Dayan be gönlüm!. Bîçâre değilsin Yaradan sana yâr. Kimsesiz değilsin, yanında "Kimsesizler kimsesi" var! Biliyorum! Sığmazsın hiç bir yere bu sevdayla, dünya sana dar! Ama dayan gönlüm! Dayan ki her gecenin mutlaka bir sabahı var!.

Archive for the ‘ŞİİR’ Category

ULAŞSAM KURTULUŞTUR KIYINA

Osman Sarı

Bir kelime yazsam kalbim
Şiir ülkesine girsem bir

Adıyla başlasam yaradanın
Sevgiliyi söylesem gülü söylesem

Bir bir devrilir kelimeler
Adın geçer şiirin bir yerinde

Anıt gibi adına diksem bir kelimeyi
Dayansa bu kentin alanı çökmese

Ulaşsam kurtuluştur kıyına
Bulsam kelimeler arasında öpsem adını

ben şeyhimi özledim

….
köye yaklaşınca üç minaren göründü
markatın kokusu ciğerlerime işledi
sana kavuşmak çok güzeldi ammaa!!
şu ayrılık saati dayanılmaz şeyğim
….
senin nazarını alıpta doymak ne mümkün
heybetin karşısında dayanmaya yok gücüm
amelim küçük aczim büyük
şu ayrılık saati dayanılmaz şeyğim
….
kuşlar ayak sesini alınca kapına birikir
onlara öyle gıpta ederimki kanat takasım gelir
senin gölgen dahi kemiklerimi titretir
şu ayrılık saati dayanılmaz şeyğim
….
o kapının aralanması varya
senin ordan şimdi çıkacak heyecanın varya
gel görki birde sana dönüp gelmek varya
şu ayrılık saati dayanılmaz şeyğim
….
avluda aşıklaraın tek tek dizili
kimbilir her birinin kalbinde neler gizli
seni gördük gözler yaş kalpler tam sevindiki
şu ayrılık saati dayanılmaz şeyğim
….
kimi baba diye bağırıyordu arkandan
kimide ne diyeceğini bilemiyordu benim gibi arkandan
geçtiğin avludan gül kokunu koklarken doymadan
şu ayrılık saati dayanılmaz şeyğim
….
herşeyine boynum kıldan ince gavsım
kavuşacağım güne kadar içimde yasın
sen iste şu sofin herşeyine dayansın
şu ayrılık saati dayanılmaz şeyğim
….
sana emanet verdim ruhumu bedenim bende
gözlerim yaşlı ayaklarım gitmekte
birdaha dönecekmiyim endişesiyle
şu ayrılık saati dayanılmaz şeyğim……..

MOSTAR BILVANIS

GAVSIM

Evladı resul var dediler menzilde ah çektiler
Orda yaşamak var diye dua ettiler
merak ettim düştüm menzil yoluna
Görünce insan olanın titrer kalbi akar gözünden yaşı

ALLAH kapısı ne büyük kapı girdim içeri
Gözlerim kamaştı görünce nurlu yüzleri
Beli bükük gözü yaşlı yanık kalpleri
Görünce insan olanın titrer kalbi akar gözünden yaşı

Şahı merdan gavs-ı sani dolaşır menzil içinde
Pervane olmuş dervişler ALLAH der gider peşinde
Nefsini dizginlemiş hizmet ehli pehlivanlar edep içinde
Görünce insan olanın titrer kalbi akar gözünden yaşı

Toplanmış alimler hepsi orada anlatır hakkı
İlmi ledün-ü görünce lal olur dili söylemez yalanı
Hepsinin önünde gül yüzlü hezreti gavs-ı sani
Görünce insan olanın titrer kalbi akar gözünden yaşı

Boşamışlar dünyayı üçten dokuza sahabe gibi
Gam keder hepsininde var binbir derdi
Aşık olma yolunda hepside pek gayretli
Görünce insan olanın titrer kalbi akar gözünden yaşı

Kendilerinden geçmiş aşk şarabı içmiş dervişler
zakirlerin dilleri dimağda kalpleri zikirde
bütün kapılar açılmış kimi menzilde kimi mekkede
Görünce insan olanın titrer kalbi akar gözünden yaşı

Hazreti gavs-ı sani muberek oturmuş hizmet postuna
Nazar eder kalplere sofuları götürür gerçek dostuna
Açılır kapılar derman olur dertlilerin binbir derdine
Görünce insan olanın titrer kalbi akar gözünden yaşı

Hal ehli olanlar görürler gerçek didarı;
Aşk-ı şevk ile meşk eder,sofular alırlar muradını,
Konuşurlar lisanı hal ile anlaşılmaz dilleri
Görünce insan olanın titrer kalbi akar gözünden yaşı

Yığılmış abidler hepsinde var bir fena
kimisi şeyhte, kimisi ALLAH resulunde
Dolaşır bazıları fena fillahta başlarındaki Bekabillahta
Görünce insan olanın titrer kalbi akar gözünden yaşı

Zavallıyım,mücrimim günahkarım ey gani olan rabbim.
Lutfet yarab benim neyim eksik onlar gibi olmayayım
Rahmansın rahimsin hidayet et gurban olayım
Görünce insan olanın titrer kalbi akar gözünden yaşı

Bir an düşündüm,acıdım nefsime pişman ol dedim
Layık değilim buraya amma, başka kapı yok dedim
Karşımda sultanın heybetini gördüm kurtuldum sandım
Yapıştım eline tövbeyi aldım doğruyu buldum

Ramazan Ayan…

Dikenler güle döndü hanende efendim

Dikenler güle döndü hanende efendim
Niceleri makama erdi sayende efendim.

Doğduğun gün alem nura gark oldu
Amine’nin yüzü Kureyş’in bahtı güldü
Sen ki İbrahim’in duası , İsa’nın müjdesisin efendim
Ümmetinin Resulü,Allah’ın Habibi’sin Efendim

Yaratan Allah’tır biliriz elhamdülillah
Yaratılışımızın sebebi de sendendir Ya resululah
Alemlere rahmet diye gönderdi seni Hak Teala
Adem senin hürmetine affedildi Ey Muhammet Mustafa !

Sordum şemâili nasıldır diye Muhammed’in
Aydan daha parlak , güzelden daha güzeldir dediler
Sordum ya ahlakı nasıldır diye Muhammed’in
O en güzel örnek , ahlakı da Kur’an dır, dediler.

Kavrulmuş çöle düşen yağmursun
Karanlık bir devre doğan nursun
Mekke ağlamakta , Medine durgun
Bir daha gel de Ey nebi gülmeyen yüzümüz gülsün

Ayak bastığın toprak bereketlenir
Seni misafir eden gök şereflenir
Aşkına senin Ey Sultanım
Dağ ,taş , arz ve sema dillenir.

Seni bilmeyene ilim ne gerek
En büyük ilim seni yaratanı bilmek
O’nu sevenler gider dünyadan gülerek
Yine O’nu bilmekten geçer O’nu sevmek

Hiç kaldırmadı geceler boyu anlını secdeden
Allah’ın izniyle kameri ikiye böldü aniden
Cehennem ateşi görmez onu her daim seven
Ya Rab ! Ayırma bizleri de O’nun izinden

Konsa da en necis şeyler üzerine
Söylense de en çirkin sözler yüzüne
Gelse de en sert taşlar bedenine
Döner mi o nebi güneşi ve ayı eline koysalar bile

Melekler bile gıpta etti ahlakına Muhammed’im
Allah , Muhammet yazdı kapısına cennetin
Miraçta dedi ki Alemlerin efendisi ” Ümmetim ümmetim”
Gözünün nurudur Can Ahmet bu güzel ümmetinin

Güzel bile sana güzel dendiği vakit güzel
Bu kalp İlah-i aşka dokununca kemale erer
Hep bir umutla yaşar seni görmeden sevenler
Çünkü ilklerin ilki sonları hatemisin Ey Peygamber

Bülbül güle seni sordu her dem
Kimileri unutur oldu seni. Bilmem ki neden?
Çok olsa da günahımız var olan her şeyden
Yine de mahrum etme ne olur bizleri de şefaatinden

Dildesin, gözdesin, gönüldesin Ey Canan
Cenneti, ukbayı neylesin senin vuslatına varan
Keşke olmuşlardan biri de ben olsaydım sana kavuşan
Başka güzeli görür mü nur cemalini seyre dalan

Görür müyüm seni bir gece düşümde efendim
Gelmiş geçmiş mahlukât sana fedadır efendim
Kapında kölen müjdenle gülenim efendim
Olsam da bir Mus’ab, öl de öleyim efendim.

