Dayan be gönlüm!. Bîçâre değilsin Yaradan sana yâr. Kimsesiz değilsin, yanında "Kimsesizler kimsesi" var! Biliyorum! Sığmazsın hiç bir yere bu sevdayla, dünya sana dar! Ama dayan gönlüm! Dayan ki her gecenin mutlaka bir sabahı var!.

 

Basiret erbabının en yücesi, başzaviyenin en liyakatlisi, yaratılışın dolunayı olan Hz. Muhammed Mustafa’yı (s.a.v) medh ü senâ eyleyerek başlayalım söze…

Hz. Muhammed (s.a.v), öyle bir zâttır ki bedenin de nurudur, canın da… Peygamberlerin seçilmişi ve yücesidir. Keyfiyete sığmaz, yüceler yücesi Allah’ın habîbidir. Cüz’ün içinde de padişahtır o, küllün içinde de. Güneşle ay, onun nurunun bir zerresidir. Bütün zerrelerin dayanağı ve sığınağı odur. Gökler, onun dergâhında bir fukaradır. Yolunun tozuna müştak, sarhoş bir halde dönüp durmaktadır. Bütün peygamberlere öncü, bütün âşıklara kılavuzdur o.

Arşın aslı da onun nurundandır, kürsünün aslı da… İster Allah’a yakın melekler (mukarrebîn) olsun, ister diğer melekler, hepsi onun nurundandır. Dünya da onun yüzü suyu hürmetine varlığını devam ettirmektedir, âhiret de… Âlem, onun zâtının nuruyla şenlenmiştir. Tertemiz nuru içre akıl da kaybolmuştur, can da… İki cihan da zâtının aksiyle kaybolup gitmiştir.

Peygamberlerin sonuncusudur o. Varlık ve mekân âlemi, onun nurundan bir zerredir. Yaratılıştan maksat odur. Yokluk âleminde mutlak var olan, yalnızca odur.

Yaratılış, onun zâtının yansımasından ibarettir. Hakikatte basiret gözünün nuru odur. Âdem gibi binlerce kişi, onun hürmetine yaratılmış ve onun maiyetinde âciz bir halde kalakalmıştır.

Güneş, gülümsemesinin kölesidir. Ay ışığı, onun minnacık bir parçası… Ay, her ay başı, ondan utanarak eriyip kaybolmakta, onun yolunda eridiği için yücelip şeref kazanmaktadır. Âlemin gözü, onun gözü gibi aydın bir göz görmemiştir. Bu yüzden de başı en yüce, talihi en parlak padişah odur. Âlem, mislini görmemiştir. Âdem’den beri hiç kimse sana benzer bir nişane bile taşımamıştır. Yer yuvarlağı civarında senin gibi, sayvanı yedi kat gök olan başkaca bir padişah görülmemiştir. Dünya, ayağının tozunun kölesidir. Hakikatte bu dünya, senin yurdun değildir.

Varlık âleminin sahip-kıranısın* sen. Putları, puthaneyle beraber yıkıp tarumar eyledin. Varlıkların hepsini dine davet edip, ümmetinle dertlendin her an.

Peygamberler, böylesi bir yücelik görmemişlerdir. Hepsi de senin sözünü duymuş, her şeyi senden nakletmişlerdir.

Yaratılışta aslolan hakikat sensin. Allah, en yüce makam ve dereceyi sana vermiştir.

Mekânsızlık âlemini kendi zâtında gördün sen. Orada apaçık gördüğün, küllî âlemdi. Bu âlemden açıkça bahsettin. O biricik zâtı gördün de onun için, “Kim beni gördüyse Hakk’ı görmüştür” dedin.

Gerçekte iki âlemin de aslı sensin. Onların hepsi birer candır. Canlara can olan sensin. Akıl, senin tarikin üzre süt emen bir çocuktur. Şeriatın karşısında âciz bir haldedir.

Ey rütbesi yüce padişah! Şeriatının sırrından bahsetmek kimin haddine?… Küllî olanın kapısını sen açtın, bu yolda adalet ve ihsanı sen izhar ettin. Sen peygamberlerin padişahısın. Velâyet ve ismet sahibi kişilerin iltica eylediği zâtsın sen.

Ey can! Cebrâil bile, senin kulun olmuş, senin cevherinin nuruyla şeref bulmuştur.

Ey gönül! Muhammed Mustafa’nın (s.a.v) yolunu tut, başka yolu değil. Zira hakikat âlemine ondan başka kılavuz yoktur. Hakikat âleminde onun pak canını kılavuz bil. Nurlarla dolu gönlüne yakîn denizi kifayet eder.

Güneşin gölgesi yoktur. Fakat onun güneş gibi bedeni de bu yüceliğe sahiptir.

O yüce padişah, Mi‘rac gecesi Allah’ın zâtına ulaştı, o biricik varlığı gördü. Bu yüzden de başına, Allah tarafından ulviyet tacı konuldu. Sırlar, ona her an apaçıktı. Makamı, varlık âleminin dışındaydı, mekânsızlık âleminde…

Mûcize göstererek, gökteki ayı ikiye böldü. Keyfiyeti ve kemiyeti olmayan Allah’tan mutlak bir sır gösterdi. Kâh taşlar elindeyken kelâm eyledi. Kâh ceylanlar kendisinden imdat istedi. Kâh taştan hurma fidanı bitti ve hemencecik meyve verdi.

Mûcizeleri medh ü senâ edilemez. Zatını anlatmaya imkân yoktur.

Musa (a.s), Tevrat’ta, onun Allah’a ne derece yakın olduğunu gördü de, ümmetinden oldu.

O olmasaydı âlem olmazdı. Melekler varlık sahnesine çıkmaz, Âdem yaratılmazdı. Yer de yok olurdu, gök de… İki âlem de rahmetten mahrum kalırdı.

Onun nuru, zâtî bir nurdu. Bu yüzden bütün zerrelere nazar eyledi. Arş ve kürsü, onun nurundan meydana geldi. Levh-i mahfûz da cennet de onun nurundan yaratıldı, ferş de… O nur, kendi zâtını aramaktaydı. Her şeyin matlubu o olunca da bütün âlemde şöhret kazandı.

Devranın ne yaman sahip-kıranısın sen. İki âlemin de keyfiyetsiz ve kemiyetsiz nuru sensin. İyice bilmekteyim ki, kâinatın sırrı sensin. Zât nurunun sıfatlarıyla zuhur edip durmaktasın.

Cemâlinin güzelliği, bu âleme bir ışıktır saldı, gönülde bir coşkudur kopardı. Kim, burada seni bildiyse sonunda Allah eri oldu.

Ebedî vuslata erişen sensin. Put kırmak ancak sana yaraşır.

Mi‘rac gecesi Allah Teâlâ’yı apaçık gören sensin, kâinatın yaratıcısına ulaşan sen…

 

Reklamlar

Comments on: "Yüce Peygamberimize Övgü" (1)

  1. sofi ibraim . . .. facebook nick mevlaya vurgun said:

    kardeşim güzel çalışmaların için allah razı olsun. . allah hizmetlerinin devamını nasip etsin inşaallah. ..cok güzel bir alan oluşturmussun. . . .lütfen benimle mevlayavurgun@hotmail.com adresinden irtibata geç. . .sofi kardeşin ibrahim

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Etiket Bulutu

%d blogcu bunu beğendi: