Dayan be gönlüm!. Bîçâre değilsin Yaradan sana yâr. Kimsesiz değilsin, yanında "Kimsesizler kimsesi" var! Biliyorum! Sığmazsın hiç bir yere bu sevdayla, dünya sana dar! Ama dayan gönlüm! Dayan ki her gecenin mutlaka bir sabahı var!.

Archive for the ‘NLP(KIŞİSEL GELİŞİM)’ Category

“Mutluluk bazen küçük şeylerde gizlidir..”

 


 

Bakmakla görmek çok farklı bir olay. Sürekli bakıyoruz. Ama, göremiyoruz.

Eğer baktığımız zaman görmüş olsak hiçbir zaman ruhumuz daralıp boğulacak gibi olmaz.

Ruhumuzu sıkan hadiseler içinde bizi mutluluğa ulaştıracak o kadar çok artılar vardır ki…

Baktığımız halde gör(e)mediğimiz için bu kadar ıztıraba dûçâr oluyoruz..

Evde, okulda, çarşıda, pazarda, kırda, bayırda nerede olursak olalım bir olumsuz hadiseyle karşılaşmamak mümkün değil. İşte o an nazarlarımızı hadisenin olumlu yönünü görmeye çevirirsek her şey güzel olarak gelişecektir. Aksi takdirde, olumsuzluk zinciriyle sarmalandığımız an kurtuluşu olmayan bir dereye doğru yuvarlanmamak işten bile değil…

Şu küçük hikâye mevzuumuza çok güzel ışık tutmakta:

“Baba ve iki küçük çocuğu ormanda gezintiye çıkmışlardı. Bir süre yürüdükten sonra çocuklardan biri:

‘Baba çok yoruldum. Beni omuzuna alırmısın?’

Baba hiçbir şey duymamışcasına yürümesini sürdürdü. Çocuğun ısrarı üzerine: ‘Üzgünüm, seni kucağıma alamam, ben de çok yorgunum..’ Çocuk ağlayıp sızlanarak istediğini yaptırmaya çalışmakta, babası ise hiç oralı olmadan yürümesine devam etmekte. Bir müddet sonra babası ağaçtan bir dal keserek, onu bıçakla düzeltti ve oğluna verdi.

‘Al sana güzel bir at!’

Bir anda çocuğun gözlerinde mutluluk kıvılcımları belirdi. Babasına minnetle baktı. Büyük bir coşkuyla sıçrayarak atına bindi ve ona vurarak onu şaha kaldırdı. Evin yolunu tuttu.

Baba olup biteni şaşkınlıkla izleyen kızına döndü ve gülümseyerek;

‘İşte hayat böyledir. Kimi zaman ruhsal ve fizikî olarak yorgun olduğunu hissedersin. O zaman ağaç dalından kendine bir at bulmalısın. Mutlulukla atına binip yolunda ilerlemelisin.’

Kızının yüzüne bakıp yeniden gülümsedi:

‘Bir at, bir arkadaş, bir türkü, bir şiir, bir çiçek, belki de bir çocuğun gülümsemesi.. Etrafına bakıp böyle bir at arayan, onu bulabilir. Yeter ki baktığında görebilsin. Öyle değil mi?’

Kız, her şeyi anlamış gibi başını salladı;

‘Evet babacığım’ dedi.

‘Hayatın ne denli zor olduğunu düşünürsen, hayat senin için o denli zorlaşır. Bazı insanlar, mutluluğu lüks saraylarda, lüks arabalarda, çok parada arar..’

Bakışlarını uzaklara çevirdi, güneşin gülümsemesine baktı. Sonra çiçekten çiçeğe uçan bir kelebeğin kanat çırpışını seyretti. Ağacın dalında bir kuşun cıvıltılı ötüşü kulağına doldu. Kızının saçlarını eliyle okşadı. Bakışlarını siyah, güzel ve ümit dolu gözlere çevirdi. Sözlerini şöyle tamamladı:

‘Halbuki, mutluluk, ruhumuzu gülümsetecek küçük şeylerde gizlidir..’”

ORHAN ALAGÖZ

 

TOPRAK VE AYNA

Toprak bir gün aynaya dediki:

“Ey ayna! İmreniyorum sana! Çünkü kim sana baksa, kendini görür; bana bakanlar ise, sadece beni görür!”

Ayna toprağa şöyle cevap verdi:

“Ey kara toprak, ne beyhude bir dert ile dertlenmişsin. Bilmiyor musun? Ben bana bakanların bugününü gösteririm. Oysa sen, sana bakanların …yarınından haber verirsin….”

Bu cevap, toprağın beğenisine gitse de, tekrar dedi:

“Belli ki içimi rahatlatmak içindir sözlerin. Söyler misin bana, sana bakanlar, hiç dönüp bakar mı bana?”

Ve ayna toprağa acı bir gülümseyişle şunları söyledi:

“Merak etme! Bana bakacak yüzü kalmayanların gözü, hep sana döner!”

Allah için evlenip, Allah için evlendiren, Allah’ın dostluğu(1)

 
MURAT ARSLAN 
 
www.sadakat.net/forum

için evlenen ’a dosttur
Evlilik, insanı günahtan koruyan bir kalkandır. Evlilik, el ele verip doğruya koşmaktır. Evliliğe bu açıdan baktığınızda, izdivacın insanı ’a yaklaştıran kuvvetli bir vesile olduğu anlaşılıyor.

İnsan, bu dünyaya sadece yaşayıp, zevk ve lezzet peşinde koşmak için gönderilmemiştir. Onun esas gayesi kendisini yaratan Cenab-ı Hakk’ı tanımak, bilmek ve ibadet etmektir. Dünya yolunda yürüyüp ahiret yurduna varmaktır. Bu yüzden müslüman bir şahıs evlenirken -u Zülcelal’in rızasını da en temel amaç edinmelidir.

İnsanlığın mutluluk kaynağı Efendimiz Muhammed Mustafa (SallAllahu Aleyhi Vesellem) şöyle buyurmuştur: " için evlenip, için evlendiren, ‘ın dostluğunu kazanır." (Ahmed b. Hanbel)

Evlilik Peygamberimizin en önemli sünnetlerinden birisidir ve ’ın rızasını kazanmaya vesiledir. Bu yüzdendir ki kişinin evleneceği yol arkadaşını seçerken dikkatli olması, ileriki safhalarda mutluluğunu etkileyecek çok önemli bir etkendir.

Şayet tercih ettiği yol arkadaşı ’a yakınsa, kişi dünyada da ahirette de huzurlu olacaktır. Çünkü Cenab-ı Hak buyuruyor: “Erkek olsun, kadın olsun mü’min olarak güzel işler yapanlara, dünyada temiz ve huzurlu bir hayat yaşatırız. Ahirette ise, onları, yaptıklarının daha güzeliyle mükâfatlandıracağız.” (Nahl, 97)

Asr-ı saadette yaşanan şu olay evliliğin insanı ’a yaklaştırması hususunda güzel bir örnektir; Peygamberimiz (sav), sahabeleriyle birlikte otururken, fakir ve muhtaç olanlara vermenin öneminden bahsediyordu.

Al-i İmran Suresi’nin 92. ayetini okudu: “Sevdiğiniz şeylerden yolunda harcamadıkça iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız onu bilir.”

Bu sözler orada bulunanlardan Ebu Talha’yı (ra) can evinden vurdu. Sahip olduğu en kıymetli şeylerini; Medine’deki hurmalığını ve evini hemen oracıkta bağışladı. Evine gitti. Bahçenin dışında durdu.

Eşi Rumeysa (ra) Ebu Talha’yı (ra) görünce neden eve girmediğini sordu. Ebu Talha (ra) evini ve bahçesini için tasadduk ettiğini söyledi. Eşi:
“Kendin için mi yoksa ikimiz için mi?” diye sorduğunda Ebu Talha (ra) “ikimiz için” cevabını verince eşi Rumeysa: “ senden razı olsun Talha. Ben de aynı şeyleri düşünürdüm. Bekle geliyorum.” Diyerek dönüp arkasına bile bakmadan evinden çıkıp gitti. (Buhari)

Bizim örneğimiz insanlığın en akıllısı; Resulullah ve ashabı olduğuna göre, evliliklerimizi de nefsani duygulardan ziyade, onlar gibi uhrevi duyguları ön planda tutarak yapmalıyız.

Eş seçerken bizleri dünyaya çağıranı değil, ’a yaklaştıranı seçmeliyiz. Tercihimiz mal mülk peşinde koşandan değil de ’ın rızasına meraklı olan ahiret sevdalısından yana olmalı. Evlenirken ’ın rızasını gaye edinen kimse, mutluluk yolunda en büyük adımı atmış demektir.

Müslüman’ın evliliği farklı olmalı. Müslüman aile, en mutlu aile olmalı ve mutluluklara vesile olmalıdır. Müslüman eşler, sevgiye ve mutluluğa hasret olanları, sevginin ve mutluluğun yollarına iletmelidirler.
Mutlu bir aile için dikkat edilmesi gereken bir takım kurallar vardır.

 
""EY SEVGİLİ!SAYISIZ İSMİNİN AHENGİYLE CENNETİNE KAT BENİ,
 İHSANININ CAZİBESİYLE SENDEN BAŞKA HER ŞEYDEN UZAK TUT BENİ "

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online    

EVLİLİKTE MUTLULUĞUN 9 SIRRI (2)

 

 

MURAT ARSLAN 
 
www.sadakat.net/forum

 
EVLİLİKTE MUTLULUĞUN 9 SIRRI

İlim adamları mutlu bir evlilik için karşılıklı anlayışın şart olduğunu söylemişler ve şu dokuz kurala uymayı eşlere tavsiye etmişlerdir.

1- Mutlu olmayı öğrenin: Küçük şeylerden mutlu olmayı öğrenin. Mutlu olanlar, bunun için olması imkansız büyük şeyler beklemeyenlerdir. Eşi kendisine bir demet çiçek aldığında teşekkür edebilen kadın ve eşinin şefkatle pişirdiği bir çorbaya teşekkür edebilen erkek, mutlu olmayı hak edendir. Bu şekilde, teşekkür ve tebessüm eden kimseler, kendileri ve eşleri için mutlu olmak adına bir adım atmış olurlar.

2-Adalet’i unutmayın: Yaşanan olaylar karşısında her şeyi iyi tahlil edin. Kendinize haksızlık ediliyormuş gibi bir pozisyona girmeyin. Kendinizi mazlum, eşinizi zalim sandalyesine oturtup “Ben bu evde neyim ki?” diye eşinizi itham etmeyin.

3- Alıngan olmayın: Sürekli “Niye öyle konuştun? Sen böyle demekle beni kast ediyorsun…” vb. sözlerle hesap sormayın. Hiçbir eş, “Acaba bu sözümden ve davranışımdan yanlış bir mana çıkarır mı?” diye düşünen bir eşin yanında rahat olmaz.

4- Aranıza duvarlar örmeyin: Duvarlar örüp onu o duvarların arkasında yalnızlığa terk etmeyin. Ya da siz kendinizi öyle bir duvarın içine hapsedip yalnız başınıza yaşamayın. “Beni anlamayan bir eşim var, ne yapabilirim?” diye iletişim kapılarını kapamayın.

5- Eşinize kambur olmayın: Kendinize düşen sorumlulukları mutlaka yerine getirin. “Ben yapmasam nasıl olsa eşim yapar” düşüncesiyle onun fedakarlığını istismar edip eşinize yük ve kambur olmayın. Nihayetinde o da bir insan, gün gelip o kamburdan kurtulmak isteyebilir.

6- Kendinizi peri, eşinizi cadı ilan etmeyin: Her şeyden bir haklılık payı çıkarıp, kendinizi tek akıllı olarak göstermeye çalışmayın. Kendinizi iyilik perisi, eşinizi cadı ilan etmeyin. Unutmayın ki, eşler birbirinin rakibi değil, tamamlayıcısıdır.

7– Eşinize akıl hocalığı yapmayın: Sürekli eşinize ‘şunu şöyle yap, bunu böyle yap’ diyerek akıl hocalığı yapmayın. Sanki onun aklı yokmuş da siz veriyormuşsunuz gibi davranmayın. Başaramadığı işler karşısında fırsatçılık yapmayın.

8- Tartışmak için bahane aramayın: Tartışmak için fırsat kollamayın. En küçük bir şey için sayıp dökmeyin. Mutlu olmak dururken, ufak tefek şeylerle hayatı zindana çevirmeyin… Her tartışma mutluluk sarayından bir tuğla koparır.

9- Bakışınızı güzelliklere çevirin: Aile hayatı içinde her şey olabilir. Bunlar kaderin cilvesidir. Bu sebeple alıcılarınızı eşinizin kötülüklerine değil iyiliklerine çevirin. Bahar günlerinde bile etrafa zarar veren sağanakların olduğunu unutmayın.

Mutlu insanın riayet ettiği aile kuralların yanında, bir de mutlu olmak isteyen eşlerin şiddetle kaçınması gereken bir takım hal ve hareketler de vardır ki, eğer geçimsiz bir eş olarak tarihe geçmek istiyorsanız, bizden size tavsiye mutlaka eşinize kaçınılması gerektiğini söylediğimiz davranış şekilleri ile davranın.(!)

 
""EY SEVGİLİ!SAYISIZ İSMİNİN AHENGİYLE CENNETİNE KAT BENİ,
 İHSANININ CAZİBESİYLE SENDEN BAŞKA HER ŞEYDEN UZAK TUT BENİ "

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online    

EVLİLİĞİ SARSAN 8 YANLIŞ (3)

Upload Photos Funny Pics Flower Pics

EVLİLİĞİ SARSAN 8 YANLIŞ

Kabul edin, hep siz haklısınız(!), sizin dediğiniz doğru ve hep sizin sözünüz geçerli olmalı.(!) Siz insanın kalbinden geçeni bile okuyabilirsiniz.(!)

“Yok canım o kadar da değil!” diyorsanız, önerilerimize göz atınız:

1- Eşinin kişiliğine karşı ağır eleştiride bulunma: Eşinin kişiliğini küçük düşürücü, onur kırıcı sözler sarf etmek sevgiyi zedeler. “Sen hep böylesin, hep beceriksizsin” suçlamalarına sitemkâr ve biraz da hakaret içeren “Hep kendi bildiğini okudun. Beni dinlemedin.” sözleri suçlayıcı eleştirilerdir.

2- İşi yokuşa sürme: Günün birinde eşlerden birinde olumlu bir değişiklik olmuştur veya gittikleri doktor dinlenilmiş ve kişi olumsuz bir davranışından vazgeçmiştir. Diğer eş “On yıldır sana söyledim; ama beni dinlemedin, başkası deyince daha mı kıymetli oluyor?” biçimindeki konuşmalar eşi üzen ve geriye döndürebilecek tarzdadır.

3- Geçmişi hatırlatma: Evlilik hayatı boyunca insanların olumsuz hatıraları olmuştur. Kavgalar, tartışmalar, atışmalar ya da unutulan anlar, yapılan yanlış davranışlar olagelmiştir. Evlilik hayatı boyunca bu kötü hatıraların eşler tarafından tekrak tekrar ısıtılarak ortaya konulması ilişkileri zedeler.

4- Genellemede bulunma: Eşinize bir kalıp biçerek, o kalıba sokan ifadeler kullanmak, onu kötü bir fiille damgalamak da büyük hatalardan biridir. “Ben senin için değiştim, sen benim için hiçbir şeyden vazgeçmedin. Çok bencilsin…” sözleri evliliği yıpratır.

5- Eşinin aklını okuma: Çiftler arasında diyalog tek taraflı olmaya başladığında, eşler birbirlerine mesafe koymaya başlarlar. Sürekli iğnelemeler, kavgalar, atışmalar, artık kadın ve erkeği kendi dünyasına itmiştir.

Erkek de kadın da kendi dünyasında eşiyle konuşmaya başlar. Kafalarında kurdukları şeyler, zaman zaman birbirlerinin hareketlerine yorumlar çıkarmaya neden olur. “Senin ne demek istediğini biliyorum. Ben senin bakışından anlarım.” gibi sözlerle eşinin mimik ve hareketlerinden anlamlar çıkarılmaya başlanılır.

6- Kendini hep haklı görme: Hatalar, yanlışlıklar iki taraftan da kaynaklandığı halde, kim daha haklı, adeta “mahkeme” kuruluyor. Bundan mutlaka sakının, idare ve tahammül eden olmayı becerdiğiniz anda tüm sorun ortadan kalkacak, eşiniz hatasını anlayarak pişman olacak ve nihayetinde sizden özür dileceyektir.

7- Konuşurken sözlerin kesilmesi ve ses tonunu yükseltmesi: İletişimde en önemli husus konuşan insanı sonuna kadar dinlemek, çok gerekliyse aralara girmektir. Dinlemek, anlamak ve kendimizi anlatmamız gerekiyor. Bunun yolu da saygıyla dinlemek, ses tonunu yükseltmemektir.

8- Eşlerden birinin kendisini terapist yerine koyması: ‘Senin hasta olduğunu biliyorum, nedenlerini de biliyorum. Senin ne zayıflıkların var hepsini keşfettim, ne yapman gerektiğini söylüyorum, beni dinlesen doktora filan da ihtiyacın olmaz’ gibi sözler doğru değildir. Eş ne kadar bilgili, tecrübeli olursa olsun, kendini doktor yerine koymamalıdır.

Evet, bunların bütününde de öte bir sır var…

Eğer mutlu olmak istiyorsanız, güzel dinimizin emir ve tavsiyelerine uyun ve eşinize de güzel ahlakla ve tatlı dille nasihat ederek bu hususta yardımcı olun. ’ın haramlarından sakınır ve eşinize hakkı tavsiye eder, ona ağırbaşlı/halim bir şekilde muamele ederseniz, size mutluluğu nasip edecektir.

Çünkü kalpler mutlak hakim olan ’ın hükmündedir. mutlu olmanızı dilerse, mutlu olursunuz. Bunun için de ’tan mutlu bir aile hayatı vermesini tüm okurlarımıza diliyoruz. Rabbim tüm müslümanlara hakiki mutluluğu nasip etsin. (Amin)
 
MURAT ARSLAN
 
 

 

""EY SEVGİLİ!SAYISIZ İSMİNİN AHENGİYLE CENNETİNE KAT BENİ,
 İHSANININ CAZİBESİYLE SENDEN BAŞKA HER ŞEYDEN UZAK TUT BENİ "

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online    

İster evli, ister bekar olun MUTLAKA okuyun ;)

 
 
 
İster evli, ister bekar olun MUTLAKA okuyun 😉

Bülent, avucunu açmış kendisine doğru elini uzatan adama ters ters baktı. Elli yaşlarında gösteren adam, görmeye alıştığı hırpani kıyafetli dilencilere benzemiyordu. Üzerindeki giysiler eski fakat temizdi. Eli yüzü temiz ve sağlıklı görünüyordu.

"Sapa sağlam adam gidip çalışacağına dileniyor, belki benden daha zengindir" diye düşündü. Zaten canı çok sıkkındı, birde sinirlenmişti.

Alaycı bir ses tonuyla:

-Ekmek parası mı istiyorsun ? diye sordu

-Hayır çikolata parası lazım!

Bülent’in kızgınlığı şaşkınlığa döndü. "Espri yeteneği olan dilencinin hali de başka oluyor" diye düşündü

– Niye siz ekmek bulamayınca çikolata mı yiyorsunuz?

– Hayır. Ekmek bulamadığımız günler genellikle bulgur pilavı yeriz, onu da bulamadıysak aç yatarız.

Bülent adamın ciddi mi konuştuğunu yoksa dalga mı geçtiğini anlayamamıştı.

 -Bu gün karnınız doydu üstüne tatlı mı istedi canınız?

 -Fakirin canı mı olur ki, tatlı istesin beyim.

-Bu bir kamera şakası mı yoksa sen iş bulamamış stendapçı mısın?

– Hiçbiri değil. Sadece fakirim. Bugün karımın doğum günü, ona çikolata götürmek istiyorum.

 -Doğum gününde yaş pasta alınır bildiğim kadarıyla.

  -O bizim için değil zenginler için. Otuz yıllık evliliğimiz boyunca ona bir kez bile yaş pasta alamadım. Ama her doğum gününde mutlaka çikolata götürdüm. Çikolatayı çok sever

Adamın söyledikleri Bülent’in dikkatini çekmişti. O akşam karısıyla kavga etmiş, kapıyı çarpıp kendini sokağa atmıştı. Arabasına da binmemiş sahile kadar yürümüştü. Denizi seyretmek de onu rahatlatmamıştı. Oysa eskiden denizi seyrederken çok rahatlardı.

Dalgalar sıkıntısını alıp götürürdü.Fakat karısının evde ağlıyor olduğunu bildiği için olsa gerek, hiçbir şey onu rahatlatmıyordu. Dilenciyle konuşurken biraz kafası dağılmıştı.

"Acabasöyledikleri gerçek mi, yoksa uyduruyor mu" diye düşündü

-Cebinde bir çikolata alacak para yok mu şimdi?

Bülent’in sorusu üzerine adam ceplerini boşalttı, bir nüfus cüzdanından başka bir şey çıkmadı.

– Ben dilenci değilim. Işim yok. Günlük çalışırım, ne iş bulursam yaparım.Fakat bu gün bütün gün iş aradım, aksilik bu ya, hiçbir iş bulamadım.

Bülent oturduğu bankı işaret ederek yer gösterdi.

-Oturun biraz dertleşelim bari, dedi. Adam çekingen çekingen oturdu yanına.

 -Yokmu eşin dostun, borç alacak akraban?

 -Fakirin akrabaları da fakir olur beyim. Bulurlarsa kendi karınlarını doyururlar.
Dilenecek kadar çok mu seviyorsun karını ?

-Hem de çok seviyorum. Otuz yılımı aydınlattı o benim.

-Hımmmm. Aşk hemde otuz yıl süren aşk. Hayret doğrusu! Aşkın ömrü en fazla üç yıl diyorlar oysa. Sen otuz yıldan bahsediyorsun.

-Evet. Geçen yıllar sevgimi azaltmadığı gibi artırdı.

 -Söyle o zaman nedir evlilikte mutluluğun sırrı? Söylediklerine bakılırsa sen mutluluğun formülünü bulmuş gibisin

-Ben ilkokulu bile bitirmedim. Öyle formül falan bilmem.

 – Formül dediysem kimya formülü sormuyorum canım. Bende altı yıllık evliyim. Sevdiğim kadınla evlendim, fakat mutlu değilim. Sürekli kavga ediyoruz.Daha iki saat önce kapıyı çarptım çıktım. Evimiz, arabamız, işimiz, gücümüz, her şeyimiz var, ama mutlu değiliz. Senin hiçbir şeyin yok, ama mutlusun.Para mı acaba bizi mutsuz eden?

-Hiçbir şeyim yok mu? Hayır benim her şeyim var. Benim karım her şeyim.Sevgilim, eşim, arkadaşım, hayat yoldaşım. Hayatımı paylaştığım insandan daha değerli ve daha önemli ne olabilir ki dünyada? Sizin ev, araba, iş diye her şey dediğiniz şeylerdir aslında hiçbir şey olan.

 -Öyle deme, şu kadar varlığın içinde bile karım her şeyden şikayet ediyor.Bir de fakir olsam kim bilir ne olur?

 –Altın tasın, kan kusana faydası yoktur beyim. Sen kadın ruhunu hiç anlamamışsın. Hiçbir kadın iyi bir evde oturduğu, hergün çeşit çeşit yiyecekler yediği için mutlu olmaz. Bir kadın, kocasının her şeyi olduğunu bildiğinde ancak mutlu olur.

-Sizin mutluluğunuzun sırrı bu mu ?

 -Olabilir. Ben karıma değerli şeyler alamıyorum ama ona benim için ne kadar değerli olduğunu hissettiriyorum. O da çok mutlu oluyor.

 –Bir kadına değerli olduğunu nasıl hissettirilir?

-Küçük kızı severek.

 -Küçük kız mı ? Hangi küçük kız ?

 -Yaşı kaç olursa olsun her kadının içinde hiç büyümeyen bir küçük kız vardır. O kızı ne kadar çok sever, ne kadar çok mutu edersen, o kadını da o kadar mutlu edersin.

-Nasıl yani ?

 -Küçük kız neleri sever, nelerden hoşlanır bir düşünün. Küçük kızlar hep beğenilmek, ilgi görmek isterler. Güzel olduklarını duymaya bayılırlar.Kendilerine prensesmiş gibi davranılmasını beklerler. Küçük kızlar hep prenses olmayı hayal ederler. Sürprizlerden hoşlanırlar. Biraz şımartılmak isterler. Sevilmek ve sevildiklerini hep duymak isterler. Iltifata doymaz küçük kızlar. Öyle değil mi?

 -Haklısın. Benim dört yaşımda bir kızım var. Adı Aylin. Her akşam boynuma sarılır "babacığım beni ne kadar seviyorsun?" diye sorar.Giysisini değiştirdiği zaman etrafımda "Baba güzel olmuş muyum?" diye sorar durur.

-Güzelsin demem de yetmez ona. " Harikasın prenses gibi olmuşsun"demeliyim. Dünyanın en güzel kızı demeliyim.

-Işte kadınlar bir ömür boyu bunu duymak isterler. Ben elli yaşındaki karıma böyle davranıyorum. Ömrümüz olurda seksen, doksan yıl da yaşarsak ben ona böyle davranmaya devam edeceğim. Ona "bebeğim" diye hitap ediyorum çok hoşuna gidiyor. "Bebeğim bana bir çay yapar mısın?" dediğimde çay yapmak için nasıl koşturduğunu görmelisiniz.

-Hiç kavga etmezmisiniz siz?

-Kavga evliliğin tadı tuzu. Arada biz de tartışırız. Küsüp barışmanın tadı ayrıdır. Benim karım bir keçi kadar inatçıdır. Onunla barışmak için uğraşmak ayrı bir keyif verir bana.

-Benim eşim çok ciddi kadındır. Hiç küçük kız havası yok onda.

Küçük kızlar büyüdükleri zaman artık sevgi, ilgi istemeye utanırlar. En ciddi yada en yaşlı kadının bile o küçük kız mutlaka vardır. Yeter ki sen o tatlı kızı sevindirmeyi, mutlu etmeyi bil. Ve o küçük kızı asla aldatma.Yoksa bir daha sana güvenmez ve ne yaparsan yap hep kuşkuyla bakar.Küçük kızlar hem çabuk mutlu olurlar hem de çabuk kırılırlar.Çok narindir onlar.Hoyrat elleri sevmezler. Yumuşak dokunuşları severler.

 -Bu tavsiyeni deneyeceğim. Fakat her zaman yapabilir miyim bilmiyorum.Bazen işlerim çok yoğun oluyor o zaman eve çok yorgun gidiyorum

Bu sadece bir bahane. O küçük kızı mutlu etmek dünyanın en kolay işi.Çoğu zaman birkaç tatlı söz yeterli olur. Sen o küçük kızı mutlu ettiğinde karşılığını fazlasıyla alırsın. Artık o seni rahat ettirmek için elinden gelen gayreti gösterir. Karısı mutlu olmayan erkek mutlu olamaz. Mutlu olmak isteyen erkek önce hayat arkadaşını mutlu etmelidir. Düşünsene somurtkan, mutsuz, sürekli söylenen biriyle yolculuğa çıksan ne kadar mutlu olabilirsin.

-Haklısın da bende bütün gün ailem için çalışıp yoruluyorum.

-Yine para, yine dış sebepler. Evet para önemli ve gerekli ama kadınlar para için erkekleri sevmezler. Para geçici mutluluklar verir. Kadınlar hediye almayı severler. Paran varsa hediye al tabi.Ama hediyeyle mutlu olmasını bekleme. Hediyenin yanına sevgini katmazsan hediyenin bir anlamı yoktur. Benim hiçbir zaman çok param olmadı. Günlük kazandım günlük yedik.Bazen aç kaldığımız günler oldu. Hiçbir zaman karımın kulaklarına altın küpe takamadım ama her zaman aşk sözleri fısıldadım. Hiçbir zaman boynuna pırlanta gerdanlık alamadım ama hep öpücüklerle sevdim boynunu. Hiçbir zaman ona ipek elbiseler giydiremedim ama kendi bedenimle ipek elbise gibi yumuşacık sardım bedenini ve mutlu ettim onu.

Adam ayağa kalktı.

-Bana müsaade, artık gitmeliyim, karım merak eder. Sende git evine küçük kızın gönlünü al, belki o küçük kız şimdi evde ağlayıp duruyordur.

 Bülent de ayağa kalktı. Kuvvetlice elini sıktı.
-Sizi tanıdığıma çok memnun oldum.

