Dayan be gönlüm!. Bîçâre değilsin Yaradan sana yâr. Kimsesiz değilsin, yanında "Kimsesizler kimsesi" var! Biliyorum! Sığmazsın hiç bir yere bu sevdayla, dünya sana dar! Ama dayan gönlüm! Dayan ki her gecenin mutlaka bir sabahı var!.

Archive for Kasım 25, 2010

Çaresizlik Yok…


resim200512031111422748ji1.jpg
Çaresizmisin?

Çaresizlik yok,en bitkin anında,hayattan tam kopma anında hatta artık köşeye sıkıştım bu çıkmaz sokağın sonu benimde sonum dediğin zamanlar içinden bir ses kopuyor yürekleri dağlaya ama sen duymuyorsun.Tamam artık çarem yok ölüpte kurtulsam dediğin o karanlık anda yüreğinden yükselen o sese kafandaki kulağınla değil gönlündeki,yüreğindeki kulağınla kulak verme zamanı geldi.Duy şimdi o sesi

ÇARESİZLİK YOK,TESLİMİYET VAR,VAR TESLİMİYETİN TADINA…

İşte tam bu anda soğuk bir su ile abdest senin ahirette nurunu belirtecek ve o abdestle rahman ve rahim olan yaradanın

O HUZURLU HUZURUNA VARIP
ben geldim ya hayy deyip boynunu büküp yaradana yanık gönülden kopan silahınla yani duanla ben acizim yarab deyip derdini anlatmalısın ve çaresiz değilim yarab ben sana teslimim demelisin…

Yaradanın merhamet kapısındaki tokmağı alıp eline yollar aşınsada yarab ben sana mecburum ben sana teslimim diyerek kapıyı vuracaksın.rahameti gazabını aşan rabbim merhamet kapısından eli boş çevirmez gönlü yaralı kulunu….

Şimdi yüreğimizdeki sesi dinlemenin vaktidir.Çaresizlik yok teslimiyet var varalım teslimiyetin tadına…

El açıp boynu bükük bir şekilde yalvaralım.Kurtar yarab beni bu çıkmaz sokaktan,çıkar beni bu karanlıktan aydınlığa yarab,vardır bana o huzurlu huzurda huzur tadını.Bu huzurlu huzurdan beni mahrum koyma yarab…

AMİN…
Yakup Polat

Keramet…


İmam-ı Rabbani’ye demişler;

“Bir keramet göster!”

Şöyle bir yürümüş,

“İşte” demiş..”Keramet”

“Kerim olan Rabbimizin ikramı olmasa,

en küçüğünden en büyüğüne hangi hareketimizi yapabiliriz ki?”

Öfke…


“Kendini öfke içinde gizleme. Sendeki bu güzellik gizlenecek güzelliklerden değildir.”Mevlana hz.

Dua

Dua

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

Yıldızların, gezegenlerin, ay ve güneşin, ırmakların, denizlerin ve dağların kendi lisanlarıyla sürekli zikir ve teşbihte bulundukları âlemlerin yaratıcısı Yüce Rabbimiz’e,


Onun üzeri­mizdeki   sayılamayacak  kadar çok  nimetleri adedince hamdüsena;  yaratılışın gayesi, varlığın  özü,   peygamberlik  hakikatinin  zübdesi, kemâliyle Feridi kevn ü zaman ve bi hakkın Fahri Kâinat, Cenabı Hakk’ın rahmaniyet ve rahimiyetine en mücella en parlak ayna Efendiler efendisi Hazreti Muhammed Mustafa’ya,


tertemiz pırıl pınl aile fertlerine, herbiri bir ilâ-yı Kelimetullah kahramanı olan kıymetler üstü yol arkadaşlarına da sonsuz salat ü selam ediyor,  hak ve  hukukun  ayaklar altında çiğnendiği,  inanan gönüllere karşı düşmanlık hisleriyle her zaman dopdolu olan insafsız tiranların kinlerini, gayzlarını hayasızca gözler önüne serdikleri mü’minlerin kalplerine   korku ve. endişe salıp onları sindirmek için türlü türlü entrika ve komplolara   başvurdukları  şu  tozlu  dumanlı günlerde, aciz, fakir, muhtaç, zayıf kulları ola­rak bir kez daha ellerimizi açıp kudreti sonsuz, merhameti nihayetsiz Rabbimiz’e içimizi; döküyoruz.


Ya Erhamerrâhimîn veya Ekramel Ekramînl

Sen bizim yegane Mevlâmızsın (Kafirlerin ise asla Mevlâ’sı yoktur. Yazıklar olsun onlara; kendilerine yazık ettiler ve ediyorlar.)


Bizde derdimizi Sana şerhediyor,hal-i pürmelâlimizi, kullukla asla’ bâğdaştırılamayacak nâ-hoş hallerimizi Sana şikâyet ediyoruz. Bilerek ya da bilmeyerek içine düştüğümüz günahlar- dan dolayı bizi azaba maruz bırakma, ikâba  uğratma..’

İnsi ve cinnî şeytanların gelip gelip inananların tepesine binmelerine, tebelleş olma­larına da müsaade etme., enbiyâ-ı izamı ve Rusül-ü kirâmı koruyup kurtardığın; gibi bizleri de din ve diyanet düşmanlarının şerlerinden, tuzaklarından, hilelerinden kurtar ve her zaman sıyanet buyur!. O sevgili kullarının bazılarına dokunan zararı def ü ref etmiş, bazılarını  içinde bulundukları  sıkıntılardan çekip çıkarmış, diğer bazılarını da kefere ve fecerinin verebilecekleri zararlar karşısında hıfz u inayet seralarına almıştın.

Yâ Râbberrahîm!

Bize dokunan ve do­kunması muhtemel olan zararları da kaldır.. bizi gaflet, heva ve heves gayyalanndan kurtar.. hata işlemekten, masiyetlere düşmekten, küfrün ve dalâletin karanlık vadilerine yuvar­lanmaktan muhafaza buyur., marifet basamaklarındaki derecelerimizi yükselt., kurbiyetinin halavetini ve üns esintilerini gönüllerimize tat­tır… bütün hal, hareket, tavır ve davranışları­mızda ruhumuzun heykelini ikâme etmeyi mü­yesser kıl., dünyada ve ahirette sağanak sa­ğanak yağdırdığın ve yağdıracağın lütuflarının kadr ü kıymetini bilmeyi de nasip eyle!.

Ellerimizi indirirken, yerlerin ve göklerin hürmetine yaratıldığı beşeriyetin kurtarıcısı Peygamber Efendimiz’e, âline ve ashabına bir kere daha salât. ve selam ediyor, iki salât ü selam arasına sıkıştırılmış münacaatlara yüce huzurda mutlaka icabet edileceği recasıyla dualanmızın kabulünü bekliyoruz, Rabbimiz!…


Âmîn, Âmîn,Âmîn!..

Ey gönül “GÖNÜL” ol!…

Ey gönül “GÖNÜL” ol!…

 

Hz. Mevlana “Mesnevi”sinde şöyle diyor:

“Müminlerin müminliklerinin belirtisi, gönüllerinin kırıklığı ve mağlubiyettir, alt oluştur.

Fakat müminlerin alt oluşlarında bile bir güzellik vardır.

Sen miski ve anberi (güzel kokular) kıracak olursan, dünyayı onların güzel kokuları ile doldurmuş olursun.”

Mağlubiyetimi zaferlerin en güzeli belledim. Bildim ki, lginin getirdiği acı, kalbimi saran katılıkları kıracak ve onun içindeki gönül ortaya çıkacaktır. (Gönül, sevgiyi içinde taşıyan kalp demektir.) Ne güzel, bir gönüle sahip olmanın mutluluğunu yaşayacağım. Yenilgime bakıp bana acıyanlar, bilmiyorlar ki, asıl acınması gereken kendileridir.

Kokuların en güzeli gönül kokusudur; çünkü o koku, Rabbin kokusudur. O kokuyu mükellef sofralarda, son model araçlarda, villalarda, yalılarda bulamazsınız. O koku, kırık gönüllerde, mağlup ruhlarda bulunur.

O kokunun izini sürmek için nice canlar düştü yollara. Kimileri çölleri mekan edindi, kimileri de dağları, ovaları.

O koku, kimi zaman bir çöl rüzgarına binerek geldi, kimi de mağaralardan fışkırdı vadilere.

O kokuyu duyanlardan bazıları, misk geyiği gibi, kendini uçurumdan aşağı bıraktı. Yıllar yılı mağaralarda alnı secdelere çakıldı, kimilerinin de.

Evime geliyorum, belki duyarım o kokuyu diye. Evinin bir köşesinde o kokudan bir kitle bulunuyorsa, ne mutlu sana. “Mutluluk” diyordun, işte mutluluğun sırrı bu kokudur.

Bu koku diriltici kokudur; bu koku, var edici kokudur.

Kır kibir bardağını, çal yere umutsuzluk testini. Katran yürekli insanlardan uzak dur. Yenilgini önemse. Göreceksin ki, gönül miskin çevreyi tutacak, nice canlar o kokuyla dirilecek.

Oysa, kokularımız diriltici değil, bilakis öldürücü. “Zafer”imizi kutlamak için bize yanaşanlar, zift dolu yürekliğimizin iğrenç kokularına maruz kalıyorlar.

Mağlubiyetimize yanaşan yok. Dost, mağlubiyetin doğurduğu çocuktur. Düştüğün zaman kalbine eğil, orda dostun kokusunu duyacaksın..

Ey varlık hapsinde, etrafını altınlarla, gümüşlerle donatmaya çalışan kalp. Sonra sen nasıl kırılacak ve “gönül” olacaksın.

Kimi zirveye tırmanınca mutlu olur, kimi de kuyuya düşünce. Nemrut, “tanrı”yı vurmak için göklere yükselmiş ve “ululuğunu” ilan etmişti. Yusuf ise kuyuda ermişti sonsuzluğun sırrına. Nemrut, bir topal sineğe rezil olmuştu, Yusuf ise Mısır’a sultan. Biri, kırılmayan, taş kalbe k düşmüştü; öbürü kırık kalbinin derinliklerinde manalar devşirmişti. Birinin kokusu “Nemrut” diye kokuyordu, diğerinin kokusunu sabah rüzgarı, “Yusuf Yusuf” diye bütün aleme dağıtıyordu.
Ey gönül, sen hiç kuyuya düşmemişsen, sana “Yusuf” nasıl diyeyim?

Ey gönül, sen hiç secdede miraca vasıl olmamışsan, sana Ahmed’in kokusu nasıl ulaşsın?

Ey gönül, sana sıra sıra çarmıhlar dizilmemişse, İsa nefesinin diriltici kokusunu doya doya içine çekebilir misin?

Ey gönül, başın yere düşmemişse, Hüseyni zaferler seni nasıl selamlasın?

Ey gönül, senden önceki kırık gönüllerin şifresini çözememişsen, cennet kokularını nasıl duyarsın?

Ey gönül, sana deli desinler, divane, mecnun desinler; sana mağlup desinler, lginin zillet içindeki çocuğu desinler. Fakat ey gönül, sana, zaferin sarhoşu demesinler. Sana, “kalbini kıramadı” demesinler.

Ey gönül, haydi yenilgini mübarek kıl. Kır kalbini ve “gönül” ol. Kokular devşir cennetten; hatta daha ötelerden.

Ey gönül, “GÖNÜL” ol!…/ İktibas

 

Etiket Bulutu