Dayan be gönlüm!. Bîçâre değilsin Yaradan sana yâr. Kimsesiz değilsin, yanında "Kimsesizler kimsesi" var! Biliyorum! Sığmazsın hiç bir yere bu sevdayla, dünya sana dar! Ama dayan gönlüm! Dayan ki her gecenin mutlaka bir sabahı var!.

Bu suali aile içinde kime sorabiliriz? Elbette
aileyi teşkil eden iki temele. Kimdir bu iki temel? Bey ile
hanımefendiden başkası olamaz. Çünkü ailenin hem temeli, hem de ayakta tutan
direkleridirler bu iki insan. Öyle ise aile demek, hanımla bey demektir.
Ailenin, içinde bir ömrü tükettiği yuvanın bir bakıma cennet bahçesi haline
gelmesi yahut da cehennem çukuru durumuna düşmesi bu iki insanla olur.
Başka bir ifade ile, ailenin, ömrünü tamamlayacağı çatının altında ya
bir cennet misali hayat yaşarlar, ya da cehennem misali bir ömür tüketirler.
Bir hayatı ya cennet misali, ya da cehennem benzeri şekle sokan fertler,
ya hayırlı insanlar, ya da şerli kimseler olma vasfını da kazanmış olurlar.
Bundan dolayıdır ki, Efendimiz (a.s.m.) Hazretleri, “Ailenize hayırlı olun”
şeklinde hem beye, hem de hanıma sık sık tembihlerde bulunmuş, ikazlardan geri
kalmamıştır. Bakınız, Efendimiz (a.s.m.) hayırlı aile reisini, yani hayırlı beyi
nasıl tarif buyurmuştur? “Hayırlı bey eve girince hanımın yüzü asılmaz,
çocuklar da köşe bucak kaçışmaz!” Evet, kendisi kısa, fakat mânâsı uzun
bir cümle ve şumullü bir tarif. “Bunun mefhum-u muhalifi nedir?” diyecek
olursanız, onu da arzedeyim: Hayırsız bey eve girince hanımın yüzü
asılır, çocuklar da köşe bucak kaçışır! Öyle ise bana konuyu soran bey,
bu tarifi iyi düşünmelidir. Hayırlı bir bey mi, hayırsız bir aile reisi mi, bu
tarif içinde bunu kendisi tespit etmelidir. Konuyu böyle bırakırsak
adaletsizlik etmiş oluruz. Öyle ise hayırlı hanıma ait ölçüyü de
arzedeyim. Yine hadisten mülhem olarak Efendimiz (a.s.m.) buyuruyor ki:
“Hayırlı hanım odur ki, bey eve gelip de ona bakınca huzur duyar,
mutluluk hisseder.” Bunun mefhum-u muhalifi de malum: “Hayırsız
hanım da odur ki, bey eve gelip de ona bakınca huzuru kaçar, mutsuzluk hisseder,
pişmanlık duyar!” Öyle ise hanımefendi de kendini kontrol etsin. Hayırlı
bir hanım mı, yoksa hayırsız bir hanım mı olduğuna kendisi karar versin. Beyine
huzur mu veriyor, yoksa huzursuzluk mu? Bana kalırsa hadisten mülhem
olarak arzettiğimiz bu tarif ve tavsiflerin mesajı şudur: Beyefendi! Eve
gelince güleryüzlü, tatlı dilli ol! Hanımın yüzü gerilmesin, çocukların korku ve
endişe ile kaçışmasın. Hanımefendi! Sen de sabırlı ve anlayışlı ol! Bey
eve gelince hemen dertleri sıralayıp, sıkıntıları ortaya yığma. Bey senin
yanında huzur duysun, mutluluk hissetsin. Bütün bunlardan sonra derim
ki: Aile içinde olması mümkün sitemleri, nazlanışları olağan şeyler
olarak görüp geçiştirmek mümkünken, büyütüp de içinde boğulacak hale getirmeyin.
Bakın ne büyük anlaşmazlıklar, belâlar, hastalıklar, imtihanlar vardır bu
âlemde. Bazan öylesine büyük imtihanlarla karşılaşılıyor ki, çaresi olmayan bir
dert, ilacı bulunmayan bir hastalık insanların dünyasını karartıyor, bu gibi
geçimsizlikler o zaman şeker, bal gibi geliyor, ama iş işten geçmiş, büyük belâ,
musibet kapıyı çalmıştır. Onun için küçük şeyleri büyütmeyin. Geçiştirin
sabırla, tahammülle. Sevabını düşünerek, hikmetini hesaba katarak. Daha çok
sıkılırsanız meşhur cümleyi tekrar edip rahatlayın. “Bu da geçer yâ hû”
deyin üzerinde durmayın. Göreceksiniz ki, sıkıntı gitmiş, sevabı kalmış, yine
siz kârlı çıkmışsınız.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Etiket Bulutu

%d blogcu bunu beğendi: