Dayan be gönlüm!. Bîçâre değilsin Yaradan sana yâr. Kimsesiz değilsin, yanında "Kimsesizler kimsesi" var! Biliyorum! Sığmazsın hiç bir yere bu sevdayla, dünya sana dar! Ama dayan gönlüm! Dayan ki her gecenin mutlaka bir sabahı var!.

Archive for Kasım 5, 2010

ben şeyhimi özledim

….
köye yaklaşınca üç minaren göründü
markatın kokusu ciğerlerime işledi
sana kavuşmak çok güzeldi ammaa!!
şu ayrılık saati dayanılmaz şeyğim
….
senin nazarını alıpta doymak ne mümkün
heybetin karşısında dayanmaya yok gücüm
amelim küçük aczim büyük
şu ayrılık saati dayanılmaz şeyğim
….
kuşlar ayak sesini alınca kapına birikir
onlara öyle gıpta ederimki kanat takasım gelir
senin gölgen dahi kemiklerimi titretir
şu ayrılık saati dayanılmaz şeyğim
….
o kapının aralanması varya
senin ordan şimdi çıkacak heyecanın varya
gel görki birde sana dönüp gelmek varya
şu ayrılık saati dayanılmaz şeyğim
….
avluda aşıklaraın tek tek dizili
kimbilir her birinin kalbinde neler gizli
seni gördük gözler yaş kalpler tam sevindiki
şu ayrılık saati dayanılmaz şeyğim
….
kimi baba diye bağırıyordu arkandan
kimide ne diyeceğini bilemiyordu benim gibi arkandan
geçtiğin avludan gül kokunu koklarken doymadan
şu ayrılık saati dayanılmaz şeyğim
….
herşeyine boynum kıldan ince gavsım
kavuşacağım güne kadar içimde yasın
sen iste şu sofin herşeyine dayansın
şu ayrılık saati dayanılmaz şeyğim
….
sana emanet verdim ruhumu bedenim bende
gözlerim yaşlı ayaklarım gitmekte
birdaha dönecekmiyim endişesiyle
şu ayrılık saati dayanılmaz şeyğim……..

MOSTAR BILVANIS

Hayırsız çocuk yoktur!

Edep Ya Hu kitabının yazarı Siraceddin Önlüer hocamız, siz değerli okuyucularımız için çocukların İslam’a göre nasıl yetiştirilmesi gerektiğini yazdı.

Her şeyden önce çocuklar, Allah tarafından ana-babaya verilen birer emanettirler. Emanet, korunması için birilerine bırakılan maddi ve manevi haklar demektir. Emanet, yaratılanların, Yaratıcıdan aldıkları her türlü sorumluluk ve değerlerdir. Çocuklar da bize verilmiş birer emanettir. Allah Teâlâ; müminlerin özelliklerini sayarken şöyle buyurmaktadır:

“Müminler, emanetini gözeten ve sözlerini yerine getirenlerdir.” (Muminun 23/8) Böylelikle, mümin olmayı emanete, emaneti de mümin olmaya bağlayarak, bu iki unsuru birbirinden ayrılmaz kılmaktadır. Hz. Peygamber de [sallallâhu aleyhi ve sellem] emanetle ilgili olarak, “Sana emanet bırakanın emanetini geri ver. Sana ihanet edene ihanet etme” (Ebû Davud, Büyu, 81) buyurmuştur.

Verilen bu emanetleri en iyi şekilde terbiye etmek ve yetiştirmek görevi de ana-babaya verilmiştir. Yüce Allah, bu çocukların geleceklerini bizim elimize vermiştir. Çocuğun geleceğine yön veren, anne ve babasıdır. Resûl-ı Ekrem’in [sallallâhu aleyhi ve sellem] beyanına göre “Bütün çocuklar, İslam fıtratı üzere doğarlar, onları bu yoldan çeviren ise anne ve babalarıdır.” (Buhârî, Cenaiz 80, 93; Müslim, Kader, 6; Ebû Davud, Sünnet, 17)

Kalpleri temiz, kıymetli birer cevherdirler. Her türlü şekil ve suretten arındırılmış, bütün yazı ve şekillerden uzaktırlar. Fakat nakşedilmeye, verileni almaya müsaittirler. Hayra da şerre de alıştırmaya elverişlidirler. Mum gibi her şekli alabilirler. Temiz bir toprak gibidirler, hangi tohum atılırsa, büyür. İyilik tohumu ekilirse ve iyi şeyler öğretilirse, o şekilde yetişir ve büyür. Böylece hem dünyada hem de ahirette mesut ve bahtiyar olurlar. Bu durumda annesi ve babası sevabında ortak olur. Şayet fesat tohumu atılırsa, helak olur. Hem kendisine hem de çevresine zarar verir. Annesi ve babası da günahına ortak olur. Oysa Cenâb-ı Hak, “Kendinizi ve çoluk çocuğunuzu ateşten koruyunuz” (Tahrim 66/6) buyurmaktadır. Çocuğu cehennem ateşinden kurtarmak, dünya ateşinden korumaktan daha mühimdir. Ana-baba evladını, dünyadaki ateşten ve sıkıntılardan muhafaza ettiği gibi, aynı şekilde ahiretteki cehennem ateşinden de korumalıdır. Çocuğu korumak; onu terbiye etmek, güzel ahlâkı öğretmek ve kötü arkadaşlardan korumakla mümkün olur. Çünkü bütün kötülüklerin başı, kötü arkadaşlardır.

İlk iş…

Henüz yeni doğan çocuğun kulağına ezan okumanın sünnet olmasında, derin hikmetler vardır. Bu, belki telkin ve terbiyede ilk merhaledir.

Çocuğa daha küçük yaşlarda yavaş yavaş birtakım dinî telkinler yapılmalıdır. Allah ve Peygamber sevgisi çeşitli vesilelerle kalbine yerleştirilmelidir. Bunun için din ve imanla ilgili meseleler ezberletilebilir.

Daha 5-6 yaşından itibaren Kur’ân-i Kerim öğretilmeye başlanmalı, bazı sureler ezberletilmelidir. 7 yaşından itibaren dinin farzları öğretilmeli, tatbikine gidilmeli. Bunun başında namaz gelir. Ayrıca Resûlullah Efendimizin mübarek hayatını, Ehl-i beyti, ashab-ı kiramı, dört mezhep imamlarını, diğer din ve tasavvuf büyüklerin hayatlarını, onların İslâmiyet’i ne kadar güzel yaşadıklarını, bu sebeple huzurlu ve mutlu olduklarını öğretmelidir. Zira bunlar, hayat boyunca çocuğun ruhunda derin izler bırakır.

Bütün bunları, onların anlayabileceği bir dil ve güzel bir üslupla izah etmelidir. Onları sıkmadan, zorlamadan, soğutmadan ve bıktırmadan anlatmalıdır. Sevdirerek, beğendirerek, güzel göstererek öğretmelidir.

Çocuk, güzel ve iyi işler yaptığı zaman hediyeler almak suretiyle onu sevindirmeli, bundan dolayı onu insanlar arasında övmelidir. Şayet bazen hoşa gitmeyen şeyler yaparsa, onu görmemezlikten gelmeli, onun hayâ perdesini yırtmamalıdır. Aksi halde, nasıl olsa bu kötü işim ortaya çıktı diye, ondan sonra o kötü işi yapmaktan çekinmez hale gelir. Eğer o işi ikinci defa yaparsa, gizlice onu uyarmalı, dolaylı yoldan, yaptığı işin kötü bir şey olduğunu ona anlatmalıdır. Onu kötü bir huydan men ederken, doğrudan doğruya ve tahkir şeklinde davranmamalı. Şefkatle yanaşmalıdır.

Çocuğu eğitmek, ihmal edilmeyecek kadar önemli ve ciddi bir iştir. Çocuk eğitiminin en önemli püf noktası ve en kestirme yolu, onlara iyi birer örnek model olmaktır. Örnek olmadan, çocuklardan örnek olmasını istemek, elbette ki doğru bir davranış değildir. Ailenin İslâmî bir hayat yaşaması, çocuğun yetişmesinde en tesirli unsurdur. Zira çocuk için ilk ve en önemli mektep ailedir. Bu durumda ailelere büyük görev düşmektedir. Aileleri çok bilgili olduğu halde, ilgisizlik ya da güzel örnek olamama sebebiyle iyi yetiştirilememiş çocukların sayısı hiç de az değildir. Tabii bunun en önemli sebebi, sağlam temeller üzerine kurulmayan ailelerdir.

Ahlâksızlığın zirve yaptığı çağımızda, her ebeveynin iyi düşünmesi ve üzerine düşen sorumluluğu ihmal etmeden, aksatmadan yerine getirmesi gerekmektedir. Bilindiği gibi ahlâk eğitiminin esasını, ahlâk kurallarını öğretmek oluşturmaktadır. Ahlâk eğitiminin amacı, bireyi ve toplumu kötü ahlâktan korumak ve kurtarmak, bunun yanında iyi ahlâkla donatmak ve devamını sağlamaktır.

Bunun için de çocuğa ahlâkî ve ahlâkî olmayan özellikler hakkında doğru bilgiler verilmeli, sağlam kanaatler oluşturulmalıdır. Özellikle çocukta, iyiyi kötüden ayırma hassasları ortaya çıkmaya başladığı zaman, onu kontrol altında tutmak gerekir. Bu çağda, çocuğa, terbiyesi hususunda yardımcı olmalı ve bunu asla ihmal etmemelidir.

Çocuğun hareket tarzı üzerinde arkadaşın önemli tesiri bellidir. İyi örnek olabilecek çocuklarla gezmeli, oynamalı. Çünkü iyi ve ahlâklı bir arkadaş; ana-baba, öğretmen kadar hatta daha fazla tesir bırakır.

Dinde terbiye bu şekilde olur. Dövmekle, sövmekle, işkence etmekle terbiye gerçekleşmez. Bu gibi şeyler, onu terbiye etmek yerine onu ya aptallaştırır ya da korkunç bir adam haline getirerek isyan etmesine sebep olur.

Çocuk masumdur, günahsızdır. Hayırsız çocuk yoktur, ancak ebeveynler hayırsız olabilir. Allah hayırlı ana-baba versin bütün çocuklara…

Siraceddin ÖNLÜER kaynak serhaber.com

Yar ile olmak..

 

Yar’e ulaşmak muhabbet ile ,şevk ile aşılmaz denilen yerleri aşmak. O’na ulaşmak. Sonsuzluğun sahibine sonsuz bir aşk ile ulaşmak. Öyle bir şevk ile ki O’na kul olmanın şevkiyle… O’nun yoluna nefsini KURBAN vermek ile… Hangi yol olursa olsun mutlak ama mutlaka bütün yollar O’na ulaşmaz mı ? O zaman ne kadar çok yol varsa O’na giden bir çok yol var. Yollar gaye değil elbet bir vasıtadır. Hakikati bulduysan EY YOLCU TEK kapıya ısrar neden? Her yol O’na açıkdığına göre yine yollar O’na açılmaz mı?

Eger nasibin varsa hakikatten bu hükmü kim cevirebilir? Anlıyorum bir şeyin eksikliğini hissediyorsun hayatında… Neyi kaybettin kardeşim, neyi arıyorsun? Bazı duyguları yitirmiş, bazı güzellikleri yitirmişsin. Ama dua et ki farkındasın bunların.

Arıyorsun ,aranıyorsun demektir.Umut kesilmemiş senden. Şimdi yitirdiklerini yeniden hatırlamaya çalış. Etrafına şöyle bir bak İLİM, VEFA, SABIR, ŞÜKÜR HAMD, SEVGİ, GÖZYAŞI, AŞK, MERHAMET, DOĞRULUK, HAYA, KANAAT,CÖMERTLİK, İHLAS… Nerede bunlar kimde toplanmıştır? Yitiğin kimde? Eğer bulduysan yitiğinin kimde olduğunu onu alıkoy bırakma… Baş koy, gönül koy yoluna.Yoksa nefsine zülmeder, zalimlerden olursun.

Veren Rabbin ise yakan da mutlaka Rabbimdir.Öyle bir yaktı ki kendi sevgisiyle alevlendirdi. Sevgim öyle arttı ki kor ateşler atılan su misali etrafı görünmez etti. Sevgisi dört bir yanımı sardı. Nesimi’ye sormuşlar:

YARİNLE HOŞ MUSUN? Nesimi cevap vermiş:” HOŞ OLMUŞUM HOŞ OLMAMIŞIM O YAR BENİM KİME NE?

Ben ben de buldum .Ben kendimi buldum.Veren Rabbimse bulduran da Rabbim. Bir açik varsa mutlaka başka bir sevgiyle yine kapatıyor.

HER DEM SENİ GÖZLER OLDU GÖZÜMÜZ. HER DEM SENİ SÖYLER OLDU DİLİMİZ. HER DEM SENİ ÖZLER OLDU GÖNLÜMÜZ. EY RABBİM EY BİRİCİK RABBİMİZ.

YA Rab, ayıp arayan değil. Hüner arayan bir göz bir kalp nasip eyle. Huzuruna vardığımızda günah ve kusurlarımızı yüzümüze vurma ALLAHım. Dilimizi adınla kelimeyi şehadete döndür YA RABB.!!!!

GAVSIM

Evladı resul var dediler menzilde ah çektiler
Orda yaşamak var diye dua ettiler
merak ettim düştüm menzil yoluna
Görünce insan olanın titrer kalbi akar gözünden yaşı

ALLAH kapısı ne büyük kapı girdim içeri
Gözlerim kamaştı görünce nurlu yüzleri
Beli bükük gözü yaşlı yanık kalpleri
Görünce insan olanın titrer kalbi akar gözünden yaşı

Şahı merdan gavs-ı sani dolaşır menzil içinde
Pervane olmuş dervişler ALLAH der gider peşinde
Nefsini dizginlemiş hizmet ehli pehlivanlar edep içinde
Görünce insan olanın titrer kalbi akar gözünden yaşı

Toplanmış alimler hepsi orada anlatır hakkı
İlmi ledün-ü görünce lal olur dili söylemez yalanı
Hepsinin önünde gül yüzlü hezreti gavs-ı sani
Görünce insan olanın titrer kalbi akar gözünden yaşı

Boşamışlar dünyayı üçten dokuza sahabe gibi
Gam keder hepsininde var binbir derdi
Aşık olma yolunda hepside pek gayretli
Görünce insan olanın titrer kalbi akar gözünden yaşı

Kendilerinden geçmiş aşk şarabı içmiş dervişler
zakirlerin dilleri dimağda kalpleri zikirde
bütün kapılar açılmış kimi menzilde kimi mekkede
Görünce insan olanın titrer kalbi akar gözünden yaşı

Hazreti gavs-ı sani muberek oturmuş hizmet postuna
Nazar eder kalplere sofuları götürür gerçek dostuna
Açılır kapılar derman olur dertlilerin binbir derdine
Görünce insan olanın titrer kalbi akar gözünden yaşı

Hal ehli olanlar görürler gerçek didarı;
Aşk-ı şevk ile meşk eder,sofular alırlar muradını,
Konuşurlar lisanı hal ile anlaşılmaz dilleri
Görünce insan olanın titrer kalbi akar gözünden yaşı

Yığılmış abidler hepsinde var bir fena
kimisi şeyhte, kimisi ALLAH resulunde
Dolaşır bazıları fena fillahta başlarındaki Bekabillahta
Görünce insan olanın titrer kalbi akar gözünden yaşı

Zavallıyım,mücrimim günahkarım ey gani olan rabbim.
Lutfet yarab benim neyim eksik onlar gibi olmayayım
Rahmansın rahimsin hidayet et gurban olayım
Görünce insan olanın titrer kalbi akar gözünden yaşı

Bir an düşündüm,acıdım nefsime pişman ol dedim
Layık değilim buraya amma, başka kapı yok dedim
Karşımda sultanın heybetini gördüm kurtuldum sandım
Yapıştım eline tövbeyi aldım doğruyu buldum

Ramazan Ayan…

Dikenler güle döndü hanende efendim

Dikenler güle döndü hanende efendim
Niceleri makama erdi sayende efendim.

Doğduğun gün alem nura gark oldu
Amine’nin yüzü Kureyş’in bahtı güldü
Sen ki İbrahim’in duası , İsa’nın müjdesisin efendim
Ümmetinin Resulü,Allah’ın Habibi’sin Efendim

Yaratan Allah’tır biliriz elhamdülillah
Yaratılışımızın sebebi de sendendir Ya resululah
Alemlere rahmet diye gönderdi seni Hak Teala
Adem senin hürmetine affedildi Ey Muhammet Mustafa !

Sordum şemâili nasıldır diye Muhammed’in
Aydan daha parlak , güzelden daha güzeldir dediler
Sordum ya ahlakı nasıldır diye Muhammed’in
O en güzel örnek , ahlakı da Kur’an dır, dediler.

Kavrulmuş çöle düşen yağmursun
Karanlık bir devre doğan nursun
Mekke ağlamakta , Medine durgun
Bir daha gel de Ey nebi gülmeyen yüzümüz gülsün

Ayak bastığın toprak bereketlenir
Seni misafir eden gök şereflenir
Aşkına senin Ey Sultanım
Dağ ,taş , arz ve sema dillenir.

Seni bilmeyene ilim ne gerek
En büyük ilim seni yaratanı bilmek
O’nu sevenler gider dünyadan gülerek
Yine O’nu bilmekten geçer O’nu sevmek

Hiç kaldırmadı geceler boyu anlını secdeden
Allah’ın izniyle kameri ikiye böldü aniden
Cehennem ateşi görmez onu her daim seven
Ya Rab ! Ayırma bizleri de O’nun izinden

Konsa da en necis şeyler üzerine
Söylense de en çirkin sözler yüzüne
Gelse de en sert taşlar bedenine
Döner mi o nebi güneşi ve ayı eline koysalar bile

Melekler bile gıpta etti ahlakına Muhammed’im
Allah , Muhammet yazdı kapısına cennetin
Miraçta dedi ki Alemlerin efendisi ” Ümmetim ümmetim”
Gözünün nurudur Can Ahmet bu güzel ümmetinin

Güzel bile sana güzel dendiği vakit güzel
Bu kalp İlah-i aşka dokununca kemale erer
Hep bir umutla yaşar seni görmeden sevenler
Çünkü ilklerin ilki sonları hatemisin Ey Peygamber

Bülbül güle seni sordu her dem
Kimileri unutur oldu seni. Bilmem ki neden?
Çok olsa da günahımız var olan her şeyden
Yine de mahrum etme ne olur bizleri de şefaatinden

Dildesin, gözdesin, gönüldesin Ey Canan
Cenneti, ukbayı neylesin senin vuslatına varan
Keşke olmuşlardan biri de ben olsaydım sana kavuşan
Başka güzeli görür mü nur cemalini seyre dalan

Görür müyüm seni bir gece düşümde efendim
Gelmiş geçmiş mahlukât sana fedadır efendim
Kapında kölen müjdenle gülenim efendim
Olsam da bir Mus’ab, öl de öleyim efendim.

Tek Hece (AŞK)

Var mı beni içinizde tanıyan?
Yaşanmadan çözülmeyen sır benim…
Kalmasa da şöhretimi duymayan,
Kimliğimi tarif etmek zor benim…

CEMAL SAFİ
Bülbül benim lisanımla ötüştü.
Bir gül için can evinden tutuştu.
Yüreğine Toroslar´dan çığ düştü.
Yangınımı söndürmedi kar benim…

Niceler sultandı, kraldı, şahtı.
Benimle değişti talihi bahtı,
Yerle bir eylerim tac ile tahtı,
Akıl almaz hünerlerim var benim…

Kamil iken cahil ettim alimi,
Vahşi iken yahşi ettim zalimi,
Yavuz iken zebun ettim Selim´i,
Her oyunu bozan gizli zor benim…

Yeryüzünde ben ürettim veremi.
Lokman Hekim bulamadı çaremi.
Aslı için kül eyledim Kerem´i.
İbrahim´in atıldığı kor benim…

Sebep bazı Leyla, bazı Şirin´di.
Hatrım için yüce dağlar delindi.
Bilek gücüm Ferhat ile bilindi.
Kuvvet benim, kudret benim, fer benim…

İlahimle Mevlana´yı döndürdüm.
Yunus´umla öfkeleri dindirdim.
Günahımla çok ocaklar söndürdüm.
Mevla´danım, hayır benim, şer benim…

Benim için yaratıldı Muhammed
Benim için yağdırıldı o rahmet
Evliyanın sözündeki muhabbet
Enbiyanın yüzündeki nur benim

Kimsesizim hısmım da yok, hasmım da
Görünmezim cismim de yok, resmim de
Dil üzmezim, tek hece var ismimde
Barınağım gönül denen yer benim
…Benim adım ‘aşk’…

Etiket Bulutu