Dayan be gönlüm!. Bîçâre değilsin Yaradan sana yâr. Kimsesiz değilsin, yanında "Kimsesizler kimsesi" var! Biliyorum! Sığmazsın hiç bir yere bu sevdayla, dünya sana dar! Ama dayan gönlüm! Dayan ki her gecenin mutlaka bir sabahı var!.

Archive for the ‘Uncategorized’ Category

DEGERLİ KARDEŞLERIM SAYFALARI GEZEMIYORUMBIRAZ YOGUNUM BU ARALAR HEPİNİZİN TEK TEK RECEBİ ŞERIFI VEDE REGAİP KANDILINI TEBRIK EDIYORUM SEVGILER

Recep Ayı ve Regaip Kandiline Dair Hadisler

·Allahü teâlâ, Receb ayında oruç tutanları mağfiret eder. [Gunye]

Recep Allah’ın ayıdır; Şaban benim ayımdır, ramazan ise ümmetimin ayıdır". Recep ayının niçin Allah’ın ayı olduğu sorulduğunda: – Allahü teâlâ, Receb ayında oruç tutanları mağfiret eder” buyurmuşlardır..
[Gunye]

Okunuşu: "Allahumme barik lena fi recebe ve şa’ban ve belliğna ramazan"

Açıklaması:
"Allah’ım! Recep ve Şaban aylarını bizim için mübarek kıl ve bizi Ramazan ayına ulaştır". Amin!..

Üç ayların ilki olan recep ayı girdiğinde bu duayı sıkça yapalım, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu duayı yaparlardı ve ümmetinin de yapmasını istemiştir.

• Receb-i şerifin bir gün başında, bir gün ortasında ve bir gün de sonunda oruç tutana, Receb’in hepsini tutmuş gibi sevap verilir.
[Miftah-ül-cenne]

Her hasenenin (ibadetin) sevabı başka vakitte on ise, Receb-i Şerifte yüzden geçer, Şâban-ı Muazzamada üç yüzden ziyade ve Ramazan-ı Mübarekte bine çıkar ve Cuma gecelerinde binlere ve Leyle-i Kadirde (Kadir Gecesinde) otuz bine çıkar.” (3)

• Şu beş gecede yapılan duâ geri çevrilmez. Regaib gecesi, Şabanın 15. gecesi, Cuma, Ramazan bayramı ve Kurban bayramı gecesi.)
[İbn-i Asâkir]

• “Receb-i Şerîf’in birinci gününde oruç tutmak üç senelik, ikinci günü oruçlu olmak iki senelik ve yine üçüncü günü oruçlu bulunmak bir senelik küçük günahlara kefaret olur. Bunlardan sonra her günü bir aylık küçük günahların af ve mağfiretine vesile olur.” buyuruyorlar.
(Camiu-s sağir)

• İbn-i Abbas -radiyallahu anh- Hazretleri: “Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Recep ayında bazen o kadar çok oruç tutardı ki, biz O’nu hiç iftar etmeyecek zannederdik. Bazen de o kadar çok iftar ederdi ki, biz O’nu hiç oruç tutmayacak zannederdik.” buyurmuştur. (Müslim)

• "Recep ayı Allah’ın ayı, Şaban benim ayım, Ramazan da ümmetimin ayıdır."
(Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ, 1/423)

• Receb büyük bir aydır. Allah bu ayda hasenatı kat kat eder. Receb ayında bir gün oruç tutana, bir yıl oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. 7 gün oruç tutana, Cehennem kapıları kapanır. 8 gün oruç tutana Cennetin 8 kapısı açılır. On gün oruç tutana, Allah istediğini verir. 15 gün oruç tutana, bir münadi, “Geçmiş günahların affoldu” der. Receb ayında Allahü teâlâ Nuh aleyhisselamı gemiye bindirdi ve o da, Receb ayını oruçlu geçirdi. Yanındakilere de oruç tutmalarını emretti.
[Taberânî]

• Kim Receb ayında, takva üzere bir gün oruç tutarsa, oruç tutulan günler dile gelip “Ya Rabbi onu mağfiret et” derler.
[Ebû Muhammed]

Recep Ayı Namazı

Recep ayı içinde otuz rekat namaz kılınır. Bu otuz rekatın on rekatı Recep ayının ilk on günü içinde kılınır. İkinci on rekatı da ikinci on günü içinde kılınır. Üçüncü on rekatı da üçüncü on günü içinde kılınır. Her rekatta fatiha okunduktan sonra üç kere ihlas suresi okunur, ihlası okuduktan sonra da üç kere de Kâfirun suresi okunur. Bütün rekatlar bu şekilde okunarak tamamlanır. Bu namazın kılınma zamanı nafile namazların kılınacağı vakitlerdir. Belli bir vakti yoktur. (12)

Büyük tasavvuf ehli Zünnün Mısrî der ki:

“Receb ekme ayıdır, Şaban sulama ayıdır, Ramazan derleyip toplama ayıdır. Herkes ne ekerse onu biçer, ne yaparsa cezasını çeker. Bir kimse ekimi bırakırsa, hasat zamanı ekmediğine pişman olur. Kıyamet gününde ise çok kötü duruma düşer.” (4)

Receb -i şerif ayı;

Allah’in ayidir. Bu aya oruçlu olarak girilmeli ve bu ayda Allah’a çok siginilmalidir. Bu ayin 1.nci günü oruç tutanlara; 3 senelik, 2.nci günü oruç tutanlara 2 senelik, 3.cü günü oruç tutanlara 1 senelik nâfile oruç sevâbi verilir. Hergün 100 defa Ihlâs-i Serîf okunacak, ilk gecesi 20 rek’at namaz (1 günlük kaza namazi) kilinir.

Recep Ayı Cenab’ı Hakk’a mahsus bir ay olduğu için, Allahü Teâla’nın sıfatlarını bildiren İhlas sûresi bu ay boyunca sık sık okunmalıdır.

Estağfirullâhel azıymellezi lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyumû ve etûbu ileyhi tevbete abdin zâlimin li nefsihi lâ yemlikü linefsihi mevten ve lâ hayâten ve lâ nüşurâ.

Manası:Nefsine kötülük etmiş, ne ölürken ne hayatında, ne dirilirken nefsine sahib olamayan kulun tevbesi gibi, hayy ve Kayyum olan, kendinden başka ilah bulunmayan Allah’a istiğfar ederim.

Cenab-ı Peygamber (s.a.v) şöyle buyuruyor:

Kim bu istiğfarı Recep-i Şerif ayında yedi defa okursa, Allahü Teala meleklerine "Bu kulumun günah defterini yırtıp atınız" buyurur.

۩۞۩๑ ﻬஐ♥ HAYIRLI BAYRAMLAR๑ ๑۩۞۩๑ ﻬஐ♥

ESELAMÜN ALEYKÜM HAYIRLI BAYRAMLAR DILIYORUM 

BÜGÜN KURBAN BAYRAMI,KURBANLAR  KESILECEK. 

YÜREKLER BİR OLACAK  GÖNÜLLER  KENETLENECEK,

GÖKLER DEN RAHMETLER YAGACAK ÜSTÜMÜZE

BİR ŞENLIK MİRMUŞTU HEPİZE KURBANLARI KABUL

GÜNAHLARI AFFA UGRAMIŞ OLARAK   BU GÜNÜ GEÇIRENLERDEN OLMANIZ DUASIYLE   ALLAHA  EMANET OLUNUZ…..  

                

 
 
               

 

 
 

                

 EY BİR ÖZGE  MUHABBETİN ALİMİ KIMSELERE  ANLATAMAM  HALİMİ  SEN BİLİRSİN İÇİMDEKİ ZALIMI,CAN ÖĞÜTÜR DEĞİRMENİ

EFENDİM 

TUT ELİMDEN KALDIR BENİ EFENDİM

๑۩۞۩๑ ﻬஐ♥GAVSISANIM SPACES 1 YAŞİNDA ๑۩۞۩๑ ﻬஐ♥

40+1 EŞİTTIR  41 KERE MAŞALLAHGülümsemeGöz kırpma

GAVSI SANIM SPACES  6 Aralıkta  BİR YAŞINI DOLDURDU

HERKESE TEŞEKKÜR EDERIM BIR YILDIR  GÖNÜLDEN SAMIMI DOSTLUKLAR

KARDEŞLIKLER KURDUK ALLAH RAZI OLSUN

GÜLİ RANA BÜGÜN 40 YAŞINI DOLDURDU

BUSAYFANIN  DÜZENLEMESININ BAŞLANGIÇ TARIHI DOGUM GÜNÜME ÇATINCA

ÇOK MUTLU OLMUŞTUM BU TEVAFUKDA BIR HIKMET VAR DEDIM

SAYFAYLA BUTUNLEŞTIM SAYFA BENDIM BEN SAYFAYDIM SANKI

AMA OLAY SAYFALARIMIZIN GITMESINDEN DOLAYI ÜZGÜNÜZ

BU HALINE ALİŞMAK ZOR OLACK GİBİ

HEREKESE HAYIRLI BEREKETLI CUMAALARDILIYORUM  

HAKKIN AYNASINI KIRMAYALIM

 
 
FLORABRAOFLORABRAOFLORABRAOFLORABRAO
  Abdullah Tokatlı
   
Biliyoruz ki, insan, Cenab-ı Hakk’ın aynasıdır. Allah, insanı kendinden bahşettiği
bir nur ile yarattı ve büyük tecellilerle nasiplendirdi. Allah Rasulü (A.S.),
”Allah, Adem’i kendi suretinde yarattı” (Buhari, Müslim, Ahmed) derken
işte bu hakikate işaret ediyor. Bunun için tasavvufta insana “Mazhar-ı Hak”
 (Cenab-ı Hakk’ın yansıdığı varlık) deniyor. İnsanın kalbi de “Nazargâh-ı İlahi”
 (Allah’ın baktığı yer) olarak tanıtılıyor.
İnsanın vücudu, şu gördüğümüz maddi alemin unsurlarından yaratılmıştır. Fakat
ruhi yönü, görünmeyen alemin hazineleri ile bezenmiştir. İnsanı yalnızca et ve kemik olmaktan kurtaran kalb, ruh, vicdan, ilim, fikir, sevgi gibi cevherler, işte o gayb
alemine, yani melekût alemine aittir.
Peki, insan diğer varlıklardan farklı olarak neden böyle özel yaratıldı? Bu özel yaratılış,
 çok özel bir vazife içindir: O Kudreti Sonsuz Yaratıcı’yı tanımak, sevmek ve…
bütün varlıklara bu sevgiyi yaymak.
O halde bir kalp, ilahi sevgiden nasiplendiği ölçüde insanları sevebilir, yaradılmışlara
hizmet edebilir, onların yükünü ve zahmetini çekebilir. Rahman ve Rahim olan Yüce
Allah’ı tanıyan insan, bu tanıyışı miktarınca kendisinin ve diğer insanların kıymetini bilir, hakkını verir, adaleti gözetir. Ancak Allah sevgisiyle başkalarını karşılıksız sevebilir. İnsanlığın bugünkü manzarası bu gerçeğin ispatı değil mi?
İnsanı kendine halife (temsilci) yapan ve onunla kainattaki mükemmelliği tamamlayan
Yüce Rabbimiz, bu şerefli varlığın hak ve hukukunu koruma adına bizlere birçok emirler vermiş, yollar öğretmiştir. İşte din, bir anlamıyla, insanlığın şerefini korumaya yönelik bu FLORABRAOemir ve yasaklar bütünüdür.  FLORABRAO
Önce şunu bilelim: Yüce Rabbine iman eden herkes, gerçek insanlığa adım atmıştır.
Ve Allah’a giden dostluk yolculuğuna başlamıştır. “Allah müminlerinin dostudur” (Bakara/257) ayeti bu müjdeyi veriyor. O halde bir kalbe iman nuru girmiş
ve baş secdeye eğilmiş ise, artık onun taşımaya başladığı ilahî nur ve emanet, ona karşı
 sevgi ve nezaketi gerektirir. Yerlerin, göklerin ve dağların taşımaktan çekindiği ilahî sorumluluk emanetini, müminler taşımaktadır. Bunun için müminlerin kıymeti büyük,
hatırı yüksek, hukuku ağır ve işi ciddidir. Allah’ın dostlarına, yani müminlere düşman
olmak, ancak Allah’ın düşmanlarının işidir. Hem Yüce Rabbimiz her mümini diğer
müminin kardeşi yapmamış mıydı? Artık bu şerefli insana zulmetmek, onu haksız
yere üzmek, kınamak, kendisiyle alay etmek kesinlikle yasaktır, yani haramdır.
İnsanın canı, kanı, malı, ırzı ve şerefi Kâbe gibi kutsaldır, koruma altındadır. Haksız yere cana kıymak, kan akıtmak, mal gasbetmek, ırzı karalamak, şerefi zedelemek en büyük zulümdür ve haramdır. Bunları yapanın düşmanı Allah’tır.
Bu şerefli insanın arkasından çekiştirilmez, yüzüne karşı dalga geçilmez. Herhangi bir ortamda kusurları alay konusu yapılıp, şerefi çiğnenmez. Varsa bir kusuru, dostça ve mertçe kendisine söylenir, düzelmesi beklenir ve bunun için samimi olarak dua ve yardım edilir. Çünkü, günah ile kirlenen kalp ve zedelenen edeb, herkesin ortak kıymetidir. Günahla hastalanmış kalbi ve zayi edilmiş edebi kurtarmak için ortak çaba göstermelidir. Bu çaba, Allah sevgisinin, takvanın gereği ve erdemli insan olmanın işaretidir.
Güzellikten sapmış, ayağı kaymış bir insanın kötü haline sevinmek ve onu düştüğü bataklıkta terketmek asla şerefli insanların işi değildir. Bu, dostluğa da sığmaz. Hakka aşık müminlere, kötülükle kirlenen bir kalp aynasını temizlemek için çabalamak düşer. Çünkü o kalp iman etmiştir; bu iman emanetini ve onun meyvesi olan edebi korumak her müminin vazifesidir.
Rasulullah (A.S.) buyuruyor ki:
“Sizden biriniz diğer kardeşinizin aynasıdır; öyleyse onda bakana eziyet verecek kötü bir hal görürse, onu gidermeye çalışsın.” (Buhari,  Tirmizî)
“Mümin müminin aynasıdır. Mümin müminin kardeşidir; onun kaybolan malını ve çiğnenen şerefini korur, arkasından kendisini destekler, gıyabında hakkını savunur.” (Ebu Dâvud)  
FLORABRAOKusur İşleyene Değil, Kusura KızılırFLORABRAO
Hz. Ömer (R.A.) naklediyor: “Rasulullah (A.S.) zamanında Abdullah isminde “el-hımâr” lakabıyla meşhur birisi vardı; sık sık Rasulullah’ı güldürürdü. Bir defasında içki içtiği için Efendimiz onu cezalandırmıştı. Başka bir defasında yine içki yüzünden huzura getirildi; Efendimiz (A.S.) emretti, yine ceza uygulandı. Onun bu şekilde bir kaç defa cezalandırıldığını gören birisi:
“Allah ona lânet etsin! Ne kadar da çok içki içiyor.” diye lânet okudu.
Bunu duyan Rasulullah (A.S.).
“Ona lânet etmeyin! Vallahi o Allah ve Rasulünü seviyor.” buyurdu. (Buhari, Ebû Ya’lâ)
Ebu Hureyre’nin (R.A.) aktardığı bir olayda da, yine içki yüzünden ceza verilen bir kimseye oradakilerin beddua etmesi üzerine Rasulullah (A.S.):
“Böyle söylemeyiniz! Kardeşinize karşı şeytana yardımcı olmayınız! (Buhari) Allahım onu affet, onu doğru yola ilet. Allah sana acısın deyiniz.” buyuruyor. (Kandehlevî)
Ashabtan Ebu’d Derdâ (R.A.), açıkça günah işlemiş bir adama rastladı. Adamın etrafındakiler sövüp sayıyor, işlediği günahtan dolayı onu kınayıp duruyorlardı. Ebu’d Derdâ (R.A.):
“Hey, ne bu haliniz, siz bu kardeşinizi bir kuyuya düşmüş görseniz çıkarmayacak mısınız? diye seslendi. Oradakiler:
“Çıkarırdık elbette.” dediler. Ebu’d Derdâ (R.A.):
“Öyleyse, kardeşinize kötü kötü konuşmayı bırakın; size sıhhat veren ve bu tür şeylerden uzak tutan Allah’a hamdedin.” dedi. Onlar:
“Sen buna kızmıyor musun?” diye sorduklarında, Ebu’d Derdâ (R.A.):
“Ben ona değil, yaptığı işe kızıyorum. Bir kardeşim olarak, yaptığı kötülüğü terk etmesi için ona dua ediyorum.” dedi. (Ebu Nuaym)
Mümin kardeşlerimizle farklı mizaç ve anlayışta, değişik görüş ve mezhepte olabiliriz. Aramızdaki ihtilafları fitne ve düşmanlık sebebi değil, rahmet vesilesi yapmalıyız. Cenab-ı Hakk’ın geniş tuttuğu bir yolu biz daraltmayız. O’nun hoş gördüğü bir kulu biz kınayıp darıltamayız. Darıltıyorsak o bizim kalbimizin darlığından ve hastalığındandır.
İslâm’ın bizden istediği şefkat bununla da bitmiyor: Müminler, haksız yere başka dindeki insanlara ve diğer canlılara da zulmedemez. Müminin yapacağı ya şefkat ya da adalettir. Ötesi zulüm ve ihanettir.

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

  who's online    
 
 

İLİM VE AMEL BÜTÜNLÜĞÜ..İLİM VE İBADET YETER Mİ?

 
 
 
   gulgun1mw6      
 
                    Mübarek Erol
2hxbp6ckn7
   
Birçok alanda bilgi edinebilme, onu değerlendirip kullanabilme kabiliyeti sadece insanoğlunda vardır. Yani ilim, insanoğlunun temel özelliklerinden biridir. İnsanoğlunun fıtrî kabiliyet ve karakterlerinden biri de dindir. 
Mayasında var olan bu iki özellik, Rabbimiz’in insana bahşettiği nimetlerdendir. Her ikisinin kaynağı aynıdır. O da Cenab-ı Hak’dır . O Alim’dir, herşeyi bilendir. 
Kaynağının aynı oluşu, ilim ve din arasında müşterek noktalara işaret eder. Hatta Müberra Dinimiz İslâm’a göre din, ilmin kaynaklarından birisidir. Vahiy, hem bir bilgi kaynağıdır hem de ilmi teşvik eden, ona yol gösteren mesajlarla doludur, 
Cenab-ı Mevlâmız’ın , son Peygamber Hz . Muhammed s.a.v.’e ilk vahyi, ilk emri “oku” diye başlar. Tek başına bu hakikat bile Yüce Mevlâ’nın ilme, okumaya ne denli önem verdiğinin bir işaretidir. 
Bilindiği üzere, iman hakikatlerinin insanlara benimsetilmesinde, kişinin “doğru yol”a sevkedilmesinde okumak, öğrenmek çok büyük önem taşır. Bu sebeple Kur’an -ı Kerim’de ve hadis-i şeriflerde bilmenin, ilim öğrenmenin ve öğretmenin değeri yüksek bir makama konmuştur. 
Mukaddes Kitabımız, Efendimiz s.a.v.’e hitapla şu soruyu sorar: “De ki, hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer , 9). Yine O’nun lisanından bize öğretilen “Rabbim, ilmimi artır” şeklindeki dua da, insanoğlunun Rabbinden isteyebileceği sayısız nimetlerin bir çoğundan daha hayırlısının, ilim ve idrak olduğunu telkin eder. 

2hxbp6ckn7
Müslümanlar, bu telkin ve teşvikle başlangıçtan itibaren ilme sarılmışlar, ilim ve hikmetin peşine düşmüşlerdir. Tarih boyunca müslüman toplumlar nöbetleşe ilim ve kültüre hizmet ederek yeryüzünü medeniyet ışığıyla aydınlatmışlardır. 
Elbette böyle olmalıydı, zira “Sakın cahillerden olma!” (En’am , 35) ve “Cahillerden yüz çevir!” (A’raf , 199) gibi rabbanî ikazlarla müminler daima uyarılmıştır. “Her kim ilim tahsil için bir yola çıkarsa, Allahu Tealâ ona cennete giden yolu kolaylaştırır.” gibi nebevî müjdelerle de teşvik edilmiştir. 
O kadar ki, ilim tahsilini nafile ibadetlerden üstün tutan tek din İslâmdır . 
Mukaddes Kitabımız’ın öngördüğü seviyede öğrenen, anlayan bir toplum haline gelmek elbette kolay değildir. Ama mümkündür. İslâm tarihinin belli dönemleri bunun şahididir. 
2hxbp6ckn7
Fahr -i Alem s.a.v. Efendimiz
“İlim müminin yitiğidir. Nerede bulursa onu alır” buyurarak, öğrenme, öğrendiklerimizi kendimize ve hayatımıza mal etme konusunda tavrımızı belirlemiştir. 
Müslümanlar bu prensibe göre hareket ettikleri dönemlerde İslâmiyet yeryüzünde büyük bir etkinlik ve güç kazanmış, İslâm dünyasının eğitim-öğretim müesseseleri Avrupa’dakilere öncülük etmiştir. 
Dinimiz, insanı yüceltmeyi, ilim ve fazilet sahibi yapmayı gaye edinir. Bunu gerçekleştirirken de insanı fıtratına uygun şekilde, ruh ve beden olarak ele alır. Ruhu iman ve ilimle, bedeni ibadet ve ahlâkla, nefsi sabır ve şükürle besler, terbiye eder, olgunlaştırır. Yanlızca ruh veya yanlızca nefs üzerinde durarak insanı azgınlaştırmaz. 
İyilik ve güzellik, ilim ve hikmet, inanmak ve ümitvar olmak, çalışmak ve araştırmak, ahlâk ve fazilet, sevgi ve merhamet fıtrîdir. İnsan tabiatına bu hasletler yaraşır. Diğer taraftan inkâr ve isyan, kötülük ve çirkinlik, cehalet ve tembellik, şiddet ve zulüm, yokluk ve sefalet, nefret ve acımasızlık ise insanın tabiatına ters düşer. 
İnsana yakışmayan halleri zorla, baskıyla insan karakterine yerleştirmek için tarih boyunca yapılan çalışmalar hep hüsranla neticelenmiş, yıkıma ve nesillerin kaybına sebep olmuştur. İnsana ait faziletleri geliştirmeye, zenginleştirmeye yönelik çabalar ise nice dirilişlere medar olmuştur. O halde eğitim, insanın fıtratını güzelliklere ulaştıracak bir yol olmalıdır. 
Bu bir denge meselesidir.
2hxbp6ckn7
İslâm’ın dünya ve ahiret için lüzumlu olanı birbirinden ayırmaması ; bu meyanda ilimleri de bir bütün olarak ele alması bu dengeyi sağlamaya yöneliktir. 
Dünya ve ahiret birbirinden kopartıldığında, yani hayat iki parça edildiğinde, iki farklı ahlâk söz konusu olur. Dünyevî işler kendi yörüngesinde, uhrevî olan da daha başka bir yörüngede seyretmeye başlar. Bu da hayat içinde bilginin, maddi imkanların ve nihayet gücün yıkıcı bir mahiyet kazanması neticesini doğurur. Bugün bilim ve teknolojinin bir yıkım ve sömürü aracı olmasının arkasında işte böyle bir dünya- ahiret ayrımı ya da ahiretin -hâşâ- yok sayılması vardır. 
Bu sebeple dinimizin koyduğu mükemmel dengede dinî ilimlerle müsbet bilimler arasında iç içelik bulunur. İyi bir mümin, dünya ile ahiret arasında imanî -zihnî-amelî bağlantı kurabilen, nefsi ve ruhunu bütünleştiren insandır. 
İzaha bile gerek yok; ilim, insana ve topluma faydalı olduğu ölçüde değerlidir. Peygamber-i Zişan s.a.v. Efendimiz, bu hakikatin beyanı sadedinde buyurur ki: “Faydası olmayan ilimden Allah’a sığınırım.” 
Bu hadis-i şerifin ifade buyurduğu hakikati hem kendi nefsimizde, hem içinde yaşadığımız toplum ölçeğinde ve nihayet bütün bir insanlık düzeyinde tefekkür etmeliyiz. 
İman ve ahlâk bakımından zayıf bir ilim adamının iştigal konusu ne olursa olsun, sahip olduğu bilginin kendisine ve başkasına faydalı olacağı şüphe götürür. 
2hxbp6ckn7
Diğer önemli bir husus da “iyilikleri yaygınlaştırma, kötülüklere engel olma” vazifesi yapacak insanların “bilen kişi” olmaları esastır. Zira ilim ve tebliğ, iki kanat gibidir. Biri olmayınca diğeri tek başına anlamlı değildir. O halde tebliğ yapan kişi, dinini başkalarına anlatmadan önce kendisini yetiştirmek zorundadır. Aksi durumda kendisi ilâhi rızaya uygun yaşamadığı gibi, muhatabı olduğu kimseleri kendinden, hatta anlattığı dinden soğutabilir. 
Evet, tebliğ ve irşad ehli ilimle donatılmış olmalı ki, “yarım hoca dinden eder” sözünün muhatabı olmasın. 
İşin tebliğ boyutu bir yana, insanın kendisinin dini yaşamasının ilk şartı ilâhi emirleri bilmektir. Bir müslümanın iman esaslarını ve ibadetlerin ifası için gerekli malumatı bilmesi farzdır. “İlim öğrenmek kadın ve erkek her müslümana farzdır” hadis-i şerifinin ifade ettiği mana çerçevesi budur. 
Bu farziyetin yerine getirilmesi de ancak okumakla, erbabının yanında eğitim almakla mümkündür. Öğrenmeyen kimse ne yapması gerektiğini nereden bilebilir ki? Allah’tan gerçek manada sakınanlar ve hakiki kulluk yapanlar da ancak bilenlerdir. 
Şart ve erkânı bilinmeden yapılan bir ibadet sıhhat derecesinde olmaz. Namaz ibadetini ele alırsak, namazı tam ve dosdoğru ifa etmenin temel şartı, şartlarını ve erkânını bilmektir. Bunlar bilinmeden kılınacak bir namaz sıhhat şartları açısından yeterli olmayacak, belki de ilâhi huzurda kabule mazhar olamayacaktır. 
O halde ilim ve amel birbirinden ayrılmayan bir bütünün iki parçası gibidir. Birinin eksikliği durumunda diğeri de çok şey ifade etmeyecektir. 
İstenirse her şey öğrenilebilir, her eksik tamamlanır. Hayatımız için gerekli olan her bilginin ardına düşmeliyiz. Unutmayalım, dinimiz ve dünyamız bilmekle, bildiğimizi yaşamakla mamur olacaktır. 
Rabbimiz’in tevfik ve inayeti ile…
 
2mq3s7cvl6

 
                     İLİM VE İBADET YETER Mİ?
  
                           Kemal Süleymanoğlu 
                 2hxbp6ckn7
   
Alim olsak, ilâhi hakikatleri bilsek, hayatımızı ibadet ve taatla geçirsek, başımızı secdeden kaldırmasak, yine de ilâhi rahmetten kovulmak, cehennemi haketmek mümkün mü? Nasıl mümkün olabilir diye soruyor insan. Oysa… 
   
Allahu Tealâ , “ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” diyerek Meleklerle konuşmaya başladı. Aralarında ateşten yaratılan Şeytan da var. Bilgisi geniş, ibadeti hadsiz hesapsız… Ayrıca bizzat Cenab-ı Mevlâ tarafından üstün görevler verilmiş. 
Yüce Mevlâ’nın hitabına şöyle karşılık verdiler: 
-“Bizler hamd ederek Seni tesbih ve takdis edip dururken, yeryüzünde bozgunculuk çıkartacak, kan dökecek birisini mi halife kılıyorsun?” 
Bunun üzerine Allahu Tealâ şöyle buyurdu: 
-“Sizin bilemeyeceğiniz şeyleri ben biliyorum.” (Bakara, 30)
  
                    İblis’in Kibiri 
2hxbp6ckn7
Cenab-ı Mevlâ, bundan sonra ilk insanın, Adem a.s.’ ın vücudunu topraktan şekillendirdi ve cennete koydu. Henüz ona can vermemişti. Şeytan, topraktan yapılmış bu cansız bedeni gördükçe rahatsız oluyor, onun yeryüzüne halife yapılacağını bir türlü hazmedemiyordu. Halbuki Allahu Tealâ’nın bahşettiği ilim, nasip eylediği kulluk, itaat etmesini gerektiriyordu. Fakat hem itaat etmiyor, hem de gururunda ısrar ediyordu. Bunu da açığa vurmayıp içinde saklıyordu. 
Sonra Allahu Tealâ Adem a.s.’a can verdi, varlıkların isimlerini öğretti. Sonra içlerinde Şeytan da aralarındayken meleklere bu varlıkları sordu. Şöyle cevap verdiler:
   –
“(Ey Rabbimiz!) Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz, senin öğrettiklerinden başka bizim bilgimiz yoktur. Şüphesiz bilen ve hikmet sahibi olan yalnız Sensin.” (Bakara, 32) 
Allah Tealâ , Adem a.s.’dan varlıkların isimlerini söylemesini istedi. Adem a.s.’da varlıkların isimlerini anlattı. Yüce Mevlâ şöyle buyurdu: 
-“Ben size, göklerin ve yerin gaybını bildiğim gibi açığa vurduğunuzu da, gizlemiş olduklarınızı da bilirim dememiş miydim?” (Bakara, 33) 
Her şeyi bilen Allah, Şeytanın içinden geçenleri de elbette biliyordu. Belki de ona inadından vazgeçmesi için fırsat veriyordu. Fakat Şeytan içindeki rahatsızlığı açığa vurmadı; Rabbinden bu hastalığını gidermesi için yardım istemedi. Sonra Mevlâmız, meleklere Adem a.s.’a secde etmelerini emretti. Bütün Melekler secde etti. Şeytan ise secde etmedi. Nihayet bu son imtihanda gizlemeye çalıştığı kibri açığa çıkıyordu. 
Allahu Tealâ, ona şöyle sordu: 
2hxbp6ckn7
-“Ey İblis! Sen ne diye secde edenlerle beraber olmadın?” (Hicr, 32) Şeytan cevap verdi: 
-“Ben kuru bir çamurdan yarattığın insana secde edecek değilim. (Hicr, 33) “Ben ondan daha üstünüm. Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan.” (A’raf, 12; Sâd, 76) 
Bunun üzerine Allahu Tealâ, Şeytanı lânetledi ve rahmetinden kovdu: 
-“Öyleyse in oradan! Orada kibirlenmen, büyüklük taslaman senin haddin değil. Git! Çünkü sen aşağılıklardansın!” (A’raf, 13) 
Şeytanın işlemiş olduğu suçu ve bu suçun onu mahkum ettiği kötü sonucu da şöyle açıkladı: 
-“O (emrimizden) yüz çevirdi ve kibirlendi, böylece kâfirlerden oldu.” (Bakara, 34)
  
               İlâhi Hikmet ve İbret
2hxbp6ckn7
Şeytan, Allah Tealânın yaratıcılığını, ilâhlığını inkâr etmemişti. Sadece kibirlenip bir emrine itaat etmemişti. İlmi, ibadetleri, üstün görevleri onu kurtaramadı. Kibir bunların hepsini silip süpürdü. Sonunda Şeytan Allah’ın düşmanı, cehennemin yakıtı oldu. 
Bu olay, ilk insan henüz yeryüzüne indirilmeden meydana geldi. Henüz insan sorumlu tutulmadan… Dağların bile üstlenmekten kaçındığı ilâhi emanetin sorumluluğunu alan insanoğlunun daha yaratılışında bu olayın meydana gelmesi tesadüf olabilir mi? Kesinlikle değil. O’nun işinde tesadüf yoktur. Ancak hikmet ve ibret vardır. 
Şöyle görmek gerekir: Bir şey oluyor, en yakın olan ebedi düşman oluyor. Topraktan henüz yaratılan ise en yakın olmaya aday… Ama kibirlenmediği sürece… 
Yüce Mevlâ, Mukaddes Kitabımız’da bu olayı defalarca hatırlatıyor. İbret almamız, şöyle anlamamız için: 
“Ey insan! Allah’a yakın olmak ne güzel! Ama onu korumak, kendi varlığını üstün görerek bu yakınlığı heba etmemek gerek. Bir düşün: Yer-gök kimin? Seni ayakta tutan kim? Güvendiğin ibadetlerini, kıldığın namazı, yaptığın zikri, verdiğin zekâtı sana sevdiren, yaptıran kim? 
O değil mi O… Seni ve sana dair herşeyi yaratan Madem herşey O’na ait, büyüklük niye, insanlara tepeden bakmak niçin? Secdelere sürünen başın, gurur çatısında dolaşması reva mı? Hakiki büyük karşısında küçüklüğünü anlayıp Allah için yaş akıtan gözleri, gönülleri kanatacak süngü haline dönüştürmek yaraşır mı? Mevlâ’yı zikrederek arınan kalpleri kibirle kirletmek olur mu?” 
Oluyor… Maalesef oluyor. Şeytan, kovulmasına sebep olan kibir mikrobunu ona bulaştırıyor. Öyle bir mikrop ki ne taat bırakıyor ne amel. Efendimiz s.a.v.’in ifadesiyle “Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse cennete giremiyor.” (Müslim, Ebu Davud, Tirmizî)
  
           İhlâs, Tevazu Ehli Yapar
2hxbp6ckn7
Şeytanın tuzaklarından sadece ve sadece ihlâslı kullar kurtulabiliyor. Çünkü Şeytan, Allahu Tealâ’dan kıyamete dek mühlet istediğinde şöyle demişti: 
-“…ben de yeryüzünde onlara (günahları) süsleyeceğim ve onların hepsini azdıracağım. Sadece ihlâslı kulların bunun dışında kalacak.” 
Allahu Tealâ da şöyle buyurdu: 
-“… (İhlâslı) kullarım üzerinde senin bir hakimiyetin yoktur. Ancak azgınlardan sana uyanlar hariç. Cehennem, onların hepsine vaadolunan yerdir.” (Hicr, 39-43) 
İhlâslı kullar, yaptıklarını sadece Allah için yapanlardır. Riyadan-kibirden uzak, kalbi bulandıracak ne varsa hepsinden fersah fersah kaçanlardır. İbadetlerini Cenab -ı Mevlâ istediği için yapan, sadece O’nun hoşnutluğunu arayanlardır. 
İhlâs, temiz kalplere bahşedilen öyle bir sırdır ki, az olan ibadetler onunla sınırsız hale gelir. Resul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz bunun için şöyle buyurmuştur: 
-“Dininde ihlâslı ol, az amel sana yeter.” (Münavî, Feyzu’l-Kadir) 
-“Amellerinizde her zaman ihlâsı gözetin. Allah, amelin sadece halis olanını kabul eder.” (Feyzu’l-Kadir) 
Kibirden kurtulmak ve ihlâsı elde etmek, ebedi kurtuluşun reçetesi. Ve kibir, ilmi faydasızlaştıran, ibadet ve taatın insanı rabbine yakınlaştırıcılığını yok eden, aksine uzaklaştıran bir çirkinlik. 
Mümine tevazu yaraşır. Herkese, herşeye. Boyun eğmiş olgun başaklar gibi…

 

http://gavsisanim.spaces.live.com/

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN 

          who's online      

HÜMEYRA KARDEŞİMİZDEN

 

                                                                                                                                                                                   

                                                                                                                                                    

 2zxtd0l2zxtd0l

Photobucket

 

 YA ‘RABBI AZABINDAN

AFFINA,

GAZABINDAN ,

MERHAMETINE,

SENDEN YINE ;

SANA SIGINIRIZ,

RAHMETIN 

YAGMUR GIBI

YAGDIGI 

GONULLERIN

SELLER GIBI

COSTUGU

BU GUNLERDE,

ALEMLERE RAHMET,

OLARAK GONDERDIGIN,

BIZI UMMETI KILDIGIN;

HZ.MUHAMMED SAV.

RUHUNA OKUNAN TUM

SELAVAT I SERIFELERIN

ULU DERGAHINDA,

KABUL BUYUR,

OKUYANLARIN ADINI

SEN ZATINDA BILIRSIN

HEPSINDEN RAZI OL

YA’RABBI

SENIN HERSEYE

GUCUN YETER

YA’RABBI

AMIN  

 

 

Photobucket 

 TUM SPACE ARKADASLARIMA

TESEKKUR EDERIM

CEKILEN SELAVATLAR

YERINE ULASTI INS

HEPINIZIN ISMI TEK TEK

DUALARDA GECTI

ALLAH SIZDEN RAZI OLSUN

Photobucket 

 

 http://suxgibi.spaces.live.com/HUMEYRA SARANhttp://suxgibi.spaces.live.com/

 

 

 

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

Etiket Bulutu