Dayan be gönlüm!. Bîçâre değilsin Yaradan sana yâr. Kimsesiz değilsin, yanında "Kimsesizler kimsesi" var! Biliyorum! Sığmazsın hiç bir yere bu sevdayla, dünya sana dar! Ama dayan gönlüm! Dayan ki her gecenin mutlaka bir sabahı var!.

. Yalan söyleyecekken Allah’tan korkup
doğruyu söylemen mücahededir. Gözün harama bakmak istedi, bundan sakınıp
gözünü çevirdin, bu mücahededir. Haram yemek istedin ama yemedin,
mücahede…

Mücahedenin mahiyeti çok geniştir. Gözün görmesinden
elin tutmasına, dilin konuşmasına kadar binlerce çeşit günah meydana
gelir ki bunlara muhalefet etmek Allah için cihattır.

Allah
Rasulü s.a.v. Efendimiz Tebük savaşından dönerken, “Küçük cihattan büyük
cihada döndük..” buyurunca sahabiler r.a., “Ya Rasulallah, yaptığımız
bu muharebeden daha büyüğü olur mu?” dediler. Efendimiz s.a.v.: “Evet,
insanların muharebesi hayatlarında birkaç defa olduğu halde, nefsin
cihadı günde bin defa karşımıza çıkar.” buyurdu.

Anlaşılıyor ki
cihat bitmez. Cihadı gazete sütunlarında ve siyasi atmosferde arayanlar
aldanmış olur. Nefsine galip gelmeyen kimsenin cihadından söz edilemez.

Meşhur
Tefsir Hülasatü’l-Beyan’da Allah yolunda mücahede şöyle anlatılıyor:
“Bu söz, yasakları terketmeyi, emirleri yerine getirmeyi kapsar. Ayrıca
mücahede dışta ve içte olmak üzere ikiye ayrılır. Dıştaki düşman kâfir,
içteki düşman nefs-i emmare, şeytan ve kötü arkadaştır.”

Allah
yolunda mücahede edecek olan müslüman, cihada önce günahları terkle
başlar. Günahlarına tevbe etmeyen bir fayda görmez. Günah yolunu
kapamayan itaat yoluna giremez. Zira günahlar iyi amelleri ortadan
kaldırır.

Fahreddin Râzî Hazretleri, Maide Suresi 35. ayetinin
tefsirinde kulun ibadette iki maksadının olabileceğini bildiriyor:
Birincisi sadece ilâhi rızayı gözetmek; ikincisi azaptan kurtulmak ve
ahiret nimetlerine vasıl olmak… Yine bu ayet-i celileye göre cihat
dört şekilde ortaya çıkmaktadır: Günahları terkle cihat, nefsi ıslahla
cihat, şeytandan uzaklaşmakla cihat ve kötü arkadaşı terk etmekle cihat.

Allah
Tealâ şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler! Sizler kendinizi düzeltmeğe
bakın; siz doğru gittikten sonra sapanlar size bir zarar veremez.
Hepiniz nihayet Allah’a varacaksınız. O vakit size ne yaptığınızı haber
verecek.” (Maide, 105) Müfessir diyor ki; müminlere her şeyden evvel
kendi nefislerinin ıslahı lazımdır. Kendi ıslah olmayan başkasını ıslah
edemez. Herkese kendi amelinden sorulacak. Kimse başkasının günahından
zarar görmez. Asilerin isyanı, kâfirlerin küfrünün zararı ancak
kendilerinedir.

Bu ayet-i celile, emr-i marufun terki anlamına da
gelmez. Zira hayrı, iyiliği emredip, kötülükten, günahtan sakındırma
vazifemiz Kur’an ve Sünnet’le sabittir. Bir kötülüğü elinle
düzeltebilirsen elinle düzelt; öyle olmazsa dilinle düzeltebilirsen
dilinle düzelt; onu da yapamazsan kalbinle buğzet hükmü sabittir. Demek
ki zulmü ortadan kaldırmaya da memuruz.

Hakkı duyurmak, güzeli
tavsiye ve kötülüğü men etmek görevimizdir, fakat öncelikle yapılması
gereken kendi nefslerimizi isyandan muhafaza etmektir. Kendimiz şer
işlerle meşgulken maruftan nasıl söz edebiliriz, nasıl ikna edici
olabiliriz ki! Kendisi hayra yönelenin nasihatlerini dinlemeyenlerin
zararı ise kendinedir. Fakat biz hayra yönelmez, başkalarının yönelmesi
için de bir gayretimiz olmazsa, asilerin zulmünden dolayı Allah’ın azabı
inince, bu hepimizi kapsar. Yani bela umumi gelir.

Mehmet
Ildırar – Semerkand Dergisi

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Etiket Bulutu

%d blogcu bunu beğendi: