Dayan be gönlüm!. Bîçâre değilsin Yaradan sana yâr. Kimsesiz değilsin, yanında "Kimsesizler kimsesi" var! Biliyorum! Sığmazsın hiç bir yere bu sevdayla, dünya sana dar! Ama dayan gönlüm! Dayan ki her gecenin mutlaka bir sabahı var!.

DİNDARLIĞIN ASIL ENGELİ
semerkand kasım 1999
Halil Bülbül

İslâm, anlatıldığı gibi kolaylık ve mutluluk dini ise, niçin insanların çoğunluğu müslüman değil? Müslümanların bile bu dine karşı bir gevşeklik içinde olduğunu, dindarlığın çoğunlukla dilde kaldığını, gerçek haliyle yaşanmadığını görüyoruz. Bunun sebebi ne olabilir?

Allah Tealâ’nın bu kolay ve güzel dininin, insan hayatında olması gerektiği yerde bulunmamasının temel sebebi, dinî yaşantının zorlaştırılması, dinin adeta bir ütopya gibi gösterilmesidir. Bu ifadeden maksadımız, birçoklarının iddia ettiği şekilde, önceki alimlerimiz değil. Onlar, yaşadıkları her dönemde tefsir, fıkıh, hadis vb. alanlarda yaptıkları çalışmalarla büyük hizmetler verdiler. İslâm’ı gereği gibi yaşayabilmenin ölçüsünü, esaslarını ortaya koydular. Böylece, Allah onları dinimizin bizlere ulaşmasına ve kıyamete kadar yaşanmasına vesile kılmış oldu.
O halde dinimizi kim zorlaştırıyor?
İslâm’ı zorlaştıran ve insanları ondan uzaklaştıranları iki sınıfa ayırabiliriz. Birincisi, bu dine düşman olan insan ve cin şeytanları. İkincisi de, dini bilmeyen ve onu temsil edemeyen müslümanlar. Her iki sınıfın içinde bir çok gruplar mevcuttur. Bunlar içinde tahribatta en önde gelenlerin insanları dinden nasıl soğuttuğunu kısaca anlatmaya çalışalım.

Gerçek Düşman
Şeytan deyince ilk akla gelen İblis’tir. İblis, kibir ve isyanı ile Allah’ın huzurundan kovulduktan sonra, kıyamete kadar Allah’tan yaşama mühleti istedi, Allah Tealâ da ona bu mühleti verdi. İblis, Allah’ın adına yemin ederek bütün insanları azdıracağını, hak yoldan ayaklarını kaydıracağını, küfrü, isyanı ve boş şeyleri onlara süsleyip tatlandıracağını, onları zikir ve şükürden alıkoyacağını söyledi. Allahu Tealâ da ona:
“Git, gücünün yettiğini yap! Sen, benim ihlaslı kullarımı etkileyip yolumdan ayıramazsın. Senin ve sana tabi olanların cezası cehennemdir.” buyurdu. (A’raf/12-18, İsra/63-65, Sad/75-83) İşte ondan sonra İblis, şeytanlık vazifesine başladı ve halen bu vazifenin başında bulunuyor.
İblise, haddi aştığı, azgınlaştığı, hakka baş kaldırdığı, Allah’ın sevgisinden mahrum edildiği ve rahmetinden uzaklaştırıldığı için “şeytan” dendi ve bu sıfat kendisinin ismi oldu. İnsanlar içinde haddini aşan, azgınlaşan, hakkı çiğneyen, zulüm yapan, doğrulara karşı koyan, kötülükleri savunan, fitneyi yayan kimselere de şeytan denir. Allahu Tealâ, her iki şeytan grubunun işini şöyle haber veriyor: “Böylece biz, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. Onlar, aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözlerle vesvese verip dururlar.” (En’am/112)
Allah’ın dinini zor gösterip küfrü ve isyanı tatlandıran, başta İblis ve onun yardımcılarıdır. Devamlı kötülüğü isteyen insan nefsi de bu işe alet olmaktadır. Bunlara bir de şeytanlaşmış insanlar eklenince, bunların eline düşen bir insan, isyan merkezi olur. Bu durumdaki insana dinin adı bile ağırlık vermeye başlar.

Şeytanlaşmış İnsanlar
Şeytan, dine asıl tahribatı kendisine tabi olan insanlara yaptırmaktadır. Bu insanlar, şeytandan gelen vesveselerin sözcülüğünü yapmakta, küfür ve azgınlıkta bazen şeytanı bile geride bırakmaktadırlar. Öyle ki, Kur’an’da anlatıldığı gibi, bir vesvese ile hemen Yüce Rabbini inkar edenlerden şeytan kaçmakta ve: “Ben senden uzağım, çünkü ben Alemlerin Rabbi Allah’tan korkarım.” demektedir. (Haşr/16) Şeytan, Allah Tealâ’ya isyan etmiş, fakat O’nun birliğini ve alemlerin rabbi olduğunu asla inkar etmemiştir.
Bu şeytanlaşmış insanlar hak dini karalamak, yaralamak ve kalpleri ondan soğutmak için bütün ömürlerini ve sermayelerini harcamakta, hiç durmadan geceli-gündüzlü çalışmakta, bunun için yazılı, sözlü her yola başvurmaktadırlar.
Belli zamanlarda bu çabalarında öyle başarılı oldular ki, Yüce Yaratıcı’ya boyun eğip secde edenlere acındı, üç kuruşluk menfaatı için basit insanların kapısında bel büküp yalan ve yağcılıkla hayat sürenlere alkış tutuldu. Dürüst ve namuslu yaşamak, ibadet ve hayra koşmak, zavallılık ve hayattan mahrumiyet diye tanıtıldı. Yalan, talan, rüşvet, adam kayırmak ve şehvetin peşinde koşmak ise zekilik ve işbilirlik diye savunuldu.
Oysa dinden kaçmak, rahata değil, ateşe koşmaktır. Dinsizlik, insana ve insanlığa yapılmış en büyük zulümdür. İnkar ve isyan, kalbin ve kalple beraber insanlığın ölümüdür. İsyanla, işlenen haramlarla ve edeb dışı tavırlarla kalp tamamen kararır, sonra katılaşır ve içine yerleştirilen ilahi sevgiyi, bilgiyi ve kabiliyeti kaybeder. Böyle bir insana, bütün mucizeler gösterilse de onlarla alay eder, inkara gider. Kur’an-ı Hakim’de bu hale kalbin ters dönmesi denir. (En’am/110)
Böyle bir kalple insan her şeyi tersinden algılar. İyiye kötü, sağlama sakat, tatlıya acı der, hayırlı şeylerden zevk almaz olur. Bu hale düşen kimseye, şeytan Allah’ın emirlerini gereksiz bir şey gibi gösterir; onları daha düşünürken bıktırır. Küfürle içi kararan insan, Ebu Cehil gibi, karanlığın kaynağı olan İblis’i görünce sevinir, ona yönelir, her dediğine kulak verir. Ama her şeyi ile nur olan, aleme ışık saçan Hz. Muhammed’i (A.S.) görünce yüzü buruşur, kaşları çatılır, içine sıkıntı gelir, huzuru kaçar. Merhum Ziya Paşa ne güzel söylemiş:
Erbab-ı kemali çekemez nakıs olanlar / Rencide olur dide-i huffaş ziyadan.
Yani düşük ahlâklı, kıt akıllı insanlar, iyilik ve fazilet sahibi kimseleri çekemez. Hani yarasanın gözü aydınlıktan rahatsız olur ya, işte onlar da böyledir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Etiket Bulutu

%d blogcu bunu beğendi: