Dayan be gönlüm!. Bîçâre değilsin Yaradan sana yâr. Kimsesiz değilsin, yanında "Kimsesizler kimsesi" var! Biliyorum! Sığmazsın hiç bir yere bu sevdayla, dünya sana dar! Ama dayan gönlüm! Dayan ki her gecenin mutlaka bir sabahı var!.

Archive for Kasım 28, 2010

Mümin’in dünyadaki cenneti..

||Kardelen||...Allahım !..Dil Verdin, Zikrinden Ayırma!.. Gönül Verdin Fikrinden Çevirme!.. İman Verdin, Daim EyLe! İhsan Verdin, Kaim EyLe..   ....…KARDELEN

…Hayırlı Bir Eş ALLAH’ın Kuluna Özel Bir İkramıdır; Hayırsız Eş İse Dünyanın En Ağır İmtihanıdır’!…

Zaman sabahın seher vaktini kucaklamaya hazırlanırken gök kubbede hoş bir seda yankılanıyor…
Essalatu hayrun minen nevm.. namaz uykudan hayırlıdır.. gök kubbe bu sedayla
O’nu zikretmeye hazırlanırken evinizde hoş bir muhabbet başlıyor..
Mahmur olan gözleriniz ilahi nidayı duyan kulaklarınızla aydınlanırken
sizde O’nu zikretmek için kalkıyorsunuz yarı ölüm olan uykunuzdan.. .
yine bir şükürle.. yine bir zikirle kalkıyorsunuz yatağınızdan..
Ve önce siz alıyorsunuz abdestinizi ilahi huzura en güzeliyle varmak niyetiyle… ve odanıza geliyorsunuz…
size cennet olan sizinde kendisine cennet olduğunuz eşinizi çağıracaksınız O’nun huzuruna varırken size eşlik etmesi için..
ki böyle bir çağrıda cenneti yaşayan eşiniz elbet ki en güzel bir cevapla kalkacak yarı ölüm olan uykusundan..
Ve işte o an odanızda öyle bir aydınlık olucak ki.. hiçbir maddi lamba bu aydınlığı veremez odanıza…
çünkü bu aydınlık yüreğinizin aydınlığı.. çünkü bu aydınlık cennetin aydınlığı.. çünkü bu aydınlık O’nu sevmenin aydınlığı..
çünkü bu aydınlık kendisini sevene en güzel sevgiyi verenin vaat ettiği aydınlık..
Ve işte seccadeler serilmiş oraya doğru… gönüllerin coşkusunu en güzel yaşadığı kabeye doğru…
ön safta eşiniz… orta safta yuvanızın gülleri bülbülleri evinizin neşesi çocuklarınız ve arka safta siz…
gözlerinizde tatlı bir göz yaşı… ama bu göz yaşı acı için hüzün için akan göz yaşı değil…
en güzel huzura en güzel şükür için akan göz yaşı.. O’nu sevmenin O’nu yaşamanın göz yaşı..
Dillerde Allah-u ekber nidası odanızda kulluğunuza şahit melekler.. yüreğinizde O…
gözlerinizde en güzel aydınlık.. ve siz.. ve eşiniz.. ve çocuklarınız..
İşte cennetiniz..
işte huzurunuz.. işte yüreğiniz.. işte O.. ve işte O’nu sevmek..
Cennet uzakta değil..
Mü’min dünyadaki cenneti.. işte cenneti.. kendisine her an O’nu hatırlatan ailesi..
Huzurun en güzeli en yücesi en tatlısı ile başlamıştır gününüz..
yarı ölüm olan uykudan O’na kul olmanın huzuruyla uyanan ruhunuz
bu huzurun şükrünü seccadeye varan başlarla gözünüzden akan yaşlarla yapmıştır..
ve huzurunuz yalnız değildir..
sevdiğinizle eşinizle çocuklarınızla yaşamışsınızdır bu güzelliği
ve böyle başlayan gününüz yine O’nun zikriyle en güzel huzur ile
en güzel şükür ile devam etsin istersiniz..
Odanız güneşin ışığıyla aydınlanırken yüreğinizi O’nun kelamıyla aydınlatmak istersiniz..
seher vaktinin en güzel zikrini ötüşüyle yapan bülbüllere,
kokusuyla yapan güllere eşlik edersiniz okuduğunuz o güzel kelam ile..
elinizde Kuran’ınız yanınızda sevdiğiniz eşiniz çocuklarınız..
ve en güzel bir nida kaplar odanızı o güzelim seher vaktinin aydınlığında..
bismillahirrahmanirrahim.. gözleriniz yine dayanamaz bu güzelliğe..
salar huzurun, şükrün gözyaşlarını sinenize.. ve okumanız yüreğinize en güzel huzuru,
gözlerinize en güzel nuru, kulaklarınıza en güzel nidayı bırakır..
ve böylece sürer gider okumanız..
ve en güzel zikrin en güzel hatimesi gelir dile.. sadakulazim..
ve diliniz bu güzelliğin şükrünü yapmak için dönmeye başlarken
elleriniz kalkar dua için O’na doğru.. ve evinizin reisi duanıza başlar..
ve evinizin gülleri bülbülleri o masum yavrularınız duanıza bütün yüreğiyle
bütün masumiyetleriyle amin amin amin derler..
RABBİMİZ en güzeliyle ismin ile iznin ile başlayan bu güzelliği
ne olur yine en güzeliyle ismin ile iznin ile baki eyle…
ve bu sevgimizin meyvesini seni en güzeliyle sevmek eyle
ve bu sevgimizde sunulan gülleri Rasule ulasan güller eyle…
ve bu sevgimizde konuşulan kelimeleri seni zikretmek.. sana şükretmek eyle
ve dökülen göz yaslarımızı hatalarımızı yıkayan bir nur eyle
ve kaygılarımızı şeytan ve nefisi engelleyen kalkan eyle….
RABBİMİZ bizi bu dünyada beraber kıldığın gibi ahirette birbirimizle
ve kendinle beraber eyle..
amin der evinizin reisi..
amin der evinizin nuru..
amin der evinizin gülleri bülbülleri yavrularınız..
amin.. amin.. amin..
hiç bitmesin istersiniz bu anınız.. cenneti daha dünyadayken yaşarsınız
küçük ama size ait odanızda.. küçük ama size nur olan odanızda..
maddi olarak hiçbir anlamı olmayan ama manevi olarak en zengin olan odanızda..
çünkü bakmasını bilirsiniz..
bakmasını bildiğiniz için eşiniz en güzel sevgiliniz
en güzel huriniz
en güzel sahibinizdir sizin..
çünkü bakmasını bildiğiniz için eşiniz en güzel kişidir sizin için..
bakmasını bildiğiniz için gözünüz gönlünüz sevginiz sadece eşinizedir..
bakmasını bildiğiniz için eşinizi O’nun en güzel hediyesi olarak görürsünüz
ve eşinizle O’na varmanın en güzel huzurunuzu yaşarsınız..
eşinizde sevginizde evinizde her an O’nu tecellisini görürsünüz..
O’nu gördüğünüz her şeyde O’nu zikredersiniz..
O’nu gördüğünüz her şeyde O’na şükredersiniz..
bakmasını bildiğiniz için yavrularınız en güzel eğlencenizdir sizin için..
bakmasını bildiğiniz için en güzel eğlenceyi çocuklarınızda görürsünüz..
onlarla olmak en güzel huzur olur sizin için..
bakmasını bildiğiniz için eviniz cennetiniz..
eviniz huzurunuz..
eviniz eğlenceniz..
eviniz Rabbinizin en güzel hediyesidir sizin için..
cennet uzakta değil..
bakmayı bilen O’nun için bakan gözlerinizde..
O’nun için seven yüreğinizde..
O’nun için sevdiğiniz eşinizde..
O’nun için sevdiğiniz yavrularınızda..
O’nun için kurduğunuz yuvanızda..
cennet uzakta değil..
Rabbim tüm mü’min ve mü’minelere dünyadaki cenneti yaşamayı
ve bu cennet ile ebedi saadet olan ebedi cennete varmayı nasip etsin…AMİN…

||Kardelen||...Abdest Almak 1 Dakika, Namaz KıLmak 5 Dk. Sonrasındaki Huzur

HZ Ebu Bekir’in (r.a) yemek hassasiyeti

 

Hz ebubekir (r.a.) yemeğini kölesi getirirdi.Hz ebubekir r.a gelen yemeğin nereden alındığını,nasıl hazırlandığını sorar,sonra yerdi.Bir akşam sual sormadan bir lokma yedi.Kölesi “Efendim,bu akşam adetiniz üzere yemek hakkındaki sorularınızı sormadınız.” deyince.HZ.EBU BEKR Efendimiz,
“Öyleyse,şimdi söyle.” buyurdu.Kölesi anlatmaya başladı.
“Efendim,cahiliye zamanında raks yapar,oyun oynardım.Bir gün bir grup kimselere oyun oynadım.Hoşlarına gitti.’Şimdi bir şeyimiz yok sonra veririz’ demişlerdi.Bugün onların elini bol gördüm.Verdikleri sözü hatırlattım.Bu yemeği verdiler.” dedi.
HZ.EBU BEKR (r.a.) çok üzüldü,ağladı ve parmağını boğazına sokarak istifra etti.Yediği o bir lokmayı çok zahmet çekerek çıkardı.Mübarek yüzünün rengi değiştiSıcak su içmesini tavsiye ettiler.Sıcak suyu içince bir daha istifra etti.”Ya Sıddık!Bir lokma için mi bu kadar eziyet çekiyorsun?”dediler.
“Evet,Resul-i Ekrem’den (s.a.v.)işittim;
“ALLAHÜ TEALA YEDİĞİ HARAM OLAN KİMSELERE CENNETİ HARAM ETMİŞDİR”Buyurdu.
sonra;
“YA RABBİ,YEDİĞİM LOKMA İÇİN ELİMDEN GELENİ YAPTIM.O LOKMADAN VÜCUDUMDA BİR ŞEY KALDIYSA ONU AFVET,BU ZAİF KULUN,CEHENNEM AZABINA DAYANAMAZ.”diye dua buyurdu.

Kulluk Makamı

Kul olabilmek ne demek biliyor musunuz? Allah’ta hiç olabilmek demektir.

“Allah’ta hiç olabilmek” noktası çok gizlidir.

O Allah-u Teâlâ’yı gördüğü zaman, O’na ulaştığı zaman; ateşte yanıp giden küçük bir kâğıt gibi hükümsüzdür, üflesen gider. Gerçek hüküm Hazret-i Allah’tadır.

Çünkü o artık Hakk’a varmıştır. Bu noktayı açmak mümkün değildir, sırrın da sırrıdır, hâl noktasıdır.

İmam-ı Gazâlî -kuddise sırruh- Hazretleri:

“O Allah-u Teâlâ ile karşılaşmanın, O’nun cemâl-i bâkemâline bakmanın ve O’na mânen yaklaşmanın ne demek olduğunu da anlar.” buyuruyor. (İhyâ-u ulûm’id-din)

Yaratan’ı gördükten sonra, yaratılanlar çimenlikte biten ot mesabesinde olur. Toprak olmasa çimen olmaz, Hazret-i Allah olmasa mükevvenat olmaz. Kâinat “Ol!” demekle oluyor, “Öl!” demekle ölüyor. Toprağın yanında çimenin ne kıymeti varsa, Hazret-i Allah’ın yanında yaratılmışların o kadar kıymeti vardır.

Herkes yeşilliği görüyor, toprağı görmüyor; herkes yaratılmışları görüyor da Hazret-i Allah’ı görmüyor.

Hep O… Fakat hep O olduğunu yalnız o kişi görür, yaratılmışları Yaratan’dan görür. Başka kimse görmez; her şeyi görür, O’nu görmez.

“Hakk’a vardı” sözünün sırrı, marifetullah’ın özü işte budur.

Hakk’a varmıştır, Hakk’ı görüyor, Hakk’tan görüyor.

Nitekim Abdülkâdir Geylânî -kuddise sırruh- Hazretleri de “Feth’ür-Rabbânî” adlı eserinde şöyle buyurmuştur:

“O öyle bir kuldur ki, Hakk’a vâsıl olmuş, O’nu görmüş ve mâsivâ denen Hakk’ın zâtından gayri şeyleri bilmiştir.” (60.Meclis)

Onlar bu hususu görerek ve bilerek konuşuyorlar. Allah-u Teâlâ’yı gören, gösterdiği kadar bilir, başkasına şâmil değildir.

Hakîm-i Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri ise onun Allah-u Teâlâ’nın hususi himayesinde olacağını, O’nu göreceğini ve O’nunla konuşacağını açıklamıştır.

“O, Allah-u Teâlâ’nın kabzasında (hususi himayesinde) hareket eder. O’nunla konuşur, O’nunla görür, O’nunla tutar, O’nunla anlar.” (Nevâdir’ül Usûl)

Kendisinin de orada bir balık pulu kadar, bir kâğıt parçası kadar hükmü yoktur. Çünkü o, asıl hüküm sahibini gördü. Bu nokta ferdiyet makamıdır.

Etiket Bulutu