Tek Hece (AŞK)

Var mı beni içinizde tanıyan?
Yaşanmadan çözülmeyen sır benim…
Kalmasa da şöhretimi duymayan,
Kimliğimi tarif etmek zor benim…

CEMAL SAFİ
Bülbül benim lisanımla ötüştü.
Bir gül için can evinden tutuştu.
Yüreğine Toroslar´dan çığ düştü.
Yangınımı söndürmedi kar benim…

Niceler sultandı, kraldı, şahtı.
Benimle değişti talihi bahtı,
Yerle bir eylerim tac ile tahtı,
Akıl almaz hünerlerim var benim…

Kamil iken cahil ettim alimi,
Vahşi iken yahşi ettim zalimi,
Yavuz iken zebun ettim Selim´i,
Her oyunu bozan gizli zor benim…

Yeryüzünde ben ürettim veremi.
Lokman Hekim bulamadı çaremi.
Aslı için kül eyledim Kerem´i.
İbrahim´in atıldığı kor benim…

Sebep bazı Leyla, bazı Şirin´di.
Hatrım için yüce dağlar delindi.
Bilek gücüm Ferhat ile bilindi.
Kuvvet benim, kudret benim, fer benim…

İlahimle Mevlana´yı döndürdüm.
Yunus´umla öfkeleri dindirdim.
Günahımla çok ocaklar söndürdüm.
Mevla´danım, hayır benim, şer benim…

Benim için yaratıldı Muhammed
Benim için yağdırıldı o rahmet
Evliyanın sözündeki muhabbet
Enbiyanın yüzündeki nur benim

Kimsesizim hısmım da yok, hasmım da
Görünmezim cismim de yok, resmim de
Dil üzmezim, tek hece var ismimde
Barınağım gönül denen yer benim
…Benim adım ‘aşk’…

Yanında Olmak İsterdim Ya Resulullah

Yanında olmak,herseyden cok isterdim
annem babam sana feda olsun
ya Resulullah senin devrinde yaşamak,
Gül devrinde, yanında olmak isterdim.
Ne çölde bir kum tanesi, ne kabzada gümüş,
Ne devrinde bir taş,
Ne baktığı hâlde seni göremeyen bir baş.
Hayır… Hayır Ya ResûlALLAH,
Ayağında toz değil,
Yanında davanda olmak isterdim.

Miraçtan döndüğünde sana inanan Sıddık.!
Heybetiyle Şehadete gelen, Ömer,
Uhut’ta Hamza olmak isterdim.
Ali olmak isterdim Hicret’te.
Ölümü göze alıp yerine uzanan
Göz yaşlarını sildiğin Fâtıma,
Açlıktan taş bağladığında vücuduna,
Sana sofra açan kardeş olmak isterdim.
Seni seviyorum dediğin,Muaz olmak isterdim.

‘Sana inanıyor seni seviyoruz,
ALLAH’ın izniyle emret bize,
Emret’te bizler, denizlere yürüyelim.’
Diyen, Saad b. Muaz olmak isterdim.
Seni gören bir kul değil,
Yüreğinde coşkusuyla imanın,
Davanda ben de varım diyen,
Akabe’ye ilk gelen Ashab olmak isterdim.
Hayır… Hayır, toz değil Ey Nebi
Taif’te bir dev olmak isterdim.

Değmesin diye sana taşlar.
Dağlar devrilmeyi beklediğinde
‘Affeyle ALLAH’ım’ diyen duanı duymak isterdim.
Hoş görebilmeyi,Tebessümü senden öğrenmeyi,
Mescitte seni özlemeyi,

‘Anam-Babam Sana Feda olsun’
Vazgeçeriz senin için her şeyden
Diyenler gibi, huzurunda öğrenci olmayı,
Dinlemeyi, eğitmeyi, öğretebilmeyi,
Öğretmeliği senden öğrenmek isterdim.

Hamd olsun, çağların ve zamanın sahibine
Yine; Uhut’ta, Hendek’te, yine Bedirlerdeyiz.
Evlerimize girdi Müşrikler;
Kara kutulardan vuruyor sinsice
Muhammed’ül-Emin diyorlardı,
Müşrikler de biliyorlardı, görmüşlerdi seni.
Gururları, şirk girdabına düşürmüştü bir kere
Tutamadılar ellerinden, ey sevgili.

Seni bilmek değil sadece, yolunda yürüyen olmak isterdim.
Güllere dokunan değil sadece, kokusuyla yanmak isterdim.
Yine aynı gurura yenik düşüyor nefisler
Güllerin dikenlerine bakıyor,
Hayatın hep dikenlerine takılıyoruz.
Putlarımız öylesine çoğaldı ki şimdi
Çağdaşlık gururuyla yaşıyoruz sanki cehalet devri.

Hırs- Öfke- Nefret ve Zulüm
Bir mirasyedi gibi tüketti insanlığı ve dünyayı.
Hep söylemlerde insan hakları, hoşgörü ve anlayış
Çözemedi çağdaşlık, hiçbir problemi sensiz.
Güldeki koku, Lütuf, Rahmet,Rahman ve Rahim ne demek
İman ne demek.

İnsanlık; Erdemi, Sevgiyi, Sevginin Kaynağını arıyor.
Fikirler arayış içinde, akıllar şaşkın.
Ey alemlere rahmet gelen sevgili,
Sana muhtaç insanlık.
Ruhlarımız seni arıyor, özlerken seni derinden.
Nefislerimiz girdaba döndü, ateşler çekiyor.
Dağlar utanıyor yaptıklarımızdan
Devriliverecek üzerlerimize.

Ya ResûlALLAH…
Taif’teki duanı bir daha, bir daha söyle
Hürmetine yağsın, hidayet nurları gönüllerimize
Öğrenecek bir gün, öğrenmeye muhtaç cihan.
Erdemine muhtaç Ey Nebî…

Biliriz ırmağa katılmadan deryaya ulaşılmaz.
Düşmeden enâniyete, ‘damlayım ben de’ diye,
Vadilerde kuruyan dereler gibi değil,
Sevgi ırmağına katılıp, deryaya erişmek.
Görünen her karanlığa, seninle ışık olmak isterdim.

Şimdi Akabelere hazır gençlerimiz var
Değil artık öyle. Gel Ey Nebi demek nafile
Yöneldik hakkın yoluna, yolundur hedefimiz.
Kayboluruz sensizlikte
Nazar eyle, Nur ol gönüllerimize
Bir haber gönder nesebin seyyidlerle,
Akabelerde buluşmak isteriz.

Ey Alemlere Rahmet olan Sevgili
Al yine ellerimizi ellerine,
Bedir’de eylediğin duayı, bir de bizim için söyle…
Seni model olmayı, sünnetine sarılmayı, imanı yaşamayı
ALLAH’a kul olmayı…

Ya Rab nasib eyle, secdelerde gör bizi, gençlerimizle
Ashab olamayız, zaman geri dönmez ki,
Misafiriz burada, rüyalarda görüşmek,
Asıl vatan ora, orada buluşmak
Ölüm dedikleri, dosta kavuşmak
Korkmadan severek ölebilmek derim.

Buyurmuşsun,
‘Yıllar sonra beni görmediği halde
Beni çok seven gençler olacak,
Onları görmeyi ne çok isterdim.’
Keşkeşan’da bir yıldız da ben
O gençlerden biri de ben olmak isterdim.

