür de ekmeği değil, ekmeği vereni bilmektir.
   * * *
   Elhamdülillah…
   Sözümüzü hamd ile bitiriyoruz.
   Hamd olsun ki, hamd edecek nice nimete sahibiz.
   Hamd olsun ki müslümanız…
 
 
""EY SEVGİLİ!SAYISIZ İSMİNİN AHENGİYLE CENNETİNE KAT BENİ,
 İHSANININ CAZİBESİYLE SENDEN BAŞKA HER ŞEYDEN UZAK TUT BENİ "

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online    

Aşık Hasretî

mavi bülbül resimleri
KOŞMA
Aşık Hasretî
Baharı bekleyen yaralı bülbül
Gül üstüne rahmet yağar, sabreyle.
Karanlık gecenin bir gündüzü var
Gün doğmadan neler doğar, sabreyle.
 
Düştüm sonu tükenmeyen bir yola
Oldun kara talih başıma belâ
Yerlere göklere sığmayan Mevlâ
Kulunun kalbine sığar, sabreyle.
 
Ey Hasretî okudun mu künyeyi
Atalar da böyle savdı dünyayı
Arayan Mevlâ’yı, azan belâyı
Herkes ettiğini bulur, sabreyle.

Gel gönül güvenme köşke saraya
Gül aşlayıp gülün dermemek de var.
Can incitme, melhem eyle yaraya
Bir gördüğün bir de görmemek de var.

 

Bir gizli düğüm var ta bidayette
Levh-i Mahfuz böyle yazmış ayette
Yiğit olan düşer kalkar hayatta
İnsan bir kararda durmamak da var.
 
Dinlemek altındır, konuşmak gümüş
Çınar ağacında olur mu yemiş
Gelin ata bindi ya nasip demiş
Yâr ile murada ermemek de var.
 
Neye yarar dipsiz tava, boş çanak
İster ileri git, ister geri bak
Bir bakarsın han yıkılmış hancı yok
Kervan menziline varmamak da var.
 
Hasretî seni de yaktı mı Leylâ
Derdi başına dert gelene söyle
Harun’u Karun’u bir hesap eyle
Servetin sefasın sürmemek de var
.
 
 
""EY SEVGİLİ!SAYISIZ İSMİNİN AHENGİYLE CENNETİNE KAT BENİ,
 İHSANININ CAZİBESİYLE SENDEN BAŞKA HER ŞEYDEN UZAK TUT BENİ "

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online    

Etiket Bulutu