Dayan be gönlüm!. Bîçâre değilsin Yaradan sana yâr. Kimsesiz değilsin, yanında "Kimsesizler kimsesi" var! Biliyorum! Sığmazsın hiç bir yere bu sevdayla, dünya sana dar! Ama dayan gönlüm! Dayan ki her gecenin mutlaka bir sabahı var!.

Archive for Mayıs, 2010

kırık bir aşk


♥ kırık bir aşk……………..hikayesi bu…♥
♥umutsuzluklarla……….ve hüzünle dolu…♥
♥güneşinden yoksun; umut, bulutlar ardında♥
♥gökyüzü kapkaranlık ve biz burada ışıksızız♥
♥yollar aşılamaz türden, ufuklar bizden uzak♥
♥bugünler mutsuz ve yarınlar çok umutsuz♥
♥amaçlar belirsiz ve araçlar çok yetersiz♥
♥görüşebilmek zor, görüşmemek zor.♥
♥sevebilmek ve de sevilebilmek♥
♥ne kadar mümkün sence?♥
♥ne kadar olası bu düş?♥
♥birleşebilir miyiz?♥
♥sen-ve-ben♥
♥bir gün!♥
♥♥♥♥
 
 

ZİKREDİNCE NE OLUR?


ZİKREDİNCE NE OLUR?
  
   Mehmet Ildırar
  
   Zikrin fazileti olduğu gibi bir de adabı vardır. Bir insan hakiki zikir sahibi ise, o zikir o kişide bir netice meydana getirir. O netice şudur ki: Bir emr-i ilâhi geldiği zaman veya bir haramla karşılaştığı zaman Allah Tealâ’yı hatırlamak; karşılaştığı iş günah ise derhal terk etmek, emr-i ilâhi ise hemen yapmaktır. İşte zikir ve dervişlik anlayışı bundan ibarettir.
   Demek ki zikreden kişi devamlı zikir sayesinde öyle bir mertebeye gelir ki, onun kalbinde oluşan hassasiyet, nerede bir emr-i ilâhiye gelirse derhal yapmasını, nerede haram bir iş, gaflet, isyan varsa derhal elini çekmesini gerektirir. İşte bunu yapan mümin derviştir, bunu yapan zat-ı muhterem gerçek zikir ehlidir. Bu yapılmıyorsa dervişlik hayaldir, o insana çektiği zikrin de faydası olmamış olur.
   Bir kimse Allah’a itaat ederse, teslim olursa Allah’ı çok zikretmiş olur. Namaz kılması, oruç tutması, Kur’an okuması az da olsa durum değişmez. Bir kimse Allah’a isyan ederse Allah’ı unutmuş olur. Öyle birinin namazı, Kur’an okuması çok olsa da durum değişmez.
   Şu halde Hz. Habib-i Hüda s.a.v. Efendimiz’in mübarek beyanlarıyla zikirden murad şudur:
   “Zikreden zâkirin kalbi mamur olur, saflaşıp arınır. Onun kalbinde ilâhi bir idrak ve anlayış meydana gelir.”
   İşte nafile namazı-orucu az olsa da, eğer bir kimse Allah’a itaat ediyorsa, Allah’ı zikretmiş olur. Şu halde zikreden kişi helali gördüğünde koşmayı, haramdan kaçmayı, kalbinin arınması neticesinde kazanır. Onun için hadis-i şerifte Efendimiz s.a.v.: “Kıyamet gününde benim şefaatimden en çok yararlanan kişi, içtenlikle lâ ilâhe illallah diye zikredendir.” buyurmuştur.
   Yine Efendimiz s.a.v. buyurdu ki:
   – Kim içtenlikle Allah’ı zikrederse cennete girer.
   – Bunu içtenlikle söylemek nasıl olur ya Rasulallah, diye sorulduğunda ise buyurdu ki:
   – Bu kelimeyi söyleyen, Allah’ın bu zikrini yapan kimseyi o zikri günahlardan alıkoyuyorsa, o kimse içtenlikle Allah’ı zikretmiş olur.
   “Bu zaman zikir zamanı değildir” diyenlerin kulakları çınlasın! Zikirden maksat günahtan kesilmek içindir. İnsan Allah’ı ya tanır veya unutur. Unutması gaflet, hatırlaması zikirdir.
   O zâkir olan zikir sahibi günahtan kendini alıkoyuyorsa Allah’ın derviş kulu olur, mümin kulu olur. Adamın otuz bin, elli bin zikri var ama yalancıdır, ama gıybet eder, ama gözünü haramdan kaçırmaz, bu adam zikretmemiş, Allah’ı içtenlikle anmamış olur. Zikir haramdan alıkoymak içindir.
   Şu halde zikir nuranî, rabbanî bir haldir ki, müminin kalbini vazifesine döndürür, nefsin dünyaya, nefsaniyete, şeytana, menfaate olan bağlarını koparır. Ne zaman şeytanın başı yarılır, ne zaman nefsin başı ezilirse günahın kapısı kapanmış olur.
   İşte böylece zikirden esas maksat ortaya çıkmış olur. Bu hal ıslaha işarettir. Günahtan alıkoymak ıslaha işarettir. Allah kulunu ıslaha çağırıyor.
   Hocalık, mollalık, müftülük ilimdir; ilim amelin rehberidir. Kimi kulda ilim vardır, amel yoktur, noksan kalır. Kimi kulun ilim ve ameli vardır, ihlâsı yoktur. İhlâssız amel sönmüş lamba gibidir. Amelden maksat ihlâs, ihlâstan maksat rızadır. Rıza-yı ilâhiyeyi tahsil edemeyen, nefsin bağını kopartamayan, şeytanın enaniyet ve benliğinde kendisini harap eden kişi alim olsa ne çıkar?
   Halbuki zikir, lambaya gelen ışığı taşıyan kablolar gibi, Allah’ın nurunu kalbe taşır. Böylece kalp nurlanarak selim bir hâl alır. Kalb-i selim sahipleri de nefsin heva ve hevesine uymayıp, yalnızca Allah’a bağlanırlar.
   Zikir böyle bir faydaya vesile olur. Ama zikrin fayda vermesi için de, dinimizin emir ve yasaklarına uygun bir hayat yaşamak gerekir. Mahşer günü, ‘zikrettin ama sıfatınla da Allah’ın hükmünü tekzip ettin’ denilirse, halimiz ne olur? Zâkir samimi olmalı, sabırlı olmalı, dürüstlükten ayrılmamalıdır. Böylece biiznillah zikrin faydası hasıl olur, kalp temizlenip nurlanır ve bütün vücuda tesir eder.
  
KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ” "

 
Hz.MUHAMMED(S.A.V.)

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

DÜNYANIN HAKİKATİ NEDİR?

DÜNYANIN HAKİKATİ NEDİR?
   Mehmet Ildırar
  
   Dünyanın hakikati nedir? Bu dünya karşısında Allahu Tealâ’nın sevgili peygamberleri, onların sahabileri, ehlullah nasıl bir tavır takınmışlar, bu dünyayı nasıl görmüşler?
   Ahireti kazanmak için bu dünyanın nasıl bir nimet ve aynı zamanda nasıl bir tuzak olduğunu idrak eden evliya-yı izamın hayatlarından misallere bakmak, bu dünyayı anlamamızı kolaylaştırır.
   Evet; dünya bir nimet olduğu gibi, aynı zamanda bir musibettir. Bediüzzaman Hazretleri dünyayı tarif ederken özetle der ki:
   “Dünyanın üç türlü yüzü, üç türlü hali vardır. Birincisi, Allahu Azimüşşan’ın esma-yı ilâhiyesine, yani mübarek isimlerine bakar, zatına bakar, sıfatlarına bakar. Bu dünya rabbanî bir mektuptur. Hangi bakımdan? Dünya, yaratılışındaki kuvvet, içindeki nimet, varoluşundaki hikmet ve murad-ı ilahî sebebiyle rabbanî bir mektuptur ki, bu yüzüyle Allah’a bakar. İnsan güzel bir çiçek gördüğü zaman, o çiçeğin kendiliğinden olamayacağından hareketle, ne güzel yaratılmış, demeye mecburdur. Güzel koktuğunu değil, güzel kokulandırıldığını ikrara mecburdur. Güzel nakış ile, nakkaş-ı hakiki olan Allah’ı görür. Sadece nakşın güzelliğini gören kimse, o nakışları yapıp süsleyen, kudretiyle donatanı unutursa, kusurlu olana meftun olur. Allah göstermesin, o zaman ehli dünya olur. Şu halde dünya bir yüzüyle Allah’ın azametini göstermeye yarar.
   Ahiretin tarlası olması cihetiyle, dünyanın ikinci yüzü ahirete bakar. Bu yüzüyle insan dünyayı emanet bilir, ödünç bilir. Onu kendisine takdim edilmiş bir ikram olarak kabul eder. Benim malım diyemez, bana ikram edilmiş der. Bana zimmet olarak verilmiş diye düşünür. Dünyanın bu özelliğini, Yüce Allah’a salih ameller yapmak maksadıyla kullanmak gerektiğini idrak eder.
   Dünyanın üçüncü yüzü ise dünya ehline bakar. Dünya, gaflet ehlinin dayanağı, sığınağıdır. Bu yönüyle nefsin eğlencesidir, şeytanın tuzağıdır. Nefs , şeytan ve şeytanlaşmış kişiler, insanları dünya ile imansızlığa sürükleyip cehenneme gitmelerine sebep olurlar. Dünyanın fani olduğunu unutan insan ona bağlanır, esiri olur. Sonunda da dünya onu yer, bitirir ve tüketir.”
   Bütün feraset ehlinin ittifakıyla dünya bir ticarethane gibidir. İnsanlar için her gün dolup boşalan bir misafirhane, alışveriş üzerine kurulmuş bir pazar yeri gibidir. Dünya aynı zamanda bir ameller defteri, nice güzelliklerden haber veren bir mektup, Sâni-i Zülcelâl’in isimlerinin bir goncası olarak düşünülebilir.
