Dayan be gönlüm!. Bîçâre değilsin Yaradan sana yâr. Kimsesiz değilsin, yanında "Kimsesizler kimsesi" var! Biliyorum! Sığmazsın hiç bir yere bu sevdayla, dünya sana dar! Ama dayan gönlüm! Dayan ki her gecenin mutlaka bir sabahı var!.

Archive for Ekim 26, 2010

Hizmet müminin aynasıdır.

Hizmet, imanın ve güzel Müslümanlığın
ölçüsüdür. Hizmet, Cenab-ı Hakk’ın ahlakının kulda yansımasıdır. Kul
rahman ve Rahim olan Rabbini tanıdığı ölçüde O’nun kullarına merhametli,
faydalı ve yakın olur. Resûlullah (s.a.v) Efendimizin tarif buyurduğu
gibi, gerçek Müslüman, insanların kendisinden bir zarar görmediği,
herkesin ondan rahat ettiği, emin olduğu, fayda gördüğü bir kimsedir.
Kendisine güvenilmeyen, insanları sevmeyen ve kimse tarafından da
sevilmeyen kimse imanın tadını tadamaz.

Arifler: “Hizmetteki edep
hizmetten daha üstündür.” demişlerdir. Bütün ilahi emirler, ibadetler,
hayır ve hizmetler edep öğrenmek içindir. Her işi edep güzelleştirir.

Manevi
terbiyenin sonu, halktan kaçmak, işten el etek çekmek değil, halkın
arasına dönmek ve hizmet etmektir. Tasavvuf terbiyesinin en büyük hedefi
insanı herkese rahmet olacak bir kıvama getirmektir. Öyle bir kimseden
Cenab-ı Hak da razı olur, bütün yaratılmışlar da razı olur.

Büyükler
sufiyi şöyle tarif ederler:

Sufi, Allah için her şeyini feda
eden kimsedir. Sufi, toprak gibidir; herkesi üzerinde taşır. Nasıl ki
toprağa bir pislik atılsa, toprak onu içine çeker temizler. Sonra güzel
meyve ve çiçek olarak meydana çıkarır. Sufi de böyledir; ona kim nasıl
davranırsa davransın ondan sadece güzellik ve hayır ortaya çıkar.

Sufi,
güneş gibidir; herkesi aydınlatır, ısıtır, olgunlaştırır. Sufi, Yüce
Rabbi ile huzur bulmuştur; herkese huzur verir. Sufi, hak adamıdır; hak
söyler, haklıyı sever, hak kimde ise onu över. Sufi, Hakk’a aşıktır: Hak
adamı halkla çekişmez, çekişmeyi bilmez.

Allah dostları,
alemlere rahmet olan Hz. Muhammed (s.a.v) Efendimizin meşrebi üzere
hareket etmeyi en büyük gaye edinmişlerdir. Efendimiz (s.a.v) hiçbir
ayırım yapmadan bütün insanları muhatap almış ve hepsine rahmet
olmuştur. Muhataplarına dost veya düşman diye değil, Allahu Teala’nın
kulu gözüyle bakmıştır. Yaptığı iyilikleri kimsenin başına kakmamıştır,
hiç kimseyi minnet altına sokmamıştır. Onun en büyük sünneti, başkasının
yükünü çekmek, ihtiyaçlarını gidermek ve yüzünü güldürmektir.

İşte
bütün hayatını Allah için halka hizmete adayanlar ve bununla Allah
rızasını arayanlar, Efendimizin (s.a.v) bu meşrep ve mesleğini iyi
tanımalıdır. Resûlullah (s.a.v) Efendimiz bütün insanlığı hizmet hedefi
göstermiş ve şöyle buyurmuştur:

“Bütün halk Allah’ın bir
ailesi durumundadır. Bu aile içindeki insanların en hayırlısı onlara en
faydalı olandır.”

Arifler demişlerdir ki: “Bir kimse bütün halkı
kendisi için bir âile ferdi gibi görmedikçe gerçek sufi olamaz.”

Nakşibendi
yolunun piri Şah-ı Nakşibend Hz.leri, bu yolun usul ve meşrebini şöyle
tarif etmiştir:

“Bizim usulümüz, halkın içinde Cenab-ı Hak ile
beraber olmaktır. Yolumuz sohbet ve halka hizmet yoludur. Halktan
kaçmakta şöhret, şöhrette afet vardır. Hayır, halkın içinde bulunup
herkese Allah rızası için hizmet etmektedir.

Hikmet ehli büyük zatlar buyuruyor ki:

* Herkes imtihandadır. Aldatan aldanmıştır, ezen ezilmiştir.
* Kimseye tepeden bakmayın. Tepeden bakan tepetakla gider.
* En büyük bela dilden gelir.

* Kişinin işi olursa işi, sever onu her kişi. Kişinin işi olursa kişi, çıkmaza girer işi.
* Sevginin temeli karşılıklı güvendir. Güven varsa sevgi de vardır. İkisi varsa başarı da vardır.
* Mümin gıda gibi olmalıdır. Her zaman ihtiyaç duyulmalıdır.

* Yüzü dünyaya dönük olan herkesle kavgalı olur, yüzü ahirete dönük olan, herkesle barışıktır.
* İnsanların sıkıntılarına katlanmak güzel ahlaktır.
* İnsan ancak bu kadar iyi olabilir denilenlere ne mutlu.

* Kırıldığı kimselere iyilik eden, hediye veren rahat eder.
* Kalbi en fazla nurlandıran şey; kızdığınız kimseye dua etmektir.
* Kul hakkından korkan [önemini bilen] ayağını uzatıp rahat yatamaz.

* Fütüvvet [mertlik] seni sevmeyene ihsanda bulunmak ve sevmediğin ile de tatlı konuşmaktır.
* Mürüvvet, insanlık, iyilik yapmak arzusudur

* Kötünün iyi, iyinin de kötü huyu bulunabilir. İyi huylarını örnek almalı! Peygamber efendimiz (Bir müminin iyiliğini unutup, kötülüğünü hatırlayanı Allah sevmez) buyuruyor.

* Takva akıllıca yapılan işlerin en güzelidir. Hakka âsi olmak ahmakça yapılan işlerin en çirkinidir.
* Cömert olmayan, insanların sevgisini kazanamaz.

* Ömrünü faydasız, boş şeylerle geçiren, tarlaya tohum ekme mevsimini kaçırmış olur. Vaktinde tohum ekmeyen ise, hasat zamanı gelince elbette pişman olur.

* Omzunda iki müfettiş var, hep teftiş halindedir. Şu halde, az konuş, ağızdan çıkan sözün hayır veya şer yazıldığını unutma.

* Bir söz söylerken, hem kendinin, hem karşıdakinin ahiretini düşünerek konuş.
* Herkeste şef olmak arzusu vardır. Bu hâl yalnız yüzü ahirete dönük olanlarda olmaz.
* Güler yüzlü olmayanın, sevgi ve itimat kazanması zordur.

* Bir müslüman, bir müslümanın yanına, herhangi bir iş için, rahat gidemiyorsa, çekinerek gidiyorsa, o kendisinden çekinilen müslümanın son nefesinden korkulur.

* Ölümü hatırlamak, ömrü uzatır, çok yaşama arzusu ömrü kısaltır. Böyle biri, üç şeye hasret gider. İsteklerine doymaz, umduğuna kavuşamaz. Ahiret için kâfi hazırlık yapamaz.

* Halinden şikayetçi olma, beterin beteri vardır.

* Bulaşıcı hastalıkların bulaşmama ihtimali de vardır. Fakat bir binada bulunan kötü bir insan, başka bir odada da olsa, ondaki kötü huyların geçmeme ihtimali yoktur. Kötülük çabuk yayılır.

* Başarının sırrı, güler yüz, tatlı dil ve güzel siyasettir. Güzel siyaset, herkesin memnun olmasıdır.
* Sevgi yakınlık ister, kaçan mahrum kalır, gözden ırak olan gönülden de ırak olur.
* Her sıkıntının sebebi günah işlemektir.

* Kibir ve öfke başa çok felaketler getirir.
* İyilerle dost olan kötülerden emin olur.
* Kalbdeki kibre göre, akılda noksanlık olur.

