Dayan be gönlüm!. Bîçâre değilsin Yaradan sana yâr. Kimsesiz değilsin, yanında "Kimsesizler kimsesi" var! Biliyorum! Sığmazsın hiç bir yere bu sevdayla, dünya sana dar! Ama dayan gönlüm! Dayan ki her gecenin mutlaka bir sabahı var!.

Archive for the ‘HADİSİ ŞERİF’ Category

Resulullah Efendimiz (s.a.v.) buyurdular;

Mümin Kul Artık Dünyaya Veda Edip Ahirete Yöneldiği Zaman
Yanına yüzleri güneş gibi bembeyaz parlayan melekler gelir.

Yanlarında cennetten getirdiği kefenler ve güzel kokular bulunur
Göz Alabildiği yere otururlar.

Ardından ölüm meleği gelip ölmek üzere olan kişinin
Başucuna oturur, Ona ;Ey Mutmainne olmuş(tevhid ve ihlas ile itaat eden)
Nefis ! çık o bedenden ;Rabb’inin mağfiretine ve Rızasına Kavuş ‘der;

Ruh ,bir su kabından damlayan su gibi çıkıp gider,
Melekler bu ruhu alıp göz açıp kapayıncaya kadar onu cennet kefeni ve
Kokularla süslerler,Ondan ,yeryüzündeki
Kokuların en güzeli saçılmaya başlar…..

Sonra onu dünya semasına kadar getirirler.Kapıların açılmasını isterler
Kapılar açılır,Melekler onu güzel karşılar ve uğradıkları her semadan
öbürüne kadar her tabakadan bir kısım melek yedinci tabakaya
Varıncaya kadar onu teşyi (yolcu) ederler.

Yedinci tabakaya vardıklarında ;
Allahü Teala Meleklerine ;
Onun Kitabına ,İlliyyun’a (Cennete ) gireceklerdendir,diye yazın.
Sonra Onu tekrar yeryüzüne indirin .
Onları topraktan yarattım ,oraya döndüreceğim ve bir kere
Daha oradan çıkaracağım ,buyurur.

Ruh Cesede İade edilir ve iki melek gelir ,
Rabbin kim ? der ,Rabbim Allah ,
Dinin Nedir ? Dinim İslam
Size Gönderilen Kişi Hakkın da ne dersin ?
O (Muhammed Mustafa ) Allah’ın Resulü’dür ,O’na iman ettim
Ve Tasdik ettim ‘der.

Sonra bir ses gelir ;
Kulum doğruları söylemiştir .
Ona ,cennet yataklarından bir yatak serin ;
Cennet elbiselerinden elbiseler giydirin .
Cennete açılan bir kapı açın ki ,oranın güzel kokuları kulumada gelsin.

Kulun kabri göz alabildiğine genişletilir .
Bundan sonra güzel yüzlü güzel kokulu bir adam çıkagelir ,
Ona ,seni sevindirecek bir müjdeyle geldim .
Zira bu gün sana vaad olunan gündür’der.

Adam sorar ; sen kimsin ?
Ben senin salih amellerinim,
Bunu üzerine adam ,

“Ey Rabbim !Bir an evvel kıyameti kopar da ( cennetteki ) aileme ve
Hizmetçilerime kavuşayım ‘ diye dua etmeye başlar

Yüce Peygamberimize Övgü

 

Basiret erbabının en yücesi, başzaviyenin en liyakatlisi, yaratılışın dolunayı olan Hz. Muhammed Mustafa’yı (s.a.v) medh ü senâ eyleyerek başlayalım söze…

Hz. Muhammed (s.a.v), öyle bir zâttır ki bedenin de nurudur, canın da… Peygamberlerin seçilmişi ve yücesidir. Keyfiyete sığmaz, yüceler yücesi Allah’ın habîbidir. Cüz’ün içinde de padişahtır o, küllün içinde de. Güneşle ay, onun nurunun bir zerresidir. Bütün zerrelerin dayanağı ve sığınağı odur. Gökler, onun dergâhında bir fukaradır. Yolunun tozuna müştak, sarhoş bir halde dönüp durmaktadır. Bütün peygamberlere öncü, bütün âşıklara kılavuzdur o.

Arşın aslı da onun nurundandır, kürsünün aslı da… İster Allah’a yakın melekler (mukarrebîn) olsun, ister diğer melekler, hepsi onun nurundandır. Dünya da onun yüzü suyu hürmetine varlığını devam ettirmektedir, âhiret de… Âlem, onun zâtının nuruyla şenlenmiştir. Tertemiz nuru içre akıl da kaybolmuştur, can da… İki cihan da zâtının aksiyle kaybolup gitmiştir.

Peygamberlerin sonuncusudur o. Varlık ve mekân âlemi, onun nurundan bir zerredir. Yaratılıştan maksat odur. Yokluk âleminde mutlak var olan, yalnızca odur.

Yaratılış, onun zâtının yansımasından ibarettir. Hakikatte basiret gözünün nuru odur. Âdem gibi binlerce kişi, onun hürmetine yaratılmış ve onun maiyetinde âciz bir halde kalakalmıştır.

Güneş, gülümsemesinin kölesidir. Ay ışığı, onun minnacık bir parçası… Ay, her ay başı, ondan utanarak eriyip kaybolmakta, onun yolunda eridiği için yücelip şeref kazanmaktadır. Âlemin gözü, onun gözü gibi aydın bir göz görmemiştir. Bu yüzden de başı en yüce, talihi en parlak padişah odur. Âlem, mislini görmemiştir. Âdem’den beri hiç kimse sana benzer bir nişane bile taşımamıştır. Yer yuvarlağı civarında senin gibi, sayvanı yedi kat gök olan başkaca bir padişah görülmemiştir. Dünya, ayağının tozunun kölesidir. Hakikatte bu dünya, senin yurdun değildir.

Varlık âleminin sahip-kıranısın* sen. Putları, puthaneyle beraber yıkıp tarumar eyledin. Varlıkların hepsini dine davet edip, ümmetinle dertlendin her an.

Peygamberler, böylesi bir yücelik görmemişlerdir. Hepsi de senin sözünü duymuş, her şeyi senden nakletmişlerdir.

Yaratılışta aslolan hakikat sensin. Allah, en yüce makam ve dereceyi sana vermiştir.

Mekânsızlık âlemini kendi zâtında gördün sen. Orada apaçık gördüğün, küllî âlemdi. Bu âlemden açıkça bahsettin. O biricik zâtı gördün de onun için, “Kim beni gördüyse Hakk’ı görmüştür” dedin.

Gerçekte iki âlemin de aslı sensin. Onların hepsi birer candır. Canlara can olan sensin. Akıl, senin tarikin üzre süt emen bir çocuktur. Şeriatın karşısında âciz bir haldedir.

Ey rütbesi yüce padişah! Şeriatının sırrından bahsetmek kimin haddine?… Küllî olanın kapısını sen açtın, bu yolda adalet ve ihsanı sen izhar ettin. Sen peygamberlerin padişahısın. Velâyet ve ismet sahibi kişilerin iltica eylediği zâtsın sen.

Ey can! Cebrâil bile, senin kulun olmuş, senin cevherinin nuruyla şeref bulmuştur.

Ey gönül! Muhammed Mustafa’nın (s.a.v) yolunu tut, başka yolu değil. Zira hakikat âlemine ondan başka kılavuz yoktur. Hakikat âleminde onun pak canını kılavuz bil. Nurlarla dolu gönlüne yakîn denizi kifayet eder.

Güneşin gölgesi yoktur. Fakat onun güneş gibi bedeni de bu yüceliğe sahiptir.

O yüce padişah, Mi‘rac gecesi Allah’ın zâtına ulaştı, o biricik varlığı gördü. Bu yüzden de başına, Allah tarafından ulviyet tacı konuldu. Sırlar, ona her an apaçıktı. Makamı, varlık âleminin dışındaydı, mekânsızlık âleminde…

Mûcize göstererek, gökteki ayı ikiye böldü. Keyfiyeti ve kemiyeti olmayan Allah’tan mutlak bir sır gösterdi. Kâh taşlar elindeyken kelâm eyledi. Kâh ceylanlar kendisinden imdat istedi. Kâh taştan hurma fidanı bitti ve hemencecik meyve verdi.

Mûcizeleri medh ü senâ edilemez. Zatını anlatmaya imkân yoktur.

Musa (a.s), Tevrat’ta, onun Allah’a ne derece yakın olduğunu gördü de, ümmetinden oldu.

O olmasaydı âlem olmazdı. Melekler varlık sahnesine çıkmaz, Âdem yaratılmazdı. Yer de yok olurdu, gök de… İki âlem de rahmetten mahrum kalırdı.

Onun nuru, zâtî bir nurdu. Bu yüzden bütün zerrelere nazar eyledi. Arş ve kürsü, onun nurundan meydana geldi. Levh-i mahfûz da cennet de onun nurundan yaratıldı, ferş de… O nur, kendi zâtını aramaktaydı. Her şeyin matlubu o olunca da bütün âlemde şöhret kazandı.

Devranın ne yaman sahip-kıranısın sen. İki âlemin de keyfiyetsiz ve kemiyetsiz nuru sensin. İyice bilmekteyim ki, kâinatın sırrı sensin. Zât nurunun sıfatlarıyla zuhur edip durmaktasın.

Cemâlinin güzelliği, bu âleme bir ışıktır saldı, gönülde bir coşkudur kopardı. Kim, burada seni bildiyse sonunda Allah eri oldu.

Ebedî vuslata erişen sensin. Put kırmak ancak sana yaraşır.

Mi‘rac gecesi Allah Teâlâ’yı apaçık gören sensin, kâinatın yaratıcısına ulaşan sen…

 

SELAM VERMEK DE ALMAK DA SÜNNETTİR

 
SELAM VERMEK DE ALMAK DA SÜNNETTİR 


Ebû Hüreyre (ra)’den rivayete göre, Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu: “Canım kudret elinde olan ALLAH’a yemin ederim ki; İman etmeden Cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmeden de iman etmiş olmazsınız. Size yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir işi göstereyim mi? Selamı aranızda yaygınlaştırınız.” (Müslim, İman: 17; Ebû Dâvûd, Edeb: 27) 

İmrân b. Husayn (ra)’den rivayete göre, bir adam Rasûlullah (sav)’e geldi ve “Esselamü Aleyküm” (ALLAH’ın selamı üzerine olsun) , dedi. Peygamber (sav) de “On” buyurdu. Bir başka adam daha geldi “Esselamü aleyküm ve rahmetüllahi.” (ALLAH’ın selam ve rahmeti üzerinize olsun) dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) “Yirmi” dedi. Bir başka adam daha geldi ve “Esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatüh” (ALLAH’ın selamı rahmeti ve bereketi üzerinize olsun) dedi. Rasûlullah (sav) de “Otuz” buyurdu. Yani değişik şekillerde selam verenler, değişik miktarlarda sevap kazandılar. (Dârimî, İstizan, 27) 

Ebû Umâme (ra)’den rivayete göre, şöyle demiştir: “Ey ALLAH’ın Rasûlü! ‘Denildi iki adam karşılaşıyorlar bunlardan hangisi önce selam verecektir?’ Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu: “O iki adamdan ALLAH’a en yakın olanı.” (Ebû Dâvûd, Edeb: 122) 

Câbir b. Abdullah (ra)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sav) şöyle demiştir: “Selam konuşmadan öncedir.” 

“Bir kimseyi selam vermeden önce yemeğe davet etmeyin.” (Tirmizî) 

Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdu: “Binitli yürüyene, yürüyen oturana, az olan guruba selam verir.” İbn’ül Müsenna kendi rivayetinde şunu da ilave etmektedir: “Küçükler büyüklere selam verir.” (Buhârî, İstizan: 17; Müslim, Selam: 27) 

“Müslüman’ın Müslüman üzerindeki altı haktan biri de selam vermektir.” (Müslim) 

“Bir yere girerken oradakilere selam vermek borç olduğu gibi, çıkarken de selam vermek borçtur.” (Beyhaki) 

“Bir kimse ayrılırken, selam verirse, onların hayırlı işlerine ortak olur.” (Rüzeyn) 

“İnsanların en âcizi dua etmeyen, en cimrisi de selam vermeyendir.” (Taberani) 

“Selamı yayar, açları doyurur, sıla-i rahimde bulunur, gece herkes uyurken namaz kılarsanız, selametle Cennete girersiniz.” (Tirmizi) 

“Genelde, iki kişiden, ALLAH indinde derecesi yüksek olan önce selam verir.” (Tirmizi) 

“Yemin ederim ki, imanı olmayan Cennete girmez. Birbirinizi sevmedikçe, imana kavuşamazsınız. Birbirinizi sevmek için çok selamlaşınız!” (Tirmizi) 

“Mümin kardeşine selam vermek, yanına gelince ona yer göstermek ve hoşlandığı isimle hitap etmek, aradaki sevgiyi pekiştirir.” (Taberani) 

“Tatlı dilli olmak, selamlaşmak ve yemek yedirmek, Cennete götürür.” (Hakim) 

“Tanıdığından başkasına selam vermemek Kıyamet alametidir.” (Taberani) 

***

 
""KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ” "

 Hz.MUHAMMED(S.A.V.)

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online    

YOKSULLUK İÇİMİZDE

20071022123607_5032
semerkand dergisi ekım 2001
Cavit Altınsaç 
 
   
      
Ekmeğin yarısını bölüşmezsek, bütün ekmeğimiz ağu olacak… Kapımızı açmazsak, gökler kapanacak… Rahmet dinecek, mahrum eller göklere kalkamayacak.
  
   Yoksulluk giderek artıyor.
   Eskiden tek tük insanın beklediği ucuz ekmek satan yerlerin önlerinde, şimdi sabahın erken saatlerinde başlayan uzun kuyruklar oluşuyor.
   Ucuz diye bakkallardan ucuz ekmek alanların sayısı hiç az değil.
   Yardım dağıtan dernekler ve vakıflara yardım istemeye gelenlerin sayısı çığ gibi arttı.
   Geçen günlerde karşılaştığım bir polis, krizden sonra fuhşa yönelenlerin sayısının, sadece benim  
yaşadığım şehirde her ay bin kişi arttığını söylüyor.
   Çöplerden satabileceği karton, teneke toplayan adamların yanında, şimdi bir çırak gibi küçücük yavruları dolaşıyor.
   Pazarlara akşam vakti gidip, dökülmek için yerlere atılan öteberiyi toplayan binlerce insan var…
   Bir cuma namazından sonra tanıştığım genç bir garson, aldığı parayla sadece karnını doyurabildiğini anlatıyor.
   Televizyonda görüyoruz: Sabahın erken vaktinde bir hastane bahçesinde bankların üzerinde uyuyan insanlar var. Küstah bir haberci uyandırıyor onları.
   Soruyor: “Burada ne işiniz var? Eviniz yok mu?” Uyandırılmaktan, hele kamera ışıklarını görmekten şaşkınlaşmış zavallıların suratına sırıtıyor bunları sorarken. Adamlar cevap veriyorlar: “Karın tokluğuna sabahtan geceye kadar bir lokantada çalışıyoruz. Paramız olmadığı için de buraya gelip, bankların üzerinde uyuyoruz.”
   Başka bir şehirde, marketten elinde alışveriş poşetleriyle çıkan birisini, elinde bıçak tutan bir genç durduruyor: “Utanmıyor musun?” diyor. “Biz aç gezerken sen böyle ellerin dolu dolu nereye gidiyorsun? Ver bana o poşetlerden birini!” diyor. Adam yıkılıyor adeta. Ama bıçak korkusundan değil, yüreğine kılıç gibi saplanan sözlerden. “Evladım” diyor; poşeti bırak, derdini söyle. Nasıl yardım istiyorsan, edeyim.”
   Genç, ağlamaya başlıyor, işsiz olduğunu, çocuklarının evde bir-iki gündür aç beklediklerini söylüyor. Adam merhametli, genç adamın evine gidiyor. Vaziyeti gözleriyle görünce daha da yıkılıyor. Cebinden çıkarıp 50 milyon uzatıyor. Genç adama her ay yardım etmeye söz veriyor.
   Fakirlere yardım etmek için kurulan bir vakfın toplantısı var. Nasıl daha çok bağış alabiliriz? Yardımları nasıl artırabiliriz diye çareler, yollar düşünecek insanlar. Toplantıya katılacağına söz vermesine rağmen bir arkadaşları ortada görünmüyor. Kızıyor diğerleri. “Bu nasıl söz verme? Nerede kaldı? İnsan bir arayıp haber vermez mi?” diyorlar. Arkadaşlarını evinden arıyorlar. “Neredesin yahu? Seni bekliyoruz, toplantı olduğunu unuttun mu yoksa?” diye soruyorlar.
   “Hayır” diyor telefondaki arkadaşları. Sıkılıyor, duraklıyor.
“Şey, dolmuş param yoktu da, ondan gelemedim… Yoksa…” Ve sessizlik…
   barrinhadouradacomflorcentraleborbo
   Çare Uzaklarda Değil
   Çare niye başkalarında olsun?
   Çare niye tabelaların arkasında saklanan binalarda olsun?
   Çare neden makam arabalarının içine kapananlarda olsun?
   Onlarda yoksa, bizde de kalmadı mı?
   Çare bizde, çare biziz.
   Bir zamanlar okuduğum okulda, yurtta beraber kaldığımız bir arkadaş vardı. Adı Mustafa’ydı. Gariptir, bu arkadaş burs alır almaz hemen o gün parasını bitirirdi.
   Harcamayı seven birisiydi, ama bir gün içinde bütün parasını nereye harcadığı, onu tanıyanların merak konusuydu.
   Bir kış akşamı bir arkadaşımız, Mustafa’yı civardaki fakir gecekondu mahallesinde bir bakkaldan çıkarken görüyor. Tam da burs aldığı günün akşamı. Arkadaş, Mustafa’nın hemen ardından içeri girdiğinde, bakkal arkadaşımıza dönüp, “dünyada ne insanlar var yahu!” diye şaşkın şaşkın söyleniyor. Arkadaşımızın “ne oldu?” sorusunu cevaplamak yerine, bakkal ona soruyor:
   – Şu çıkan genç var ya, sizin gibi talebeye benziyor. Tanır mısın onu?
   – Elbette, adı Mustafa. Beraber kalıyoruz. Niye, yoksa bir yanlışını mı gördün?
   Bakkal “ne yanlışı diyor ve olanları anlatıyor
   Meğer bizim Mustafa, her ay burs aldıktan sonra bu bakkala gelip, borç defterinde en kabarık borcu olan müşteriyi sorar ve borcunu kapatırmış. Sonra gelip hiç borcu kalmadığını görüp şaşıran gariban, bakkala kimin ödediğini sorarmış. Ama bakkal da kim olduğunu bilmezmiş ki. İşte o yüzden bizim Mustafa bursunu bir günde bitiriyormuş.
   barrinhadouradacomflorcentraleborbo
Şikayetle Yetinmek ya da Birşeyler Yapmak
   Evet, çare bizde. Çarenin yolu çok.
   Kentlerden birinde bir grup genç bunu düşünmüşler. Yoksulları görüp sadece acımaktansa, onlara el uzatalım demişler.
   Bir arkadaşları, “böyle durmanın anlamı yok” demiş; “ondan-bundan bir şey beklemeyelim. Kendi çapımızda bir şeyler yapmamız lazım.”
   Arkadaşları eskiden ne kadar cömert insanların, vakıfların, devletlerin olduğundan bahsetmeye başlayınca, genç onların sözünü kesmiş: “Kusura bakmayın, onların zamanı geçti. Onlar üzerlerine düşenleri yapmış, gitmişler. Asıl bizim bir şeyler yapmamız lazım. Kendimize bakalım, biz fakirlere karşı sorumluluğumuzu yerine getirebiliyor muyuz?”
   Susmuş, hak vermiş arkadaşları. Başka bir genç, birden atılmış: “Ekmeğimizi bölüşmeye ne dersiniz?”
   Diğerleri “nasıl olacak bu?” diye sorunca da izah etmiş:
   “Hepimiz evimizdeki yiyeceklerden bir kısmını ayıralım. Poşetlere koyalım. Götürüp fakirlere verelim. Para hepimizde her an olmayabilir. Hem para vermek, para istemek bazılarına ağır gelebilir. Ama yiyecek vermek öyle değil. Hepimizin mutfağında, kilerinde bir değil, iki-üç makarna paketi yok mu? Unumuz, şekerimiz, bozulmayacak diğer yiyeceklerimiz hep hazır durmuyor mu? Hanımlarımızın elleri altında her zaman ihtiyacımızdan fazla kuru yiyecek yok mu? İşte onları bölüşelim. Hepsini çeşit çeşit ayıralım. Bir araya gelip, götürüp fakirlere dağıtalım. Bunu da düzenli hale getirelim. Mesela her ayın ilk haftası yapalım.”
   Diğer gençler de bu fikri heyecanla karşılayıp, “oldu bu iş!” demişler. Hepsinin kalbini tarifsiz bir ferahlık sarmış.
   Hemen ertesi gün, evlerinden getirdikleri yiyecekleri içlerinden birinin evine yığmışlar. Evlerinde o an yiyecek bulunmayanlar, imkanları nisbetinde bakkaldan birşeyler alıp getirmişler. Poşetlerin içlerinde makarna paketleri, bir torbanın içine konulmuş pirinç, bulgur, un, şeker, yağ şişeleri… Bakmışlar ki, umduklarından daha çok gıda maddesi toplanmış. Bunu duyan komşular, arkadaşlar da birer birer yardım getirmeye başlamışlar. Bir hafta içinde bir oda dolmuş. Bir akşam yiyecekleri türlerine göre ayırıp poşetlere doldurmuşlar.
   Sıra işin zor kısmına gelmiş: Bunlar nasıl ve kime dağıtılacak? Gençlerden birinin, yardım amaçlı bir vakıfta çalışan bir arkadaşı varmış. Onu aramış. Arkadaşı bu girişimi duyunca çok heyecanlanmış. Hemen yanlarına koşmuş. “Dağıtım işini hiç merak etmeyin. Bizim sürekli yardım ettiğimiz aileler var. Onlara bu yiyecekleri dağıtırız. Allah razı olsun.” demiş. O hafta sonu, arabası olanlar vakfın gösterdiği adreslere yardım dağıtmaya gitmişler. Gönülden yükselen binlerce dualar alarak…
   O gün bugün, ne gazetelerde, ne tabelalarda, ne de banka hesaplarında gözükmeyen bu yardım devam ediyor. Yayılıyor da… Gençler, eşleri ve arkadaşları alışverişe gittiklerinde satın aldıkları şeker, tuz, un, pirinç paketinin, yağın, reçelin yanına, bir paket de fakirler için eklemeyi alışkanlık haline getirmişler.
   O kentteki birçok insan, artık vaziyetten şikayet etmek, yardım konulu menkıbeler anlatıp dinlemekten çok, insanlara gerçekten faydası dokunan bu işle uğraşıyorlar artık.
   barrinhadouradacomflorcentraleborbo
Kapımızı Açmazsak Gökler de Kapanacak
   İşten çıkarılan, ekmeği elinden alınan, çoluk çocuğuna ekmek götüremeyen herkes, neredeyse cinnetin eşiğinde. Bilmediği, ummadığı, haberdar olmadığı birilerinin yardıma koşmasını bekliyor. Bazen umutla, ama çoğunlukla umutsuzca bekliyor.
   Şimdi evlerdeki, mahallelerdeki yoksulluk felaket sınırlarına geldi dayandı.
   Eğer biz vermezsek, gönüllerdeki yoksulluk da çoğalıp, kıtlık olacak.
   Kıtlık, yokluk, çaresizlik…
   Eğer biz çare olmazsak, o kıtlık bizleri de alıp götürecek.
   Gönüllerimiz yok olacak… Gözenekleri hırsla dolacak, insanlığımız bizden kaçacak…
   Gözlerimiz yok olacak… Vermemek için görmeyecek…
   Ekmeğin yarısını bölüşmezsek, bütün ekmeğimiz ağu olacak…
   Kapımızı açmazsak, gökler kapanacak… Rahmet dinecek, mahrum eller göklere kalkamayacak.
   Kıralım kilitlerini kilitli dolaplarımızın…
   Açalım korunaklı sofralarımızı Allah’ın emaneti fakirlere.
   Elimizi yumruk yapıp sıkmayalım. Açalım avuçlarımızı…
   Avucumuzda sakladığımız bir şey olmasa bile, ellerini tutacak bir el arayanların ellerini tutalım.
   
 barrinhadouradacomflorcentraleborbo
Bir Salkım Üzüm
   Abdullah b. Ömer R.A. hastalanmıştı. Canı üzüm istedi. Bir dirhem ödeyerek bir salkım üzüm alıp getirdiler. Tam yemek üzereyken, fakir bir adam gelip üzümü kendisine vermesini istedi. O da hiç dokunmadan üzümü verdi. Adam oradan henüz ayrılmıştı ki, birisi gelip, bir dirhem karşılığında üzümü kendisine satmasını istedi. O da sattı. Üzümü satın alan adam Abdullah b. Ömer R.A.’a verdi. Fakat o fakir yine gelip üzüm istedi. O da üzümü tekrar ona verdi. Bu durum üç kere tekrar etti. Sonunda orada bulunanlar fakir adama müdahale ettiler ve tekrar gelmesine mani oldular.
   Bu olayı nakleden kişi diyor ki: “Eğer İbn-i Ömer üzümün başına gelen bu olaydan haberdar olsaydı, yine de onu yemez, o fakir adama yedirirdi.
barrinhadouradacomflorcentraleborbo
   İbn-i Abbas R.A. Anlatıyor:
   Mescid-i Nebevî’de itikâfa girmiştim. Bir adam geldi, selam vererek yanıma oturdu.
   – Ne oldu? Seni üzgün ve solgun görüyorum, dedim.
   – Evet, üzgünüm ey Allah Rasulü’nün amcasının oğlu! Birisinin bende alacağı var. Fakat şu kabrin sahibi (Hz. Peygamber A.S.) hakkı için onu ödeyecek durumda değilim, dedi.
   – Senin için alacaklınla konuşayım mı? dedim. Adam:
   – İstersen, diye cevap verdi.
   Bunun üzerine ayakkabılarımı giyip mescitten çıktım. Adam:
   – İtikâfta olduğunu unuttun mu yoksa? dedi.
   – Hayır. Fakat aramızdan ayrılalı çok olmayan bu kabirde yatandan (Hz. Peygamber A.S.’dan) şöyle bir söz duymuştum, dedim ve gözlerim yaşararak naklettim:
   “Müslüman bir kimsenin yardımına koşup, onun ihtiyacını karşılamak, on sene itikâfta kalmaktan daha hayırlıdır. İtikâf ise öyle bir ibadettir ki, kim Allah’ın rızasını kazanmak için itikâfa girerse, Allah o kimse ile cehennem arasında üç hendek koyar. Bu hendeklerin herbirinin diğerine uzaklığı doğu ile batı arası kadardır.”

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

  who's online    

 

Elbette ‘Cennet Ucuz Değil!’

y1pTi8pbAY94AOLO-wM1Fc35922ORpfsgXdIRrrjA0zO2vNTlfPT_7R1Q
 

… Çünkü:

891763fjtznznhfj

Cennet, tavanı ‘Arş-ı A’la’ olan yerdir. Yüzde yüz rahmet diyarıdır. Dertlerden, sıkıntılardan, endişelerden arındırılmış, sadece keyif ve lezzet için yaratılmış ödül diyarıdır. Ebedidir. Ölümün giremediği yegâne yerdir.

Sınırsız ve sorunsuz nimetlerle doldurulmuştur. Her şeyin en mükemmeli ve en güzelinin bulunduğu vatandır.

Orada gözler, sadece güzeli ve görmekten hoşlandığını görecek. Kulaklar sadece duymak istediğini ve en güzel sesleri duyacak. Duyulan ses ya bir hûri sesidir ya da bir melek sesi. Ve seslerin en güzeli, en tatlısı, en ebedisi olan Allah’ın sesidir.

‘Selam’ orada yerini bulacak. ‘Kullarım!’ diye başlayan sesin güzelliğine cennet bile eriyecek.

Gam yok, keder yok! Dünün hesabı, yarının tasası yok. Orada dün de yok yarın da! Sayılı günler, gelip geçen haftalar, uzayıp giden yıllar, asırlar gitti, ebedilik geldi.

Bir güzellik ki sonu yok! Bir mutluluk ki, bedeli önceden ödenmiş, posası çıkmıyor, hesabı sorulmuyor. Arkadaşlar, komşular sıradan kimseler değil. İlk insandan son insana kadar seçilmiş, elenmiş kimselerden oluşan bir ortam. Kimi Peygamber, kimi şehid, kimi zahid, abid, salih… Ama hepsi veli! Tam bir ‘evliya’ diyarı! Onları Allah seçmiş ve kendisine dost edinmiş, lütfedip Cennet’ine koymuş. Baba Âdem orada, Nûh orada, İbrahim orada, Musa orada, İsa orada. Onların ve herkesin Efendi’si orada. Ebu Bekir’li, Ömer’li, Osman’lı, Ali’li yer. 

Kimi ihtiyar kimi genç değil. Herkes otuz üç yaşında. Âdem aleyhisselamın ilk yaratıldığı şekilde. Yüzler ay gibi parlak. Dişi dökük yok. Başı ağrıyan yok.

Su derdi yok. Gözün nereyi görüyorsa orada bir ırmak akar. Ya berrak sudur. Ya baldır. Ya süttür. Ya da şaraptır.

Eşler var. Kimi oralı, kimi dünyadan beri eş olup gelmiş. Eşlerle nikâhlar binlerce sene önce bir teheccüdde, bir iftar vaktinde, bir mushafın önünde Kur’an okurken kıyılmış. Bıkmaz bıktırmaz eşler. Gülücüğü cenneti yansıtan eşler. Hastalanmaz, hamile kalmaz, ağlamaz, ağlatmaz eşler. Yaşlanmaz, buruşmaz güzeller.

Kimse kimseden şikâyetçi olmaz. İsteğin gecikmez. Yediğin sancı üretmez.

Terlemek yok. Tükürmek, sümkürmek yok. İdrar yok. Esnemek yok.

Yorulmak yok. Uyku yok. Orada, ırmaklar var. Havz-ı Kevser var.

Orada en büyük nimet Allah’ın rızası var.  Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem

buyurdular ki:“Korkan geceleri değerlendirir. Geceleri değerlendiren hedefine ulaşır.

İyi bilin ki: Allah’ın malı değerlidir. Allah’ın malı cennettir.” Tirmizi    

<Sevmek, hayal etmek yetmez; cennet için çalışmak lazım!>

891763fjtznznhfj

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz bizi uyarmış ve şöyle buyurmuştur:

“Cennet zorluklarla çevrilmiştir. Cehennem de şehvetlerle çevrilmiştir.”

Zorlanmadan, eziyet çekmeden, bedel ödemeden cennete girmeyi hayal etmek tam bir aldanıştır. Allah’ın sevip razı olduğunu bize bildirdiği kullarından kim, her zevkini yaşadığı halde iyi kul olarak ölebilmiştir. Allah’ın sevdiğini bildiğimiz kullarından Nûh aleyhisselam kaç yıl uğraştı. Nelere katlandı? İbrahim aleyhisselam neler çekti? Nasıl ateşte yanmaya razı oldu? Hangi kulu Allah’ın, kulluktan taviz verdi de Kur’an bize o kulu örnek gösterdi? Bize gösterdiği örneği Peygamberidir. Onu da bir meşakkattan öbürüne koşarken görüyoruz. Yusuf’u kuyuda bulduk. Yunus’u balığın karnında bulduk. Cennet asla ucuz değil. Bedeli, iman ve imanın gereğini yapmaktır. Bilaller, Habbablar, Sümeyyeler, Ammarlar neyin peşinde idiler? Hanzala radıyallahu anh eşiyle yattıktan sonra gusül abdesti almaya bile vakit ayırmadan nereye koşmuştu?Bedelsiz ne var ki cennet bedelsiz olsun? Neyin bedelini müşteri belirliyor ki, cennetin bedelini kul belirlesin?

İşte Allah’ın sözü:

891763fjtznznhfj

“İnsanlar sırf ‘inandık’ demekle; hiçbir sınavdan geçirilmeksizin bırakılıvereceklerini mi sanıyorlar? Biz onlardan önceki kuşakları sınavdan geçirdik. Bu sınav sonucunda Allah, doğru sözlüler ile yalancıları kesinlikle belirleyecektir.” Ankebût, 2-3

Dünyada yaşamanın getirdiği zorluklar önünde ezilip büzülmeden, ibadetleri eda etmede nefsin çıkardığı engellere takılmadan, haramların çekiciliği karşısında tuzağa düşmeden ve Allah yolunda hangi türü gerekiyorsa o türden cihadı yapmak şarttır.

Cihad zor olmaya zordur; fakat cennetin bedelidir.

891763fjtznznhfj

 Cennet kılıçların gölgesi altındadır. Ömür boyu ve sürekli devam eden namaz zordur; ama bu zorluk cennetin etrafını çevrelemiş bir zorluktur. Oruç zordur. Alın teri ile kazanılmış maldan zekât ve sadaka çıkarmak zordur. Allah’ın razı olacağı bir kul ölçüsünde evlat yetiştirmek zordur. Cemaat içinde olup insanların sıkıntılarına tahammül etmek zordur. Ama bu zorluklar cennetin önündeki geçilmesi gereken engellerdir. Herkes imanına göre bu engellerle karşılaşmıştır. En büyük imanın sahibi peygamberler en büyük engellerle karşılaştılar. Onlardan sonra da herkes ‘imanı kadar’ zorluk gördü, sıkıntı çekti. Allah önceki kullarını denediği gibi bizleri de deneyecektir. Cennet asla ucuz değil.

891763fjtznznhfj

Cennetin   bedeli asla bizim belirlediğimiz kadar değildir.

Cennetin bedelini Bilal ödedi. Ammar ödedi.

“Yoksa siz, Allah içinizdeki cihad edenleri ayırt etmeden ve sabırlıları belirlemeden Cennet’e girebileceğinizi mi sandınız?” A.İmran,142

“Acaba sizden öncekilerin başlarına gelenlerin benzeri, sizin de başınıza gelmeksizin, kolayca Cennet’e gireceğinizi mi sandınız? Onlar öylesine ağır sıkıntılara ve zorluklara uğradılar, öylesine sarsıldılar ki, peygamberleri ile çevresindeki müminler; ‘Allah’ın yardımı ne zaman gelecek?’ dediler. İyi bilin ki, Allah’ın yardımı yakındır.” Bakara,214

İslam’ın dili, eli olmak, hakkın hâkimiyeti için çalışmak, zor zamanda konuşmak, kimsenin bulunmadığı yerde ‘kimse’ olmak zordur. Emellerin tükendiği zamanlarda emel olmak, umut dağıtmak pek zordur. Ama bu zorluk cennetin etrafındaki zorluklardandır.

Cennetin zorluğu değeri ile orantılıdır.

891763fjtznznhfj

Cennet hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı, hiçbir beşerin hayal edemediği nimetlerle dolu yerin adıdır. Onun kıymetini bilenler, gecelerini ibadetle gündüzlerini oruçla geçirdiler. Geceyi seccadede, gündüzü at sırtında yaşadılar. Mallarını infak ettiler. Yardan diyardan fedakârlık ettiler. Dillerini zikirle ihya ettiler. Kur’an’la oturup Kur’an’la kalktılar. Yaptıkları işlerin ancak ihlasla kıymetli olacağını anlayınca ihlası birinci hedef yaptılar. Allah’ın rızası ebeveynin rızasındadır, diye ana babalarına köle oldular. Ellerinde bir tas sütle sabaha kadar babasının başı ucunda bekleyip durdular da nazlanmadılar. Ahlakın zirvesinde durdular. Zamanın kıymetini bildiler. Bir saatleri boşa geçse helak olacaklarına inandılar. Ne suyu ne zamanı israf ettiler.

Yemeye içmeye esir olmadılar.

891763fjtznznhfj

İbadet etmek, cihadın hakkını vermek için yediler. Beğendikleri için değil, yemek gerektiği için yediler. Değil haramlardan, şüphelilerden bile uzak durdular. Bildiler ki cennet ucuz değil. Ebedi nimetler için geçici zevklerden uzak durmakta sakınca görmediler. Kimilerine o çektikleri, zevk bile verdi. ‘Dertlerini sevdiler.’ Alır gibi verdiler. Bir işi muhakkak becerdiler. Kimi ilimde ilerledi kimi infakta. Kimi zikir yaptı kimi fikir üretti.

Dünya bir gülüp bir ağlanılan yerdir. Cennette bir gülüp ebedi ağlanmayacak. Nimetler o kadar ebedidir ki, nimetlerden bir an ayrı kalmasınlar diye cennetlikler hiç uyumayacaklardır. Çünkü zevk için uyunan bir uyku bile o nimetlerden ayrı kalmaktır. Peygamber aleyhisselama ‘Cennet ehli uyurlar mı?’ diye sorulduğunda şu cevabı vermiştir: “Uyku ölümün kardeşidir.

891763fjtznznhfj

Cennettekiler uyumazlar.” Taberani-Bezzar Yedikleri içtikleri bir nefesle çıkıp gidecektir. Ne isterlerse o onların olacak. Bu muhteşem cennet için ne terk edilmez, nelere katlanılmaz! Cennet söz konusu olunca zorun adı zor değildir. Hiç uyunmayacak yer için uyku terk edilir, namaza kalkılır. Onun adı zorluk olmaz. Ağacının etrafı yüz yılda bir dönülemeyen yer için neler verilmez neler?

Cennet akıl işi değil iman işidir!

 891763fjtznznhfj

Ne ağacı ne meyvesi dünya nimetleri ile aynı değildir. Benzeşen sadece isimleridir. Cennet, ancak cennettir.

Cennete kadın olarak girmek bile farklıdır. Allah’ın Kur’an’da övdüğü huriler cennete giren mümin kadınlardan daha üstün olmayacaklar. Cihad eden, ibadet eden sabırlı mümin kadınlar cennette farklı olacaklardır. Eşleriyle bir araya geldikten sonra tekrar bekâretlerine kavuşacaklar ve her defasında bu böyle olacaktır. (Taberani’nin rivayet ettiği hadis şöyledir: “Cennet ehli kadın, eşiyle cima ettikten sonra yeniden bekâretine dönecektir.”)

Peygamber aleyhisselama cennette, dünyadan gelen kadınlar mı daha üstün olacak orada yaratılan huriler mi, diye sorulduğunda şu cevabı vermiştir: “Dünyadan gelen kadınlar hurilerden üstün olacaklar.” Nasıl olacak bu, diye sorulunca da: “Namazlarıyla, oruçlarıyla, ibadetleriyle.” buyurmuştur. (Taberani)

Cennet Allah Teala’nın Cemalinin Görüleceği Yerdir:

 891763fjtznznhfj

Peygamber aleyhisselam efendimiz buyurdular ki: “Gökyüzünde ayı gördüğünüz gibi, pürüzsüz bir şekilde Rabbinizi göreceksiniz.” Buhari-Müslim                                    

Suhayb radıyallahu anh rivayet ediyor: Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdular: “Cennet ehli cennete girdikten sonra Allah Teala şöyle buyurur: ‘Size artırmamı istediğiniz bir şey var mı?’ Derler ki:‘Bizim yüzümüzü ak etmedin mi? Bizi cehennemden kurtarıp cennete koymadın mı?’ Ve perde kalkar. O zaman Rablerine bakmak kadar sevgili bir iş olmaz onlar için.”

 

13gd5

Cennetin Bedelini Seve Seve Ödeyenlerdenuhdüd müminleri 

Allah’a iman etmiş olmaktan başka hiçbir suçu bulunmayan binlerce insan, uzunlamasına kazılmış ve içine odun doldurulup tutuşturulmuş olan çukurlara atılıp yakıldı. İslam tarihi kaynaklarında, bu insanların yirmi bin kişi oldukları bildirilmektedir. Sadece imanlarından vaz geçmeleri istenmiş kendilerinden. İmanlarında sabit kalıp o imanın bedeli olarak diri diri ateşe girmekle, esneyip taviz göstererek ateşten kurtulmak arasında tercihe zorlanmışlar. Müminler tercihlerini yaptılar. İmanlarından tavizi kabul etmediler. Bir bir ateşe atıldılar. Yanıp kül oldular. Kucağında bebeği ile kadınlar ateşe atıldı. Yaşlılar atıldı. Gençler atıldı. Dönmediler. Kur’an onları kıyamete kadar anılacak şekilde tescil etti ve cennete bedel ödemek gerektiğinde düşünülecek bir örnek olarak önümüze koydu:

“Burçlara sahip gökyüzüne, geleceği bildirilmiş olan güne, (o günde) tanıklık edene ve edilene andolsun ki, ateşle dolu hendeğe atılanlar öldürüldü. Yakanlar da başlarına oturmuşlar, müminlere yapmakta oldukları işkenceyi seyrediyorlardı. Onlardan, sırf, göklerin ve yerin mülkü kendisine ait olan, Azîz ve Hamîd olan Allah’a iman ettikleri için intikam aldılar. Oysaki Allah her şeyi görür. Şüphesiz mümin erkeklerle mümin kadınlara işkence edip sonra tevbe de etmeyenlere cehennem azabı ve yanma cezası vardır. İman edip sâlih ameller işleyenlere ise, zemininden ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük kurtuluş budur.” Burûc suresi,1-11         

    Her Şeye Rağmen Zindanlaşan Evlerimizden Cennete Bir Tünel Açabiliriz..

üÖnce şunu bilmeliyiz:

2125

Evlerimiz hiçbir zaman olmadığı kadar kuşatılmıştır. Cinlerden ve insanlardan şeytanlar, kapıdan bacadan evlerimize girmeye çalışmaktadırlar. Muhakkak bir koruma ciddiyeti göstermeliyiz. Melekler mi şeytanlar mı, tercihinde meleklerin tercih edeceği evler inşa etmeliyiz.

En azından biz, becerebildiğimiz kadarını yaparsak geri kalan kısımda da

Allah bize yardım eder. Bu ciddiyet ve şuuru kesinlikle gündemimize almak zorundayız. Evlerimiz bizim nihai sığınağımızdır. Musa aleyhisselam, Firavun’un caddeye sokağa hâkimiyeti karşısında çaresizliğini Rabbine arz edince Allah Teala ona, evlerini mabetleştirmelerini emretmiştir. Evlerimiz naçar kaldığımız zamanlarda son çaredir. Evlerimizin kıymetini bilmemiz şart! Evimizdekilerin de kıymetini bilmek zorundayız. Derilerinin rengi, enleri-boyları, mizaçları, sıhhatleri her şeyiyle Allah bize onları uygun görmüştür. İmtihanımızı onlarla kazanmaya bakmalıyız. Başkalarının ev halkına bakarak kendimizle kıyaslama yapmamız hata olur. İmtihanımızı beğenmemek olur. Sabredip, onlarla yol alacak tüneli onlarla açacağız ki akıbetimiz hayrolsun. Şeytan onların şu bu eksiklikleri ile bizi uğraştırıp asıl hedefimizden saptırabilir.

üTaklidin bir hastalığa dönüştüğünü,

2125

 küçük taklitlerin büyük afetler getirdiğini bilmeliyiz. ‘Biz’ şuurunu yitirdiğimizde namazın eriyebileceğini, orucun dönüşüme uğrayabileceğini bilmeliyiz.
Önceliğimiz Allah’ın haramları ile savaşmak olacak. Evimize adı haram olan bir şey girmeyecek.
Haramları şüpheliler izlemelidir.  Haramla beslenen vücudu ancak ateş paklamaktadır. Yediğimiz içtiğimiz gıdamız, giydiğimiz kıyafetlerimiz dini hassasiyetlerimizi yansıtmalıdır. Bir nesnenin yaygın olması, ‘herkeste olması’ ölçü değildir. Ölçü Allah’ın ve Nebi’sinin sözüdür Kişilere göre hak değil hakka göre kişi belirleriz.

üSonra farzları en iyi derecede uygulamaya çalışacağız.

2125

 Her farzı vaktinde ve farzları birbirine ezdirmeden eda edecek bir anlayış işimizi kolaylaştırır. Namaz başka, oruç başkadır. Kur’an öğrenmek başka fıkıh bilmek başkadır.

üFarzlardan sonraki hedefimiz Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin sünnetlerinde yarışmaktır. Ne kadar sünnet işlersek o kadar Allah’a yakın olacağımızı bilip, vaktimizi ve enerjimizi ona göre kullanacağız.

üİlimsiz yol kat edilmeyeceğini bileceğiz.

2125

 Diplomayı putlaştırmadan ilim yollarını aşındıracağız. Kur’an ve ona ait ilimlerin hem ilim hem ibadet ve cihad olduğunu özellikle idrak etmiş olmamız gerekmektedir.

üNamazı evimizde direk, başımızda göz gibi görmeliyiz. Hayatımız namaza göre ayarlanmalıdır. Günü yirmi dört saate değil, adeta beş vakte bölmüş gibi kullanacağız. Çocuklarımızın namaz ehli olmalarının hafız olmalarından zor olduğunu bileceğiz. Namaz kıldırmada Rabbimizin tavsiyesi sabırdır. Sabır, sabır, sabır…

üEvlerimiz camiden uzak mesafede olmamalıdır.

2125

 İlla camiye gideceğiz. Caminin içindeki rahatsızlığımızı gömmek durumundayız. Mescid-i Nebi gibi camiler aramak bir aldanış türüdür. Evlerimizde de cemaatle namaz kıldığımız zamanlar olmalıdır.

üRamazan orucunu ve Ramazan zamanını

2125

Bedir, Uhud ve Hendek mantığıyla değerlendirmeliyiz.

Diğer vakitlerde de nafile oruçlar tutulmalıdır. Sadaka faaliyetlerimize aile fertleri topluca katılmalıdır.

üKur’an ruhumuz, özümüzdür.

2125

 Mushaf için tahsis edilmiş özel dolabına varıncaya kadar, söz konusu Kur’an olunca akan suların durduğunu bizi izleyen meleklere göstermek zorundayız.

Huzurumuz ve bereketimizin yegâne kaynağı odur. Allah’ın yardımı ve rahmeti onunla tecelli edecektir.

Nasıl cennettekilere: ‘Şimdi yüksel yükselebildiğin kadar. Varacağın yer okuduğun son ayettir.

denecekse, bu mantığı biz de evlerimizde oturtmalıyız. Yorulunca, biraz okuyup dinleneyim.

Bunaldım Kur’an okuyayım, diyebilsek tüneli delip geçeriz. Usandırıp bıktırmadan çocuklarımızı

Kur’an sevdalısı yapmanın yollarını araştıralım.

Biz ‘ikra’ ümmetiyiz. Okuruz. Düşünürüz. Okuruz, amel ederiz. Okuruz, ağlarız.

 Okuruz, umut dolarız. Okuruz, enerji dolarız.

üEvlerimiz meleklerin girip çıkacağı standartlarda temiz olmalıdır. Melekler için temizlik ölçüsü abdest ve namazdaki temizlik ölçüsüdür. Kiri örtmek gibi bir hileye tevessül etmeyiz. Temizliği çocuklarımıza eziyet konusuna dönüştürmek, gösterişe malzeme yapmak da bizim işimiz değildir.

üAhlak ölçülerimizin erozyona uğramaması için,

2125

 iki yılda bir Riyazussalihin’i bitirecek şekilde bir hadis dersi muhakkak yaparız. Oradan öğrendiklerimizi de tatbik ederiz.

Gıybet ve dedikodu gibi Allah’ın haram ettiği şeyleri hırsız, gaspçı sayar evlerimize sokmayız.

Bu tip haramların ve diğer kul haklarının ahiret birikimimiz olan amellerimizin başkalarına verilmesine ve bizim biçare kalmamıza neden olacağını biliriz.

üEvlerimizi özel zindanımız haline asla getirmeyiz.
2125
 Evimizdeki takva ölçülerine uyan ailelerle girer çıkar, mümin kardeşlerimizin sosyal faaliyetlerine muhakkak katılırız.
Düğüne muhakkak gideriz; ama erkek kadın karışımı olan düğünü terk ederiz. Menhiyatla savaşırız.
Cenazeye gideriz; ama bidate katılmayız. Davete icabet ederiz; ama vakit israf etmeyiz.
Elektronik canavarları evimize sokmamayı becerebilir ve doğan boşluğu doldurabilirsek en iyisini yapmış oluruz.
Çaresiz olup, evimize onlardan birini sokmak zorunda kalırsak o zaman evde kullandığımız haşere ilacı gibi kullanırız onu. Nasıl zehir içerdiği halde evimize haşere ilacı alıyor; ama kullanmasına dikkat ediyorsak öyle bir programla onları da kullanabiliriz.
Sıla-i rahimin evimizin ve ömrümüzün bereket kaynağı olduğunu biliriz.

üÇocuklarımız açısından iki hususu önemli tutarız:

 2125

Birincisi:

Eğlenmek ve oynamak çocukların hakkıdır. Bir boyutuyla büyüklerin de hakkıdır. Yasak olan ölçüsüz ve sınırsız eğlenmektir. Eğlenirken şeytanın eğlencesi olmak yasaktır. Allah bize gülmeyi yasaklamadı, gülünç olmayı yasakladı. Dünyayı kullanmak yasak değildir. Dünyaya esir olmak akılsızlıktır.

İkincisi:

Çocukların hiçbir yaşı öbür yaş gibi değildir. Onların yaşı ilerledikçe, ilerlemeyen anne baba çocuğunu kaybeder. Sıhhatini kaybeder. Umudunu tüketir. Huzurunu yitirir. Zamanın şartlarını, coğrafyanın farkını bilmek gerekir.

Çocuk ve eğitimi konusunda birbirimizle istişare etmek durumundayız. Piyasadaki ‘çocuk eğitimi kitap ve serilerinin’ masa başında ve umumiyetle Batılı çalışmalardan esinlenerek hazırlandığını, hâlbuki her çocuğun bir âlem, bizim çocuklarımızın bir başka olduğunu unutmamalıyız.

üRobot çocuk yetiştirerek ümmetimizin sorunlarını derinleştirdiğimizi bilmeliyiz:

2125

On yaşında dahi banyo yapmak için annesinin yardımına muhtaç çocuklar, önündeki sürahiden bardağına su koymasını ablasından isteyen kardeşler, sabun kullanmayı bilmeyen, bir düğme dikemeyen, elma soyamayan, ocak yakamayan, yıllardır ısındığı evin kombisinin nasıl çalıştığını bilmeyen, elektrik süpürgesi kullanamayan büyük bebekler yetiştirmek ümmete dert ilave etmektir.

Çocuklarımız düştüklerinde kalkmayı, döktüklerinde toplamayı bilmelidirler. Yük olmamaya alışmalıdırlar. Annesini tabii hamal olarak görmekten hayâ etmelidirler. Bu anlamda bizim onlara acımamız sunidir, lüzumsuzdur.

Elektriğimizin kesildiği, suyumuzun akmadığı günlerde, dolabımızın boş kaldığı anlarda bizim umudumuz hiç tükenmemelidir. Umutsuzluk kâfirlerin işidir.

Biz umut doluyuz.Tünelin ucunu biliyor ve görüyoruz

sosyal doku net pazar derslerı nurettın yıldız

http://gavsisanim.spaces.live.com/

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN 

          who's online      

 

EFENDIMIZDEN 40 HADIS

 

                                                             187488678246d1491fb0839 http://furganhuseyn.spaces.live.com/default.aspx

 
akan g.akan g.akan g.akan g.akan g.akan g.akan g.
RESULULLAH S.AV. BUYURUYORKI

40 Hadis

 

 1

اَلدِّينُ النَّصِيحَةُ  قُلْنَا: لِمَنْ )يَا رَسُولَ اللَّهِ ؟( قَالَ: لِلَّهِ وَلِكِتَابِهِ وَلِرَسُولِهِ وَلأئِمَّةِ الْمُسْلِمِينَ وَعَامَّتِهِمْ         

(Allah Rasûlü) “Din nasihattır/samimiyettir” buyurdu. “Kime Yâ Rasûlallah?” diye sorduk. O da; “Allah’a, Kitabına, Peygamberine, Müslümanların yöneticilerine ve bütün müslümanlara” diye cevap verdi.

Müslim, İmân, 95.

 2

اَلإِسْلاَمُ حُسْنُ الْخُلُقِ

İslâm, güzel ahlâktır. 

Kenzü’l-Ummâl, 3/17, HadisNo: 5225.

 3

مَنْ لاَ يَرْحَمِ النَّاسَ لاَ يَرْحَمْهُ اللَّهُ

İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez.

Müslim, Fedâil, 66; Tirmizî, Birr, 16.

 4

يَسِّرُوا وَلاَ تُعَسِّرُوا وَبَشِّرُوا وَلاَ تُنَفِّرُوا

Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz, müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.

Buhârî, İlm, 12; Müslim, Cihâd, 6.