Elini bıraktı koluna girdi. Yolun karşısındaki pastaneyi gösterdi.
-Hadi gel eşin için şuradan çikolatalı pasta alalım, dedi.
Pastayı aldılar. Adam hayatında ilk defa karısına yaş pasta götürmenin mutluluğuyla, bin bir teşekkür ederek evinin yolunu tuttu.

Bülent de pastanenin yanındaki manavdan karısının en sevdiği meyvelerden aldı.Evine geldiğinde karısı şişmiş gözlerle mutfak masasında oturmuş su içiyordu. Bülent hiç konuşmadan meyveleri büyükçe bir tabağa döküpyıkadı., sonra eşinin önüne koydu.

 –Bunlar dünyanın en şanslı meyveleri, dedi.Inci hiç konuşmadı.
-Sorsana "niye" diye..

-Inci kızgın kızgın:

-Niye? Diye sordu.

 –Çünkü dünyanın en güzel ve en tatlı kadının midesine gidecek, dedi gayet ciddi bir ses tonuyla. Inci şaşırmıştı. Bir anda yüzünün ifadesi yumuşamıştı.

 -Bunlar senin sevdiğin meyveler, senin için aldım.
 -Hayret bir şey! Her zaman kendi sevdiğin meyveleri alırdın. Benim hangi meyveleri sevdiğimi iyi hatırlamışsın. Aslında bu her zaman beklediğim istediğim bir şeydi. "bak senin sevdiğin meyveleri aldım"

-Ama şimdi kıymeti yok. Çünkü sana çok kırgınım, meyve alarak gönlümü alamazsın.

-Özür dilerim seni kırdığım için.
Sonra Bülent yere diz çöktü.

 -Cezam neyse razıyım. Ama bir tek şey istiyorum senden. Seni delice seven bu adamı senden mahrum etme.Bülent yere çömelmiş, boynu bükük bir vaziyette çok komik görünüyordu.

Inci kıkır kıkır gülmeye başladı

-Affetmek o kadar kolay değil. Bakalım hangi cezalara katlanabileceksin, dedi.

Bülent işte o zaman ona muzip muzip bakan eşinin içinde sakladığı küçük kızı gördü.Bundan sonra her şey daha farklı olacak diye düşündü.

""KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ” "

 Hz.MUHAMMED(S.A.V.)

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online    

Temizlik yaptım bugün…


 

 
Temizlik yaptım bugün… Hem de tüm benliğimde…

Kırgınlıklarımı dışarı çıkardım ilk önce… Görmenizi isterdim… İçimde ne kadar da büyük bir yer kaplıyorlarmış…

Kırgınlıklarımı atarken bakmadım neydi onlar diye… Gelecek geçmişten çok daha fazla yaşanmaya değer…

Onların yerine bağışlamayı yerleştirdim özenle…

Kıskançlığımı çıkardım… Meğer ben ne az kıskançmışım… Çok kolay oldu. Sevindim…

Sanki kaybettiğim bir eşyamı bulmuş gibi oldum…

Çok şükür ki kin ve nefret yoktu yüreğimde… Nasıl temizlerdim bilmiyorum…

Sıra korkularıma gelmişti… Çıkarmaya bile korktum önce… Ne çok alışmışım onlarla yaşamaya…

Bunca acı ve endişeye nasıl alışılır anlayamadım…

Her gün yeni yeni endişelerle beslenen yeni korkular birikmişti içimde…

Mutluluklarımı umutlarımı ne de çok ertelemişim… O an bu ilgiyi onlara verseydim her gün onları düşünüp birer umut daha ekleseydim almadan verip beklemeden sevseydim herşeyden önce içimdeki sevginin ve gücün daha fazla farkında olsaydım böyle temizliklere ihtiyacım kalmazdı…

Neşe ektim hoşgörü güven sevgi ektim… Almadan vermeyi sevilmeden sevmeyi paylaşmayı ektim… Çılgınlık ektim doğallık bağışlama ektim içime…

Aşk ektim her hücreme… Çoşku heyecan sessizlik ektim…

Tüm güzel fikirler sessizken geliyor bana…

Kabullenme ektim… Baş eğme değil… Olduğu gibi kabullenme…

Edward Morrison

 

""KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ” "

 Hz.MUHAMMED(S.A.V.)

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online    

Etiket Bulutu