Gülün sevdası

Gülün sevdası kalbimizin hâfi tepelerinde,
ahfâ zirvelerinde sancak açmıştır.
Ve bizler, gönlü gülşen olan insanlara meftun oluruz,
Kainatın Solmayan Gülü’nün aşkıyla…
Gün gelir, gözyaşıyla GÜL sularız.
Bir GÜL için bin dikene su veririz.
Ve biliriz ki, güllerin içinde diken yoktur,
dikenler içinde GÜL vardır.
O, aşkımızın mihrabındaki GÜL
O, alemlere rahmet olarak gönderilen bir rasûl…
O, çöl sıcağındaki bir kevser şelâlesi…
O, teşrifiyle kainatı aydınlatan ve ışık bahşeden sonsuz bir nur şulesi…
Gündüzleri dünyayı ışıtan güneş ve geceleri gökyüzünde çiçek çiçek açan yıldızlar, O’nun sönmeyen ışığının en mütevazi kandilleri…
Sera da, süreyya da O’nun nuruyla aydınlanır…
O’nun sîreti bir amaç,O’nun sünneti bir hidayet,O’nun sureti
gönüllere ülfet ve nimet veren bir âb-ı hayat…
Ruhumuz O’na aşık…
O, GÜL mushaflı sevdamızın sembolü…
O, onsekiz bin alemin emsali olmayan gülü..

Aşk derdiyle tutuştum bir gönül ocağında;

Aşk derdiyle tutuştum bir gönül ocağında;
Yandım âlem içinde, ‘bedeli can’ dediler!..
Okudum bende beni gönlümün çerâğında;
‘Âleme gelmemiştir böyle fermân’ dediler!..

II.
Yâ Rab şevkle yoğurdun, şekil verdin, süsledin;
Nefhân ile can bulan bu cansız bedenimi!..
İhlâsın gözyaşında takvâ ile besledin;
O irfan mihrabında kızaran gülşenimi!..

Var ettin varlık içre, en şerefli, en yüce;
Melekler tâzim eyler, kulunum, secdedeyim!..
Devran başımda döner, bendedir gündüz gece;
İnleyen ney misâli, bir özge beldedeyim!..

Tâ ezel köprüsünden himmetine gelmişim;
Od alıp od satılır, dağılmış çarşı, pazar!..
Vuslatın hevesiyle, kapına yönelmişim;
Ötenin ötesinde nâr var, nûr var, huzûr var!..

Gül mü derdim bu dertten, hüzün mü, gam mı bilmem;
Yüreğimde kızarmış o tevhît sıcaklığı!..
Kaç mevsim geldi geçti, bu gönül ham mı bilmem;
İçimin aynası mı, ak yüzümün aklığı!…

Can özümde kök salan edebin, erdemindir;
Nerde gaflete düştüm, nerde unuttum seni?…
Sırtıma yüklendiğim, her iki âlemindir;
Günahım, kusurum var, yâ Rab bağışla beni!..

Aynı derya içinde acı, tatlı, tuzlu su;
Kaç girdapla boğuştum hayat zor, ölüm kolay!..
Dağ gibi ihtirâslar, içime kurmuş pusu;
Nefsim can pazarında, göz yaşım billûr saray!..

III
Bezm-î elest’ ten gelen mukaddes bir seferin;
Çilekeş yolcusuyum, sırlarım âyân sana!..
Kuluyum bu âlemde senden gelen haberin;
Verdiğin bir canım var, bezerim kurban sana!..

IV.
Gördüğüm her bir bakış, saplanır yüreğime;
Kan revân içindeyim düşmüş kolum, kanadım!..
Bir nefis nasıl olur, hükmeder benliğime?..
Gam yüklü bulutlarda, ışık olur feryâdım!..

Her nefes öz bağında, hep talan olan benim;
Yedi kat gökler duyar vicdânımın sesini!..
Her menzilde bir hâlle mizâna giden benim;
Sen bilirsin benliğin o bitmez hevesini!..

Bu tefekkür burcunda esrârıma yürüdüm;
Karışmış gözüm yaşı, gönlümün efkârına!..
Nefsimi kara yerde, sürüm sürüm sürüdüm;
Ak umutlar derledim sonsuzluk diyârına!..

Hangi varlığa baksam; suya, dağa, güneşe;
İhrâmına bürünmüş, aşkınla nasıl döner!..
Bir örümcek ağında, düştüm yalım ateşe;
Bir gülün gül elemi, İlâhî sende diner!..

Dert, keder, derman oldu erenler dergâhında;
Bilmem ki senden özge, yâr var mı yaram sara?.
Bir ömrün umut yüklü doğan her sabahında;
Bağladım göz yaşımı, ezeldeki ikrâra!..

Yâ Rab bu can sırrını kim çözer, açar bana?..
Suya hasret yanarım bu mâ’nâ denizinde!..
Can özümü ararken can buldum senden yana;
Bu kaçıncı menzildir yüreğimin izinde?..

V.
Yağsın n’olur ufkuma, merhamet bulutları;
Duygular nûra dönsün, sevgi sunsun nağmeler!..
Açılsın goncaların kan dolan umutları;
Tatlı bir rüyâ gibi aksın billûr çeşmeler!..

VI.
Âlemlerde bir denge, bir nizâm, intizâm var.
Râhmet inmiş varlığa, gülün gül dudağından!..
Yerden yedi kat göğe, gökten yere selâm var;
Yandım yandıkça kandım, hikmetin kaynağından!..

Nice hâller, şekiller, nice sûretler, renkler;
Bir kudret tecellisi, görülür imân ile!..
Kamu âlem zikirde o tesbihler, âhenkler;
Duyulur kalbe dolan bir gizli lisân ile!..

Gönül dilimdir diyen, gönül gözümdür gören;
Nasıl bir can ayrılır, ayrı düşer ilinden?…
Ey yoktan var eyleyen, Ey vara rızık veren;
Lûtfet bu yanmış cana, can ver kudret elinden!…

Susuz kaldım hasretin kavrulan çöllerinde;
Kana kana bir su ver, mâ’rifet çeşmesinden!..
Yüreğim arşa değer masûmun ellerinde;
Dert verdin teselli ver, hakikat huzmesinden!..

Aşkın olmazsa yâ Rab, yaprak düşmez dalından;
Neyleyim bende bana, en ince yolun düştü!..
Emânet yorgunuyum, tattım elest balından;
Ey bana benden yakın, kapına kulun düştü!..

Günahkârım, kerem kıl, râhmet et bana yâ Rab!..
Dertlerin derdi bende, yalnız sende dermân var!..
Kul Rıfat’ım niyâzım sanadır, sana yâ Rab;
Asrıma yemin olsun hüsranda nice can var!..

MERHABA YÂR!

 


MERHABA YÂR!
Melekler adedince, kâinat dolusu Merhaba Yâr!
Merhaba ey kalbimizde tek intizar!
Hoş geldin ezel ikliminden..
Şerefe boğdun, mest eyledin fani yuvamızı. Faniler adedince, zerreler adedince Merhaba Yâr! Merhaba ey kalbimizdeki yangına medar!
Herkesin var bir sevdası. Herkeste bir gönül yarası. Her kalbin derinliklerinde biri yatar. Her kalp kendini bir yâre bağlar. Vallahi Sensin bize tek Yâr. Bunca kırık, bunca yıkık, bunca harap kalbimiz var. Bırakalım Sana meftun kalbimiz böyle viran mı kalsın? Şefkat dolu dokunuşunla bizi onarmaz mısın?
Merhaba ey dupduru gönüllere Yâr!
Ne varsa Sende var. Seni var edene sonsuz hamd-u senalar. Kalbimiz zikrinle çarpar.
Merhaba ey kalbimize nur olan Yâr!
Gelişinle yeryüzü pırıl pırıl, gökyüzü ışıl ışıl, haneler cıvıl cıvıl.. Zulüm saraylarında vaveyla koptu; kâhinlerin, ruhunu biçti cinnet… Bu gelen put kıran Muhammed. İbrahim’in oğlu, on sekiz bin âleme rahmet…
Rahmet sonsuzluğunca Merhaba Yâr! Yaralı yüreklerimizde hep ümit var. Nuruna hasret kaldı bütün kıtalar. Ellerinde güllerle bekleşir bak, dudakları ismine kanmış bütün çocuklar.
Hoş geldin ey yaratılmışlara Serdar…
Yaratılmışlar adedince Merhaba Yâr! Merhaba ey âleme iftihar! Kalbimizde hep yâdın var.
Sen var isen her şey var.. Sensiz kalp neye yarar. Merhaba ey cana can katan Yâr! Tertemiz ruhlar Seninle bahtiyar. Kalbimizde sevdan var.
Merhaba karanlık zamana güneş gibi doğan Yâr! Veyl olsun Sensiz geçen zamanlar.. Senin olmadığın yerde gurbet var. Merhaba çölleri gülşene çeviren Yâr!
Yükün altında büzülmüş, ezilmiş bir köle.. Siyah. Kâh ağlıyor, kâh inliyor. Sonra zulüm altında bir fakir.. Dışlanmış, tepelenmiş.. Hor ve hakir. Ötede toprağa gömülmüş minnacık bir çocuk… Kız. Hep birden ağlaşıyor, soruyorlar: ‘Nerde kaldı kurtarıcımız?’
Merhaba imdada yetişen Yâr!
Sen geldin cennet oldu dünyalar. Ve işte hayat dolu bir bahar. Seni gönderene bitimsiz şükranlar. Seni gönderenin salât ve selamıyla Merhaba Yâr! Sensizlik cehennemi kalbimizi yakar.
Bahtı karadır Seni kaybeden. Harap ve bitaptır ruh ve beden. Senin için geçilir candan ve her şeyden. Bana ne ağyardan, elden. Sensin ruhumu revan eden, beni Kıtmir-i zaman eden. Kalbimi şerha şerha aşkına Suzan eden.
Merhaba ey âşıklara kıble olan Yâr!
Sana kurban, Sana hayran Yusufların var! Adın anılınca Yâr; yanaklarında aşk kızıllığı yanar. Gözleri hep Seni arar, kalpleri hep Seni sorar, dilleri hep Seni anar. Ve mücahitlerin var, saf, saf dizilmiş; alınlarına Senin adın yazılmış.
Merhaba ey mücahitlere Yâr! Dünyalar dolusu derdimiz var. Bitmek bilmeyen hasretimiz var. Sensiz saraylar mezar. Sensiz cennet bile dar. Vuslatın umuduyla merhaba Yâr! Sana yangın, Sana ölgün kalbimiz var.
Sensiz Mekke öksüz kaldı, Medine yetim. Kudüs kan ağlıyor.. Bağdat kan ağlıyor.. Kabil kan ağlıyor.. Ve kan ağlıyor dört duvar arasında kalbim, Şam, Amman, Kahire… Sensiz kahır ve çile.. İstanbul, Konya, Amed… Meydanlarda güllerle bekliyor Seni ümmet.. Açe, Keşmir, İslamabad.. Ancak Seninle oluruz âbâd… Priştine, Saraybosna ve Mostar.. Her kıtada yetim ümmetin var. Gel ey mazlumlara Yâr! Sana tutkun kalbimiz var.
Merhaba ey Yetim Yâr!
Sensin yetimlere yâr. Sensiz her garip, her öksüz, her yetim ağlar. Bencileyin gariplerin senden başka kimi var? Merhaba ey kimsesizlere Yâr!
Sevdan bir usare ve biz içtik ondan kana kana; eriştik o eşsiz gülzare. Misk-u amber sünnetindir her derde çare. Sensiz insanlık avare; sönüp dökülür semada her sitare. Gel ey ışığıyla âlemi aydınlatan mehpare. Sensizlik gurbetinde yanan kalbimiz var, pare pare.
Merhaba ey derde derman Yâr!
Merhaba ey âleme sultan Yâr!
Merhaba ey Şah-ı devran Yâr!
Bir kalbimiz var.. Yalnız Sana giriftar. Rabbim ayırmasın Senden, sonsuza kadar…

Nurullah Gülsever

KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ” "

 
Hz.MUHAMMED(S.A.V.)

Image 
Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

kırık bir aşk


♥ kırık bir aşk……………..hikayesi bu…♥
♥umutsuzluklarla……….ve hüzünle dolu…♥
♥güneşinden yoksun; umut, bulutlar ardında♥
♥gökyüzü kapkaranlık ve biz burada ışıksızız♥
♥yollar aşılamaz türden, ufuklar bizden uzak♥
♥bugünler mutsuz ve yarınlar çok umutsuz♥
♥amaçlar belirsiz ve araçlar çok yetersiz♥
♥görüşebilmek zor, görüşmemek zor.♥
♥sevebilmek ve de sevilebilmek♥
♥ne kadar mümkün sence?♥
♥ne kadar olası bu düş?♥
♥birleşebilir miyiz?♥
♥sen-ve-ben♥
♥bir gün!♥
♥♥♥♥
 
 

Etiket Bulutu