   Dünya elbette bir ticarethanedir. Bu yönüyle çok hoştur, ne kadar övülse yeridir, ne kadar sevilse revadır. Ama diğer yüzü ile ahireti unutturursa, nefse ve lezzetlerine istinatgâh olursa, şeytanın desiselerine tuzak olursa, yazıklar olsun bu dünyanın yüzüne demek lâzım gelir.
   Dünyanın ilâhi bir hükmü vardır. Dünya madem ki fanidir, insanın ömrü gibi onun da bir ömrü vardır. Dünyanın da bir eceli vardır, o da bir gün yok olmaya mahkûmdur, onun üzerinde oturan insan gibi onun da ömrü kısadır.
   Şu halde dünyanın kendisi hancı değil yolcudur. Yolcu olan dünyanın üstünde kalan bir kimse dahi bu han benim diyemez. Ancak içine oturup istirahat edebilir. Hanın sahibi ayrıdır, yolcu ayrıdır. Mademki dünya bizatihi yolcudur ve hem de han mesabesindedir, öyleyse bu han bir gün konar, bir gün yıkılır. Bir gün kurulur, bir gün geçer. Böyle olunca insan dahi fanidir.
   Yani dünyanın asıl hakikati baki olmaması, gelip geçici olmasıdır. Madem ki ebedi hayat bu fani dünyada kazanılacaktır; madem ki bu dünya sahipsiz değildir ve bir misafirhanedir; Cenab-ı Allah’ın hükmü altındadır, o halde hiçbir fenalık ve iyilik karşılıksız kalmaz.
   Hem dünyadaki dostlar ve rütbeler insanı ancak kabir kapısına kadar götürür. Orada bırakır. Elbette insanın nereden gelip nereye gittiğini, konakladığı bu yerin kendisi için ne manaya geldiğini tefekkür etmesi icap eder.

KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ” "

 
Hz.MUHAMMED(S.A.V.)

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

DESTAN

DESTAN
 
Aşık Ömer
 
Yalancı dünyaya aldanma ya hu
Bu dernek dağılır, bir an eğlenmez.
İki kapılı bir viranedir bu
Bundan konan göçer, mihman eğlenmez.
 
Bakma bunun karasına, ağına
Gönül verme bostanına, bağına
Benzer hemen oğlan oyuncağına
Bunda âkil olan insan eğlenmez.
 
Gerek yaz kış, gerek bahar ile güz
Gerek güneşle ay, gerek ki yıldız
Devrederler Hakk’ın emriyle düpdüz
Felekler raks eder, bir an eğlenmez.
 
Ömür tamam olur, defter dürülür
Sırat Köprüsü’yle Mizan kurulur
Hakk’ın dergâhına kullar derilür
Buyruğu tutulur ferman eğlenmez.
 
Ey gafil ne sandın bu ruzigârı
Durur mu anladın taze baharı
Yükün yükletegör evvelce bari
Yoksa yolcu gider, kervan eğlenmez.
 
Var ibadet eyle Mevlâ yoluna
Bunda ne edersen, anda buluna
Bir gün sefer düşer Berzah İli’ne
Otağı kalkacak sultan eğlenmez.
 
Zahid, nice oldu bunca peygamber
Hani Ömer, Osman, Bû Bekr u Hayder
Hani Halilullah, Sıddık-ı Ekber
Bunda gelen gider, bir can eğlenmez.
 
KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ” "

 
Hz.MUHAMMED(S.A.V.)

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

Etiket Bulutu