 5

إنَّ مِمَّا أدْرَكَ النَّاسُ مِنْ كَلاَمِ النُّبُوَّةِ:

إذَا لَمْ تَسْتَحِ فَاصْنَعْ مَا شِئْتَ

İnsanların Peygamberlerden öğrenegeldikleri sözlerden biri de: “Utanmadıktan sonra dilediğini yap!” sözüdür.

Buhârî, Enbiyâ, 54; EbuDâvûd, Edeb, 6.

 6

اَلدَّالُّ عَلىَ الْخَيْرِ كَفَاعِلِهِ

Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir.

Tirmizî, İlm, 14.

 7

لاَ يُلْدَغُ  اْلمُؤْمِنُ مِنْ جُحْرٍ مَرَّتَيْنِ

Mümin, bir  delikten iki defa sokulmaz.(Mümin, iki defa aynı yanılgıya düşmez)

Buhârî, Edeb, 83; Müslim, Zühd, 63.

 8

اِتَّقِ اللَّهَ حَـيْثُمَا كُنْتَ وَأتْبِـعِ السَّـيِّـئَةَ الْحَسَنَةَ تَمْحُهَا

وَخَالِقِ النَّاسَ بِخُلُقٍ حَسَنٍ

Nerede olursan ol Allah’a karşı gelmekten sakın; yaptığın kötülüğün arkasından bir iyilik yap ki bu onu yok etsin. İnsanlara karşı güzel ahlakın gereğine göre davran.

Tirmizî, Birr, 55.

 9

إنَّ اللَّهَ تَعَالى يُحِبُّ إذَا عَمِلَ أحَدُكُمْ عَمَلاً أنْ يُتْقِنَهُ

Allah, sizden birinizin yaptığı işi, ameli ve görevi  sağlam ve iyi yapmasından hoşnut olur.

Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat, 1/275; Beyhakî, fiu’abü’l-Îmân, 4/334.

 10

اَلإِيمَانُ بِضْعٌ وَسَبْعُونَ شُعْبَةً أفْضَلُهَا قَوْلُ لاَ إِلهَ إِلاَّاللَّهُ وَأدْنَاهَا إِمَاطَةُ اْلأذَى عَنِ الطَّرِيقِ وَالْحَيَاءُ شُعْبَةٌ مِنَ اْلإِيـمَانِ

İman, yetmiş küsur derecedir. En üstünü “Lâ ilâhe illallah (Allah’tan başka ilah yoktur)” sözüdür, en düşük derecesi de rahatsız edici bir şeyi yoldan kaldırmaktır. Haya da imandandır.

Buhârî, Îmân, 3; Müslim, Îmân, 57, 58.

 11

مَنْ رَأَى مِنْكُمْ مُنْكَرًا فَلْيُغَيِّرْهُ بِيَدِهِ فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِـعْ فَبِلِسَانِهِ فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِـعْ فَبِقَلْبِهِ وَذَلِكَ أضْعَفُ اْلإِيـمَانِ

Kim kötü ve çirkin bir iş görürse onu eliyle düzeltsin; eğer buna gücü yetmiyorsa diliyle düzeltsin; buna da gücü yetmezse, kalben karşı koysun. Bu da imanın en zayıf derecesidir.

 Müslim, Îmân, 78; Ebû Dâvûd, Salât, 248.

 12

عَيْنَانِ لاَ تَمَسُّهُمَا النَّارُ: عَيْنٌ بَـكَتْ مِنْ خَشْيَةِ اللَّهِ وَعَيْنٌ

بَاتَتْ تَحْرُسُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ

İki göz vardır ki, cehennem ateşi onlara dokunmaz: Allah korkusundan ağlayan göz, bir de gecesini Allah yolunda, nöbet tutarak geçiren göz.

Tirmizî, Fedâilü’l-Cihâd, 12.

 13

لاَ ضَرَرَ وَلاَ ضِرَارَ

Zarar vermek ve zarara zararla karşılık vermek yoktur.

İbn Mâce, Ahkâm, 17; Muvatta’, Akdıye, 31.

 14

لاَ يُؤْمِنُ أحَدُكُمْ حَتَّى يُحِبَّ لأخِيهِ مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ

Hiçbiriniz kendisi için istediğini (mü’min) kardeşi için istemedikçe (gerçek) iman etmiş olamaz.

Buhârî, Îmân, 7; Müslim, Îmân, 71.

 15

اَلْمُسْلِمُ أخُو الْمُسْلِمِ لاَ يَظْلِمُهُ وَلاَ يُسْلِمُهُ مَنْ كَانَ فِي حَاجَةِ أخِيهِ كَانَ اللَّهُ فِي حَاجَتِهِ وَمَنْ فَرَّجَ عَنْ مُسْلِمٍ كُرْبَةً فَرَّجَ اللَّهُ عَنْهُ بِهَا كُرْبَةً مِنْ كُرَبِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ وَمَنْ سَتَرَ مُسْلِمًا سَتَرَهُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ

Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (düşmanına) teslim etmez. Kim, (mümin) kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, bu sebeple Allah da onu kıyamet günü sıkıntılarının birinden kurtarır.  Kim bir müslümanı(n kusurunu) örterse, Allah da Kıyamet günü onu(n  kusurunu) örter.

Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 58.

 

 16

لاَ تَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ حَتَّى تُؤْمِنُوا وَلاَ تُؤْمِنُوا حَتَّى تَحَابُّوا

İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de (gerçek anlamda) iman etmiş olamazsınız.

Müslim, Îmân, 93; Tirmizî, Sıfâtu’l-Kıyâme, 56.

 17

اَلْمُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ النَّاسُ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ

Müslüman, insanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.

Tirmizî, Îmân, 12; Nesâî, Îmân, 8.

 18

لاَ تَبَاغَضُوا وَلاَ تَحَاسَدُوا وَلاَ تَدَابَرُوا وَكُونُوا عِبَادَ اللَّهِ إخْوَانًا

وَلاَ يَحِلُّ لِمُسْلِمٍ أنْ يَهْجُرَ أخَاهُ فَوْقَ ثَلاَثِةِ اَيَّامٍ

Birbirinize buğuz etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize arka çevirmeyin; ey Allah’ın kulları, kardeş olun. Bir müslümana, üç günden fazla (din) kardeşi ile dargın durması helal olmaz.

Buhârî, Edeb, 57, 58.

 19

إنَّ الصِّدْقَ يَهْدِي إلَى الْبِرِّ وَ إنَّ الْبِرَّ يَهْدِي إلَى الْجَنَّةِ وَإنَّ الرَّجُلَ لَيَصْدُقُ حَتَّى يُكْتَبَ عِنْدَ اللَّهِ صِدِّيقًا وَ إنَّ الْكَذِبَ يَهْدِي إلَى الْفُجُورِ وَ إنَّ الْفُجُورَ يَهْدِي إلَى النَّارِ وَ إنَّ الرَّجُلَ لَيَـكْذِبُ حَتَّى يُكْتَبَ عِنْدَ اللَّهِ كَذَّابًا

Hiç şüphe yok ki doğruluk iyiliğe götürür. İyilik de cennete götürür. Kişi doğru söyleye söyleye Allah katında sıddîk (doğru sözlü) diye yazılır. Yalancılık kötüye götürür. Kötülük de cehenneme götürür. Kişi yalan söyleye söyleye Allah katında kezzâb (çok yalancı) diye yazılır.             

Buhârî, Edeb, 69; Müslim, Birr, 103, 104.

 20

لاَ تُمَارِ أخَاكَ وَلاَ تُمَازِحْهُ وَلاَ تَعِدْهُ مَوْعِدَةً فَتُخْلِفَهُ

(Mümin) kardeşinle münakaşa etme, onun hoşuna gitmeyecek şakalar yapma ve ona yerine getirmeyeceğin bir söz verme.

Tirmizî, Birr, 58.

 21

تَبَسُّمُكَ فِي وَجْهِ أخِيكَ لَكَ صَدَقَةٌ وَأمْرُكَ بِالْمَعْرُوفِ وَ نَهْيُكَ عَنِ الْمُنْكَرِ صَدَقَةٌ وَإِرْشَادُكَ الرَّجُلَ فِي أرْضِ الضَّلاَلِ لَكَ صَدَقَةٌ وَإِمَاطَتُكَ الْحَجَرَ وَالشَّوْكَ وَالْعَظْمَ عَنِ الطَّرِيقِ لَكَ صَدَقَةٌ

(Mümin) kardeşine tebessüm etmen sadakadır. İyiliği emredip kötülükten sakındırman sadakadır. Yolunu kaybeden kimseye yol göstermen sadakadır. Yoldan taş, diken, kemik gibi şeyleri kaldırıp atman da senin için sadakadır.

Tirmizî, Birr, 36.

 22

إِنَّ اللَّهَ لاَ يَنْظُرُ إِلَى صُوَرِكُمْ وَأمْوَالِكُمْ وَلـكِنْ يَنْظُرُ إِلَى قُلُوبِكُمْ وَأعْمَالِكُمْ

Allah sizin ne dış görünüşünüze ne de mallarınıza bakar. Ama o sizin kalplerinize ve işlerinize bakar.

Müslim, Birr, 33; ‹bn Mâce, Zühd, 9;

Ahmed b. Hanbel, 2/285, 539.

 23

رِضَى الرَّبِّ في رِضَى الْـوَالِدِ وَسَخَطُ الرَّبِّ في سَخَطِ الْـوَالِدِ

Allah’ın rızası, anne ve babanın rızasındadır.

Allah’ın öfkesi de anne babanın öfkesindedir.

Tirmizî, Birr, 3.

 24

ثَلاَثُ دَعَوَاتٍ يُسْتَجَابُ لَهُنَّ لاَ شَكَّ فِيهِنَّ:

دَعْوَةُ الْمَظْلُومِ، وَدَعْوَةُ الْمُسَافِرِ ، وَدَعْوَةُ الْوَالِدِ لِوَلَدِهِ

Üç dua vardır ki, bunlar şüphesiz kabul edilir:

Mazlumun duası, misafirin duası ve babanın evladına duası.

İbn Mâce, Dua, 11.

 25

مَا نَحَلَ وَالِدٌ وَلَدًا مِنْ نَحْلٍ أَفْضَلَ مِنْ أدَبٍ حَسَنٍ

Hiçbir baba, çocuğuna, güzel terbiyeden daha üstün bir

hediye veremez.

Tirmizî, Birr, 33.

 26

  خِيَارُكُمْ خِيَارُكُمْ لِنِسَائِهِمْ

Sizin en hayırlılarınız, hanımlarına karşı en iyi davrananlarınızdır.

Tirmizî, Radâ’, 11; ‹bn Mâce, Nikâh, 50.

 27

لَيْس مِنَّا مَنْ لَمْ يَرْحَمْ صَغِيرَنَا وَيُوَقِّرْ كَبِيرَنَا

Küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklerimize saygı

göstermeyen bizden değildir.

Tirmizî, Birr, 15; Ebû Dâvûd, Edeb, 66.

 28

كَافِلُ الْيَتِيمِ لَهُ أوْ لِغَيْرِهِ أنَا وَ هُوَ كَهَاتَيْنِ فيِ الْجَنَّةِ وَأشَارَ بِالسَّبَّابَةِ وَالْوُسْطَى

Peygamberimiz işaret parmağı ve orta parmağıyla işaret ederek: Gerek kendisine ve gerekse başkasına ait herhangi bir yetimi görüp gözetmeyi üzerine alan kimse ile ben, cennette işte böyle yanyanayız” buyurmuştur.

Buhârî, Talâk, 25, Edeb, 24; Müslim, Zühd, 42.

 29

اِجْتَنِبُوا السَّبْعَ  الْمُوبِقَاتِ قَالُوا يَا رَسُولَ للهِ وَمَا هُنَّ قَالَ: اَلشِّرْكُ بِاللَّهِ وَالسِّحْرُ وَ قَتْلُ النَّفْسِ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إلاَّ بِالْحَقِّ وَأكْلُ الرِّبَا وَأكْلُ مَالِ اْليَتِيمِ وَالتَّوَلِّي يَوْمَ الزَّحْفِ وَقَذْفُ الْمُحْصَنَاتِ الْغَافِلاَتِ الْمُؤْمِنَاتِ

(İnsanı) helâk eden şu yedi şeyden kaçının. Onlar nelerdir ya Resulullah dediler. Bunun üzerine: Allah’a şirk koşmak, sihir, Allah’ın haram kıldığı cana kıymak, faiz yemek, yetim malı yemek, savaştan kaçmak, suçsuz ve namuslu mümin kadınlara iftirada bulunmak buyurdu.

Buhârî, Vasâyâ, 23, Tıbb, 48; Müslim, Îmân, 144.

 30

مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلاَ يُؤْذِ جَارَهُ وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيُكْرِمْ ضَيْفَهُ وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا أوْ لِيَصْمُتْ

Allah’a ve ahiret gününe imân eden kimse, komşusuna eziyet etmesin. Allah’a ve ahiret gününe imân eden misafirine ikramda bulunsun. Allah’a ve ahiret gününe imân eden kimse, ya hayır söylesin veya sussun.

Buhârî, Edeb, 31, 85; Müslim, Îmân, 74, 75.

 31

مَا زَالَ جِبْرِيلُ يُوصِينِي بِالْجَارِ حَتَّى ظَنَنْتُ أنَّهُ سَيُوَرِّثُهُ

Cebrâil bana komşu hakkında o kadar çok tavsiyede bulundu ki;

ben (Allah Teâlâ) komşuyu komşuya mirasçı kılacak zannettim.

Buhârî, Edeb, 28; Müslim, Birr, 140, 141.

 32

اَلسَّاعِي عَلَى الأرْمَلَةِ وَالْمِسْكِينِ كَالْمُجَاهِدِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ

أوِ الْقَائِمِ اللَّيْلَ الصَّائِمِ النَّهَارَ

Dul ve fakirlere yardım eden kimse, Allah yolunda cihad eden

veya gündüzleri (nafile) oruç tutup, gecelerini (nafile) ibadetle

geçiren kimse gibidir.

Buhârî, Nafakât, 1; Müslim, Zühd, 41;

Tirmizî, Birr, 44; Nesâî, Zekât, 78.

 33

كُلُّ ابْنِ آدَمَ خَطَّاءٌ وَخَيْرُ الْخَطَّائِينَ التَّوَّابُونَ

Her insan hata eder.

Hata işleyenlerin en hayırlıları tevbe edenlerdir.

Tirmizî, Kıyâme, 49; İbn Mâce, Zühd, 30.

 34

عَجَبًا لأمْرِ الْمُؤْمِنِ إِنَّ أمْرَهُ كُلَّهُ خَيْرٌ وَلَيْس ذَاكَ لأحَدٍ  إِلاَّ لِلْمُؤْمِنِ: إِنْ أصَابَتْهُ سَرَّاءُ شَـكَرَ فَـكَانَ خَيْرًا لَهُ وَإِنْ أصَابَتْهُ ضَرَّاءُ صَبَرَ فَـكَانَ خَيْرًا لَهُ

Mü’minin başka hiç kimsede bulunmayan ilginç bir hali vardır; O’nun her işi hayırdır. Eğer bir genişliğe (nimete) kavuşursa şükreder ve bu onun için bir hayır olur. Eğer bir  darlığa (musibete) uğrarsa sabreder ve bu da onun için bir hayır olur.

                  Müslim, Zühd, 64; Dârim”, Rikâk, 61.

 35

مَنْ غَشَّـنَا فَلَيْس مِنَّا

Bizi aldatan bizden değildir.

Müslim, Îmân, 164.

 36

لاَ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ نَمَّامٌ

Söz taşıyanlar (cezalarını çekmeden ya da affedilmedikçe) 

cennete giremezler.

Müslim, Îmân, 168; Tirmizî, Birr, 79.

 37

أعْطُوا الأجِيرَ أجْرَهُ قَبْلَ أنْ يَجِفَّ  عَرَقُهُ

İşçiye ücretini, (alnının) teri kurumadan veriniz.

İbn Mâce, Ruhûn, 4.

 38

مَا مِنْ مُسْلِمٍ يَغْرِسُ غَرْسًا أوْ يَزْرَعُ زَرْعًا فَيَـأكُلُ مِنْهُ

طَيْرٌ أوْ إِنْسَانٌ أوْ بَهِيمَةٌ إِلاَّ كَانَ لَهُ بِهِ صَدَقَةٌ

Bir müslümanın diktiği ağaçtan veya ektiği ekinden insan, hayvan ve kuşların yedikleri şeyler, o müslüman için birer sadakadır.

Buhârî, Edeb, 27; Müslim, Müsâkât, 7, 10.

 39

إِنَّ فِي الْجَسَدِ مُضْغَةً إِذَا صَلَحَتْ صَلَحَ الْجَسَدُ كُلُّهُ

 وَإِذَا فَسَدَتْ فَسَدَ الْجَسَدُ كُلُّهُ ألاَ وَهِيَ الْقَلْبُ

İnsanda bir organ vardır. Eğer o sağlıklı ise bütün vücut sağlıklı olur; eğer o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin! O, kalptir.

Buhârî, Îmân, 39; Müslim, Müsâkât, 107.

 40

اِتَّقُوا اللَّهَ رَبَّـكُمْ وَصَلُّوا خَمْسَـكُمْ وَصُومُوا شَهْرَكُمْ وَأدُّوا زَكَاةَ أمْوَالِكُمْ وَأطِيعُوا ذَاأمْرِكُمْ تَدْخُلُوا جَنَّةَ رَبِّـكُمْ

Rabbinize karşı gelmekten sakının, beş vakit namazınızı kılın, Ramazan orucunuzu tutun, mallarınızın zekatını verin, yöneticilerinize itaat edin. (Böylelikle) Rabbinizin cennetine girersiniz.

Tirmizî, Cum’a,

 

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online      

Etiket Bulutu