* Başkasına yük olan alçalır.
* Söz taşımak, emanete hıyanettir.
* Kendine acımayan, başkasına hiç acımaz.

* Âlimle gezen aziz, cahille gezen zelil olur.
* Dini hükümleri akıl ile anlamaya çalışan Peygamberliğe inanmamış olur.
* Mümin az konuşur, çok iş yapar. Münafık ise çok konuşur, az iş yapar.

* Ahlak ve edep, aklın dışarıdan görünüşüdür. Kişinin aklı edebi kadardır.
* Akıl gibi sermaye, iyi huy gibi dost, edep gibi miras, ilim gibi şeref olmaz.
* Dil canavar gibidir, serbest bırakılırsa parçalar.

* Kişi, dilinin altındadır, konuşunca belli olur.
* Kötü insan, herkesi kendisi gibi kötü bilir.
* Bütün kötülüklerin başı kötü arkadaştır.

* Kalb temiz olursa, dilden güzel sözler çıkar.
* Kendi görüşünü beğenen doğruyu bulamaz.
* Her iyilik, sabırla ele geçer.

Sahte sevgilerden hakiki sevgiliye .

Sahte sevgilerden hakiki sevgiliye .
Mehmet Ildırar

Allah’a yaklaşmanın, kalbi ilahi rıza ile nurlandırmanın tek çaresi
Fani sevgileri ve sevgilileri terk etmektir. İnsan dönüp kalbine baksın…
Nice kabiliyette yaratılmış olan kalbi Allah’ın azametini bilmek için halk edilmiştir.
Bu kalbe Rabbine muhabbet yerine, bir şeye yaramayan türlü türlü sevgililer doldurulur.
Oysa dolu bir kaba ikinci birşey doldurulmaz. İnsan, Alah için verilen hakiki sevgiyi
ne zaman mecazi olana yönlendirrise, mahşer gününde mahçup düşer.

İnsan soyunduğu kadar giyinir. Kirli çamaşırlar çıkarılır, temizlenir, giyilir.
Bulduğun herşeyi üst üste giymediğin gibi, mecazi kirlilik sayılan sevgilileri terk etmedikçe
hakiki sevgi kalpte tecelli etmez. Dünyaya ait sevilen şeylerin cümlesi geçicidir.
Allah için hazırlanmış olan bu kalp, mecazi sevgililere teslim edildiği kadar hakiki sevgiliye perdeli olur.
Hakiki sevgiliye kendini teslim ederse Allah mecazi sevgililerin cümlesini kendine nasip eder.
Allah’a bir kulübeni ver, O sana saray ihsan eder.

Mecazi sevgililerden gönlünüzü hakiki sevgiliye döndürün. Gücünüzün yettiklerini çıkarın.
Cezbe verilmişken, muhabbet kalbe konulmuşken, temizlenecekler temizlenmezse, temizlenme yolları çetin olur.

Evliya-i izam, Rabbimizin bir ikramıdır. Bu zamanda paha biçilmez bir mücevherdir.
Evliya ocağı insanın eline geçmeyen bir hazinedir. İnsan şimdi temizlenmeli.
Günahlarından ve kötü huylarından temizlenmezse temizlerler.

Fıkıhta temizlenme yolları vardır. Kirli olan şey ovalamakla, yıkanmakla temizlenir.
Yanmayan bir cisim ateşle temizlenir. Şimdiden tövbe ederek temizlenmezsek, kabir azabı temizler.
Ondada temizlenmezsek arasat meydanında güneş tepemize iner, Allah’ın kudretiyle terlerimiz dizlerimizi,
başımıza geçer. Elli bin sene arasat meydanında beklemekle temizlenir. Ondan da temizlenmezsek Sırat’ta temizlenir.
Ondanda temizlenmezsek cehennem temizler. Allah bir kuluna mağfiret edip onu temizlemedikçe cemalullah nasip olmaz.

Gelin, fırsat eldeyken temizlenin. Güzel giyinmek değil, Güzel ahlaka bürünmek süstür. Binbir elbise ile güzellik olmaz,
binbir haslet ile güzellik olur. Cezbe ile temizlenelim, muhabbet ile Hakk’a dönelim, fırsatı ganimet bilelim.

ALLAH Teala bir adama anlayış verirse, sarhoşun sözü bile adama ibret verir. Şaban-ı Şerif geldiği zaman ayyaşın biri
hem içiyor hem de şu şarkıyı söylüyordu: ” İç iç, kana kana iç. Zira Ramazan gölgesi üstüne düştü.” Yani Ramazan’da
içemeyeceksin, demek istiyordu.

Bir imam efendi camiden çıkmış, evine gidiyordu. Sarhoşun şarkısınu duydu. “Sarhoş ne güzel söylüyor ! Onun içtiği içki
benim içtiğim ise ömrüm. Ben gafletle ömrümü içiyorum. Ölüm gölgesi ise üzerimde. Ecel gelmeden sen de dünyayı ganimet bil…”diyerek zamanının ulu zatlarından biri oldu.

İnsan dünyaya ibretle bakmalı. Sarhoşada bakılsa ibret vardır. Yeter ki insan ibret almasını bilmeli. Bunun yanı sıra neyi , ne için,kime verdiğinide bilmeli. Canımı veremem, alacaklar… Malımı veremem, bırakıp gideceksin…Çoluk çocuğun ne olacak ?Planların bitmeden gideceksin.

Kimin için, nelere kıyamadığımıza bakalım. Kıyamadıklarımızı bir gün elimizden alacaklar. Allah cezbe verir, intibaha gelmeyiz.
Kamil mürşid verir, tövbeye gelmeyiz. Şimdi fırsat varken malını önüne kat, tövbeyi yanına al.

Ey Rabbim, canımızı gafletle alma, kamil imanla al. Şeytanın şerrinden halas eyle ey Rabbim. Karanlık toprağın soğukluğundan haberimiz yok. Işık olarak ameli salih nasip eyle. Enbiya-i Zişanın şefaatine, evliya-i izamın himmetine nail eyle.
Sadatın üzerimizdeki emeklerini zayı etme-amin!

SABRET GÖNÜL

SABRET GÖNÜL

Faruk Gürbüz

Menzil almak ister isen
Gönül sabreyle sabreyle
Dostu bulmak ister isen
Gönül sabreyle sabreyle

Sabredenler menzil alır
Sabretmeyen yolda kalır
Sabreden maksudu bulur
Gönül sabreyle sabreyle

Ey gönül, hayat sürprizlerle doludur. Kimi zaman saadeti kaybetmenin hasretiyle kavrulurken, kimi zaman da ummadığın bir saadetin tebessümüyle sürur bulursun. Çektiğin ıstıraplar, elemler ve tarifsiz kederlere sabretmenin ateşiyle pişer, bir zaman sonra o ateşte lezzet bulursun.
Bu yüzden ey gönül, ateşten korkma! Sabrın sineleri yakan o lâhutî ateşinde piş ki, lezzet bulasın.
İşte ey gönül, çoğu belâ ve musibetlerin değişmez kaderimiz olması,
Bütün çabalarımıza rağmen açlığın, fakirliğin, korku ve endişenin o muziç çemberi içinde sabra mahkum edilişimiz,
Bu diyarda hep böyle mahzun kalışımız hep bundan:
Güneş yakacak, meyveler sabırla olgunlaşacak…
Tohum toprağın derinliklerinde sabra mahkûm; sen dünya denen şu çileler, elemler, ayrılıklar, hasretler yurdunda…
Tohum, bir müddet toprağın karanlıklarında kalmaya tahammül edecek.
Çürüyecek; çürürken, canını toprağa katarken sabredecek, sabrın acısına katlanacak, sonra filiz verecek,
Hasretini çektiği gün ışığına kavuşacak, bir ağaç olacak, gökyüzünü kucaklayacak,
Yapraklarıyla gözleri okşarken, gölgesinde canlar ferahlık bulacak, meyveleriyle ziyafetler sunacak.
Sen de öylesin ey gönül!
Sen de korkunun, endişelerin, elemlerin zindanında kalmaya tahammül et. Acılara katlanmanın, nice nimetlere hasret yaşamanın ateşinde pişecek, lezzet bulacaksın.
Hayat bulmak, hayat vermek için…
Bir velinin mübarek lisanında dile gelen o hikmet için:
“Ateşten korkma! Piş ki lezzet bulasın…”
Ey gönül, acılara sabret. Çünkü onlar seni kahretmek için değil; sınamak, terbiye etmek, kemâle erdirmek için gelirler;
Hem de geçicidirler; derûnunda ebediyen kalmayacaklar.
İmana ve ümide sarıl.
Bil ki hiçbir gece ebedi değil; her karanlığın sonunda bir fecir saklı.
Alemlerin Rabbi’ne, kalbin sahibine kulak ver ey gönül. Sabrı öğren, gayesini anla. Kulak ver o sese: “Biz sizi, biraz korku, biraz açlık ve mallardan, canlardan biraz eksiltmekle deneriz. Sabredenleri müjdele.” (Bakara, 155)
Şimdi sabret. O müjdeyle can bul. Sus ve dinle ey gönlüm, sus ve dinle…
Ey gönül, bil ki hayat seni her zaman bahar serinliğinde, meltem letafetinde karşılamaz. Kimi zaman kurak bir yaz, kimi zaman kara bir kış olur. İncinirsin, acı çekersin. Dişlerini sıkarsın, gözlerin yaşarır.
Ne olur, gözlerin yaşarsa da, dilin ancak Rabbinin razı olduğu sözü söylesin. Bu yaşlara katlanmayı bil ey gönül, varacağın menzil hatırına.
Bilirim, şu dünyada elemlerin kıblesi olmuşsun. Bütün kederler, mukadderat semasından sana doğru sökün edip, sende karar kılmaya gelir. Sanki hep sende barınmak ister.
Düşün ey gönlüm, onları sana yönelteni düşün…
Bu kutsî çileleri Tanrı misafirleri olarak ağırla. Müminlerin o sözüne bütün ruhunla katıl. Bunu diline vird et, aradığın her teselli onda saklı:
“Onlar ki… Onlara bir musibet isabet ettiği zaman şöyle derler: Biz Allah’a aidiz ve elbette sonunda O’na döneceğiz. “ (Bakara, 156)
Ve peygamberini, peygamberleri düşün. Sabır onların ahlâkı. Bak, Yusuf’undan ayrı düşen gözü yaşlı Yakup Peygamber nasıl sabretmiş. Hz. Eyyub a.s. sabır ateşinde nasıl yanmış. Ve o sevgililer sevgilisi, ve O’nun mübarek sahabileri… Hüzün yıllarında, Şibi muhasarasında, Taif’te, Tebük’te, Bedir’de, Uhud’da, Hendek savaşında sabır şerbetini nasıl yudum yudum içtiler. Bir adım sapmadan, kalplerini sahibinden bir an ayırmadan nasıl ışıdılar, nasıl ışık verdiler…
Eğer iman eder, salih ameller işler, bunlarda sabır ve sebat gösterirsen, senin de sabrının sonu asla hüsran olmayacak.
Rabbinin şu vaadi haktır biliyorsun: “Asra yemin olsun ki insan hüsrandadır. Ancak iman edip, salih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna…” (Asr Suresi)
Sakın sen de yolundan şaşma ey gönül; itaat et. İtaatında sabır ve sebat et. Zira bu yol sabırdan ibaret. Sevgililer Sevgilisi’nin “iman nedir?” sorusuna “sabır ve cömertliktir” sözünü hatırla. İnanıyorsun, o halde sabrediyorsun, sabırla yaşıyorsun. İlâhi yasaklardan sakınırken sınanıyor sabrın, emirleri yaparken sınanıyor. Ama “Dosdoğru Yol” üzerinde sen takva elbisenle yürürken, melekler sabrına çoşkuyla, dualarla eşlik ediyor, biliyorsun.
Kainat sana gıpta ediyor biliyorsun. Sen muhabbet şarabından bir yudum içtikte, alemler kendinden geçiyor, biliyor musun? O muhabbeti muhafaza etmeye sabret gönlüm. Dünyanın bütün hazinelerinden kıymetli muhabbetini bir damla eksiltmemeye and iç, andına sadakatle sabret.
Ey gönül! Dikkatle bakarsan görür ve anlarsın ki, şükrün sinesinde bile sabır saklıdır. Mümin şükrederken şükürde devamlı olmaya, refah içindeyken taşmamaya, şımarmamaya sabreder.
Sabrın zıddı aceledir. Acelenin meyvesi ise pişmanlıktır, üzüntüdür ey gönül. Öyleyse çabalarının, amellerinin mükâfatını beklerken ne olur acele etme. Sabrın özündeki tevekkülü gör, her şeyin sahibine dayanmayı öğren.
Beklediğin ilâhi yardım yalnızca sabrın sonunda gelecek ey gönlüm. Ama sakın tuzağa düşme; tedbirsiz sabır, çalışmadan yapılan tevekküle benzer. Önce tedbirine, tedavine sarıl, sonra sabret. Hiçbir musibete ağır ve çekilemez gözüyle bakma.
Evet, sabır acıdır ey gönlüm. Bunu en iyi sen bilirsin. Gelecekten ümidi, beklentisi olmayan bir yürek bu acıya tahammül edemez, bunu da bilirsin.
Hangi ümit diye sorma bana, bütün ümitler imanında saklı. İmanın var, demek ki ümidin var. İstikbalin var. Gidecegin yer, göreceğin cemal var. Senin menzilin var. Seni hasretle bekleyen cennet ehli var. Sana kucak açmış ebediyyet var.
Şimdi sus gönlüm. Sus ve teslim ol. Fani umutlarla tükenmekten vazgeç. Dünya buna değmeyecek kadar kısa. Sabır zamanı kısa. Bir şimşek ışığının parıltısı kadar kısa.
Unutma ey gönül, burası dünya… Sefası da fani, cefası da… Fakat ebediyyet var, ebedi vatan.
Orada nankörler için hazırlanmış bir ateş mahzeni var ki, orada sabah olmayacak, horozlar da ötmeyecek. Orada sabretmek imkansız.
Öyleyse nankör olmaktan kork ve ey gönlüm, geçici elemlere ve imtihanlara sabret.
Bilirim bu dünya bir imtihan yurdu, bir zindan. Ama duvarlarında daima ümide, kurtuluşa, selâmete açık iman ve ümit pencereleri var. Bu pencerelerden mesut geleceğini gör.
Sen ki narin kanatlı bir kelebeksin. İlâhi takdirin imtihanını minicik gövdende bulmuşsun. İlâhi mukadderatın göklerinden gelen kaza oklarına hedefsin. Göklerin ve yerin yüklenmekten sakındığı “emanet” omuzlarında. Bazen belin bükülecek, dizlerin dermansız kalacak. Ama sakın sabrın tükenmesin ey gönlüm, ruhunu ebediyete taşıyorsun.
Sabret gönül, şurada karşı kıyıya ne kaldı? Bu dünya zindanına muvakkaten mahkumsun, şükret ki müebbeden değil!…
Sabret gönlüm, yol çok uzun değil, az kaldı…
***

Burada da Sabah Oldu
Bir derviş bir yolculuğu esnasında bir padişahın sarayına misafir olmuş. Orada izzet ve ikram görmüş. Altına atlas döşekler, üstüne ipek yorganlar serilmiş. Başının altına da kuş tüyünden yumuşacık yastıklar verilmiş.
Karnı tok ve sırtı pek olan derviş, rahat bir uyku geçirmiş sarayda.
Nihayet horozlar ötmüş ve sabah olmuş. Derviş kalkmış ve namazını kılmış ve namazının sonunda:
– Allah’a hamd olsun sabah oldu, demiş.
Teşekkür etmiş padişaha, dualar etmiş ve tekrar yoluna koyulmuş.
Bu sefer de yolu bir harabeye uğramış dervişin ve gece de gelip çatmış. Dün sarayda geceleyen derviş, bu sefer bu harabenin mahzeninde uyumak zorunda kalmış.
Fakat bu gece zor bir gece olmuş onun için. Yüzünde fareler raksetmiş bütün gece ve her yanını böcekler ısırmış. Derken burada da horozlar ötmüş ve sabahı müjdelemişler. Derviş yine aynı tevekkülle kalkıp namazını eda etmiş ve:
– Allah’a hamd olsun, burada da sabah oldu, demiş.

Etiket Bulutu